şükela:  tümü | bugün
  • bence bu adam sihirbaz. keramet alınması gereken bir zat.
    yanlış bir duyguya sahipseniz karşınızdakinin davranışını yanlış yorumlayabilirsiniz dedi mesela.
    korkuyorsanız, karşınızdakinin hareketlerini saldırı olarak algılayabilirsiniz.
    bence bu köpekler dışında da çok işe yarar bir yaklaşım.
  • “cesar millan's methods are based on flooding and punishment. the results, though immediate, will be only transitory. his methods are misguided, outmoded, in some cases dangerous, and often inhumane. you would not want to be a dog under his sphere of influence. the sad thing is that the public does not recognize the error of his ways. my college thinks it is a travesty. we’ve written to national geographic channel and told them they have put dog training back 20 years.”

    dr. nicholas dodman - professor and head, section of animal behavior
    director of behavior clinic, tufts university - cummings school of veterinary medicine

    türkçesi:
    "cesar milan metodları, baskı ve ceza üzerine kuruludur. hızlı sonuçlar veriyormuş gibi görünse de bunlar ancak geçici olacaklardır. metodları, yanlış yönlendiren, demode hatta bazı durumlarda tehlikeli hatta insanlık dışıdır. bir köpek olsanız onun etki alanı içinde kalmak asla istemezsiniz. kötü olanı ise halkın, onun yöntemlerinin yanlışlığını idrak edemiyor oluşudur. benim üniversitem bunun bir parodiden ibaret olduğunu düşünüyor. national geographic kanalına yazarak onlara köpek eğitimi yöntemlerini 20 yıl öncesine gerilettiklerini anlatmaya çalıştık.

    dr. nicholas dodman - hayvan davranışları bölüm başkanı, profesör
    tufts universitesi, cummings veteriner hekimlik okulu davranış kliniği yöneticisi"

    ------------------------

    "all animals follow dominant leaders; they don't follow lovable leaders.'' cesar milan
    türkçesi: bütün hayvanlar sevebilecekleri değil dominant lideri takip ederler.

    hayır efendim:

    1) cesar milan bu iddiasını, köpek davranışının kurt atalarından miras olduğu savı üzerine kuruyor ve sürüyü domine ederek yöneten "alfa kurt" nosyonuna gönderme yapıyor. verdiğim linkte dünyanın sayılı kurt davranışı uzmanlarından l. david mech'in 1999'da kanada zooloji dergisinde yayınlanan ''tipik kurt sürüsü'' başlıklı bir makalesine atfen bunun hiç de doğru olmadığı yer alıyor

    buna göre
    "sürünün diğer bireylerini baskı altına alan ''alfa sürü lideri'' nosyonu, birbiri ile akrabalık ilişkisi bulunmayan tutsaklık altındaki kurtlar üzerindeki gözlemlere dayanmaktadır. dolayısı ile doğal ortamındaki kurt davranışı ile bir ilgisi yoktur. vahşi yaşamda, alfa kurtlar sadace ebeveynlerdir ve sürü genelde bunların yavruları ve onların altsoylarından müteşekkildir."

    dr. mech, şöyle yazmış:
    ''kurt sürüsü, bir çalışma grubu prensibi altındaki etkinlikleri yönlendiren yetişkin ebeveynlerin bulunduğu bir ailedir. doğal bir kurt sürüsünde, başka kurtlarla yapılan baskınlık mücadeleleri enderdir, eğer gerçekten varsa"

    2) kaldı ki köpek, kurt atalarının aksine insan toplumunda yaşamak üzere 15000 yıldan fazla zaman önce kurttan ayrılmış ve insan tarafından seçici olarak üretilmekle ırklara bölünmüş bir hayvandır. bilimsel çalışmalar onun artık neredeyse doğumdan itibaren insana bağımlı olduğunu ve doğru talimat ve yönlendirmelerle insanı memnun etmeye hazır olduğunu göstermektedir.

    benzer bir çok yergi ve eleştiri için bkz:
    http://www.urbandawgs.com/divided_profession.html
    http://select.nytimes.com/…5a0c728fdda10894de404482
    http://beyondcesarmillan.weebly.com/index.html

    ayrıca:
    hayvan ara: köpe*
    yazarı: andrew
  • insan insandır, köpek köpektir dediği için sevilmiyor olabilir.

    köpeklere aşığım, çok seviyorum. daha önce de iki köpeğim vardı benim. ve belki de o zamanlar cesar millan'ın programını izlemiş olsam onlarla daha iyi ilişkilerim olabilirdi.

    bir hayvansever gruptaydım bir süre ben. ve o gruptaki insanlarda şunu gördüm: hayvanları bizim sevdiğimiz şekilde seveceksin. aksi takdirde sen hayvan düşmanısın, katilsin.

    sevmenin çok çeşit yolları vardır kabul. ama ben bir köpeği bir insan yerine koyamam. koymamam da gerekir. bir köpeğin geniş bir eve, bir bahçeye, her gün dolaştırılmaya ihtiyacı vardır. küçük cins köpekler dışındaki köpekler apartman dairelerine müsait değildir. bir çoban köpeğini 60 m2 dairemin içine sığdırmaya çalışmak hayvancağıza iyilik değil işkencedir.

    kocaman köpekleri küçücük evlere sıkıştırıp gezmelerine dolaşmalarına fırsat vermeyip psikolojisini bozduktan sonra, cesar köpeğe şiddet uyguluyor demek bana biraz abuk geliyor. işe gidip bütün gün hayvanı evde kapalı bırakmak şiddet değil mi yani? üstelik köpekler son derece sosyal hayvanlarken?

    misal eti cin'le bu konuda tartıştık biz. ninja için "hayvancık" "hayvanım" filan dediğimde kızıyordu bana. ama o sonuçta bir kedi. kediliğe uygun davranması lazım. ha arada inciyle kavga ettiklerinde "insan kardeşine pati atar mı" dediğim vakidir, ama genel olarak onun kedi olduğunu, kedi gibi beslenmesi, kedi gibi davranması gerektiğini biliyorum. insan yemeği vermiyorum, insan doktoruna götürmüyorum, yeri geliyor miyavlıyorum anlaşmak için, insan dilinden vazgeçiyorum.

    cesar'ın onaylamadığım çok yönü var. ama insanlara köpeklerin köpek olduğunu ve ihtiyaçlarının da ona göre olduğunu anlatmasına bayılıyorum. köpeğimiz şunu yapıyor bunu yapıyor yardım et diyenlere, sizin yüzünüzden böyle olmuş diyor. normalde bir köpek eğitmeni, sorunu köpeğe atıp kurtulur. parasını köpek sahibi verir çünkü.

    köpek insan değildir köpek köpektir. köpeği köpek insanı insan olarak sevmek gerekir. doğru köpekler bazen insana diğer insanlardan daha insanca yaklaşıyor. ancak bu onların insanlaştığı anlamına gelmez.

    köpeğe depik attı köpeğe kötü davrandı cesar iyi bi eğitmen değil hede hödö bilmemne... sorun şurda: bu adam genel olarak artık uyutulma sınırına gelmiş, saldırgan köpeklerle çalışıyor. daha önce ısırma vukuatı olan köpeklerle. tamam arada salak salak "missy havlıyo, havlamasın" diyenlerle de çalışıyor. ama genel olarak insanlar çığrından çıkmış, diğer eğitmenlerin baş edemediği köpekleri ona paslıyor. ve her köpeğe aynı şekilde yaklaşmıyor. ihtiyaca uygun çözümler sunmaya çalışıyor. beceremeyince, köpeği o aileden alıp yerine daha insancıl bir köpek verip, diğer köpeği bekçi, polis köpeği olarak vs eğitiyor, doğasına uygun olarak. her köpek aile köpeği olamaz, her köpek her insanla anlaşacak diye bir kural yok diyor.

    cesar'ı durmaksızın eleştiren hayvanseverler, gözümde sokakta yaşayan evsiz bir adamın köpeğini, belki de hayattaki tek dostunu "sen bakamıyosun bunu alıcam senden" diye azarlayan cihangir hayvanseveri gibi geliyor bana. hayvan sevmeyen insan sevmez. hayvan bakana kadar iki aç doyur geyiklerinden öteye gidemiyorlarmış gibi geliyor.
  • bir mastifim var ve şu an beş yaşında. dört aylıkken bana geldi. ve başından beri korkuları olan ürkek bir tabiatı vardı. cesar'a bakarsanız böyle bir hayvanınız varsa aslında sizin ürkekliklerinizi kopya etmektedir. siz "calm and assertive" (sakin ve kararlı) bir sürü lideri gibi davranırsanız onun da kendine güveni yerine gelecekti. parlak zeminlerden korkan, merdiven çıkmaktan ürken hayvanları boyunlarında asılarak korktukları ortamlara zorla sokmaya çalıştığı bölümler izledikten sonra. ben de aynını uyguladım. sonuçtan gurur duymuyorum! cesar'a inanmama sebep olan cehaletimin bedelini köpeğimle birlikte hala ödüyoruz, 50 kiloluk bir mastif pek çok ortamda bir fare gibi saklanacak gölge arıyor!

    geç de olsa uyanıp, batılıların iyimser bir tabirle "shy dog" (utangaç köpek) olarak andıkları vakalar üzerine cahilliğimi giderecek kitaplar almaya başladım. ortaya çıkan tablo cesar millan'ın metodunun meseleye ne kadar yüzeysel yaklaştığını ve bu yaklaşımla hayvanınızı çok daha pekişmiş korkulara zorlayacağınızı ortaya koyuyordu.

    bu yüzden önce ona inanmış olmakla kendimi, sonra da cesar millan'ı eleştirmem tamamen tecrübelerimin sonucudur. ve buraya yazdığım eleştiriler de yüzeyden ahkam kesenlerin düşündüğünün aksine benim yaşadıklarımı ve hayvanıma yaşattıklarımı başkaları yaşamasın diyedir.

    yeri mi değil mi bilmem ama tecrübelerimden yaptığım çıkarımları da paylaşmak isterim:

    1) sorun olarak telakki edilen pek çok köpek davranışı aslında insanların yanlış tercihlerinin bir sonucudur. sonradan ortaya çıkacak sorunları çözmeye çalışmak yerine köpek edinirken doğru ırkı tercih etmiş olmak pek çok sorunun ortaya çıkmasına kökünden mani olur. o yüzden özellikle ilk kez köpek alacakların ırk seçimine herşeyden çok özen göstermesi gerekir. (cesar size bunu söyleyemez çünkü başı köpek ırkları federasyonu ile derde girer)

    örneğin beagle, huskie, sharpei, chaw chaw, cocker spaniel gibi ırklardan köpeklerin sizoid hayvanlar olmaları büyük olasılıktır. itaate yatkın olmayışları daha sonra türlü sorunları beraber getirebilir. ne yazık ki pek çok kişi ilk köpek olarak bu hayvancıkları seçiyor.

    alman çobanı, rottweiler, bull terrier, jack russell teriier, cane corso gibi bazı ırklar ise doğru sosyalleştirme ile tecrübeli bir sahiple şahane karakterler edinirlerse de tecrübesiz birinin elinde bir çok ciddi sorun oluşturacak davranış bozuklukları edinebilirler. o yüzden ilk köpek olarak alınmaları ciddi bir risktir. bunun nedenini açıklarken şöyle bir benzetme yerinde olabilir: ırkların temel psikolojisini, şekil verilecek birer metale benzetirsek, bir golden retriever çelik bir plakadan yapılmış gibidir. işlemesi zordur ancak kolay kolay da bozamazsınız. oysa yukarıda saydığımız ırklar bakırdan yapılmış gibidir. yani doğru ve tecrübeli elde çok daha iyi şekle girerlerse de tecrübesiz bir darbe ile deforme olmaları söz konusu olur ve buradan dönüş çok ama çok zordur.

    doğru ırkın seçimi için henüz köpek almadan pek çok kaynaktan enerji seviyesi, çocuklarla geçinme, agresyon olasılığı, havlama ve uluma, basatlık, başına buyrukluk, ve benzeri karakter özelliklerinin sıkıca araştırılması zorunludur. güvendiğim bir siteden başlayabilrisiniz: http://www.dogbreedinfo.com/

    köpeğin cinsiyeti de davranışı üzerinde çok önemli bir etken. çoğu tecrübesiz kişi ilk köpek olarak bir erkek seçiyor. temel sebep erkeğin cüssesi ve gösterişi. davranışı değil. davranış öncelikli düşünüp erkek tercih edenlerse çoğu kez bilgi sahibi değiller. oysa köpek tecrübesi olan 10 kişiden 8'i size dişi diyecektir. herşeyden önce dişi köpeğin saldırganlığı erkeğinkine göre kat be kat azdır. (hatırladığım kadarı amerikalıların doksanlardan ikibinlere varan süreçte tuttukları istatistiklerde yaralamalı köpek saldırılarını 10 tanesinin 8'inde saldırgan, erkek bir köpekmiş)

    insana karşı saldırgan olmasa bile erkek köpeğinizin başka bir erkekle dalaşması hatta saldırıya uğraması olasılığı vardır. dişi köpekler ise bu konuda neredeyse tamamen güvendedir. nedeni ise en saldırgan erkek köpeklerin bile dişilere çok nadir saldırmaları ve dişi köpeklerin de birbirlerine saldırmalarını olaşılığının bir o kadar düşük olması. dişi köpek tercihinin bir başka sebebi ise erkek köpeğin başına buyruk, egoist davranışının aksine dişinin sahibine daha sadık ve itaate yatkın olması...

    2) doğru hayvan seçimini burada not ettikten sonra, cesar millan'ın nedense hiç değinmediği ikinci konuya el atalım. "erken sosyalleştirme". ben belki diziyi bir kaç sene geçmişte bıraktığım için rastlamadım ama izlediğim 40-50 kadarında cesar'ın henüz 3.5 aylık bir yavruyu sahiplenmiş birinin evine gidip ona ne yapması gerektiğini öğrettiği bir episoda rastlamadım. oysa sansasyon değil de gerçekten faydalı olmak peşinde biri olsa bunu ilk bölümlerden birinde ele alırdı diye düşünüyorum. böylece bir çok hayvanın ileride pekişmiş kötü huylarla karşısına gelmesini en başından engellemek şansı olurdu.

    3.5 ay dedik ki bu zamanı seçmem tesadüf değil. okuduklarım ve edindiğim tecrübeler her köpek yavrusunun 3.5 - 6.5 aylık yaşam sürecinin onun ileriki yaşamı için belirleyici nitelikte olduğunu gösteriyor. iddiam odur ki sonradan saldırganlık, korkaklık, korkuya bağlı saldırganlık, terkedilme trawması, eşyalara zarar verme ve benzeri birçok davranış bozukluğu bu süreç içerisine yaşayacağı bir trawmanın sonucu olarak ortaya çıkıyor. o halde ne yapmalıyız:

    a) kaliteli zaman: pek çok köpek sahibi yeterince zaman ayıramayacağı ya da ayırmak gerektiğini düşünmediği halde köpek alıyor. sonra ortaya çıkan sıkıntıları da köpeğin tabiatına bağlıyor. doğrudur. siz tabiatına bırakırsanız hayvanınız da doğada olması gerektiği gibi davranır. oysa siz bir evcil hayvan istiyorsunuz. o zaman ona öğretmeniz gerekir. bunun içinse fazladan çok şey yapmaya aslında hiç gerek yok. onun kaliteli zaman ihtiyacını giderin yeter. anahtar sadece üç kelime "oyun oyun oyun"
    ilginç gelebilir ama şu videoları izlemek bahsetmek istediğimin ne olduğuna oldukça ışık tutacaktır:
    http://www.vidivodo.com/…iteli-zaman-gecirme/678134
    http://video.internetara.com/?id=2142
    http://www.uzmantv.com/…istirmek-icin-neler-yapmali

    burada benim mottom şu: "yavruya dışarıdan özgüvenini zedeleyecek hiç bir müdahale olmaksızın kendi keşiflerini yapmasını sağlayacak oyun ortamını yaratmak"

    görüldüğü gibi sosyalleştirmek için sadece sizin davranışlarınızın olumluluğu da yetmez. sağlayacağınız ortam da çok önemli. basit bir örnek verelim: yavru köpekler çok sevimli göründüklerinden pek çok insan onlara temas etme ihityacı hisseder. ama ne yazık ki bu insanların pek çoğunda (özellikle de çocukların) hayvana onların istek ve duygularını gözeterek yaklaşmalarını sağlayacak öngörü ve tecrübe bulunmuyor. bu sebeple yavru köpeğin bir tehdit, saldırı ya da tutsak alma olarak algılayabileceği davranışlarda bulunuyorlar. o sebeple ben sosyalleşme sürecini içeren işl 6.5 ayda köpeğime dokunulmasını istemiyorum. temas kurması elbette gerekecektir. ama bunu köpeğim kendi istediği zaman ve biçimde gerçekleştirmeli. sokulup gerçekten kendini sevdirmek isteyene kadar sevmek isteyenlerden ellerini arkalarında tumalarını rica ediyorum.

    bu kesinlikle bir tecrit olarak algılanmasın. sosyalleşme sürecinde köpeğim ileride karşılaşabileceği bütün unsurlarla tanışmalı. (başka insanlar , özellikle çocuklar, her yaş ve ırktan köpekler, kediler ve başka hayvanlar, giderek gürültülü ortamlar, gürültülü araçlar, patlama sesleri vs.) ama bu kademe kademe ona kendi keşifleri olarak yansımalı. sonunda korku yerine heyecan verecek onu her ortamı keşfetmeye istekli özgüveni olan ve dolayısı ile sevgi duyan bir canlıya dönüştürecek.

    söylemek istediklerim bunlar. bunlara dikkat ederek yetişmiş bir köpek ilk örneğini verdiğim köpeğim gibi gölgelere saklanan bir hayvan potansiyeli gösterirken tamamen özgüveni oturmuş, capcanlı sevgi dolu bir canlıya da dönüşebilir (yaptım biliyorum. üstelik tamamen ilk köpeğim olan babasının kişilik altyapısındaki bir yavruya). mesele sizin konuya bilinçle, klişeleri aşarak yaklaşmanızda. cesar millan benim bunu yapmama engel oldu. sizi etkilemesin.

    aynı görüşlerde yazıları her yerde bulmak mümkün işte onlardan biri: http://www.stevedalepetworld.com/…&id=203&itemid=71
  • bu adamı takip edenlerin sürü lideri psikolojisi ileri boyutlara ulaşabiliyormuş.
    günler önce bir arkadaşımın evine giderken daha önce birkaç kişiyi ısırmış bir alman kurdunu rehabilite ettiği birkaç senedir onunla yaşadığını ve bir istisna dışında olay yaşamadığından bahsetti.
    bahçenin kapısı açılır açılmaz köpek direk burnunu bacak arama sokup koklamaya girişti bende gayet 'çşşşştt' diyip köpeği malum bölgeden uzaklaştırdım. (daha önce bir süre doberman beslediğim için korkmam köpekten)

    sonra küçük bir sorgulama geldi ben de ilgileniyor muyum diye, hayır bazen uyurken falan bu adamın programını izlediğimi söyledim. sonra allah ne sürü liderliğim ne alanımı korumam konumumu belli etmem bunların içgüdüsel olması vs kaldı.

    tamam, profesyonel yarı profesyonel her neyse bu konuyla ilgilenenlere saygılıyım, okuyup emek harcıyorlar ama alt tarafı burnu bacaklarımın arasında olan bir köpeği uzaklaştırdım nedir herkesin doğal yapabileceği bir şey. bunun üzerine o kadar konuşulur mu.

    neyse uzun oldu, diyeceğim; bu adamı takip ediyorsanız ve faydasını görürseniz ne mutlu ama madem biliyorum hepsini insanlığa anlatayım sonuçta koskoca sürü lideriyim kafasına girmeyin.

    birincisi herkes bu arkadaşın yaklaşımlarını doğru bulmayabilir daha da önemlisi ilgilenmiyor olabilir.
  • kendisinin bu işten ne kadar anladığı konusunda en güzel yorum bir köpekten gelmiş:
    http://channel.nationalgeographic.com/…-worst-bite/

    bu örneği kinaye amaçlı koyduğumu düşünenler için edit:
    izlediğiniz basit bir korku agresyonu vakası. hayvanın saldırmasına sebep olan ilk saldırgan davranışın nasıl cesar'dan geldiğine dikkat edin. doğrudan hayvanın kafa hizasının üzerinden burnuna yapılan bir müdahale. (korkuya dayalı saldırganlık geliştirmiş olan bir hayvanda bunun doğrudan saldırı olarak algılanıp hemen defans göreceğini çocuklar bilir.) cesar'sa o muhteşem aksanıyla "ı didn't see that comin!" (bunun geldiğini göremedim) diyor. bense yuh diyorum!

    bakın bir link vereyim. oradan alıntı yapalım:
    "saldırganlığın ne tür saldırganlık olduğunu saptanmasında kullanılan bir yöntem, petle karşı karşıya geçip avuç içinin hızla hastaya doğru hareket ettirilmesidir, dominant agresyon sergileyen bir köpekte bu harekete verilen karşılık havlama ve ani bir atak şeklinde olurken, defansif agresyon sergileyen köpekte, kuyruğunu bacaklar arasına kıstırma, kulaklarını geriye yönlendirme ve köpeğe gösterilen avuç içinin bir kaç kez daha hızla hareket ettirilmesiyle nihayet köpeğin vermiş olduğu atak, havlama, hırlama tepkileridir."

    bunu bilmeyen köpek davranışı uzmanı olur mu?

    köpek önce uyarıyor üstelik. dikkat edin ilk tepkisi ciddi bir atak değil. ama bizimki dinler mi daha üzerine gidiyor. yani neymiş: "kulaklarını geriye yönlendirme ve köpeğe gösterilen avuç içinin bir kaç kez daha hızla hareket ettirilmesiyle nihayet köpeğin vermiş olduğu atak, havlama, hırlama tepkileri."

    su linkte daha karmaşık bir başka korku agresyonu vakası var:
    nedenleri:
    1) köpek çok kötü bir ortamda tutsak yetişmiş ve korkuya bağlı travması daha derin. insanlara hiç güvenmiyor.
    2) korkusu dolayısı ile sindikten sonra arkasını dönene arkadan saldırmak gibi bir taktik geliştirmiş ki bu da çok tipik ve yaygın bir defansif agresyon davranışı aslında
    3) durumu daha karmaşık hale getiren köpeğin bir pitbull oluşu ve aslında burada iki unsur iç içe:
    a) pitbull'un tepkisi ağır oluyor saldırı algıladığında.
    b) biz insanlar da bu yüzden çok daha fazla endişeleniyoruz ırk pitbullsa
    c) bu endişelerle durum bir kısır döngüye sürükleniyor. daha az güven duymamız köpeğe karşı davranışlarımızı etkiliyor daha fazla hata yapıyoruz. bu hem bizi şiddete sürüklüyor hem de saldırıya uğrama riskimizi arttırıyor.

    durumun zorluğunu inkar etmek imkansız ve bu gerçekten defansif agresyon başlığı altında anlatmaya çalıştığım gibi aslında en tehlikeli saldırganlık türü. bu kadar pekişmiş korkuları insanda bile yenmek ciddi bir iş. köpek içinse çok daha zor ve sabır ve uzmanlık gerek. bense uzman değilim o yüzden ne yapılması gerektiği üzerine ahkam kesmeye niyetim yok. (şu videoda ipuçları bulabilirsiniz. uygulanan pozitif tekniğin benzeri saldırganlığı insanlara karşı güvensizlikten kaynaklanan korku agresyonlu köpeklerde nasıl daha iyi sonuç bile verebiliceğine iyi bir örnek kanımca.)

    ben sadece şunu söyleyebilirim, cesar millan'ın videosu ise ne yapılmaması gerektiği konusunda örnek olabilir yalnızca, örneğin:
    1) şaşkınlıktan dilimi yuttum ki cesar korkuya bağlı teritoryal agresyonla, başatlığa bağlı teritoryal olanı sürekli birbirine karıştırıyor. başatlığa bağlı agresyon şöyle bir şeydir (dikkat video şiddet içeriyor) ve köpek saldırısı açısından şu dikkat çekici ayrımlar mevcuttur:
    a) başatlıkta saldırı çoğu kez köpek sahibi tarafından kasıtlı olarak desteklenir ki bu aslında gerçekten kötü niyet gerektireceğinden çok nadir bir durumdur.
    b) başat köpek saldırdığında ısırdığı yeri bırakmaz. tersine çenesini kitler ve kurbanı silkeler. oysa korkuya bağlı defans gösteren köpek kendi ısırığından kendi korkar ve hemen bırakıp bir köşeye çekilir. velev ki daha fazla köşeye sıkışmış hissetmesin.
    2) onun bölgesini elinden aldım diyor. oysa ki bu tür saldırganlık tam da hayvanın köşeye sıkıştırılma duygusundan kaynaklanıyor. cesar bunu daha fazla baskıyla çözmeyi öneriyor ki bu durum hayvanı görülür biçimde daha fazla provoke ediyor.
    3) köpeği saldırgan diye niteliyor ama bütün vücut işaretleri ile kendisi saldırgan sinyaller veriyor ve hayvan saldırıyorsa sadece yanıt vermek için saldırıyor.
    4) sonra bunu kesip çökünce hayvan sakinleşiyor cesar bunu bir edinimmiş gibi zafer kazanmış tavırlarla karşılıyor.
    5) sonuçta köpeğin sahiplerinin kafası çok daha fazla karışmış durumda iken hayvanı daha da provoke edecek şekilde gene o quaresma'nın trivelası kadar meşhur topuk tekmesi gündeme geliyor, cesar hayvanı tekmeliyor ve hatta köpeğin sahiplerine de tekme öneriyor. inanılır gibi değil.

    bu satırları yazdıktan sonra ben mi yanılıyorum diye kuşkuya düşüp tekrar araştırdım arkadaşlar. işte size iki ayrı link ve ingilizce ama buraya kopyalıyorum. cesar hakkında tamamen aynı gözlemleri yapıyorlar:
    http://thespiritdog.wordpress.com/…ts-it-all-wrong/
    http://beyondcesarmillan.weebly.com/pdxdogcom.html

    ben çekiniyordum yazmaya ama adamların biri açık açık yazmış:
    "bu adam köpeklerle geçirdiği onca yılda onlar hakkında çok az şey öğrenmiş"

    (bkz: zamanının ötesinde entry'leri/@andrew)
  • kendisi bir şovmendir. onu izleyip "vay canına adam neler yapıyor" demek yerine, gerçekten köpeğinizi iyi ve sağlıklı bir şekilde eğitmek için bilgi edinmek istiyorsanız, youtube'da bile çok daha faydalı kanallar mevcut.

    örnek:

    http://www.youtube.com/user/tab289
  • bazı insanların yüzeysel, bazı insanların yanlış, bazı insanların da çok çok saçma bakış açılarıyla bakıp dolayısıyla hatalı yorumladığı köpek davranış uzmanı/eğitmenidir. bir konu ile ilgili bir çok görüş ve yorum tabi ki bulunabilir bu da çok normaldir. maalesef konu doğa bile olsa var olanı görmemek istedikten sonra insan hayvanına bir şey anlatamazsınız. bu adamı izleyip köpeğinde aynı sorun var zannedip ekrandaki gibi davrananlara da acıyorum gerçekten. gözünüz var kulağınız var ama algı yok. adam kıçını yırtıyor "lütfen aynı zannettiğiniz davranış bozukluğu için bu davranışları/eğitimi işin ehline danışmadan kullanmayın" diye. yalan mı? sonra köpeğim iyice bok oldu diye ağlar, ona buna bok atarsınız ki sizin için kolay olan bu. ne cesar, ne başka bir eğitmen, ne bir bilim insanı, ne de havyan severler onların kötülüğünü istemekte. sadece kabul edilen yöntem farklılıkları var. ayrıca köpek eğitimi başka köpek rehabilitasyonu çok başka bir şeydir. ikisini anlamayıp o anlamadığınız haliyle birbirine karıştırıp köpeğinizin hayatına sıçmayın lütfen. niyet kötü değil fakat cahillikten de başka bir şey değil. cesar'ın yolunda asıl ve tek olay enerjiyi doğru okuyup doğru enerji ile karşılık vermekten başka bir şey değil.
  • ne yalan söyliim önceden izlerdim ama kolpanın önde gideni oluğunu düşünürdüm. gel gör ki 3 hafta önce barınaktan evlat edindiğim 1,5 yaşındaki goldenla yürüyüşler eziyete dönüşene kadar. kendisi diil yanımda yürümek, istemediği yere gitmeye çalışırsam yere oturuyordu. sokak köpekleri görünce yolumu değiştiriyordum. kedileri de serbest olursa kovalıyordu. yani sakin sakinden ziyade cebelleşme şeklinde bir yürüyüş yapıyorduk. neyse geçen haftasonu bu amcanın dvdlerini buldum izledim. ondan sonra bildiğin kuzu gibi oldu çocuk. adamın dediği sürekli sakin ve kendine güvenen bir tavırla iletişim kurdum hayvanla. ne bir kızma ne bir "gazete ile poposuna vurma". şimdi kapıyı açtığımda ben hadi demeden dışarı çıkmıyor. yolda köpeklerle karşılaşsak ben sakin şekilde tasmasını biraz serbest bırakıyorum diğer köpeği de çok umursamıyorum. benim oğlum bir şey yapmaz düşüncesiyle yaklaştırıyorum. ne havlama ne bir şey. sakin sakin kokluyolar birbirlerini. sonra da oynuyorlar. misal dün bir dogo'nun yanına gittik parkta, biraz baktım ikisi de sakin soktum içeri, hemen tasmasını bırakmadım ama. ikisi de sakin durunca açtım tasmayı oynamaya başladılar. hatta bir ara dogo biraz sertleşince bir "tısst" darbesiyle sakinleştirdim ikisini de. ha bütün olay boyunca ben de sakindim.
    bugün sabah da yine köpek parkına gittiğimizde serbest bırakır bırakmaz bir kedinin peşine gitti. ben seslenince sakinleşti sonra top oynamaya başladık bir süre sonra kedi benim bacaklarımın arasında duruyor, benim oğlan da umursamadan topunu getiriyor. hatta bir ara baya bir yakınlaştılar. şunu da belirteyim o kedi ile ilk kez karşılaşmasıydı. bahsettiğim sokak köpeklerini de parktan sonra gördük önce heyecanlandılar. sonra ben gayet umursamaz şekilde yoluma devam edince onlar da bıraktı, hatta bir tanesi gelip kendini sevdirdi.

    özetle ben bu amcanın sakin-kendine güvenen tavır yaklaşımını uyguladım ve gayet işe yaradı. daha rahat ve söz dinler hale geldi. bir köpeğin hareketini yanlış okumuş olabilir. gayet normal o kadar da olsun. kendisinin alman kurtları veya pitbullarla kafa kafaya gittiği bölümleri gördükten sonra "o kadar kusur kadı kızında da olur" denir ancak.
  • bugün yürürken durduk yere uyandırdığım iki azman köpeği görünce anamdan babamdan önce aklıma gelen insandır. olay tam olarak şöyle gerçekleşti; yolumun üzerinde taraçalandırılmış 45 derece meyilli bir yeşillik alan mevcut, düzlük yerlerine insanlar yürüsün diye yol, çocuklar oynasın diye park yapmışlar. kimseler olmadığı için yerde uzanmış yatan bu iki köpekle tam burada karşılaştım. köpeklerden biri tam düzlüğün bitip aşağıdaki düzlüğe uzanan eğimin kenarında ,diğeri ise ondan biraz daha içeride uyumaktaymış, ben ise yürürken bir viyk sesiyle irkilene kadar köpeklerin farkına varmamıştım. tam yamacın kenarındaki köpek benden ürküp aniden uyanınca aşağıya yuvarlanmaya başladı. viykleyen hayvan şimdi aşağı doğru taklalar atan bu köpekti ve bu ses öbür köpeği de uyandırmıştı. üç dört takladan sonra toparlayan köpek diğer köpekten de arka alarak havlamaya başladı. diğer köpek ise tam bir adım önümde dişlerini gösteriyor, salyalarını akıtarak hırlıyordu. hah işte o an sezar millan geldi aklıma ,kurtuluşun anahtarı onun ellerindeydi, ne diyordu bu adam şöyle bir kafamda toparlayıp uygulamaya koyuldum;

    1-dik durun, korktuğunuzu belli etmeyin...

    başta korkmadım zaten, hatta köpeğin uyanır uyanmaz aşağı yuvarlanmaya başlaması neredeyse güldürecekti beni. wuh!!bir de bir yaptım...

    2-kendinizi olduğundan daha büyük gösterin...

    zaten ellerim montumun cebinde yürüdüğümden, montumu ceplerinden yanlara doğru açıp genişlemeye karar verdim. ayaklarımın üzerine de kalkarsam bir 15 santim de oradan gelir iyi olur diye düşündüm. önce bu şahane fikirden dolayı kendimi kutlayıp sonra çaktırmadan, yavaşça ayak parmaklarımın ucuna yükseldim. hamlemi yapıp vooaaoooğ!!! diye bağırarak ellerimi ceplerimden tutarak yanlara doğru zorladım. montumun önü kapalıydı herhalde, büyük ihtimalle ondan istediğim kadar genişleyemedim , aslında hiç genişleyemedim . tek başına bağırmam da pek etkili olmadı açıkcası. hayvan korkmaktan ziyade şaşırıp aşağıdaki köpeğe işmar ediyordu "ne yapıyor bu" gibisine. tekrardan yavaşça ayaklarım üzerine inerken ayıp oldu hayvanlara da diye geçiyordu içimden. hatanın bende olduğunu kabul edip sezar'a başvurdum tekrardan;

    3- patron sizsiniz! o bir geliyorsa siz iki gidin, bastırın onu...

    önce yok canım dememiştir öyle bir şey dedim ama sonra teyit ettim doğruymuş . vay be demek patron benmişim diye sevindim. o yaşadığım üç beş saniyelik mutluluk her şeyi unutturmuştu bana. iki adım gitme olayını da duymamış gibi yaptım, hayır hayvan zaten bir adım önüm uzansa zaten ısırır en yakın yerimden çok mantıksız. patronluğun mağrurluğunu yaşarken önümdeki köpeğin havlamasıyla irkildim, hırlamaktan havlamaya geçmişti. iyiye mi işaretti hiç bilmiyordum . aşağıya düşmüş hayvan bu sırada yukarı çıkmaya çalışıyordu. önümdeki hayvanın havlamaları ise gitgide yükseliyordu .hiç bu kadar yakından havlanmadığımdan fena tırsıyordum ama hayvanı da bastırmam lazımdı." hoşt" geldi aklıma. olabildiğince yüksek bağırdım. fakat öyle kötü bir kelimeymiş ki hoşt ne kadar yüksek bağırsam da daha ağzımdan çıkarken sönüp gidiyordu. uzağa tükürmeye çalışırken ağzından tamamen kopmayıp yine senin üzerine sıvanması gibi... başka bir şey yapmalıydı, yokluyorum yine kendimi ne demişti sezar başka...

    4-boğazıdan tutun, bacağına dürtün...

    yapmaa!... sezar'ın hayvanın boğazından tutup yere yatırdığı sonra hayvan kalkmaya çalıştıkça sadece kafasına parmağıyla bastırarak koca hayvanları yerde tuttuğu geldi aklıma. bazen de öte git manasında hayvanın ayaklarına dürtüyor böylece hayvan o evde kimin sözünün geçtiğini anlıyordu. kaslı pitbullar, iri rottweilerlar, kapkara dobermanlar boğazından tutulmaya gelmiyor hemen yere atıveriyorlardı kendilerini, basit , sonra tek işaret parmağınla hayvanın kafasına bastırsan bile yerden kalkamıyordu, çok basit. 7 soyu belli bu cins hayvanlar nere, önümde havlamaya çalışan, bir tek köpek cinsinden geldiği belli bu iki kavruk hayvan nereydi... yapmadım. çark ettim, zira sezar değil bu iki hayvan vardı yanımda, evcil hayvana dürtmek kolay diye geçiyordu içimden ,kolay mı sokak hayvanına el kaldırmak... övüyordum içten içe sokak köpeklerini. hayvanların hisleri kuvvetlidir biliyordum, istiyordum ki hayvan içimden ne geçirdiğimi hissetsin, onlardan yana olduğumu görsün bıraksın beni. hissetmiyor it oğlu it. daha da yüksek havlıyorlar, gerçi alttakinin o düşüşünü gördükten sonra pek kale almıyordum artık , o da pek yürekli havlamıyor zaten. dikkat ediyorum önümdeki ne zaman havlasa o da havlıyor, bazen on saniye susuyorlar ama suskunluğu hep önümdeki hayvan bozuyordu. sanki farketmiyordum ben. safi gürültü...

    başka ne diyordu bu sezar diye düşünürken sezar köpeğinin çektiği patenleriyle bana el sallayarak uzaklaşıyordu zihnimden. sezar gidiyor mahalleli kolu komşu toplaşıyor zihnime, hep bir ağızdan yorumlar yapıp akıllar veriyorlar;
    -yere çöm...( nurten teyze)
    -ölü taklidi yap...(mustafa abi)
    -naber ...(nuh)
    -uyuz köpek bunlar geçen bana da saldırdılardı...(nuh)
    -allah ne verdiyse kaç...(ismet abi)
    -bizim köyde bir kangallar var boyum kadar...(şaban abi)
    -yerdeki taşa bak, alırsın istesen...(müjgan hanım)
    -kuduzsa varya 40 gün iğne vurdurursun...(nuh)

    5-görmezlikten gel...

    tam "nuh bi sus artık .mk" diyeceğim sıra kim dediyse biri görmezden gel dedi.
    -uyuz köpekle uğraşılmaz, kaçarsan kovalar bunlar bizim köydeki o boyum kadar kangallar var ya...,

    anlıyorum ki şaban abi söylemiş,

    -renoyla giderken başlardı peşimizden koşmaya, dev gibi hayvanlar. hayvan arabanın yanında koşarken camdan gövdesi gözükür bir tek, kafası yukarda, ne zaman arabayı durdurursun onlar da durur...

    tamam abi anladım diyorum devam ediyor...

    -araba gidince senden kaçıyor zannederler, azmetse iki ısırıkta arabayı yiyebilecek hayvan sen durunca ne yapacağını bilemez de gider geri kös kös...

    şaban abi yan komşumuz sözü bitsin diye bekledim, ayıp olur. doğru diyordu. ben şimdi gideceğim yere geç kaldım diye koşmaya başlasam hayvan ondan kaçtığımı sanıp peşime düşecek, hayır ondan kaçsam düşsün peşime. hayvan bu anlamaz ki. en iyisi hem durup hem görmezlikten gelmek. sonra sanki köpekler havladığı için değil de yürüyüp yürüyüp zaten tam oradan geçerken duracakmışım gibi yaptım. köpeğin arkasındaki apartmana diktim gözümü. köpekler bir kaç kez daha havlayıp merakına yenik düştüler . önümdeki şöyle göz ucuyla arkasındaki apartmana doğru bir bakış atarken aşağıdaki hayvan fırsat bu fırsat koşmaya başladı o tarafa doğru. o düşüşü atlatamadı hayvan diye düşündüm, yazık. yalnız kalan köpek "ulan kimi savunuyoruz burda allahsız" diye bir kez havladı öbürünün arkasından. sonra göz göze geldik yine. köpek bir adım geriledi, iki adım da ben geriledim. tekradan hırlamaya döndü köpek. iki adım daha attım geri geri, sustu hayvan, artık kurtuldum diye geçti içimden sonra koşmaya başladım geri geri.