şükela:  tümü | bugün
  • euro'ya avro der.

    edit: sözlüğü bu yüzden seviyorum. sırf makara olsun diye, 2-3 farklı etimoloji kaynağını araştırdıktan sonra "dur azıcık gülelim eğlenelim" kafasında açtığın başlığa gelip böyle bir ilber ortaylı edasıyla "cahilin bilmemnesi böyle olur yaa", "o çeviri değildir taşımadır bilmiyosun slk .s .s" şeklinde triplenen pelinsu'lar ve oğulcan'lar birbiriyle yarışıyor ya, sözlüğü işte o zaman seviyorum :)

    sözlük ne kadar zeki ve kültürlü olduğunuzu göstermek için doğru yer değil gençler.
    bak şurdan siktir git.*
  • dua et şaziment diye çevrilmemiş.
  • dönere returns der.
    dil peynirine language cheese der.
  • bir sub-basement ve ya tubeless olamayacak çeviridir.

    (bkz: subasman)
    (bkz: dubleks)
  • changement kelimesinin fransızca okunuşu şanzman olduğundan dilimize böyle geçiş yapmıştır, makul bir yanı olmasa da çok da garipsenmemesi gerekir zira çok örneği var ''koridor'' - ''corridor'' mesela o açından bakıldığında pek bir saçma dursa da durum bu.
  • charge'ı da şarz diye çevirir, olur böyle şeyler.
  • doğrusudur, ne diycekti, şanzuman bile dese kelimeler dilden dile böyle aktrarılır. avro'ya (bkz: avro) demesi de aynı şekilde doğrudur. sor bakalım alman fransız ve ingilizin euro telaffuzları nasıl, biri eğo, biri oyğo, diğeri yuro diye telaffuz ediyor. yazılı kültür ile dilin fonetik evrimi başkalaştığı ve yazıldığı gibi okunma olayı 3 yüz yıl önce folloş olduğu için de hepsi aynı şekilde yazıyorlar. kaldı ki izlanda ve maltalılar da evra ewro falan yazıyor, kafasına göre de telaffuz ediyor.

    https://en.wikipedia.org/…ssues_concerning_the_euro

    işin ilginç yanı kıbrıs rum kesimi, kendisini kıbrıs cumhuriyeti olarak kabul ediyor ve o şekilde ab üyesi. türkçe de adanın ve cumhuriyetin resmi dillerinden birisi olduğu için ab tarafından da avro'nun türkçesi resmen avro olarak kabul edilmiş durumda.
  • türkçe imla kuralları açısından yanlış yapmayan, bilakis dilimiz yazıldığı gibi okunduğu için doğru davranış sergileyen yaklaşımdır.

    şöyle ki; 19. yüzyılın son çeyreğinde osmanlı münevverleri arasında "lisan meselesi" ortaya çıkmıştır. batılılaşma ile birlikte dilimize avrupa dillerinden yeni kelimeler eklenmeye başlanmış, ayrıca milliyetçiliğin de artmasıyla "türkçe" özüne dönerek kurallara bağlanmaya çalışılmıştır. tartışmanın ana konusu ise arapça ve farsça kurallar ile artık "osmanlıca"nın yazılamayacağı, türkçenin tekraren kurallarıyla ortaya konulması gerektiğidir.

    geleneksel yaklaşıma sahip olanlar buna şiddetle karşı çıkmış ve osmanlıcanın hal-i hazırdaki kurallarıyla kullanımının, gerek dini öğrenme noktasında gerekse dilin öğretilmesi noktasında daha faydalı olacağını savunmuşlardır. burada bu farkı belirtmek için bir örnek vermek uygun olacaktır. "türk" kelimesi arapça kurallara göre "te, re, kef" harfleriyle yazılmaktadır. yenilikçi kesim bunun doğru olmadığını, türk kelimesinin "türemek"ten geldiğini ve bu yüzden "te, vav, re, kef" harfleriyle yazılması gerektiğini iddia etmişlerdir.

    iki kesim arasındaki tartışmalar sesli harflerin gösterilip gösterilmeyeceği (sesli harflerin gösterilmesi elif, vav, ye harflerinin sessiz harflerden sonra kullanılması işidir.) noktasında zirveye ulaşmıştır. bu tartışmayı dilin ahengi ve okunuşu takip etmiştir. velhasıl günümüzde kullandığımız türkçe, genel olarak ikinci grubun savunduğu şekilde oluşmuştur. bu grup eğer yabancı bir kelimenin (avrupa dilleri kastedilmektedir) türkçe karşılığı yoksa okunduğu gibi yazılarak dile alınmasını savunmuşlardır.

    sözün özü,küçümsenen bu zihniyet (ben öyle algıladım, yanlış anlamış olabilirim) yıllarını okumaya adamış, büyük bir kısmı yıllarca avrupa'da kalmış ve en az bir lisanı anadili gibi bilen onlarca kişinin tartışmaları ve çalışmalarıyla ortaya çıkmıştır.
  • şanjman diyen de var diyerek el artırdığım çeviri.