şükela:  tümü | bugün
  • en sevdiği filmin sergei eisenstein'ın sessiz filmi potemkin zırhlısı olduğunu belirtmiştir. bu film bolşevik sosyalizminin manifestosudur bilindiği üzere.

    şu sözü halen aktarmanın hiçbir manası yoktur: "ben komünist değilim, hümanistim." sonuna kadar inanmış bir sosyalistti chaplin. dünya komünistleri sıraya dizmek için uğraşırken açık açık söylemesini mi bekliyordunuz?

    bir sanatçıyı sözleriyle değil, sinemasıyla, eylemleriyle değerlendirmek gerekir. hümanist olmak, sosyalist olmaya engel değildir. bu ikisi birbirini tamamlar.

    modern times sosyalist bir manifesto değil de nedir? hangi hümanist yönetmenin böyle bir film çektiğine tanık oldunuz? marx'ın yabancılaşma, emek sömürüsü, tüketim toplumu, proletaryanın bilinçlenmesi gerektiği gibi fikir ve teorilerini bu film denli somutlayan hangi filmi izlediniz? örnek verin de ona göre konuşalım! ona etiket yapıştırmaya gerek yok, sineması ortadadır.

    eric rohmer'in dediği gibi, "sinemada olup biten ne varsa chaplin sinemasının satır aralarında görmek mümkündür." ele almadığı hiçbir sosyal tema kalmamıştır çünkü.

    birkaç fotoğraf:
    aktris mary pickford ve eşi douglas fairbanks ile birlikte. yıl: 1917

    albert einstein ile birlikte. yıl: 1931

    edit: güncelleme
  • ''olanaklarımı her zaman en tutumlu biçimde kullanmaya çalışırım. bununla şunu söylemek istiyorum: bir tek olay iki ayrı kahkahaya yol açabiliyorsa, bu, iki ayrı olay kullanmaktan daha iyidir.
    örneğin şarlo firarî filminde, bir genç kızla dondurma yediğim balkon sahnesinde bu tutumu başarmışımdır. alt katta cüsseli, saygıdeğer ve iyi giyimli bir hanım oturur yemek masasında. ben yukarıda dondurma yerken bir kaşık dondurmayı elimden düşürürüm, pantolonumun paçasından kayan dondurma, balkondan, aşağıdaki hanımın boynuna düşer.
    ilk kahkaha, benim içinde bulunduğum zor durumdan doğar; ikincisi ve daha büyük olanı ise, boynuna dondurma kaçan hanımın bağırıp çağırması ve zıplamaya başlamasının sonucudur. bir tek olay yetmiştir. bu olay, iki kişiyi zor durumda bırakmış ve iki ayrı kahkahanın kopmasına yol açmıştır. çok basit gibi görünür ama bu, başlıca iki öğesine yönelir insan tabiatının. bunlardan biri, halkın zenginleri ve lüks içindekileri sıkıntılı bir durumda görmekten aldığı zevktir. öteki, seyircinin sahnede ya da perdedeki oyuncunun duygularını duyma-yaşama eğilimidir. tiyatroda en çabuk öğrenilmiş konulardan biri, halkın, zenginlerin en talihsiz durumda kalmalarını görerek tatmin olmasıdır. bu tatmin, insanların onda dokuzunun yoksul olmasından ve geri kalan onda birinin zenginliğini içten içe kıskanmasından ileri gelmektedir. örneğin, zengin hanımın yerine dondurmayı bir hizmetçi kadının boynuna düşürmüş olsaydım, gülme yerine kadına karşı bir sevgi havası doğardı. öte yandan, bir hizmetçi kadının yitirilecek bir soyluluğu, gösterişi olmadığından, durum tuhaf, gülünç de olmayacaktı. zengin birinin boynuna dondurma düşürmek, halkın kafasında onun hakettiği bir duruma düşmesi demektir.
    insanın, tanığı olduğu heyecanları, duyguları duyduğunu, yaşadığını söylerken şunu demek istiyorum: yine dondurma örneğini ele alalım. zengin hanım ürperdiği zaman, seyirci de onunla birlikte ürperir.
    bir aktörü güç durumda bırakan şeyin, seyirci tarafından da biliniyor olması gerekir, yoksa seyirci, yabancısı olduğu bir duygunun etkisini kavrayamaz. dondurmanın soğuk olduğunu bildiği için seyirci ürperecektir. hemen tanıyamayacağı birşey kullanılırsa seyirci durumun bilincine iyice varamaz. ilk (slapstick) filmlerdeki surata kremalı pasta fırlatma sahneleri bu anlayış üzerine kurulmuştur. herkes kremalı pastanın ne denli yumuşak birşey olduğunu bilir ve doğal olarak, suratına kremalı pastayı yiyen oyuncunun duygularını anlayıp değerlendirebilir.''
    charlie chaplin

    ''komedi yapmak için tek ihtiyacım bir park, bir polis memuru ve güzel bir kız.''
    charlie chaplin

    ''yakın plandan bakıldığında hayat bir trajedidir ama uzaktan bakıldığında komedidir.''
    charlie chaplin
  • "kendi egomuzun ışığı altında her birimiz tahtından indirilen krallarız." sözünün sahibi.
  • hakkında yazılan son entrylere bakıyorum da "abartılmış" diyenlerin sayısı artmaya başlıyor. ki bu da sözlükte ve ülkede cahillerin sayısının arttığının küçük bir göstergesi.

    şimdi kalkıp da chaplin gibi bir adamın filmlerini burada uzun uzadıya anlatmaya gerek yok. ilgili başlıklarda detaylı yorumlar mevcut. adamın kendisi ise gerçek bir entellektüeldir. senaristlik, yönetmenlik, oyunculuk, yapımcılık gibi yetkinliklere sahip birçok deha var. ama chaplin, aynı zamanda kendi filmlerinin bestecisidir de. hem de oscar kazanacak kadar iyi bir bestecidir. sinema tarihinde bu derece çok yönlü bir başka sinemacı daha yoktur. sinemanın emeklediği yıllarda daha yürümeden koşmasını sağlayan adamdır. amerika'ya, kapitalizme, faşizme o yıllardaki en net, en kararlı duruşu sergileyen adamdır. onlarca yıl amerikan vatandaşlığına geçmesi için yapılan baskılara boğun eğmemiş adamdır. bu dik duruşu nedeniyledir hakkındaki karalama kampanyaları neticesinde ingiltere'ye dönmesi.

    bizim o yüz kere izlediğimiz halde ayıla bayıla güldüğümüz kemal sunal filmlerinin birçoğu ve hatta şaban tiplemesi dahi charlie chaplin'den'den "kaba tabiriyle" araksiyondur :

    http://alkislarlayasiyorum.com/…lin-benzer-sahneler

    bunlar sadece birkaç sahne. chaplin filmleri olduğu gibi kopyalanmıştır : city lights, the kid gibi. sözün özü kendinden 50-60 yıl sonrasına dahi bu derece etki edeni bir adama, sen abartılmış dersen, ben de senin sinema bilgini sorgularım.
  • "konuşursam beni sadece ingilizce bilenler anlayacak. ama sessiz bir filmi herkes anlayabilir. ve dünya amerikadan ibaret değil.."

    diyen büyük üstad,
    great dictator' ün unutulmaz oyuncusu,
    kalpleri filmleri ile defalarca yumuşatmayı başarmış aktör...

    dün tam 123. yaşını kutladı o.
    küçüklüğümden beri, onun filmleri ile büyüyen ben ise, bunu bugün hatırlayarak azıcık kızıp kendime, tekrar resimlerine baktım onun.

    özlenen insandır charlie chaplin..

    onun gibi bir oyuncu, yönetmen, yapımcı, artık adına her ne derseniz deyin,
    gelmeyecek zannımca bu yok olmaya yüz tutmuş, her karışı ile kötülük saçan dünyaya..
    dünya değil yalnız kötülük saçan her zerresinden etrafına, yanlış anlaşılmasın sakın, onu bu hale getiren -sonuna ve dibine dek- insanlardır ! her hakkı kendinde görüp, kaf dağından diğer alemleri izleyenlerdir onlar.

    işte chaplin de,
    filmlerinde insanların ne kadar küçük, ne kadar kum tanesi olduklarını göstermiştir bir yandan,
    koca bir dünya denizinde.

    büyüksün üstad!
  • "sadece aklı başında olanlar, deli olduklarını kabul ederler..."

    - charlie chaplin -
  • kendine benzeyenler yarismasina katilip da üçüncü gelmis olmasi hakkinda sürekli anlatilagelen hikayelerdendir.
  • neden olmasın? ne de olsa kendi malı.

    "tanrı ruhunu affetsin" diyen papaza cevabı
  • $arlo... kayıtsız şartsız direkt severim onunla alakalı her bi şeyi...
    bi de babama taktığım bi isimdi çocukken... süper taklidini yapardı... o zaman kahkahalarla gülerdim... çocukluğuma dair en sevdiğim ayrıntılardan biri... seni çok seviyorum ve özlüyorum $arlo'm...
  • adolf hitler ile aynı gün doğmuş olan komedyen.hayat böyle işte...biri ışıkları kapatır biri gelir ortalığı aydınlatır...