şükela:  tümü | bugün
  • bazı tv kanallarında ve gazetelerde türkçeye çalenç olarak çevrildiğini gördüğüm ingilizce kelime. meydan okumak yerine daha etkili bir sözcük bulma arayışında gelinen son nokta bu belki de. pek yaratıcı.

    (bkz: çalenç)
  • (bkz: zorlamak)
  • (bkz: rock lee)
  • grand slamlerde eagle eye teknolojisinin kullanılmaya başlanmasıyla teniste de kullanılmaya başlayan terim.. sporcu çizgi hakeminin yanlış karar verdiğini düşünüyorsa challenge hakkını kullanır.. bilgisayar yardımıyla vuruş tekrarlanır ve topun çizginin ne tarafına düştüğü belirlenmiş olur..

    oyuncular her sette 3 adet başarısız challenge hakkına sahiptir..
  • bu kavramin almancasi herausforderung'tur. bu kelime her karsima ciktiginda, simdi bunu türkce'ye nasil cevriecegim diye dertlenmekte ve her seferinde metne göre farkli bir kelime kullanmaktayim. zorluk bir karsilik olabilir, ancak yeterli gelmez. özneyi daha ileri gitmeye, gelismeye, potansiyelini asmaya zorlayan engellerdir anlatilan. devlet buna bir sey yapmasi lazim diyorum ve artik türkcesini istiyorum.
  • turkcede bire bir karsiligini bir kenara birakin hatim indirilse anlami verilemiyecek olunan kelime.ozellikle tibbi cevirilerde karsilasilirsa ya cumle direk gecilir yada sallanilir.
  • bu tenis sporundaki "itiraz etme" anlamındaki challenge olayına karşıyım ben arkadaş. o şahin gözü müdür, kartal götü müdür nedir uyuzum ben ona. futbolda da olurdu bu; basketbolda da. olmaz öyle şey sporlarda. bence dışarıydı, hakem yanlış gördü-görmedi olayı bence spor denilen disipline karşıdır. o zaman teknoloji ile 3 sn bekleyelim futbolda da penaltı mı değil mi görelim. yok böyle bir şey.

    spor dediğin olayın bence birinci olayı, atlet olmaktan geçer. yani çizgi mizgi dinlemeyeceksin; o atışı karşılayacaksın veya karşılamaya çalışacaksın.

    varsayalım 2 tane "challenge" hakkın doğru tuttu. hala da 2 challenge hakkın var (tenis için diyorum) e ondan sonra senin ve veya rakibinin hakeme saygısı-güveni kalır mı arkadaşım? kalmaz. dolayısıyla spora karşı bir uygulamadır bence bu. spor dediğin şey aslında belli bir disiplindir.

    yeni bir paragraf açacağım bu disiplin olgusuna. hangi sporu yaparsanız yapın, eğer ki azıcık o spor üzerine eğilim gösterirseniz belli disiplin çerçevesini uygulamak ve veya kabullenmek zorundasınızdır. bir kaç örnek vereyim ben bu disiplin olayına:

    futboldan başlayalım. herhangi bir topa ayağının içi ile vurmak için topa vurduktan sonra ayağının belli bir harekete devam etmesi gerekir. yine örnek olsun; masa tenisi oynayacaksanız, bir raket, bir top aldıktan sonra o topu o raket ile önce yere sonra duvara sonra rakete vurdurarak bir üçgen içinde çalışarak ancak pin-pon oynayabilirsiniz. ne bileyim; eğer 100 metre koşacaksanız (veya yüzecekseniz) 5 veya 6 kere nefes alarak bu mesafeyi bitirmeniz gerekir. gibi gibi çok fazla bilinmesi gereken kurallar vardır.

    işte bu kurallar bütününe "disiplin" denir. sporun herhangi bir dalı ayrı bir disiplindir ve hakemle, onunla, bununla yürütülemez. sportmence oyununu oynar ve kazanırsın-kaybedersin. sporun hayattaki en büyük kazancı da kaybetmeyi çok güzel bir psikoloji ile öğretmesidir. başka hiç bir şey size bu kadar olgun bir şekilde kaybetmeyi öğretemez.

    kaybetmeyi öğrenebilmek "bence ancak en iyi şekilde" spor ile öğrenilebilir.
  • aslında bu kelimeye en yakın türkçe çeviri mücadele'dir.
  • çoğu durumda ingilizce'den türkçe'ye "zorlayıcı" olarak çevrilebilir.