şükela:  tümü | bugün
  • çerkesin kahve, sivas'ta mukimdir. burada pişirilen türk kahvesinin tadı da hatırı da kırk yıl unutulmama garantilidir. şimdilerde ilk sahibinin oğlu tarafından işletilmekte. kulpsuz ve incecik çin fincanlarında köpüğü bolca gelmekte kahveler. anlatmak yetmez görmek gerek... ayrıntılı bilgi için:

    (bkz: altıncı şehir)
    (bkz: çerkesin kahvede bir kış gecesi)
  • sivasta paşa camiinin yanında bulunan belkide turkiyenin en guzel kahvesini yapan mekan. yapılan kahvenin yarısına yakını köpükten oluşuyor.
  • sivas'ın ağır topları gelirdi. biz de gençtik o zamanlar hatta çocuktuk "çerkezin kaave"ye alınmamız tuhaf karşılanırdı, torpilliydik.
    ilginç yerdi çerkezin kahvesi, kahve muhabbeti olmazdı orada. her muhabbetin en babası yapılırdı. tarih hocan tarih anlatır türkçe hocan onu susturup heyecanlı heyecanlı karşı argümanlarla girerdi muhabbete sonra kahveler gelir herkes susardı. kimse kimseye ters bakmazdı çerkezin kahvede, değişik bir havası vardı saygıydı havadaki en ağır his. hakikaten hissedilebilen bir havası vardı çerkezin kahvesinin.
    yaş desen on beşti, akranlarımız atari salonlarına kaçarken biz çerkezin kahveye kaçardık. iyi de etmişiz, edep adap öğrendik. masaya çay gelince hangi sırayla alınacağını öğrendik, çay eksik geldiyse senden sonra alması gerekene "buyur" demenin ne anlama geldiğini öğrendik, kahvenin iyisini çayın alasını öğrendik. hatta çaktırmadan tütünün kalitelisini, bitlis tütünü sarmanın sırrını öğrendik...
    rahmetli çerkez hüseyin'in oğlu sami işletirdi biz oralardayken. şimdi ne oldu bilmiyorum hayatımın dört yılını geçirdiğim sivas'ın dört asıra sığmayacak mekanına.
  • bes yil aradan sonra gittigimde yeni halini gorunce niye bu kadar buyudunuz be abi dedigim yer. piton derisi duvarda yok,duvarda yerinde yok zaten. yeni yapilmis eski gorunumlu tahta oturaklar cok kotu, cay dahada kotu. ya da hic birsey degismemisti, sadece degisen oraya yalniz gitmemdi, dersaneden ayartip kacirdigim arkadaslarin olmamasiydi, bendim degisen, buyuyen. ama her sivasa gidilisinde ugranmasi gereken mekan.
  • starbucks, gloria, yok kahve dunyasi, yok nesgayfe, yok zart cafe, yok zurt cafe. hepsi yalan. sivas'a gidin, cerkezin kahvesinde turk kahvesi icin. hayat dursun. falina baktirin, fal caksin, gönüller cossun.
  • evvelden, şanının ilk yayıldığı yerden bir apartman altına taşınmış. bir gece vakti gittiğimden ve çıkınca da nargileden sersemlediğimden olacak dışını çok inceleyememişim. ama içersini epeyce gözleme imkanım oldu. içerde sizi rustik olma gayretinin epeyce abartıldığı bir tefriş çabası karşılar.

    ele geçmiş, eski, otantik, kadim hissi veren bir sürü obje tıklım tıkış doldurulmuş. çeşitlerine göre de tasnif edilmiş bunlar. misal yanyana üç tane antika telefon, yanya birkaç tane eski radyo, yanyana birkaç tane yayık kovanı ilâ âhir..

    çayımız, kahvemiz ikram edildi. meğer kahve kupsuz fincanda geldi. ve meğer, er kişi kahvesini kulpsuz fincanda içermiş. sonra sonra gelenekleşmiş belli ki..

    bir turist gibi ve ayrık otu görülebilecek kadar farklı idim oraya girdiğimde. o yüzden ne efsanesi, ne ünü beni sardı.. ama içersinde yaptığım yâren muhabbetinin tadı için bile latif bir şekilde hatırlayacağım çerkesin kahve'yi..
  • sivas'ta bir bahar gecesi saat 11'den sonra açık havada bol köpüklü türk kahvesi ve elmalı nargile içerek keyif yapabileceğiniz tek yer. adı kahvehane olmasına rağmen kız arkadaşlarınızla hatta kız kıza bile gönül rahatlığı ile gidebilirsiniz. yalnız yanınıza incesinden bir hırka almanızı şiddetle tavsiye ederim çünkü bir saatin sonunda muhakkak üşüyeceksiniz. üzerinizde hırkanız veya şalınızla tahtadan (ahşap değil) yapılma sandalyelerde saatlerce, ''ya yarın hasta olursam'' endişesi taşımadan oturup sohbetin keyfini çıkarabilirsiniz.

    (bkz: çerkes kahvesi)
  • en son 14 ağustos 2008'de üniversite çıkış belgemi almak için sivas'a gittiğimde akşam otogardan önce uğradığım kahve.

    üniversitenin hocaları da gelir üniversite okuyan öğrenciler de.
    burada benim olduğum dönemde sık sık necati demir ile fatih dervişoğlu görülürdü.
    perşembe akşamları oturulacak yer zor bulunurdu. kurtlar vadisi gecesiydi çünkü.
    hani bir gün olur da diploma için gidersem sivas'a uğrayacağım mekanlardan biridir.
  • kulpsuz ve büyük fincan, zarf da yok hayır, sade kahve ("delikanlı orta yiğit sade içer" dedi, yiğitlikten değil de müptelâlıktan sade içtik yine) ve âşık veysel. "her şey yerli yerinde".

    içerisinin loş ışığı, oradan buradan devşirilen eski eşyaları bir gölge oyunu kahramanlarına dönüştürse de, işleyen ocağı, mütemadiyen girip çıkanı, diğer sedirlerden gelen mırıl mırıl muhabbet sesleri, seyircisine (dinleyicisine mi demeli?) eskimeyen bir devrin, deveran eden temaşasını sunar gibi. halbuki kahvenin bile yemen'den gelmediği zamanlarda içilen, bir parmak kalınlığında köpükten sonra ulaşılan o kıvamlı kahvede dursa biraz zaman. dursa ve biraz soluklansa...burası deli tepek, sabırsız zamanın dahi durmak için can attığı ender mekânlardan...
  • nefis kahve yapan mekan.. kahvesi incecik.. fincan 3 normal kahve fincanı büyüklüğünde.. denendi, beğenildi..