şükela:  tümü | bugün
  • yıllardır sözlüğe girip birşey yazmış değilim ama şu filmin üstüne yazılanlara da girip cevap vermeyecek kadar kayıtsız kalamadım.

    öncelikle bu film naim süleymanoğlu'nun sporcu kişiliğini, olimpiyat başarılarını vs anlatmıyor. film tamamen çocuk yaşta kendisinin ve ailesinin kimliğinin yok edilmesine karşı isyanını ve bunu tüm dünya'ya duyurma isteğini anlatıyor. naim bunu yaparken en iyi yaptığı şey olan halteri kaldırıyor sadece. spor hayatı, olimpik başarıları, spor sonrası hayatı, siyasi denemeleri vs başka bir filmin konusu olabilir. bu film naim'in halterle yapmak istediği en büyük şeyi yapıp bulgaristan'da baskı altındaki türklere ,türkiye sınırını açtığında bitiyor, ordan sonrası başka bir naim zaten. filmi eleştirirken buna göre eleştirin.

    ikinci olarak da sürekli milliyetçilik pompalanmış, akp reklamı olmuş vs eleştirilere gelsin. milliyetçilik kavramı günümüzde akp ve yandaşlarının elinde bir silaha dönüşmüş kavram haline geldi. insanı kendi milli takımından soğutan bir ortama dönüştü, tamamen içi boşaltıldı ve iğrenç bir hamaset aldı yerini. fakat bu filmi izlerken bunları düşünenler filmde yaşanan hikayeyle ilgili en ufak bir bilgi sahibi değildir eminim. bulgaristan'da doğmuş, 2 yaşında naim'in açtığı yolla türkiye'ye göç etmiş bir ailenin çocuğuyum. filmde anlatılan olayların hiç birisi abartı değil, hatta eksikler bile var fazlasıyla ama filmin önüne geçmemesi için muhtemelen bu kadar yeterli bulunmuş.

    o dönem bulgaristan'dan kaçıp türkiye'ye göç eden herkes evini, işini gücünü bırakıp geldi. taşınabilecek neyi varsa aldı geldi. arabasını, motorunu yok pahasına satıp geldi. türkiye'ye geldiğinde aynı dairede iki aile birlikte kaldı geçinebilmek ve bu zorlukları atlatmak için. doğduğum köy naim'in köyüne 20 dk mesafece, filmde adı geçen türkan bebek'in ailesiyle aynı mahallede oturuyorum, git annesine de akp reklamı gibi olmuş milliyetçilik kasmışlar diye bakalım ne oluyor? o zamanki insanlar için türkiye bir kurtuluşmuş ve sınırı geçince yeri öpmesi kadar doğal birşey yok. naim süleymanoğlu kazandığı başarılarla, yaptığı açıklamalarla bulgaristan üzerinde bir baskı oluşturmasa belki bugün ufak çaplı bir soykırım konuşuluyor olurdu, küçümsenecek bir şey değil.

    filmin eleştirilecek yerleri vardır yoktur ama bilip bilmeden o dönemin şartları hakkında fikir sahibi olmadan 'bu' dönemin şartlarına göre filme etiket yapıştırmak saçmalıktır başka birşey değil. 89 yılında bulgaristan'da herşeyini bırakıp yeni bir hayata sıfırdan başlamak zorunda olanların yaşadığı milliyetçilikle günümüzdeki aynı değil.

    bu film naim süleymanoğlu'nun bir halkın kaderini nasıl değiştirdiğini anlatıyor. bunu anlamayanların filmi beğenmesi zaten zor.

    filmle ilgili canımı sıkan şeyler ise en başta konuşmalar ve şivenin tam olarak yansıtılaması. anne ve biraz da baba haricinde konuşmalar kulağımı tırmaladı. yıllarca ailemde ve çevremde bu dilde konuşuldu ve bazı yerlerde gerçekten canım sıkıldı. naim'in ilk türk hocasının konuşması tamamen falso mesela, orda öyle bir türkçe yok. naim'in sürekli 'abe' demesi de tuhaftı çünkü orda insanlar kendinden büyüklerine 'aga' der. filmde naim'in mahallesindeki yerel teyzelerin dili olması gerekendi, keşke o konuya daha çok çalışılsaymış.
  • her türk gencinin izlemesini tavsiye ettiğim film.

    beni asıl üzen nokta, balkanlarda yaşadığımız bu eziyetleri göçleri bilmemiz için bu filmlerin vesile olması. yalan yok bende onlardanım. hep duyardık balkanlarda çok acı çektik diye. ama sadece duyardık işte, öyle geçer giderdi. üstüne kafa yormazdık.

    yengemin dedesi tito zamanından türkiye'ye göçen son yugoslavya göçmenlerindendi. vefat etmeden önce ona o günlerde neler yaşadınız bir anlatsana diye sorduğum anda o kırış kırış yüzlü yaşlı adamın masmavi gözlerinin dolduğuna şahit olmuştum. sorduğuma pişman oldum.

    yani sadece bulgaristan değil, yunanistan, makedonya, yugoslavya nerdeyse tüm balkanlardan göçen soydaşlarımızın hayatlarını karıştırdığımızda nice acılar, dramlar görüyoruz. hepsi yaşanmış ama unutulmuş, bir şekilde sindirilmiş.

    naim süleymanoğlu'nu anlatmaya gerek yok zaten her yönüyle büyük bir insan. film için diyeceğim şu ki sırf bu olayları dile getirip, halka tekrar hatırlattıkları için bile izlemeye değer. umarım vesile olur da diğer mübadele zamanlarında yaşananlar da bir başka filmde kendine yer bulur.

    kısa not: klişeler arasında yıllardır "atatürk olmasaydı adın şöyle şöyle olurdu" diye söylenen bir cümle vardır . aslında bunun bir klişe olmadığını, gerçeğe çok yakın bir olay olduğunu da film bize tekrar hatırlatıyor.
  • olimpiyatlarda başarı elde etmiş bir haltercinin hayatının anlatıldığı filmmiş. her olimpiyat şampiyonuna film yapılacaksa binlerce film çıkarmış. adam asrın sporcusu seçildi. sadece halterde değil tüm spor dalları içerisinde de gelmiş geçmiş en büyük sporcular listesinde ilk 10 içerisinde yer alıyor. allah akıl fikir eylesin. adamın kaldırdığı halter bile bunu yazandan akıllıdır ya...
  • filmin asıl amacı bulgaristan türklerinin çektiği acılar ve naim süleymanoğlu'nun bunu dünyaya duyurma çabası olsa da sportif yönü çok daha iyi işlenebilirdi.

    naim süleymanoğlu'nun spor dünyasındaki yeri usain bolt, michael phelps ve alexandr karelin'le aynıdır. dünyada yaptığı spor dalını hiçbir şüpheye yer bırakmadan domine eden sadece birkaç sporcu vardır. naim süleymanoğlu da onlardan biridir. muhammed ali'yi, ronaldo'yu, messi'yi bile sportif başarı olarak bu klasmana koyamazsınız. bu isimler arasında bir sıralama yapılacak olsa kimi messi'yi ronaldo'nun önüne koyar, kimi ronaldo'yu messi'nin önüne koyar. kimi için en iyi ağır siklet mike tyson'dır, kimi için george foreman'dır. ama halter sporunda gelmiş geçmiş en başarılı isim tartışmasız olarak naim süleymanoğlu'dur. hala onun ulaştığı vücut ağırlığı/halter ağırlığı oranına ulaşabilen bir sporcu da olmamıştır.

    fakat gel gelelim film naim'in sportif başarısını hakkıyla anlatamıyor. onu tanımayan biri bu filmle naim süleymanoğlu'nun spor dünyasındaki yerini anlayamaz. normalde hayatı anlatılan sporcunun filmdeki yarışma sahneleri gerçek hayatındaki yarışma performanslarına göre daha epiktir. fakat naim süleymanoğlu'nun gerçek hayattaki yarışmaları, filmdeki sahnelerden kat kat daha epik. böyle bir sporcunun müsabakalarını bu kadar yalın anlatmak ve valerios leonidis gibi naim süleymanoğlu olmasa branşında tarihin en iyisi olacak bir sporcuya hiç yer vermemek film açısından çok büyük bir kayıp. messi'nin filminde ronaldo'dan bahsetmemek gibi bir şey bu.

    bu yüzden filmi çok başarılı bulmadım. 10 üzerinden 5-6'yı geçmeyecek bir film. naim süleymanoğlu'nu anlatan bir film onun ne kadar büyük bir sporcu olduğunu aktaramıyorsa o film başarılı değildir. tekrar ediyorum, dünya tarihinde sportif başarı olarak naim süleymanoğlu'nun yanına koyulacak sporcu sayısı bir elin parmaklarını geçmez. buna inanmayan ve naim süleymanoğlu'nu abartılı bulanlar youtube'da olympic sayfasının naim süleymanoğlu paylaşımlarına bakabilirler. yıllar sonra bile olimpiyatların resmi sosyal medya hesaplarından hakkı verilen bir sporcudur naim.
  • dün gece eşimle izledim, çoğu zaman kalbinin taştan olduğunu düşündüğüm eşimin boncuk boncuk göz yaşlarına şahit olduğum film. pasaportlarının değiştiği zaman çok ağlamış “ türkçe konuşmamız yasaktı, unutup konuşuyordum ve hep azar işitiyordum. babam evde bile bulgarca konuşturuyordu karıştırmayalım diye. birçok akrabamız gitmişti ama babam öğretmen olduğu için hiç gidemeyeceğimizi düşünüyordum. bir gün annem babama sen kal biz gidiyoruz dedi ve kıbrıs vizesiyle tatile gidiyoruz diye kaçtık. 7-8 ay sonra da babam geldi, o günleri hatırlamamak için düşünmeyi bile bıraktım.” dedi film çıkışı. daha fazla ayrıntı var orada yaşanan ama filmde değinilmeyen.

    buraya gelip bulgaristan türklerini suriyelilerle bir tutan embesillerin gidip filmi izlemesini istiyorum. naim süleymanoğlu oradaki insanlara yapılan zulmün sesi olduğu için ve onları asla unutmadığı için bu kadar çok seviliyor. güzellikler içinde uyu güzel adam.
  • naim'le aynı kasabada hatta mahallede yaşamış biri olarak filme gittim. bu yaz da mestanlı'da film setinde çekimlerin yapıldığı platoyu görme fırsatı bulmuştum.

    --- spoiler ---

    filmde anlatılanların bire bir gerçeğe bu kadar yakın olmasını çok başarılı buldum. naim süleymanoğlu'nun hayatı kadar zorunlu göç süreci de yansıtılıyor bir yandan. sahici bir filmdi. ve de türklere yapılan zulmün eksiği vardı fazlası yoktu. yaratılan korku imparatorluğunu, dış dünyaya hiçbir haber gitmemesini çok başarılı bir şekilde aktarmışlar filmde. gerçekten kırcaali bölgesine uzun süre özel izinle(vizeyle) geçiş yapılabildi. yaşatılan acılar oldukça yaygın ve büyüktü. her ailede bir iki fert etkilendi bu süreçten ne yazıkki. benim ailemde de kayıplar oldu.

    sanırım düşmanlığı körüklemek yerine sadece sürece vurgu yapmak ve naim süleymanoğlu'nun hikayesinden uzaklaşmamak adına filmde katledilen türklerin gösterildiği sahneler gerçeğine göre hafif işlenmiş.

    bizzat kendi gözlerimle mestanlı sokaklarında kovalanarak öldürülen, sürüklenerek belediyenin aşağısındaki meydanda dizilen ve dipçikle "öldü mü acaba" diye başına vurulan, tanklarla boş arazide arkalarından ateş edilerek tank mermisiyle öldürülen insanları görmüş biriyim.

    şu anda geriye dönüp baktığımda bulgaristan ve türkiye toplamında yıllar içinde farklı dönemlerde aldığım 4 farklı ismim söyismim olduğunu görüyorum.

    bir insan ne yapmış olabilir ki bunu hakedecek? daha 5-6 yaşında çocuktum. yaşanılanları dünyaya yansıtan naim süleymanoğlu kadar tüm süreçte büyük emeği geçen turgut özal'ı ve o zamanki dışişleri bakanı mesut yılmaz'ı da bu çabalarından dolayı anmak gerek.

    filmde naim süleymanoğlu'nun uçaktan inince vatan toprağını öpmesi sahnesini oradan zorunlu olarak göç eden pek çok göçmen gibi ben de gözyaşları eşliğinde izledim. gidecek bir vatanı olan ve zulme uğrayan kişiler olarak şanslıydık ki bize kucak açan bir ülkemiz vardı.

    --- spoiler ---

    özenle çalışılmış, casting'i ve mekan seçimi son derece başarılı yarı biyografik yarı tarihi bir film, kesinlikle tavsiye ederim.
  • güzel film. özellikle naim'in türkiye'de gelmesinden sonraki bölümlerde hüngür hüngür ağladım.

    --- spoiler ---

    naim süleymanoğlu'nun zulüm gören soydaşlarımızın sesini duyurabilmek için yaptıkları, hasta hasta antrenman yapmaları, abd vatandaşlığına geçip krallar gibi bir hayat sürme şansını elinin tersiyle itmesi, nihayet bm'de konuşma yapıp hayalini kurduğu şeye erişmesi... belki daha sinematografik olabilir ya da daha çarpıcı bir kurguya verilebilirdi tüm bunlar. ama şu haliyle bile içimde uzun zamandır unuttuğum anıları gün yüzüne çıkardı.
    --- spoiler ---

    ne çok şeyi unutuyoruz... 5-6 yaşlarındaydım; bulgar zulmünü anlatan bir tv dizisi vardı. öğretmen bir aileye türkiye'de göç edebilecekleri, ama çocuklarından yalnızca birini yanlarına alabilecekleri söyleniyordu. babası daha küçücük olan oğluna kıyamıyor, 12-13 yaşlarındaki kızını bırakmak zorunda kalıyordu. baba rolündeki aktörün ağlayarak duvarı yumruklama, "aysel... aysel kalacak..." demesi çocuk hafızama kazınmış... zavallı ayselcik ayçiçeklerine bakıp ben de onlar gibiyim, yüzüm vatanıma, aileme dönüyor diye içleniyordu... bu diziyi ailece izler, bulgaristan'da zulüm gören soydaşlarımıza ağlardık. hikaye gerçek bir aileden esinlenilerek oluşturulmuştu bu arada, gerçek aysel ancak birkaç sene sonra ailesine kavuşmuştu...

    soydaşlarımız az çekmedi sahiden... osmanlı'nın çözülüşünden beri türk insanı gerek balkanlarda, gerek doğuda, güneyde suriye ve ırak' ta öz yurdunda garip oldu, ne acılar yaşandı... şevket süreyya aydemir suyu arayan adam isimli biyografik romanında muhacirlerin garipliğini, zavallılığını pek güzel ve çarpıcı biçimde anlatır. bulgaristan türklerinin yaşadıkları da o kayıp imparatorluktan miras kalan acıların bir parçası işte... 80'lerin sonunda çocuktum, çok bir şey anlamıyordum haliyle, ama annemin babamın o insanlar için fena halde üzülmesi aklımda kalmış... naim süleymanoğlu'nun maçlarını, herkesin ekrana kilitlenmesini falan ne yazık ki hatırlamıyorum. ama şöyle bir şey anımsıyorum, artık gözümde nasıl büyüttüysem anneme "ben naim süleymanoğlu'nu görsem düşüp bayılırım anne" dediğim, annemin de gülüp "o da senin benim gibi bir insan" dediği bir sahne var aklımda :)) demek ki bir zamanlar naim benim için dünyadaki en ünlü, en hayran olunası kişilerden biriymiş. vefat ettiğinde gerçekten içim cız etmişti... film sayesinde kendisini de bir kez daha anmış olduk, o günleri ve başardıklarının ne muazzam şeyler olduğunu hatırladık. allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun...

    p. s. bulgaristan türklerinin yaşadıklarını anlatan çok ama çok güzel bir roman vardır:çiçekler büyür. bu entry'deki bir başka kitap tavsiyesi de bu olsun.
  • filmi çeken akp cenahının samimiyetine inanmıyorum.

    naim süleymanoğlu dünyaya mal olmuş bir isimdir.

    gençlik ve spor bakanı yapılabilirdi, yapılmadı. bakanlıkta bürokrat olabilirdi yapılmadı. zaten hiçbir spor bakanının sporla uzaktan yakından ilgisi yok.

    rahmetlinin siyasete büyük merakı vardı, defalarca mhp ve akp'den aday adayı oldu listeye alınmadı. onun alınmadığı listelere kimler kimler alındı.

    bir zamanlar türkiye'yi dünyaya tanıtan yüzdü. yüzüne kimse bakmadı.

    hastalık ve ölümünden rant çıkarmak samimiyet değil. yaşarken ne yaptınız da öldükten sonra peşinden koşuyorsunuz.

    bugün bir sürü şahane sporcu var ülkese, bir sürü naim adayı var, karınlarını doyuramıyorlar. halter şampiyonlarımızdan biri şuanda oto yıkamada araba yıkayarak geçimini sağlıyor. sizin samimiyetiniz ve ülke sevdanız sadece gösterişte ve reklamda. gerçekte umrunuzda olan bir şey yok.

    alın size gerçek bir naim süleymanoğlu buradabari ona sahip çıkın.
  • ağlamayayım diye yarısında tavana baktığım film.

    89 göçünden bir yıl sonra bulgaristan'a doğdum. 96da naim abiye benzer bir şekilde iki üç araç değiştirip kaçarak türkiyeye geldim. o kadar kötü şeyler yaşadık ki bi zaman sonra bunları konuşamaz olduk. annem filmin fragmanında bile ağlayınca onu götüremedik haliyle. naim abi babamın kırcaalideki spor okulundan arkadaşı olduğu için o daha hevesliydi, götüremedik iyi ki götürmemişiz. o günleri hatırlatmamak için bizimkilere sormadığım birçok şeyi filmden öğrendim. naim abi bildiğimizden daha da büyük bir adammış.
    keşke sağlığında gereken değeri verseymişiz.
  • “senin de yaşını büyütmüşler ha naim kardeş?
    olimpiyatlara katılabilmen için.
    bizim memlekette de on yedi yaşındaki çocuğun yaşını büyüttüler;
    asabilmek için..”