şükela:  tümü | bugün
  • hapishane hapisane mapusane
    ceza ve tevkif evi
    tutuklularin rehabilite edildigi soylenen ceza cekme lokasyonu
  • gunluk hayatimizda fazlaca yer isgal etmeyen, etmemesi de kimseyi sasirtmayacak bir kavram ve kurum. lakin soyle bir dusunup tasininca insan hayatinda cezaevinden buyuk bir kabus olmasi mumkun degil sanki. misal bakiniz ben sozlukte 3. seneme dogru emin adimlarla ilerlerken sozluge ilk girdigim gunleri hatirlamaya calistigimda "ohoooo amma cok zaman gecmis vay anasini" diyorum. oysa ki 3 sene bile olmamis. bir de bu surenin mislini cezaevi gibi bir ortamda gecirdiginizi dusununuz. delireceksiniz. offf icim daraldi.
  • ceza cekmek icin gidilir. girerken gecmis olsun cikarken allah kurtarsin denilir. cekilirken mektup alinir, gun sayilir. mektuplarin sonuna;

    (bkz: yedigin ictigin senin olsun gordugunu anlat) eklenilir..
  • (bkz: anti-dünya)
  • adalet bakanlığı sosyal dinlenme tesisleri.
  • parası olanların kral gibi yaşadığı,parası olmayanların tuvalet yıkadığı,ortalığı süpürdüğü ve konuşmalarına müsade edilmeyen mekanlardır.
  • içeride yatıp çıktıktan sonra, içeride yediğin yemeğin parasını senden geri isteyen kurum. *
  • hapisliğin şanına halel getiren, ihtimal getirmesi için görevlendirilen bileşik isim. 'mahpus damı'dır nötr olan. dolayısıyla tercih edilesi...
  • kendisinin ideal bir toplumsal form kurduğu iddiasındaki bir devletin, demokratik yaşamda başkasının haklarını çiğnemek anlamında, suç işleyecek sosyolojik ve psikolojik koşullara düşen bir bireyi rehabilite edip topluma yeniden kazandırması amacıyla kurulmuş yalıtma, eğitme ve toplumla yeniden barıştırma merkezidir. modern sosyal devlet, suç işleyen bireyi incelerken, önce çuvaldızı kendisine batırır ve hangi koşulların bu suçu yarattığına bakar.

    çünkü, evet, hırsızın bir anlamda suçu yoktur. çünkü modern toplumdaki birey, kendisine huzurlu ve mantıklı yaşama koşulları verildiğinde suç işlemeyecektir. kendisinin toplumsal koşullarda bir yaşam alanına sahip olduğunu hisseden kişi mutlu yaşamak derdindedir, başkasının hayatına zarar vermek değil. suç oranının fazlalığı, aynen akıl hastalığı ve intihar oranlarının gösterdiği gibi, ahlaki problemleri değil sosyal yapılanmadaki aksaklıkları anlatır, yani suç fazlalığı verili düzenin uygulayıcı aygıtı olarak devletin bir çeşit başarısızlığıdır, ki buradaki sorun kesinlikle yeterince güç kullanamaması değildir.

    cezaevi'ne bir suç işlediği için giren kişi, suç işlediği için toplumsal yapıdan yalıtılmış olması yetmezmiş gibi işkencelerle dolu, sürekli bir çeşit cehennem içinde yaşaması gereken bir kişi değildir. orada "adam olması" ve adam olacağı tahmin edilen süre sonunda, sağlıklı bir birey olarak topluma geri dönmesi gereken bir bireydir.

    peki sorun nerede çetrefilli hale gelir dersiniz? bir toplumsal yapı eğer şu konularda kendine güvenemiyorsa sürekli sorunlu bir adalet sistemi yaşacaktır:
    1) yaşanılan ekonomik sistemin adaleti, herkesin doğduğunda diğeriyle eşit koşullarda rekabet edeceğine dair inanç,
    2) barışçıl, huzurlu bir sosyal iletişim ağı kurulması, kendi içinde ve çevre devletlerle ilişkilerinde sivil ve barışçıl bir anlayışın hakimiyetinin somutlanması,
    3) suç ve ceza kavramlarının tanımlanışında adil olunduğuna dair sağlıklı bilgi,
    4) kendi yaşam alanının iktidarının kendisine bırakılması ve özgür olabilme imkanı,

    daha çokca madde yazılabilir elbette, ama bir giriş anlamında bu gibi konularda uzlaşma sağlanamazsa bireyler yaşamak için kendilerine yeni yollar açacaklardır ve suç önlenemeyecektir.

    bütün bunların ötesinde, insanlık tarihinde devletlerin kendi suç tanımlarını, iktidardakilerin çıkarları için esnettikleri bolca örnekle de doludur. örneğin italyan başbakanı suç işlediğinde, rus gizli örgütü bir suikast yaptığında, fransız cumhurbaşkanı'na halkı hırsız ya da ırkçı dediğinde, oradaki halkın verili adalet sistemine inanacağını ve suça yönelmeyeceğini kim, nasıl iddia edebilir?

    sonuç olarak, insanların cezaevi'ne girmeleri gayet olası bir yaşamsal süreçtir denilebilir. cezaevindeki insanları kendinizden çok farklı, tamamıyla kötü ve zalim kişiler sanmak da zavallı bir yanılgı olacaktır. hepimizin bir şekilde düşebileceği bir yerdir ve oradaki insanların yaşamsal koşullarının onları geri kazanmak üzerine kurulması, hepimiz açısından çok çok faydalı olacaktır.

    konuyla ilgili izlenebilecek bir film olarak:
    (bkz: a clockwork orange)