şükela:  tümü | bugün
  • bursa mpal'de orta okuldayken türkçe hocamdı. hocam dersem bir güzel haşlardı: öğretmenimdi... cevdet bey orta birde ilk türkçe dersimiz için sınıfa girdiğinde hayatımda bu denli etkili olacağını elbette bilemezdim. işin aslı ak saçlı ak bıyıklı bu adam bize ilk anda, nasıl demeli, biraz tuhaf görünmüştü. kısa bir selamdan sonra derhal kara tahtaya o muntazam el yazısıyla ismini yazmıştı fakat el yazısını hiçbirimiz doğru düzgün okuyamadığımızdan adını cevelet irkeli sanıp iyice şaşırmıştık.

    kısa sürede anladık ki yeni öğretmenimiz ne okuldaki sosyetik ingilizcecilere benzer ne de despotluğu yöneticilik zanneden müdür ve müdür yardımcılarına. bizlere gerçekten arkadaş, birey ve insan gibi yaklaşırdı ve doğrusu bu bizim çok da hoşumuza gitmemiş olsa gerek ki bu şeker gibi adamı birkaç kez delirtip bağırtmışlığımız bile vardır. aslında yaptıklarının, yapmaya çalıştıklarının çoğu bize birkaç beden büyük geliyordu. hele ki yanından geçerken ceketini iliklemediğin için dahi 'it herif' diye iltifatlarına maruz kaldığın, belki de tokatını yediğin alçaklarla dolu eğitim sisteminin beynimizi pelteleştiren ve şahsiyetimizi ise köpekleştiren süreçlerinden sonra.

    cevdet bey okulda bilhassa hazırladığı tiyatro piyesleriyle, hele de balıkesir muhasebecisiyle bilinir. buna daha sonra döneceğim fakat önce benim için birçok şeyin başlangıcı olan sınıf kitaplıklarını anlatmalıyım. türkçe öğretmenimizin önerisiyle her sınıfa birer küçük kitaplık kurulmuştu. türkçe dersi kapsamında her öğrenci cevdet bey'in önerdikleri arasından münasip gördüğü bir kitabı okuyup, sınıfa anlattıktan sonra, sınıf kitaplığına bağışlamak zorundaydı. daha sonra da bu kütüphaneden seçtiğimiz birer kitabı okumaya mecbur ediyordu bizi cevdet hoca. ben ilk seferlerde fellik fellik saklandığımı adım gibi hatırlarım aman başımıza iş çıkmasın diyerek. fakat okumalara bir başladıktan sonra ömrüm günüm kitaplar olmuştu... yaşar kemaller, sait faikler, garip akımı, shakespeareler, daha neler neler... sınıf kitaplığının işini bir solukta gördükten sonra sahaflara yaptığım seferlerle sait faik'in üstüne sabahattin ali'yi, yaşar kemal'in üstüne nazım'ı eklemek de bana kalıyordu. zira bu sonrakiler o zamanlar sınıf kütüphanelerine zinhar giremezdi. hikayenin sonunda neden öyle olduğunu zaten göreceksiniz. (edit: sabahattin ali'nin iki öykü kitabı da kitaplığımızdaydı, şimdi anımsadım!)

    velhasılı ortaokulu bitirdiğimde shakespeare külliyatının çoğunu devirmiştim bile. şu ana kadar okuduğum kamyon dolusu kitabı bana sevdiren adam kuşku yok ki cevdet bey'dir. evet cevdet bey bilgiyi aktarmakla değil okumayı araştırmayı benimsetmekle mesleğinin hakkını vereceğini biliyordu. bunun yanısıra adalet, eşitlik gibi değerleri nerede olursa olsun savunmayı boynumuzun borcu gibi şuramızda duymamız için de çok emek harcadı. ama asıl çabası ondan da başkaydı... nasıl ki ezbere bilgiyi kuru kuru vermek yerine okumayı sevdirmek gerekiyordu, bu kavramları benimsetmenin de asıl yolunun şahsiyetlerimizi milli eğitimin ve onun despot gardiyanlarının zaptından kurtarmakla olacağının farkındaydı. o yüzden iğdiş edilen beyinlerimizde küçük de olsa gedikler açıp bizleri düşünmeye mecbur bırakmaya kışkırtıyor, ellerimizden alınan şahsiyetlerimizi geri talep etmeye yöneltiyordu. bunlar bilinebilecek meseleler değildi, ancak tüm varlığımızla duymakla olurdu.

    şahsiyetlerimizi işgalden kurtarma yolunda benim payıma düşen, topluluk önünde daha cesaretle konuşmak kabiliyeti ve hakkını vererek el sıkışma alışkanlığı olmuştu. evet cevdet bey bir bilgi yarışmasından önce hadi evladım git bir saçını tara gel demiş, o yıllarda gururla taşıdığım atatürk rozetimi elleriyle düzelttikten sonra şans dilemek için benimle tokalaşmıştı. o zamanlar o okulda bir tane bile öğretmen bir tane bile öğrencinin elini eşiti sayıp da sıkmazdı! tabi ben mıymıntı gibi elimi uzatınca fırçayı yemiş ve doğru düzgün tokalaşmayı orada öğrenmiştim.

    cevdet bey'in ilk düzenlediği oyun herhalde harf devriminin önemini anlatan ve bu amaçla eski devri alaya alan kemalist bir oyundu: la leyli bala bula cambur ceyli gak guk... fakat esas olay balıkesir muhasebecisinde olmuştu. o akşam yanılmıyorsam önce bazı arkadaşlarımız koro ve solo olarak türküler söylemişti, piyano çalmasını bilen bir arkadaşımız ise ufak bir resital sunmuştu. arkasından ise güçlü ahlak dersleriyle balıkesir muhasebecisi sergilenmişti. hem de çok profesyonelce...

    bu oyun cevdet bey'in tiyatro grubunun kaldırılmasına, onun ise tepki olarak emekli olmasına yol açacaktı. zaten çizmeyi çoktan aşmış olan cevdet bey emek yanlısı olmakla kalmamış, sınıflara kütüphaneler kurmuş, derslerde bildiğini okumuştu, okul yöneticileri hepsine göz yummuşlardı fakat... balıkesir muhasebecisindeki uşağın ismi idris'ti! idris bizim okulun -öğünecek başka şeyi olmasa gerek- milliyetçiliğiyle pek öğünen müdürünün ismiydi.

    yeri gelmişken, cevdet bey yukarıdaki gibi aynı cümlede bir kelimeyi iki defa kullandığımı görse alırdı hemen kırmızı kalemini eline! bak bunu yirmi küsur yıl sonra bile hala unutmadım! bir de buluş deyişini: kompozisyon yazarken belletilmiş kalıpların dışına çıkıp da kendi deyişimizi geliştirebilirsek cevdet bey okumamızı bile keser, buluş! diye bağırırdı. tek bir iyi buluş bile o kompozisyondan tam puan almaya kafiydi!

    dediğim gibi geldi bizim cevdet bey'le olan hikayemizin sonu.. idris isminin kendisini taşlamak için seçildiğini zanneden müdür buna tepki gösterdi; oyun sırasında suratının sinirden kıpkırmızı olduğunu hatırlıyorum. aslında hepimiz cevdet bey'in bunu bilhassa yaptığını sanmıştık. ama aslında oyun metninde de böyleydi, böyle olduğunu ben yıllar sonra üniversitede okurken aynı oyunda rol alarak öğrenecektim. fakat herhalde okul müdürüne göre böyle yakışıksız bir rastlantı bile olsa oyun değiştirilmeli, bu yapılmıyorsa da uşağa münasip başka bir isim uydurulmalıydı canım. milli duygudan müdürün istediğince nasiplenmemiş tüm insanlar gibi üste saygıyı gereğince göstermesini bilmeyen cevdet bey'in bu oyunu bilhassa seçmiş olması da elbette mümkündü. sözün kısası okul müdürü rezil olduğunu düşünerek olay çıkarmış. ertesi sene okullar açıldığında cevdet bey yoktu.

    emekli olduktan sonra özel bir okulda çalışmaya başladı. duyduk ki orada tiyatrosuna karışan eden de yokmuş. sonradan birkaç defa aradım telefonla ama yıllar içinde bağlantımız koptu. ama verdiği dersler, daha önemlisi benimsettiği değerler hep benimle olacak.

    hakkını helal et öğretmenim.

    edit: dün gece kendisini kaybetmişiz, hislerimi birazdan ayrı bir entry ile ifade etmeye çalışacağım. 16.01.2020
  • son perde:

    5 sene once yukaridaki satirlari yazdiktan sonra cok seyler oldu… ben birkac seneligine ulkeye dondum, ulkede diktatorlugun gelisimine karsi mucadeleye ozveriyle katildim, simdilik yenik dustuk, ustune baska sahsi dertler ve ulkenin siyasi durumunun sebep oldugu ekonomik guclukler de eklenince tekrar ulkeden ayrildim. ancak turkiye'deki ilk yilim dolmamisti ki bir mucize oldu. izin verin anlatayim.

    ulkeye donusumun uzerinden bir seneye yakin zaman gecmisti. 1 kasim secimleri ertesinde baslayan baski sureci, 15 temmuz'dan sonra butun yurdu sarmisti. yakaladiklari bu firsati ulkeyi donusturmek icin firsat bilen egemenler referandum oyununa hazirlanmaya baslamislardi. epeydir sesi kisilmis muhalefet gucleri guzel bir silkinmeyle baskanlik rejimine karsi direnis cagrisiyla kartal mitingi'nde harekete gecmeye karar vermislerdi. mitinge ortaokuldan bir komunist arkadasim da sehir disindan geliyordu. o gun miting alaninda birbirimizi bulduktan bir sure sonra cevdet bey'in de eylem alaninda oldugunu soyledi. hemen bana bul ogretmenimi dedim. biraz sonra sarmas dolas son hatiralarimizdan olacak fotografi cektiriyorduk. eylemden sonra bursa'ya donmesi gerekiyormus ama otobuslerin kalkmasini beklerken cayimizi icip hasret giderdik. sanki 20 kusur senedir gorusmeyen ogretmen ogrenci gibi degil, bir an bile kopmamis iki yoldas samimiyetiyle…

    sonraki aylarda da yeniden buldugum bu baglantiyi surdurdum, haberlestik, bayramlastik. artik hep gorusebilirdik. uzun uzadiya ilk gorusmemizde anlatacak cok sey vardi. bir gun bursa'da sahneleyecegi hikaye anlaticiligi gosterisine davet edince tekrar gorusme firsati bulduk da. ilerleyen yasina ragmen keskin zihniyle upuzun bir oykuyu dogaclamalarla da zenginlestirerek ezbere okudu, okumaktan ote, o kendine has heyecanli uslubu ve duru turkcesiyle canlandirdi. oyun sirasinda biraz talihsiz bir durum yasadik, ogretmenimin muhtemelen bizi bulabilmek icin acik tuttugu telefon, bizi bulduktan sonra da muhabbete dalmamizla acik kalmis ve gosterinin orta yerinde calmaya basladi. cevdet bey hem durumun mahcubiyeti, hem de teknolojiyle biraz mesafesi dolayisiyla ne yapacagini bilemedi. butun salon oylece cevdet bey'e bakarken, giriskenligin g'sini bilmeyen rus vatandasi esimin arka siralardan firlayip sahneye dogru kostugunu gordum. telefonu alip kapadi ve cevdet bey'in hemen arkamizda oturan esine teslim etti. bu da cevdet bey'i son gorusumden hos bir sada olarak kaldi. sarildik, vedalastik.

    bu sabah facebook'u acip mpal ilk mezunlar grubunda cevdet bey'in olum haberini alinca neye ugradigimi sasirdim. bunca sene sonunda gokte ararken yerde buldugum cevdet bey'le biraz hayat kavgasi, biraz da konduramamanin iyimserligiyle hep ertelenen gorusmemiz artik mumkun olmayacakti. halbuki sahnede onu izlerken yaslandigini fark edip nasil huzunlenmistim.

    5 yil onceki entryimi hellallik isteyerek bitirmistim. herhalde talihin de yardimiyla tekrar karsilasmayi ve helallesmeyi hallettik. turkiye'nin en karanlik bir doneminde direnis cabalarimizda tekrar kavustugumuz, bugun karanligin en karasini yasadigimiz gunlerde yitirdigimiz ogretmenim, turkiye'de gecirdigim korkunc birkac yil icindeki en guzel hatiralardan biri oldu. 22 yil sonra ayni azimle mucadele yolunda bulusmak muazzam bir esin ve umut kaynagi oldu.

    henuz bir ortaokul ogrencisiyken turkce dersinde gericilikten sikayet ediyordum. cevabini hic unutmadim. ve soyledikleri ulkemizin bugunu icin de kiymetli bir fenerdir:

    "hayir! tarihin tekerlegi asla geriye dogru donmez, tarih hep ileri dogru hareket eder. belki geri savrulmalar da olabilir, ancak bunlar hep gecici donemlerdir, nihayetinde hareket devam eder, asla durdurulamaz."

    yurt disinda bulundugum icin cenazesine yetisemedim. boylece vedalasmis olalim.
  • mpal ilk mezunlar grubundan lisede yakin arkadasim mert’in paylasimi ile vefat ettigini ogrendigim hocam. enteresan bir adamdi, ozgurlukcuydu, dersinde fikirlerimizi acikca soyleyebilirdik. defter kitap acik sinav yapardi. el yazisi ile yazabilene arti 10 puan verirdi. allah yattigi yerde dinlendirsin. bursa’da olabilsem cenazesine giderdim.
  • öğretmen.

    katılamayan öğrencileri müsterih olsunlar, öğretmenleri aydınlık bir günde, ona yakışır şekilde uğurlandı.

    elimizde, yerine koyamayacağımız bir öğretmen kuşağının teker teker yitip gidiyor olduğu gerçeği ve bursa ayazı kaldı.