şükela:  tümü | bugün
  • kalkista kullanilan itici roketlerin parcalari o-ring denilen bir halka ile birlestirilir.. dupont'tan yapilan bu maddenin esnekligi roket isidan genislediginde sikisarak onu tek parca tutmaya yarar.. lakin o-ring soguk havada esnekligini kaybetmekte, islevini yerine getirememektedir..

    challenger nasanin ilk soguk havada kalkisidir. daha onceki kalkislardan en az otuz fahrenheit daha dusuk sicaklikta gerceklesmistir.. kalkis platformundaki her seyden 10-20 santimlik buzullar asilidir..

    nasa soguktan dolayi kalkisi bir kere iptal eder.. ikinci denemede hava uygun olmasina ragmen kabin kapisini kapamada kullanilan kol bir turlu cikarilamamaktadir.. teknik ekip en sonunda kolu testere ile keser, ama gecen surede hava yine sogumustur.. kalkis bir kere daha ertelenir..

    basin, her zamanki gibi, nasa'yi elestri yagmuruna tutar.. gecen her gun nasa daha beceriksiz gozukmektedir..

    ama o-ring'leri ureten morton thiokol'da bir muhendis aylardir o-ring dizaynina tepki gostermekte, derdini anlatabilmek icin bir komisyon olusturulmasini istemekte fakat yoneticiler tarafindan bu istegi gormezden gelinmektedir..

    nasa yumurta kapiya dayaninca thiokol'la bir tele-konserans duzenlemeye karar verir.. standart olarak parca ureticilerinin onerilerinden disari cikmamaktadirlar.. ama bu sefer adam gibi kanit istemektedirler.. morton thiokol'un kalan muhendisleri 45 dakika icinde odalarindaki her turlu belgeyi arsinlarlar.. ama bir sey kesindir: kalkis gerceklesmemeli cunku o-ring'in soguk havadaki aktivitesi tahmin edilememektedir..

    ama ayni zamanda yonetimdekiler baska seyler dusunmektedirler.. morton thiokol'un nasa ile ileride yapilacak shuttle'lara malzeme saglamasi gorusme asamasindadir.. abd'nin ortasinda olduklarindan urettiklerini parca parca trenle gondermeleri nispeten deniz kiyisinda olan ve monte sekilde parca gonderebilen rakiplerine karsi bir dezavantajdir.. kalkis gecikmeleri de nasa'nin imajina cok buyuk yaralar acmaktadir..

    thiokol muhendisleri ile itici roketlerden sorumlu komite arasinda gerceklestirilen konferansta muhendisler o-ring'in bu sicaklikta kullanilmamasi gerektigini belirtirler.. ve bir sure boyunca da onlari ikna ettiklerini dusunup sevinirler..

    ama nasa "peki, sizin emrinizdeyiz zaten" gibi bir tepki verince thiokol yoneticisi bes dakikalik bir ara ister muhendisleri ile durumu konusmak icin.. bu bes dakika yarim saate uzar.. muhendislerinin israrlarina, ve hatta bazilarinin konferansta birebir tehlikeleri anlatmasina ragmen thiokol nasa'ya kalkis mumkun der..

    yani nasa goz gore gore biri sivil yedi kisiyi olume gondermistir..

    kalkis gunu mekik platformdan ayrildiginda herkes derin bir oh ceker.. cunku genel kani platformda bir hatanin olacagidir.. kimse sag roketten cikan ve donmus roket yakitinin aniden yanmasi sonucunda olusan siyah dumani gormez.. devam eden yetmis saniye boyunca roket asiri isidan genisler, ve en sonunda yakit akitmaya baslar.. yanan bu kacak ortadaki turuncu yakit tankinin tarafinda oldugundan gozden kacar.. kacaktan cikan isi ayni zamanda yakit tankini da eritmektedir.. en sonunda tanki rokete baglayan kollardan biri isiya dayanamayip kopar ve mekik sallanmaya baslar.. uc saniye icinde tum yakit yanar.. ama patlama olmamistir, asiri aerodinamik basinctan tank parcalara ayrilmistir..

    denilir ki kokpit parcalanmamis, tek parca halinde okyanusa saatte 320 km hizla cakilmistir.. hatta bazi kisisel hava unitelerinin aktif olarak bulunmasi patlama aninda bazi astronotlarin hala bilinclerinin acik olduguna isaret etmektedir..

    arastirma komitesi 86'da sonuca ulastiginda karar hatanin bir kisi ya da kuruma yuklenemeyecegi seklinde alinmistir.. ama o-ring hatasini saptayip herkesin anlayacagi hale sokmayi basarmis fizikci richard feynman bu karara itiraz eder ve kendi gorusunun de rapora eklenmesini ister.. ona gore muhendisler ile yoneticiler arasindaki komunikasyon bu kazaya yol acmistir.. nasa aracinin muhendislerin iddia ettiginden daha iyi olduguna kanaat getirmis, parca saglayicilarinin onerilerini goz ardi etmis ve kendi imajini her seyden one koymustur.. feynman "dogayi kandiramazsiniz" diye ekler..
  • uzunca bir yazı olacak ancak richard feynman'ın challanger uzay mekiği kazası hakkındaki bulgularını internet üzerinden araştırken karşılaştığım ve beni çok etkileyen bir haberi paylaşmak, bu haber üzerinden dilbert, nasa ve mühendis olmanın vicdani zorlukları arasında bir ilinti kurmak, kişisel düşüncelerimi ve hayatın beni rahatsız eden gerçeklerini paylaşmak istiyorum:

    https://www.npr.org/…-engineer-still-blames-himself

    bilmeyenler için açıklamak gerekirse dilbert, ana karakterinin "dilbert" isimli bir mühendis olduğu, 1980'lerden itibaren scott adams tarafından yazılıp çizilen ve artık bir klasik haline gelmiş bir çizgi öyküdür. en sevdiğim klasik dilbert serilerinden birinde dilbert bir grup öğrencinin karşında mühendislik mesleği hakkında bilgi vermektedir. bu seri boyunca okuldaki ve meslekteki erkek/kadın oranının dengesizliğinden, mühendislerin proje ekiplerine danışmanlık yapmak için işe alınmayı tercih ettiğinden (böylelikle gerçek bir iş yapmadan para kazanabilecektir ve başarısızlık durumunda sorumluk ekip içinde dağılmış olacaktır) ve her mühendisin hayalinin facia seviyesinde bir kazadan sorumlu tutulmadan emekli olmak olduğundan bahseder:

    https://dilbert.com/strip/1993-04-21

    dilbert'a aşina olanlar ise onun en büyük baş ağrısı kaynağının emrinde çalıştığı "pointy haired boss" (phb) olduğunu bilir. phb, dilbert'ın yaptığı teknik işleri anlamaz, bunlarla ilgilenmez bile, onun tek yapmak istediği para kazanmaya devam etmektir ve bunun için hiçbir etik değeri umursamadan yoluna devam eder. tabii bol bol "buzzword" ve "corporate jargon" içeren konuşmalar yaparken dilbert'ın başını dertten derde sokmayı da ihmal etmez.

    scott adams phb'yi yaratırken dersini iyi çalışmış olsa gerek. gerçekten de iş hayatı, en küçük şirketinden devasa organizasyonlarına kadar phb'ler ile doludur. her şirket bir dilbert içermese bile phb içermeyen şirket var mıdır bilinmez. öyle ki kendisi phb'leri yaratan sürecin kitabını yazmıştır denebilir:

    https://www.wikiwand.com/en/dilbert_principle

    maalesef nasa da phb'lerden nasibini fazlasıyla almış olacak ki pek çok yaşanmaması gereken sorun ve ihmal zincirleme bir biçimde yaşanacak ve 1986 yılında, hem de canlı yayın esnasında challenger uzay mekiği ateşlemeden ve kalkıştan kısa bir süre sonra havada patlayarak 2 ana parçaya ayrılacak, 7 mürettebatının tamamının ölümüne sebep olacak bir süreç başlayacaktır. o gün uzay mekiğinde "uzaya gidecek ilk öğretmen." olarak tanıtılan christa mcauliffe'nin de yer alması kalkış anının bütün amerikan medyası tarafından yakından takip edilmesine yol açmıştır:

    https://youtu.be/g2skv0oyca0

    https://www.wikiwand.com/en/christa_mcauliffe

    kaza sonrası dönemin amerikan başkanı ronald reagan'ın emriyle nasa'nın faaliyetleri uzunca bir süre askıya alınır, kazanın araştırılması için richard feynman (ki kendisi kazanın sebebinin anlaşılmasında kilit bir rol oynayacaktır) ve neil armstrong gibi meşhur isimleri de içeren "rogers komisyonu" kurulur.

    komisyon üyeleri arasında özellikle feynman tavrı, konuya yaklaşımı ve ilkeleri ile diğerlerinden oldukça farklı bir noktada yer almaktadır. kendisi nobel ödüllü bir fizikçi ve atom bombası projesi'ne katkı vermiş bir bilim insanı olmasının yanı sıra eksantrik ve başkalarının saygısını önemsemeyen davranışlarıyla da çoktan meşhur olmuştur. bu tavrını rogers komisyonu günlerinde de devam ettirir ve adeta kendi başına, komisyonun diğer üyelerinden ayrı bir araştırma sürecine girişir. öyle ki komisyona adını veren william p. rogers bir noktada "feynman gerçek bir baş ağrısı olmaya başladı." diyerek kendisi hakkındaki görüşlerini ifade edecektir.

    feynman çok geçmeden nasa'da mühendisler ve yöneticileri arasında ciddi bir bilgi kopukluğu olduğunu fark eder. yöneticiler temel kavramları bile doğru düzgün anlamaktan uzaktır. öyle ki tasarımlar için son derece önemli bir kavram olan "safety factor"ün ne olduğundan bile habersiz bir biçimde cümlelerinde bu terimi kullanmaktadırlar. malzemelerin normalde kullanılmaları planlanan çevre koşullarının çok üstünde zorlayıcılıkta çevre koşullarına bile dayanabileceğini ifade etmekte kullanılması gereken bu terimi onlar normal çalışma koşullarına bile dayanamayacak malzemeler için de kullanmaktadırlar:

    https://www.wikiwand.com/en/factor_of_safety

    benzer bir şekilde yöneticiler felaket senaryolarını şaşırtıcı şekilde hep çok düşük olasılıklı görmektedirler. oysa feynman mühendislerin bu konuda çok daha karamsar olduğunu fark etmiştir. yöneticilerin 100.000'de 1 olarak düşündüğü bir senaryo konusunda mühendislerle yaptığı görüşmeler ve anketler sonucu onların bu senaryoyu 200'de 1, 100'de 1 hatta 50'de 1 gerçekleşebilecek olarak gördüklerinin açığa çıkması yöneticilerin olasılık hesaplarını hep kendi işlerine yarayacak şekilde yapmaya uğraştığını tüm çıplaklığı ile ortaya serer. feynman için felaket büyüklüğünde bir kaza olasılığının 100'de 1 olmasından daha büyük sorun bunun mekikte hayatını kaybeden görev ekibinden saklanmış olmasıdır. öyle ki nasa yetkilileri bu "gerçek olamayacak kadar mükemmel" olasılık değerlerini christa mcauliffe'yi göreve katılmakta ikna etmek için kullanacak kadar ileri gitmişlerdi.

    nasa içerisinde karşılaştığı sorunlar feynman'ı gerçekten rahatsız etmiş ve kızdırmıştır. hemen hiçbir bölümde testler ya olması gerektiği gibi yapılmamakta ya da yönetim tarafından sonuçları dikkate alınmamaktadır. süreçlerin işleyişinde kalite kontrol adeta tamamen göz ardı edilmektedir... feynman bunun en önemli ve belki de tek istisnasının yazılım geliştirme süreçleri olduğunu not edecektir. nasa yönetimi tarafından test bütçelerini kısmaları için sürekli bir baskı altında olan yazılım geliştirme bölümü detaylı ve ısrarlı bir kalite prosedürü geliştirip uygulamaktadır.

    feynman incelemelerine devam ederken komisyonda görevli hava kuvvetleri generallerinden donald j. kutyna'nın anlattığı bir öykü ona kazanın asıl sebebi hakkında değerli bir ip ucu sağlar. kutyna, feynman'a soğuk bir havada arabasını tamir ederken bazı contaların nasıl esnekliklerini kaybederek zarar gördüğünden bahseder. challenger kazasının yaşandığı gün o güne kadar gerçekleşmiş kalkışlar içerinde en soğuk havada gerçekleşenidir. feynman bu noktadan hızlıca sorunun kökenine ulaşır. roketin yakıt bölümünde sızdırmazlık sağlamaktan sorumlu "o-contaları" soğuk havanın etkisi ile esneklik ve dayanıklılıklarını yitirmiştir. bu da yakıt sızıntısına ve sonrasında büyük bir patlamaya sebep olmuştur. aynı contaların nasa yetkililerince yüksek "safety factor"e sahip gösterildiğini söylemeye ise gerek var mı bilinmez... feynman bulgularını canlı yayında halka açıklar ve soğuk bir suyun içine soktuğu contaların nasıl kolayca deforme olduğunu bir deneyle gösterir:

    https://youtu.be/8qai_9quzuy

    feynman, kutyna'nın aslında böyle bir öykü anlatırken ona sorunun kaynağını dolaylı yoldan işaret etmeye çalıştığından şüphelenmektedir. gerçekte, kutyna'ya bu bilgi bir astronot ve yine araştırma komisyonun bir üyesi olan sally kristen ride tarafından verilmiştir. sally, nasa çalışanlarının gizlice kendisine ulaştırdığı ve o-contalarının ortam sıcaklığından nasıl olumsuz etkilendiğini gösteren bir test raporunu kutyna'ya, onun da bu bilgiyi feynman'a ileteceğine güvenerek, gizlice göstermiştir. aslında bütün olup biten "herkesin bildiği bir sır" olan o-contalarının ("o-rings") dayanıksızlığını feynman üzerinden halka sızdırma çabasından ibarettir. sally veya nasa içindeki bilgi kaynakları başlarının belaya girmesi riskini almadan bu bilgiyi doğrudan halkla paylaşamayacakları için feynman'ın gözlem gücüne ve otoriteden korkmadan gerçeği söyleyebilme özelliğine güvenmişlerdir. yıllar sonra feynman, aslında o günlerde nasa içinde bu durumu bilen ve bundan rahatsız çok sayıda mühendisin gizliden gizliye kendisini gerçeğe yönlendirdiğine artık emin olduğunu söyleyecektir.

    sonradan anlaşılacaktır ki gerçekten de o-contaları hakkındaki bu teknik sorun hem nasa içinde hem de nasa'ya taşeronluk yapan morton thiokol firmasındaki bazı mühendisler tarafından bilinmektedir. özellikle bu mühendislerden ikisi, roger boisjoly ve bu yazıya ilham kaynağı olan haberde bahsi geçen bob ebeling ateşlemenin farklı bir güne alınması için son güne kadar üst yönetim ile görüşmeler yapacak ancak onları kararlarından döndürmekte başarılı olamayacaklardır. ebelling'in, ateşlemeden önceki son gece uyumadan önce eşi darlene çaresizlik içinde söylediği son cümle "havaya uçacak, biliyorum!" olmuştur.

    rogers komisyonu araştırmanın sonuna geldiğinde ve bulgularını bir raporda toplamaya karar verdiği sırada feynman ile diğer komisyon üyeleri arasında ciddi bir anlaşmazlık ortaya çıkar. feynman nasa'nın ciddi biçimde yeniden yapılanmadan geçmesi ve halktan özür dilemesi gerektiğini düşünürken diğer üyeler konun nasa içinde halledilmesi ve üstünün kapatılması gerektiğini düşünmektedir. feynman'a göre "başarılı bir teknoloji için gerçeklik halkla ilişkilerden daha öncelikli olmalıdır çünkü doğayı kandırmak mümkün değildir." komisyon üyelerinin tavrı feynman'ı öylesine çileden çıkarır ki onları bulgularına raporda yer verilmemesi veya sansüre uğraması durumunda komisyondan ayrılmakla tehdit eder. sonuç olarak feynman'ın bulgu ve görüşleri komisyon raporunun kalanından farklı bir tonda olduğu gerekçesi ile ayrı bir bölümde de olsa kendisine raporda yer bulur:

    http://www.wikiwand.com/…n/rogers_commission_report

    feynman, iki yıl sonra yayınlayacağı ikinci kitabı "what do you care, what other people think?"in bir bölümünü bu komisyondaki günlerine ve uğraşmak zorunda kaldığı politik/bürokratik engellere ayıracaktır. bu kitap sonraları dünya çapında "çok satanlar" listelerinde kendine yer bulacak ve dilimize "başkalarının ne düşündüğünden sana ne?" ismiyle çevrilecektir:

    https://www.wikiwand.com/…_what_other_people_think?

    challenger uzay mekiği kazası "sistem mühendisliği" ve "fonksiyonel güvenlik" disiplinleri için bir dönüm noktası olur. nasa; apollo projesi ile terkettiği "olasalık bazlı risk analizi"ni "hata ağacı analizi" (fta) gibi metotlar ile süreçlerine yeniden dahil eder, nasa bünyesinde "bağımsız" bir "güvenlik organizasyonu" kurar, bu kazadan çıkardıkları dersleri bir "öğrenilen dersler" dokümanında toplar. bugün, onu okuyacak çeşitli disiplinlerden mühendislere büyük bir kaynak sunacak bu dokümana mıt web sitesi üzerinden ulaşmak mümkündür:

    https://ocw.mit.edu/…readings/challengerlessons.pdf

    ne yazık ki yıllar sonra gerçekleşecek columbia uzay mekiği kazası feynman'ın korkularında ve şüphelerinde haklı olduğunu, nasa'nın ve nasa bünyesindeki phb'lerin hatalarından pek de bir ders almadığını ve onları tekrarlamaktan sakınmadıklarını gösterecektir.

    bütün bu süreç esnasında belki en az suçlu olan onlar olmasına rağmen söz konusunu suçun ağırlığını yüreklerinde en fazla hissedenler ise mühendisler olur. bob ebeling kaza sonrası kendini bir türlü affedemeyecektir ve her gece "acaba konuyu doğru insanlara açamadım mı? acaba bu konuda yeterince ısrarcı ve kararlı olamadım mı? daha fazlasını yapabilirdim, yapmalıydım!" diye kendini yargılayacaktır. kazadan 30 yıl sonra, 89 yaşındayken kendisi ile yapılan röportajda bile esasında dindar bir adam olan bob "tanrının hatalarından birinin bu görev için beni seçmek olduğunu düşünüyorum. onunla bir sonraki karşılaşmamızda 'neden ben, böylesine bir görev için neden benim gibi bir eziği seçtin?' diye soracağım." diyecektir...

    bob, aslında dünyada benzer bir yükü yüreğinde taşıyan ne ilk ne de son mühendistir. çernobil'den fukishima'ya, gölcük depreminde yıkılan binalardan piper alpha platformu yangınına çoğu mühendislik felaketinin hikayesine dikkatli bakacak olursanız sorunu fark eden ancak bunu yetkisi olan insanlara anlatmayı başaramayan mühendislere rastlayabilirsiniz. nasa jet itki laboratuvar'ının (jpl) meşhur sistem mühendislerinden gentry lee, "demek sistem mühendisi olmak istiyorsun?" isimli, iyi bir sistem mühendisinde bulunması gereken özellikleri sıraladığı, konuşmasında (46:43) "iyi bir sistem mühendisinin bir jpl projesinde gece yatağa içi rahat gitmesine imkan yoktur." der. ben bu örneğin günümüzde hemen hemen bütün iyi mühendislere genişletilebileceğini düşünmekteyim ve phb'lerin bu durumun temel sorumluları olduğunu düşünmemek için hiçbir sebebim yok.

    https://youtu.be/e6u_ap2bdae

    bir mühendis, mühendislik hizmetini etik değerleri gözeterek sunmak sorumluluğu taşırken yöneticiler de çalışanlarını ve projelerini yine aynı etik değerleri gözeterek yönetmelidir. iki taraftan biri bu sorumluluğu taşıyacak olgunlukta değilse felaketlerin yaşanması artık sadece bir zaman ve şans meselesidir. söz konusu insan hayatı veya büyük maddi kayıplar yaşanması ihtimali olduğunda mühendislerin yatağa rahat gittikleri her gece bunu gerçekten hak edip hak etmedikleri, yöneticilerin ise birer lider mi yoksa sadece paragöz birer phb mi oldukları üzerine düşünmeleri gerekir.

    (bkz: nasa)
    (bkz: güvenlik)
    (bkz: sistem mühendisliği)

    (bkz: dilbert)
    (bkz: richard feynman)
  • 80li yılların türkiyesini bilmeyenler için tuhaf gelebilir. 1986'da challenger düştüğünde ağlıyorduk, yine 1986'da iran-ırak savaşı devam ederken de ağlıyorduk. iranlıları tanımıyorduk, ıraklıları tanımıyorduk, amerikalıları hiç tanımıyorduk. ama hepsi için en azından bizim evde trt 1e bakıp bakıp ağlandığını hatırlıyorum. yüzlerini görmediğimiz, adını bilmediğimiz adamlara üzülüyorduk. 80li yıllarda biz çok tuhaftık.

    yıllar sonra columbia, challengerdan daha beter biçimde infilak etti, canlı yayından bağdatın bombalanışını izledik, hutuların tutsileri nasıl kestiğini gördük her şey normalleşti, düzeldi, üzülmez ağlamaz olduk. tuhaflığımız geçti, gitti, bitti.
  • mekik fırlatılmadan onceki gece, havanın cok soguk (normalden 5 derece daha soguk = - 8 c ) olmasından dolayı, lastik contalar, ozelliklerini kaybetmis ve fırlatılmadan sonra mekik uzerine yakıt sızmaya baslamıs ve yuseyde kucuk bir yangın cıkmıstır. isınan yakıt tankı patlamıs, fuze ve mekik akrep seklinde parcalanarak dagılmıslardır. astronotların da icinde bulundugu ana unıte parcalanmadan, saglam olarak dagılmıstır. nasa, unite icindeki astronatların, unıte okyanusa carpana kadar hayatta kaldıklarını ve carpma anında hayatlarını kaybettigini acıklamıstır.

    nostradamus'un bu olayı kehanetlerinde acıkladıgı söylenmektedir.
  • amerika'da nasa'nın ve eğitim sisteminin azalan prestijini geri kazanmak amaçlı bir öğretmenin uzaya gönderileceğini başkan açıklıyor, 11 bin öğretmen başvuruyor ve bunlarda ilk 500 e girenler arasında mülakatlar vesaire ilk 10 seçiliyor, bu arada nasa başka mekikler de atmaya devam ediyor ama challenger özel olacaktı çünkü içinde ilk defa uzaya gönderilecek bir sivil öğretmen bulunacaktı. ılk 10 içerisinden biri seçiliyor 6 ay eğitime tabi tutuluyor.
    bu arada medya da tatbiki olaya özel ilgi gösteriyor sonuçta bu biz gövde gösterisi ve prestij kazancı olacak.
    herkes tv başına toplanıyor ve öğretmenin diğer astronotlarla içeri girişini izliyorlar. sonrası malum.
    uzaya gönderilecek ilk öğretmen diğer 6 kişiyle birlikte ölüyor.
    yazık olmuş.
  • abd ile türkiye arasındaki anlayış farkını gözler önün seriyor. adamlar 7 kişinin ölümüyle sonuçlanmış bir faciaya neden oluyorlar ama bugün nasa hala uzay araştırmalarına devam edebiliyor. biz arabaya benzin koymayı unuttuk diye başarısız kabul edip projeyi iptal ediyoruz.
  • challenger'ın düşmesinde nasa'nın yaptığı iki tane büyük hata vardır.ilki kazadan önce de bilinen o-ring sorunu, ikincisi ise hava raporlarının uzay mekiğinin takip edeceği güzergahın yaklaşık altmış kilometre uzağından alınmış olmasıdır.

    kazanın mühendislerin beklediği gibi fırlatma platformunda meydana gelmemesi tamamen şans işi olmuştur.o-ringlerden bir tanesi işlevini kaybedip duman çıkarmaya başlamasına rağmen katı yakıt içindeki alüminyum parçacıkları o-ringdeki deliği kapatmış ve sıvı-gaz çıkışını engellemişti.bu sayede mekik sorunsuz kalkabildi.ancak yükseldikçe saatte yaklaşık 300 km ile esen bir hava akımının içinden geçmeye başladı ve bu rüzgar mekiğin normal rotasından 2 derece sapmasına sebep oldu.normal şartlarda bile tehlikeli olabilecek bu hava akımı çok büyük bir sorunu olan challenger için felakete sebep olmuştu.o-ringdeki deliği kapatan alüminyum parçalar yerinden oynadı ve yakıt tanktan dışarı çıkıp yanmaya başladı.destek ünitelerinden birinin de alt kapağını patlattı ve bu sarsıntıyla destek ünitesinin ana yakıt tankını delmesine sebep oldu.iki milyon litre yakıt havada tutuştu ve mekik infilak etti.

    kazadan sonra yapılan araştırmada astronotların başlıklarında acil durum için fazla oksijen bulunduran sistemlerden üçünün hala aktif olduğu tespit edildi.yani üç astronot mekik suya çarpıp parçalanmadan önce büyük ihtimalle yaşıyorlardı ve bilinçleri açıktı.

    planlamalara göre fırlatmanın 120. saniyesinde destek üniteleri görevlerini tamamlayıp mekikten ayrılacak ve mekik yolculuğuna yalnız devam edecekti.eğer nasa rüzgar hesaplamarını doğru yapabilseydi, o-ring sorununa rağmen mekik kırk yedi saniye daha düzgün yol alabilir ve sorunsuzca atmosferden geçebilirdi.

    son olarak da tedarikçi firmada bu sorunu tespit eden ve mekiğin kalkmaması için elinden geleni yapan mühendis kazadan sonra depresyona girmiş ve işinden istifa edip yıllarca sürecek bir inzivaya çekilmiş.
  • cehalete meydan okuyan.
    ve
    meydan okuyan cehalet.

    cehalete meydan okuyan:
    ilk kez bir öğretmen gönderiyorlardı uzaya. oradan öğrencilerine ders verecekti.
    ölüm onu öğrencilerinden ayırsa da, o dersini vermeyi başardı kanımca. hayatta en hakiki yol göstericinin bilim olduğunu ve istikbalin göklerde olduğunu anlattı.

    ve
    meydan okuyan cehalet:
    challenger faciasının ertesi günü karşılaştım onunla. faciayı konuşuyordu. hala unutamadığım o sözleri sarf etti: "kadınları aybaşı aybaşı gönderiyorlar uzaya, olacağı buydu!"

    onu herkes tanıyor.
    şehveti kadın teninde linç gibi geziniyor.
    atıyor, tutuyor, kabuk içinde hürriyet satıyor.
    hala.
  • patlama anında astronot yakınlarının an be an tepkileri: http://www.youtube.com/watch?v=vd7dxmblg48
  • çocukluğumda kafamdaki "yenilmez amerika" imajını yıkan, bir musibetin bin nasihatı. o zamanlarda şimdiki kadar olmasa da ülkemizde güçlü bir "big brother" fenomeni filizlenmekteydi, amerikan ayakkabıları, amerikan oyuncakları, vs. si her yere girmeye başlamıştı, tabi bizim evde de bulunmaktaydı. okullarda okuduğumuz "1969 da abd aya ayak bastı" gibi bilgilerle de harmanlanarak bizim jenerasyon üzerinde tamamen büyük bir "amerikan hayranlığı" doğmaya başlamıştı. "he-man", "dallas", "karaşimşek" gibi şeyler de zihnimize nüfuz ediyordu.

    sonra bir gün tv de haftalardır konuşulan, bilim ve teknik gibi yayınlardan takip ettiğim bir uzay mekiğinin fırlatılışını seyrediyordum, "vay be" dedim, "amerikanlara bak, nasıl da uzaya gidiyorlar", o sırada arka fondan gelen ingilizce ses "oouuv- aauuvv" gibi heyecanlanmaya başladı, ben de ekrana yönelttim süper güçleriyle düşmanlarını yenen amerikan oyuncağımdan alıp dikkatimi. bir anda alev aldı mekik, o an içindekilerin nasıl bir acz içinde olduklarını düşündüğümü hatırlıyorum, ve patladı, 20-30 alev parçası oldu gitti koca mekik ve içindeki garibanlar.

    çok fazla üzüldüğümü hatırlıyorum, çünkü canlı canlı, ekrandan ilk kez birilerinin ölümünü seyrediyordum film dışında, dolaylı da olsa.

    ölen astronotlara üzüntüm geçince oturup dedim ki kendime "demek ki amerikanlar bile süper değilmiş", "salla o zaman, sieeeee".

    o gün bu gündür çok şükür böyle bir hayranlığım yok. buna vesile olduğu için challenger benim hayatımda anlamlı bir yerdedir.