şükela:  tümü | bugün
  • "-biliyorsun beni, severim markette dolanmayı, sonra tuvalet kağıtlarının olduğu rafa geldim ve 92 yaşında bir kadın gördüm, en hesaplı tuvalet kağıdını arıyordu.
    + iyi de herkes yapar bunu.
    -tamam ama, 92 yaşındasın, yarın ölebilirsin, üç kuruşun hesabını yapmanın ne anlamı var? yani, 92 yaşında sıçabiliyor olmak zaten muhteşem bir olay, neden en pahalı tuvalet kağıdını alıp bunu kutlamıyorsun ?"

    bazen birinin hatırlatması gerek sanırım.
  • "sanatçılar bile sonsuza dek sanatçı kalamaz, özellikle hayatlarını sanatlarıyla kazanabilen iyi sanatçılar. yetenek gider, hüner gider, bir şeyler gider. ortalama insan için geriye sonunda ruhunu katletmesi kaçınılmaz bir meslekten başka ne kalır?"
    (bkz: pis moruğun notları 2)

    "insanlar kendilerini bir yazarla birlikte bulduklarında, özellikle bir şairle, ruhlarının gözeneklerini açmadan edemezler."
    (bkz: pis moruğun notları 2)

    "çoğu erkek berber dükkanlarında saatlerce oturur, hem de saç tıraşına ihtiyaçları olmadığı halde. hiçbir şeye ihtiyaçları yoktur. tavla oynayıp spordan konuşurlar. kasvet verici ölü saçla kaplı yer muşambasına bakar ve hiçbir şey hissetmezler. evrenin aklı başında insanları bunlar. zamanlarıyla ölüşlerini seyretmekten başka yapacak bir şeyleri yoktur."
    (bkz: pis moruğun notları 2)

    düzeltme: imla
  • "kızlar uzaktan iyi görünüyor, güneş elbiselerinde ve saçlarında parlıyordu. ama yakınlaşıp ağızlarından akan beyinlerini dinleyince silahlanıp yeraltına gizlenmek istiyordum."
  • çalıştığım iş yerinde bir adam var, boyu boyuma, yaşı yaşıma denk. (onunla evlenmeyi hayal etmiyorum, sadece böyleleri çok azaldı son yıllarda, herkes -bok var gibi- bir gençliktir tutturdu.)

    tasarım bölümünde çalışıyor bu arkadaş; eli kalem tutan, kültürlü, zeki, sorumsuz ve esrar bağımlısı. -harika biri yani.

    tüm gün onunla sohbet edebilir, harika vakit geçirebilirsiniz.

    iş yerindeki herkesle arası çok iyi, tüm gün bir yerlerde birilerine hikayelerini anlatırken görürsünüz onu. patron defalarca kovdu işten ama öyle pozitif bir enerji var ki adamda, daha kapıdan çıkmadan tekrar işe alındı.

    hiçbir şey umurunda değil; öğleye doğru çok sevdiği bisikletiyle kan ter içinde işe gelir, yedekteki yırtık tişörtünü tuvalette sırtına geçirir ve yemeğe kadar sağda solda çene çalar.

    yemekten önce birkaç fırt çekip önüne gelenle sohbet etmeye başlar. sonra da insanları artık doyduklarına ikna edip önlerindeki yemekleri sokak köpeklerine dağıtır.

    benden çekinir genelde, resmi davranır ama kafası çok iyiyse resmiyeti filan siktir edip konuşmaya başlar.

    onu her gördüğümde şu hayatta böyle insanların da var olabildiğine şahit olduğum için şükrederim. kurallara, yasalara, boğucu ahlak kurallarına koca bir siktir çeken ve buna rağmen sözünü ettiğim bu yasalar tarafından toplum dışına "itilemeyen" (hoşgörü ya da görmezden gelinemeyecek yeteneği sayesinde belki, ama kimin umurunda!) bir kahraman o benim için.

    gün içinde yaptığım iş çoğunlukla esir alıyor beni, her şey o kadar karışıyor ki yaptığım işi sadece para kazanmak zorunda olduğum için yaptığımı bile unutuyorum.

    allahtan bu adam var, allahtan bukowski var, allahtan fante ve bıçakçı var.

    velhasıl, bizim hayat dediğimiz şey son derece yorucu, ama bukowski odayı dolu gösteriyor.
  • -alo bohem yazar charles bukowskiyle mi görüşüyorum
    -yavrum ben annesiyim. charles banyosunu yapıp yattı
    -onun kalıbını skiyim

    (bkz: umut sarıkaya)
  • çok güzel bir entelektüel tanımı vardır abinin.

    "entelektüel basit bir şeyi karmaşık söyleye bilen kişidir. sanatçı ise zor bir şeyi kolay."
  • kötü adamı sevdim hep,kanunsuzu,hergeleyi.iyi işleri olan sinekkaydı tıraşlı,kıravatlı tiplerden hoşlanmam.ümitsiz adamları severim,dişleri kırık,usları kırık,yolları kırık adamları.küçük sürpriz ve patlamalarla doludurlar.adi kadınlardanda hoşlanırım;çorapları sarkmış,makyajları akmış,sarhoş ve küfürbaz kadınlardan.serserilerin yanında rahatımdır,çünkü bende serseriyim.kanun sevmem,ahlak sevmem,din sevmem,kural sevmem.toplumun beni şekillendirmesinden hoşlanmam....
    diyen şair,yazar..
  • "ilaç göndermeye karar vermiştik afrika'ya... ancak hepsinin üzerinde 'tok karnına' yazıyordu."
  • "hangi çiçek, diğerini “sarı açtı” diye ayıplar?
    hangi kuş, “farklı ötünce” diğerine yasak koyar?
    derisinden, dilinden ötürü öldürülüyor insanlar.
    ah insanlar!
    her şeyi bulup kendini bulamayanlar…"
  • abartılmış bir balon olduğu yaklaşımı, onu okuyanın ne derece balon olduğuyla ilintilidir.

    bukowski edebi bir türün öncüsüdür.

    oscar wilde'in bir sözü vardı, yazdıklarıma değil hayatıma bakın, diye. bukowski de aynı minvalde incelenmeli, yazdıkları kurgu da, bizatihi yaşam kesiti de olsa.

    sabah uyanıp işe gitmenin saçma olduğundan bahsetti, akşam eve dönüp "ikea" koltuklarında oturmak için bu kadar çaba sarfetmenin anlamsizligini dile getirdi. bunlar muazzam felsefi yaklaşımlar değildir belki; ama dönemin, günümüz dünyasında betonarme yapılar arasına sıkışmış bireyin belirgin bir izdüşümüdür.

    bukowski balonmus, götüm.