şükela:  tümü | bugün
  • çok acıklı ve derin filmdir.

    kime sorsam oompa-loompa'ların dansını hatırlasa da benim aklıma kazınan sahneler bambaşka.
    o yokluk içinde ailesi tarafından zar zor alınan bir paket çikolatanın sadece çocuğa özel olması ve çocuğun da dayanamayıp parçalara ayırarak herkesle paylaşması, fabrikaya girdiklerinde yaban domuzu gibi olmuş ultra zengin çocuklarının oraya buraya koşturup her yeri karıştırmaları, arsızlıklarından makinelere sıkışmaları yani paranın verdiği rahatlık ve aymazlığın örnekleri. tüm bunlar olurken dede ile çocuğun sakince etrafı incelemeleri, ters bir şey söylenmesin diye tedirgince attıkları adımlar, ikram edilen çikolataları yavaş yavaş yemeleri...

    tim burton kesinlikle işini bilir, her filminde de gösterilmek izlenen asıl sahnelerin mutlaka arka planda saklandığını düşünürüm.
  • cikolata selalesinde, kimyasallarla gercege yakin bir renk elde etmeye calisip etkileyici olmayinca gercek cikolata kullanilmis filmdir. titanic'de de kirilan porselenlere uzulen biri olarak bu sahnede karalar bagladigimi belirtmek isterim.
  • yuzlerce kucucuk kucucuk fatih terim'i bir arada gorebileceginiz film.

    (bkz: oompa loompa) **
  • bu filmden anladıklarım:

    1- ortada sinema yoluyla anlatılacak bir masal varsa tim burton'dan ötesini düşünmek gaflet, dalalet ve hatta hıyanettir...

    2- bir kaç oompa loompa bulup t.c. vatandaşı olmaya ikna edebilirsek erovizyon'da sittin sene sırtımız yere gelmez. sadettin teksoy uyumasın derhal yola düşsün, vatan ondan hizmet bekler...

    3- johnny depp'ten süper travesti olur (ki kendisi de o yolda istikrarlı bir şekilde yürüyor sanırım)...

    4- deep roy alemlerin en komik surat ifadesine sahiptir...

    5- bir sinema dolusu çocukla film seyretmek iğrenç bir şeydir, bundan daha iğrenci ise izlenen filme çocukların toplamından daha fazla gülmektir...
  • en sevilen çocuk romanlarından biri olmasının yanında, bu ayki sinema dergisinde engin ertan'ın filmle ilgili yazısında da belirtildiği gibi farklı bir okumayla kapitalist sistemi idealize eden bir sınıf atlama hikayesi olarak da değerlendirilebilecek roald dahl romanı. nedir peki bu okumaya yol açan ipuçları? öncelikle, hikayenin vardığı noktaya bakılırsa bir çocuk romanı olarak söylediği şu: iyi huylu, alçakgönüllü, açgözlü olmayan, uslu ve terbiyeli çocuklar sonuçta hayatta kazanan kişi olurlar. ama farklı bir okumayla fakir bir işçi ailesinin çocuğu olan charlie'nin sisteme uyumlu olduğu, kendisine verilenden fazlasını talep etmeye yeltenmediği, ses çıkartmadığı ve sırf bu yüzden yine kapitalist sistem tarafından ödüllendirildiği ve sınıf atladığı görülebilir. yine willie wonka karakteri üzerinden bir okuma yapılırsa görülüyor ki wonka için dünyadaki hiçbir şey ve kişi koskoca fabrikasından, ürettiği çikolata ve şekerlerden önemli değil. hatta üreteceği bir sakızın tüm yemek endüstrisini çökertmesi de hiç umrunda değil. yine tüm işçilerini kapının önüne koymaktan ve onların yerine lumpa ülkesinde yaşayan yerlileri, oompa loompaları gemilerle fabrikasına getirmekten de çekinmiyor. bu davranışının günümüzdeki bir takım sanayi devlerinin kaçak işçi çalıştırması ya da karın tokluğuna çalışmaya niyetli fakir ülkelerdeki işgücünü sömürmelerinden pek bir farkı yok. üstelik kitapta bu sömürü idealize ediliyor gibi görünüyor. çünkü wonka sürekli oompa loompalara büyük bir iyilik yaptığını düşünürken, oompa loompalar da "balta girmemiş ormanlarla dolu, korkunç bir yer" olarak tasvir edilen ülkelerini hiç özlemiyorlar. dış dünyayla hiçbir bağlantılarının olmamasına, sabah akşam demeden aralıksız çalışmaları, hatta bazılarının wonka'nın deneyleri sırasında hayatlarını kaybetmeleri çok da umurlarında değil gibi, çünkü sürekli şarkı söylüyor ve dans ediyorlar, kısacası çok mutlular. çalışmalarının karşılığını da parayla değil, kahve çekirdeği ile ödeniyor, ne de olsa dışarı çıkmadıkları için paraya da ihtiyaçları yok. wonka'da böylece elindeki fazla sermaylerden biriyle başka bir sermayeyi iş gücünü tatmin ederek kendi içinde karlı bir devir daim sağlamış oluyor. evet alt tarafı bir çocuk kitabı, belki bu tip detaylara inmek biraz anlamsız kaçıyor ama zamanında bu detaylar yüzünden oldukça tartışılmış bir kitap bu, göz ardı etmemek gerekiyor.

    film uyarlamasına gelince tim burton kitaba ne kadar bağlı kalsa da benzersiz görselliği ile yine kendi imzasını atmış gözüküyor. oldukça keyifle izlenen, hiçbir anında sırıtmayan (bazı görsel efektler hariç) çok iyi bir uyarlama olmuş bu. burton sonlara doğru bir de kubrick'e kocaman bir selam çakmış ki tadından yenmiyor. oyunculara gelince; johnny depp her zamanki gibi mükemmel oynamış ama charlie rolündeki freddie highmore,finding neverland'den sonra bir kez daha johnny depp'den ciddi şekilde rol çalıyor. tartışmasız dakota fanning ile birlikte son dönemim en yetenekli çocuk oyuncularından biri bu çocuk. diğer dört çocuk da ilk sahnelerinden itibaren kendilerinden nefret ettiriyolar, amaç da bu olduğuna göre demek ki çok başarılılar. dıştan edward scissorhands'deki kasvetli yapıyı andıran fabrika ise içine girilince ağzı açık bırakan bir masal dünyası sunuyor izleyiciye. sonuçta, burton filmografisi içinde çok yüksek bir yerlere koyulamayacak olsa da vaadettiklerini sonuna kadar veren bir film charlie and the chocolate factory, izleyici kitlesini hiç pişman etmeyecek bir eğlencelik.
  • --- spoiler ---

    türkçe ismi olan charlie'nin çikolata fabrikası başlı başına bir spoilerdır.

    tabi benim bunu söylemem de önceden dikkat etmemişler için spoiler olabilir o yüzden en hayırlısı şu butonu* kullanmak.

    --- spoiler ---
  • kaç dakika sürdü bilmiyorum ama, keşke üç gün sürseydi bu masal. neymiş sadece küçüklereymiş bu seferki tim burton masalı. çok afedersiniz biz zaten büyüdüğü için daima hüzünlü kalacak "büyükler" bu adama bundan meftunuz zaten. ancak onun filmlerinde gördüğümüzde bizi mutlu edecek masumlukta öykülerin, içinde yaşamayı umacağımız mekanların, daimi bir hüzün taşıyacak ama her türlü eksiğine rağmen mutlu olmasını bilecek karakterlerin yönetmeni olduğu için işte. öyle bir adam ki, sinema sanatı içindeki her etkene inanılmaz hakim; bir filminde oyunculuğun aksadığını, herhangi bir kareyi dondurduğunuzda onun fotoğraf olarak üst düzey bir değer taşımadığını, sesin veya görsel efektin sakil durduğunu göremezsiniz. ama bir tim burton filminden çıktığınızda aklınızda bunlar kalmaz. tekniğe üst düzeyde vakıf bütün büyük sanatçılar gibi duygusunu matematiğe ezdirmez çünkü. sizin aklınızda zarar bile verse içinden hiç kötü niyet geçmeyen edward*, evlerinde yaşamaya devam etmek isteyen adam'la barbara*, tek derdi orson welles kadar iyi olmak olan (tesadüfe bakınız ki) ed*, anlattığı olağanüstü öykülere hiç inanılmamış (tesadüfün bu kadarı artık -!-) ed bloom* kalmıştır.

    charlie'de de durum aynı. yok anlatılanlar klişeymiş... bu film bir masal ve masallar da bunu hep yapar.. ayrıca bir şeyin çok söylenmiş olması, eğer o şeyler doğruysa onu değersiz kılmaz ki... tim burton aile (özellikle de baba) kavramı üzerine çok dolu olduğu bir dönemden geçiyor belli ki. ve bunun değerini böyle anlatmak istemiş, belki de "zamanınız varken kıymetini bilin" demek isteyerek... harika da olmuş. sizleri bilmem ama ben o soğuk evin içinde charlie'ye alınan çikolatada tüm evin içinde yaşanan heyecana hasta oldum, ilk paket boş çıktığında küçük çarli'nin "paylaşırız" deyişinde gözlerimi doldurdum, gerçekten kazandığında (sanki ona çıkacağını bilmiyormuşum gibi) tüylerimin diken diken olduğunu hissettim ve çocuk onu satmayı teklif ettiğinde paranın her şey olduğu fikrine rest çeken dedenin ellerinden öpmek istedim. para, rekabet, şiddet ve tüketim bombardımanı içinde charlie gibi sıradan bir çocuğun dünyanın en şanslı çocuğu olabileceği ihtimaliyle mutlu oldum.

    ve film bittiğinde "çok süpermiş ama tim burton filmografisinde altlarda yer alır" gibi bir cümle de hiç mi hiç gelmedi aklıma. tim burton filmlerini dikey değil yatay dizenlerdenim galiba, hepsinin başımın üzerindeki yeri benzer...
  • eğer bir çocuğum olsaydı ona bu filmi izletir ve onun tim burton kadar hayal gücüne sahip olmasını dilerdim. hatta o'ndan daha fazla hayal gücü olsun isterdim. daha iyi filmler çeksin; dünyadaki herkes onu bilsin isterdim. "en iyi film ödülü alan filmi benim çocuğum yaptı a dostlar" demek isterdim. her başarısından sonra da -elbette- bana daha fazla minnettar olmasını isterdim....

    iyi ki çocuğum olmadan bu filmi izlemişim; değil mi?
  • johnny depp'in mimikleriyle konuştuğu şahane film. tv'ye her çıktığında izleriz. beğenmeyenler olabilir tabi. bi "türk malı" dizisi kalitesinde değil tabi.