şükela:  tümü | bugün
  • 2017 yılı yapımı gürcü filmi. üç odalı evini kocası ,anne-babası, iki yetişkin çocuğu ve damadıyla paylaşan 52 yaşındaki manana isimli öğretmen kadın, aniden aldığı bir kararla evi terk ederek ayrı bir eve taşınır. evden ayrılması için hiçbir gerekçe göstermeyen kahramanımız, ailesinin ve yakın akrabalarının tüm çabalarına rağmen kararından vazgeçmeyecektir. evden ayrıldıktan sonra öğrendiği bazı gerçekler ve gelişen olaylarla durgun bir tempoyla devam eden filmimiz değişik festivallerden ödüllerle dönmüş. gerek imdb puanı gerekse aldığı ödülleri abartılı bulmakla beraber izlenebilir bir yapım diyor ve kararı sizlere bırakıyorum.
  • asghar farhadi filmleri gibi başlamış olup bi türlü düğümü atamamış bir film. orta karar, evin ortamı oyunculuklar için izlenebilinir. ayrıca insan şu soruyu sorduruyor. yaşadığımız hayat seçtiğimiz hayat mı ?
  • vasatın biraz altı film. beklediğim gibi çıkmadı. aslında yüksek puanının çok az oylanmış olmasından kaynaklandığını fark etmem lazımdı.

    şahane rumen filmleri gibi bir şey bekliyorsanız rumen filmi izleyin. yazık oldu ayırdığım zamana. ozon'un son filmini izleyemedim bunun gibi araya sokup sonra da pişman oluyorum. neyse bu ders oldu bana.
  • hakkında yukarıda yazılan üç yorumun da olumsuz olmasına rağmen sorgulattığı meseleler ve meramını anlatma şekliyle güçlü ve etkili olduğunu düşündüğüm gürcistan filmi. pek çok festivalden ödülle dönmesine ve yüksek imdb puanına rağmen hak ettiği ilgiyi görmeyen film, aile dramı görüntüsüne sahip olmakla birlikte eksenine kadını alan bir yapım.

    ellili yaşlarının başlarındaki bir kadın neden ''ben artık oynamıyorum'' diyerek kendine ayrı bir ev tutup somut bir sorun yaşamadığı geniş ailesini terk eder? onu buna sevk eden nasıl bir ruh halidir? soruları üzerinden kadının iç dünyasına iniyor film. başroldeki la shugliashvili'nin sahici oyunculuğu da o dünyaya girmemizi, verilmek istenen duyguyu alabilmemizi olabildiğince kolaylaştırıyor.

    kahramanımız manana edebiyat öğretmeni. yorgun ve mutsuz bir kadın. yaşadığı aile şu üyelerden oluşuyor; iyice yaşlanmış babası, hiç susmayan ve her şeye nane olan annesi, kendisini yıllar önce başka bir kadınla aldatmış ve bu ilişkiden boyunca çocuğu olmuş iç güveysi, pasif kocası ve çalışmadıkları gibi evlendiklerinde kocası veya karısı ile bu eve yerleşen yetişkin evlatları. daracık ev ortamında üyelerinin büyük kısmı sorumsuz olan ailenin başat özelliği kalabalık, gürültü, iğneleme ve ilgisizlik (sevgisizlik). aynı zamanda çalışan bir kadın olan manana işte böyle bir ortamda yaşıyor. doğum günü olan bir günde istememesine rağmen kocası tarafından eve 20 kişilik bir misafir grubunun çağrılması bardağın taşmasına neden oluyor ve ertesi gün ''hadi bana eyvallah'' deyiveriyor.

    geleneksel geniş aile formunu erkeklerin ev içi sorumsuzluğu kuşandığı bir ortamda modern çalışan kadın üzerinde uygulamak kadına kaldıramayacağı bir yük yüklemek anlamına gelecektir. zira manana bu yükü daha fazla kaldırmak istemiyor ve yıllar önce duygu bağını yitirdiği kocası başta olmak üzere tüm aileye restini çekiyor. manana bu anlamda güçlü bir kadın. geniş ailenin halalar ve amcalardan oluşan daha geniş kısmının da baskı dolu ricalarına rağmen geri adım atmıyor ve bir anlamda kendi özgürlüğünü tercih ediyor. dayatılan ve zorunda bırakılanı değil huzur dolu olan, seçtiği bir hayatı yaşamak istiyor. manana'nın yeni yerleştiği evinde yalnızlığıyla baş başa iken kurulduğu koltuğunda klasik müzik eşliğinde, açık pencereden rüzgarın önünde hışırdayıp duran ağacı izleyerek kahvesini yudumlarken duyduğu huzuru iliklerine kadar yaşarken yüzüne yansıyan sukûnet ve dinginlik görülmeye değerdi.

    ortada herhangi somut ve sıcak bir sorun olmamasına rağmen kadının bu tercihi bencillik gibi düşünülebilir. açıkçası yönetmen de böyle anlaşılmaması için pek bir çaba göstermiyor. fakat film kadının duygularını söz ile dile getirmese de hal ile çok iyi izah ediyor.
    o kalabalığın ve keşmekeşin içinden çıkmak ve toplumun sırtına yüklediği bagajlardan kurtulup ruhunu arındırmak kadının hakkı değil mi?
    kadın, anne olunca yakınındaki erkeklerin veya çocukluktan çıkmış çocuklarının tüm sorumsuzluğunu ve lakaytlığını çekmek zorunda mıdır kalan ömrü boyunca?
    çevresinde hamisi rolünü oynayan erkekler için saçlarını süpürge etmek kadına yazılmış değişmez bir kader midir?

    tüm bu ve benzer soruların cevabını manana, en etkili şekilde veriyor ve rutinin dışına çıkan bir cevap verdiği için de tüm bunları akla getiriyor. acıların kadını modunda boynunu büküp kendisine biçilen role razı olarak çilesini çekmesi işlense bu kadar güçlü mesaj veremezdi. kadının annesi bunu öneriyor zaten gitmemeye iknaya çabaladığı sırada "sen babanın bana çektirdiklerini yaşasaydın ne yapardın" derken.

    modernite koşullarında şartlar değişiyor, sosyoloji dönüşüyor, çalışma koşulları, ilişki biçimleri yeniden şekilleniyor dolayısıyla ailenin yapısından yeni aile modellerine, kadın-erkek rollerine kadar her şey yeniden belirleniyor. artık tarım toplumlarının ataerkil kültürel kodlarına göre rollendirme yapmak sadece kadını ezer. kaldı ki tarım toplumundan sanayi toplumuna geçiş sürecinde de ucuz iş gücü olarak kullanılan kadın yeterince ezilmişti. ayrıca bir insana benimsemediği, katlanmak zorunda kaldığı, onu bunaltan ve mutsuz eden bir hayatı dayatmak birileri için konforlu bir yaşamı getirebilir fakat o insanı insanlığından çıkarır. bu anlamda manana'nın sıra dışı çıkışı ve güçlü duruşu fazlasıyla haklı gözüküyor.

    son olarak geniş aile sistemine dair bir şeyler söylemek icap ederse eğer;
    çocukların dede, nine olan ortamlarda büyümeleri, hala, teyze, amca gibi akrabaları bilerek, tanıyarak yaşamaları illaki eğitimleri ve psikolojik gelişimleri açısından çok faydalı ve korunaklıdır fakat hepsinin aynı daire içinde yaşamaları gerekmiyor bunun için. filmden gördüğüm kadarıyla gürcü kültürü bizim iç ve doğu anadolu kültürüne çok yakın duruyor. fakat bizde bile yeni evlenen evlat, kolay kolay anne-babasının evine çıkmaz. aynı şekilde gürcü toplumunda gayet rahat yapılan ve doğal karşılanan iç güveysilik bizim kültürde çok nadir görülen ve kınanan bir olgudur.

    hasılı kelam bir film bu kadar laf ettiriyorsa izlenilesi bir filmdir diyorum.
  • aile kavramına kadın penceresinden bakan sıkı bir aile draması.

    --- spoiler ---

    kadının özgürlük arayışı pencere metaforu kullanılarak anlatılmış. kadının terk ettiği evde pencere genelde ya kapalı ya da koca karakteri önünde sigara içiyor. hatta kadının evi terk edeceği sırada annesi ile tartışırken koca gelip açık pencereyi sert şekilde kapatıyor. böylece kadının kuşatılmışlığına, mahpusluğuna ve artık o çatı altında huzuru bulamayacağına işaret etmek istenmiş. kadının yalnız yaşamaya başladığı yeni evinde ise huzuru bulduğu andan itibaren pencere sonuna kadar açık , ferah ve harika bir esinti ile ağacın yaprakları gönlünce salınıyor.

    final sekansında kadına sözüm ona göz kulak olmak amacıyla kapıya gelen üç adamın yarattığı gerilime kadının verdiği öfkeli tepki sonrasında kadın ve kocası pencerenin önünde hiç konuşmadan sessiz bir şekilde dikilerek aynı noktaya bakarken yazılar akmaya başlar. buradan da kocanın artık kadını anladığını ve meseleyi onunla aynı pencereden okumaya başladığını çıkarabiliriz.
    --- spoiler ---