şükela:  tümü | bugün
  • orj. adı 'in der strafkolonie'... franz kafka'nın 1919 yılında yayımladığı kitabı.
  • ceza kolonisi de denilebilir;ancak koloni'nin türkçe'deki karşılığı sömürge olduğundan bu isim verilmiş türkçe çeviriye.bazı çevirilerin çevirenlerin önsözlerinde koloni ile sömürge arasındaki muhtemel farklar tartışılmıştır.gayet kafkavari birşeydir bu.
  • ceza sömürgesi ve hukuk öyküleri adıyla yayımlanan kitapta yer alan, kanınızı donduran, "insanoğlu gerçekten bu kadar acımasız olabilir mi?" diye sorduran bir kafka eseridir. aldığınız cevapsa sizi ne yazık ki dehşete düşürür: insanoğlu bundan çok daha acımasız olduğunu dünya tarihinde defalarca göstermiştir.
  • kitap hakkında genel yorum: kafka'nın daha önce bir kitabını okumuştum ve o da en bilindik eseri, yani "dönüşüm"dü. çoğunluğun aksine ben övecek pek bir şey görememiştim o uzun mu uzun öyküde. ceza sömürgesi de aslında hiç hesapta yoktu, karşıma çıkıverdi bir yerde ve ben de okumaya karar verdim. iyi ki de okumuşum. kitapta yer alan dört öyküyü de çok beğendim. özellikle ceza sömürgesi adlı öykü bence dönüşüm'den kat kat iyi. dönüşüm'le kafka'dan soğumuştum, ceza sömürgesi'yle birlikte ise ilgim tekrar yerine geldi.

    kısaca öykülere değineyim.

    --- spoiler ---

    ceza sömürgesi: öyküde dört karakter bulunuyor: gezgin, subay, asker ve mahkum. ölüm cezasına çarptırılmış bir mahkum çevresinde dönüyor öykü. infazı gerçekleştirecek olan subay, bu infazı izlemekle görevlendirilmiş gezgine, mahkumun sonunu getirecek olan aygıtı tanıtıyor. fakat öykünün finalinde okurun beklediği olmuyor. kafka, son derece şaşırtıcı bir son yazmış.

    "suç, her zaman, her türlü şüphenin ötesinde, sabittir." -subay.

    "başkalarının işine, sonucu değiştirecek biçimde müdahale etmek her zaman sakıncalıdır." -gezgin.

    "konuşurken kendinize sınır koymamalısınız, gerçekleri haykırın, sesinizin yettiği kadar yüksek perdeden konuşun, parmaklıkların üzerinden sarkın ve haykırın." -subay.

    yasanın önünde: metaforlarla dolu bir öykü, herkesin, "ben buradan şunu anladım," diyebileceği türden. kapı bekçisi, taşralı adam, kapılar, iskemle, yasa... yasaya girmek için izin isteyen taşralı adam ve yasanın kapısını korumakla yükümlü bekçi arasındaki diyaloglardan oluşan kısa bir öykü. "burada, senden başka kimse giriş izni alamazdı, çünkü bu giriş sadece sana ayrılmıştı. şimdi gidip onu kapatıyorum." gibi üzerinde düşünülmesi gereken bir cümleye de sahip "yasanın önünde".

    "sırf elinden geleni yapmadığını düşünmeyesin diye bunu kabul ediyorum." -kapı bekçisi.

    açlık cambazı: öykünün adından da anlaşılacağı üzere, aç kalan bir adamın öyküsü bu. fakat ilginç nokta şu ki: kimse aç bırakmıyor bu adamı, tamamen bilinçli bir şekilde, kendi isteğiyle aç kalıyor. hayvanlarla dolu bir ortamda bu adam da ufak bir bölmede yaşıyor ve ziyaretçilerine gösteriler yapıyor. gel zaman git zaman, ziyaretçi sayısı düşüyor ve artık kimse açlık cambazı'nı umursamamaya başlıyor. haliyle bu durum, onu epey etkiliyor. öykünün sonunda, müfettişin sorusunaysa şöyle bir cevap veriyor: "çünkü tadı hoşuma gidecek yiyeceği bulamadım. bulmuş olsaydım, inan bana, ortalığı yaygaraya vermez, sen ve herkes gibi tıka basa yerdim." acı bir son, açlık cambazı'nın sonu...

    "bu anlayışsızlığa, dünyanın bu dar kafalılığına karşı mücadele etmek imkansızdı."

    "birine aç kalma sanatını anlatmayı dene! bunu hissetmeyene kavratamazsın."

    hüküm: babası tarafından hüküm giydirilen georg adlı adamın öyküsü anlatılıyor hüküm'de. annesi ölen georg, hasta babasıyla yaşamaktadır ve bir de petersburg'da yaşayan, mektuplaştığı bir arkadaşı vardır. gerçekler ortaya çıktığında hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.

    "yabancı bir dünyada boş yere tüketiyordu kendini."

    "olduğun yerde kal! sana ihtiyacım yok!"

    kafka'nın metaforlarla dolu öyküleriyle boğuşmak isteyenlere önerilir.

    --- spoiler ---
  • finalinde ceza aletinin onu yıllarca kullananarak topluma korku salannın sonunu hazırladığı, genellikle otoriter yönetimlerin vurucu güçlerinin bir süre sonra vurulan güç durumuna gelişine örnek olabilecek tipik kafka yazınıdır.
  • tanım: franz kafka'nın bir kitabı.
    düşünüyorum da insanın hayal etmesi için ona ilham veren bişeyler olması gerekir. kötülük, zorluk, pislik vs gören insan için bunun hayali kolaydır peki, "hayatımıza bu distopik eserleri kazandıran insanların hepsi kötü müdür? ilham kaynakları nelerdir? hiç savaş ve işkence görmemiş bir yazar da benzeri bir öykü yazsa dayanağı ne olacaktır? " sorularının sonucunda ulaştığım cevap kötülüğün içimizde olduğudur. eser miktarda kötülükle doğuyoruz zaten, bunu hayatla mücadele için kullanınca normal, üzerine eklemeler yapınca cani oluyoruz. kimsenin canını yakmayı düşünemeyen bir insan olarak ben işkence etmek istesem nasıl bir yol bulurdum soruma verdiğim cevaplardan da bu kanaatimi an itibariyle pekiştirmiş bulunuyorum.

    peki bunun "ceza sömürgesi" ile ilgisi nedir? bunları düşünmeden önce kendisi elimdeydi, salak bir beyin jimnastiğine düşüyorsun ama verdiğin cevaplar etkileyici oluyor, oku derim.
  • insan isimli yaşam formunun kendi türündekilere ne denli acımasız olabildiğini kafka'nın kurgusu ile okuduğumuz hikaye.

    --- spoiler ---

    "canlıyken nasılsa yine öyleydi; vaat edilmiş selametin hiçbir işareti yoktu o yüzde, başkalarının o makinede bulduklarını subay bulmamıştı, dudakları sımsıkı birbirine bastırılmıştı, gözleri açıktı, hayat ifadesi taşıyorlardı, bakışları sakin ve ikna olmuş gibiydi, büyük demir iğnenin ucu alnını delip geçmişti."

    syf : 52
    --- spoiler ---
  • sayfaca kısa fakat anlamca üstüne saatlerce tartışılabilecek kadar uzun bir franz kafka öyküsü. aynı zamanda kırmızı kedi klasiklerinden biri.