şükela:  tümü | bugün
  • alplerde sirin mi sirin bi fransiz kasabasi..

    kibirli olmayan fransizlara rastlayabileceginiz ender yerler arasinda olup bi turk lokantasi da bile mevcuttur. sakin menunun karsisina gecip ukalalik taslamayin sahibi aliniyo (ben yaptim ondan biliorum)

    eger bi gun zengin olursam omrumun geri kalanini gecirmek isteyecegim yer
  • mount blanc'a çıkmak isteyenlerin geldiği yer. teleferikle yaklaşık 3000 mt'ye çıkabiliyorsunuz
  • cenevre'den yaklaşık 75 kilometre uzaklıkta, savoie bölgesinde mont blanc'ın eteklerindeki bir dağ kasabasıdır... 18. yüzyılın sonlarından itibaren dağ sporlarıyla ilgilenenlerin fazlasıyla ziyaret ettiği bir yer olarak bilinir... alp disiplini kayak sporunun ilk çıktığı yerlerden biri olan chamonix, 1924 yılında ilk kış olimpiyatlarına da ev sahipliği yapmıştır...

    arve nehrinin vadisinde kurulu sayısız kasabadan biri olan chamonix, çok fazla sayıda pisti bulunmamasına rağmen dünyadaki en uzun buzullardan biri olan la mer de glace (buz denizi) üzerinde dağcılık ve kayakla ilgilenenlere muhteşem olanaklar sunmaktadır... fiziksel kondisyon ve dayanıklılığı iyi durumda olmayan kişiler için tavsiye edilmeyen bu tur, muhakkak bir dağ rehberi eşliğinde yapılmalıdır... turun adı vallee blanche (beyaz vadi) turudur...

    normal şartlar altında maceraya chamonix'nin güney tarafında yer alan aiguille du midi (ortadaki iğne) teleferiğine binerek başlanır... yaklaşık 1000 metre rakımda bulunan chamonix kasabasından çıkan bu teknoloji harikası teleferik, 3800 metredeki aiguille du midi zirvesine çıkar... ancak zirvedeki hava koşulları her zaman iyi olmaz, "iyi" olarak adlandırılan koşullar genellikle saatte 70 kilometrenin altına inmeyen rüzgar ve -15 derece "ısı"dır... buradan dağın arka tarafına geçilerek iki tarafı da uçurum olan bir metre genişliğindeki bir patikadan ellerde kayaklar ve batonlar, ayakta ise beheri 5 kg tutan kayak ayakkabılarıyla sadece bir halata tutunarak bir kilometreye yakın bir uzaklık yürünür...

    eğer aiguille du midi teleferiği işlemiyorsa - ki bu son derece normaldir, rüzgar saatte 80 kilometrenin üzerine çıktığında teleferik kapatılır - alternatif daha ilginçtir... mont blanc tünelinden italya'ya geçilir ve courmayeur teleferiğiyle helbronner zirvesine çıkılır... sözkonusu zirve yaklaşık 3500 metre irtifadadır, üstelik buradan inmek nispeten daha kolaydır... kolay dediysek, yanlış anlaşılmasın, yine 200 metre kadar önce merdiven, sonra buz üzerinde elde kayaklar ve batonlarla artistik patinaj yaparak düz bir zemine inilecektir... bu arada esen rüzgar, adamın canına okur...

    daha sonra buzula ulaşmak için kayaklar takılır, ancak yokuş yukarı ve rüzgara karşı yaklaşık 500 metre yürümek gerekir... oksijenin yetersizliği burada şiddetle hissedilir, akciğerlerin daha da büyük olmasını ister insan... hele sigara tüketimi fazla olan insanların burada canlarının çıkacağı hemen hemen kesindir...

    buzulun başına geldiğinde azimli bünyeler sağa sola bakmalıdır... sağda dent du geant (devin dişi) 4000 metre yükseklikte alay edercesine insanları süzer... solda ise mont blanc zirvesi 4807 metreden dent du geant'a göz kırpar... önde ise alabildiğine beyaz bir vadi bulunur... ancak kayması başta aldatıcı bir şekilde kolay görünen vadi tehlikelerle doludur... buzullar yeterince esnek olmadığı için ani eğim değişikliklerinde eğime dik açıyla, yani yatay olarak kırılırlar... eğimin yüksek derecelerde oldğu bölgelerde bu kırıklar 70 metreye varan derinliktedir... işin kötüsü kar yağışının fazla olduğu dönemlerde kar bu kırıkları ince bir tabakayla kapatır ve görünmez... dağ rehberinin faydası bu alanlarda anlaşılır, hatta 2004 senesinde 14 rehber değişik nedenlerle bu bölgede hayatını kaybetmiştir...

    kolay olan kısım geçildikten sonra geant glace'ın sonuna gelinir, ve burada crevace olarak bilinen buzul kırıkları, bir diğer tanımla buzul şelalesinden inmek gerekir... bunu kayak olarak tanımlamak zordur, daha çok ayaklara takılı 180 cm uzunlukta ve kaymaya istekli metal parçalarıyla sürünmek olarak adlandırılabilir... zaman zaman 70 dereceye varan eğimde crevace'ların arasında gittikten sonra yine aynı derecede bir eğimin üzerindeki 70 cm genişliğinde bir patikadan refuge du requine (köpekbalığı sığınağı) denilen yere gitmek gerekir... burası ilginç bir yerdir, gündüz kayakçıların yemek yediği bir yer olmakla beraber, aslen bir dağcı sığınağıdır ve gecelemek mümkündür... yaklaşık 40 kişilik kalacak yer vardır ama o yükseklikte kimseyi dışarıda bırakmadıkları için zaman zaman 100 kişiye varan misafir bulunabilir...

    refuge'den çıktıktan sonra mer de glace'a inmek için yine çok dik bir yamaçtan aşağıya sürünmek gerekir... sürünmek burada mecazi anlamda kullanılmıştır, çünkü kayakları kaymak için değil, düşmemek için bir araç gibi kullanmak gerekir, kayakları çıkartıp yürüyerek inmeye çalışmak çok daha tehlikelidir... crevace'ların üzerinden kaymak ise son derece zordur, normal pistlerde slalom yaparak hız kontrolüne alışmış kişiler, slalom yapmamaları, yaptıkları takdirde kırıklara takılarak düşecekleri konusunda defalarca uyarılırlar... dik bir eğimde çoğu zaman dümdüz kaymak gerekir, durmak için güvenli noktaları yine rehber belirler...

    mer de glace'a indikten sonra insanın bir arkasına bakması ve indiği yamacı görmesi, ciddi bir ego patlamasına yol açar, "vay be, ben neymişim abi" diye bağırmak gelir adamın içinden... ama inerken çektiği sıkıntıları ve yaşadığı korkuyu düşününce, ve yorgunlukla birleşince ağzından sadece "hööö, hııı" gibi anlaşılmaz sesler çıkar...

    mer de glace upuzun ve eğimi son derece az bir buzuldur... çoğu zaman burada dümdüz kapalı pozisyonda (yumurta pozisyonu) kaymak gerekir... en sonunda gelinen yer, "ice grotto" olarak bilinen yerdir... burada 1947'den beri her sene buz oyulmakta ve buz heykeltıraşları herşeyi buzdan bir ev yaratmaktadır... burada iki alternatif vardır, aşağıya kayakla devam edilebilir veya merdivenle (yaklaşık 250 basamak) teleferiğe çıkılıp trenle chamonix'ye dönülebilir... sakın "kayakla devam edelim" diye düşünülmemelidir, çünkü ileride buzuldan çıkınca merdivenin iki katı kadar bir yamaca kayakla tırmanmak gerekir...

    buzul 1645 yılında en uzun noktasına ulaşmıştır, bu durumdan korkan kasaba halkı papaya başvurmuş, buzulun şeytan tarafından uzatıldığını söylemiştir... papa bunun üzerine bir kardinal göndererek buzuldan şeytan çıkartma ayini yapmıştır... bu ayinin işe yaradığı söylenebilir, buzul her sene biraz daha gerilemektedir...

    bütün bu işler bittikten sonra yapılması gereken bir tek şey kalır, o da sıcak şarap içmek... o yorgunluğun üzerine bir de şarap içilince, 12 saat uyunur, ertesi sabah uyanıldığında dışarı çıkılır, zirveye bakılır ve işte o zaman "senin altından girip üstünden çıktım, etrafında kaydım mont blanc, bu da sana girsin" denilir...
  • masallarda geçen kasabalardan biri.

    vahşi bir coğrafyası var. mağaza ve marketlerdeki fiyatlar fena sayılmaz.
  • harika, masal gibi adeta... gezdikçe,soğuğa rağmen insanın yılın tüm günlerini orada geçiresi geliyor. publar,kafeler,mağazalar,evler o kadar şirinki.daha sonra mont blanc'a teleferikle çıkıp, aiguille du midi bölgesinde, 3842 metre yüksekliğinde, hele ki açsanız biraz, oksijen eksikliğini iliklerinize kadar hissediyorsunuz.konuşmak filan zor geliyor.
  • avrupa'nin en yuksek dagi mont blanc massifinin yakindan izlenebilecegi yaklasik 1000m yukseklikte konumlanmis olan fransiz kasabasi. en carpici ozelligi dort bir yaninin devasa zirvelerle cevrili olmasi. butun bir kasaba tamamen kutu icinde kalmis gibi. tabi bu yakinlikta bu denli yuksek daglar olunca manzaranin tadina doyum olmuyor. chamonix sakinleri ise sportifligin dibine vurmus durumda. tirmanis, off-pist kayak, snowboard siradan sporlar buradaki insanlar icin. bu arada, chamonix'ye yilda gelen turist sayisi yerli nufusu ikiye katlamis durumda. ingilizlerin ortami domine ettigini soyleyebiliriz. "raclette"inin tadina bakmadan dönülmemesinde fayda var bir de.
  • sirin kasaba sicak insanlar falan diyemeyecegim.
    o bolgede bulunan tonlarca sirin kasabadan bir tanesidir, biraz daha fazla turist ceker, hepsi bu.

    nazik fransizlardan bahsedilmis, ben onlardan pek gormedim.
    ilk baslarda 'bonjour' diye baslayip, 'sorry, i don't speak french, can we speak english please?' diye devam ediyordum, karsimdaki de 'no!' diyordu haliyle. kasabanin herhangi bir mevsimdeki halinde 77 milletten turist populasyonunun yerel populasyonu 5e 10a katliyor. demek ki gelenler sular seller gibi fransizca biliyordu, ya da baska bir yolu olmali gibiydi.

    ve o yolu buldum. dukkana girip gayet ukalaca, 'hi, i dont speak french. how much is it?' dedigim zaman karsimdaki de guzel guzel cevap veriyordu.
  • paris'in meshur caddeleri kadar pahali magazalara sahiptir. bir o kadar guzel ve pahali pastaneler (pâtisserie maison richard) mevcuttur. turistik olmasina ragmen fransanin geri kalani gibi fransizca konusunca insanlarin size kibar davrandigi yerlerden biridir. ayrica yakinlarinda oldukca alt rakimda bir buzul mevcuttur. o buzulun gece cikardigi sesler insani dehsete dusurmeye yeter. guzel yerdir, icinde bolca turk turist barindirir.
  • bir gün elimi eteğimi her şeyden çekersem yaşayacağım yerdir. doğal güzelliğin, şirinliğin, şehrin ve köy dokusunun bir arada bulunması insanı cezbediyor. bütün ihtiyaçlarınıza yakın olmakla her şeyden uzak olmayı aynı anda hissetmek istiyorsanız ideal. hemen yanıbaşında mont blanc olması ayrı bir keyif tabii. havası da tam benim kafada. tabii turistik amaçlardan bahsediyorsak bulun bir yolunu görün burayı derim, mont blanc'a çıkmayı unutmayın.