şükela:  tümü | bugün
  • bu ilk kez oluyorsa, ayrı bir heyecanı oluyormuş meğer. bir şeyi büyütmenin aslında ne acayip bir şey olduğunu anlıyor insan onları her sabah görünce. bir çiçek, bu kadar anlatabiliyorsa bu duyguyu, bir çocuğun büyüdüğüne şahit olmak kim bilir nasıl bir duygudur. annesini anlıyor insan çiçeklerine bakınca öyle uzun uzun, annesini üzdüğü günleri!
  • serce parmagi kadar saksida tohum halinde ekerek, buyumesini adim adim izleyerek, muhabbet kuslarinin kurumus kakalarini kafesten calip gubre yaparak sulayip, her gun gozlemleyerek, yapraklarini operek, konusarak buyuttugum topraktan filizlenen cocugumu buyuyup, yetistirme durumu.
  • çiçeğine göre değişen eylemdir.zira orkideler pek güneşi ve rüzgarı sevmez hemen bir garipleşir o narin çiçekler ama bir menekşe öyle değildir.balkonda gül yetiştirmek ise apayrı bir olaydır.dar olan balkon içerisinde bol bol bacaklarınız çiziliverir ..
  • cicek yetistirmeyi sevmek kisinin surekli bir yerlerden tohum toplamasina, baska bahcelerden balkonlardan kok (c)almasina neden olur. zamanla bir cesit bagimliliga donusebilir. bonus olarak genc cicek yetistiricileri, orta yasli teyzelerce cok sevilirler. bahsi gecen teyzeler cicek bakimi hakkinda ogut verirken kesin bir tabak borek corek olmadi bir bardak ev yapimi limonata getirirler.
  • lale ekip, bir süre bekledikten sonra çıkan garip otları sulamaya da dönüşebilen bir eylemdir.
  • aileden öğrenilen şeylerden biridir. istek üzerine (bkz: #25475327) hikâyesini aktarayım.

    konak mı köşk mü olduğunu anlayamadığım bir evde geçti çocukluğum. istanbuldaki bu mütevazı köşkün bahçesi muazzamdı. trabzon hurmasından muşmulaya ekşi karadan kudret narına her şey vardı. asma, nar, ıhlamur, ceviz ve incirleri saymaya gerek bile duymuyorum. aslında bahçe dediğime de bakmayın, on dönümden büyük bir araziydi. içinde birkaç kuyu ve sulama havuzu da vardı. kendiliğinden biten papatya ve gelincikleri saymazsak bir hayli çiçek yetişirdi bu bahçede.

    bu hane halkından ikisi diğerlerine göre çiçeklere daha düşkündü. anneannem ve dayım. dayımınki ileri derecedeydi. aslında çiçek tarlaları vardı demek daha doğru olabilir.

    evin sol tarafında sümbül tarlası vardı. sümbül mevsimi, koku ve görüntü deli ederdi insanı. sümbül soğanları dönemlerine göre topraktan çıkarılır, güzelce korunur ve vakti geldiğinde tekrar ekilirdi. diğer bir yerde yıldız çiçekleri ve kasımpatılar yetişirdi. bahçenin nadide parçalarından biri olan glayörler için de ayrı bir yer vardı.

    iki cam serada bir dönem karanfil yetiştirildi. dayım, kışta çiçekler soğuktan donmasın diye gecenin bir yarısı çalar saatiyle uyanır, seralardaki sobaları kontrol ederdi. zamanı geldiğinde bunlardan da çelik alınırdı.

    ve fakat en özel yer, nadide güllerin yetiştiği çitlerle çevrilmiş bir alandı. bu küçük bahçede aynı zamanda yurtdışından gelen çiçek tohumları yetişirdi. yanlışlıkla buraya giren paçalı tavuk ve isveç horozlarının ibretlik sonu bilindiği için buraya kolay kolay kimse adım da atamazdı. imtiyaz sahipleri girerdi dersem abartmamış olurum. torunlar arasındaki tek kız çocuğu olan ben bu bahçeye istediğim gibi girerdim. girmek ne kelime! dayım buradan uygun gördüğü saksıları bana verirdi. bazen de anneme. benim çiçek sevdam işte böyle başladı.

    sonra dayım hastalandı. dayım öldü. kimsenin önünde ağlamayan anneannemi dayımın yetiştirdiği çiçeklerin başında ağlarken bulduk. anneannem de bahçeyle ilgilendi. son demlerine değin yeni bir ağaç fidesi dikmeye devam etti. allah onlardan razı olsun.

    neyse... melih cevdet anday'ın aylaklar'da anlatığı hikâye, herkesin işinde gücünde olduğu bizim aile için geçerli olmadı. bismark'ın dediği gibi üçüncü nesilden sanat tarihi okuyanlar da çıktı, bir iki çürük elma da.

    köşk halen duruyor; ama anneannemin "evlenip bu eve gelince hanımefendi oldular" dediği son nesil gelinler münasebetiyle pek uğramaz oldum. yılda bir, o da belki. uzun lafın kısası köşkün ve çiçek bahçelerinin adı kaldı yadigar. şair abiler, "bizim gelin köşkten çıkma" diye dalga geçmeseler aklıma bile gelmeyecek.

    çiçek sevdam baki. balkonda yetiştiriyor olsam da... ağaçlara, çiçeklere bir dosta sarılır gibi sarılmaya devam.
  • hele de hediye geldiyse daha da heyecan verir insana. bir taraftan sizdeki hatırasıdır büyüttüğünüz bir taraftan ilk kez sadece sizin olan bir canlıdaki değişikliklere şahit olursunuz gün gün...
  • güzel bir hobi, mutlu eden. anneler genelde cok basarılı bu konuda, şahsen biraz zayıf kaldığımı itiraf etmeliyim. iki tane güzel çiçeğin hayatını söndürdüm, birkaç tanesi bir daha hiç çiçek açmadı, yaprak olarak kaldı. şimdi ilk defa bu hafta orkideler coştu, limon ağacım çiçek verdi, menekşelerim açtı. ya birbirimize alıştık artık ya da ben anne gibi bakmayı öğrendim. sabır şart.
  • arkadaşlar, canlar, doğa dostları, benim yavru polenlerim; çiçek veya bitki nasıl yetiştirilir bilir misiniz?
    bitki yavaş hareket eden bir hayvandır. bitki; böcektir, kedidir, attır, insandır.
    suyunu verdim, güneşin altına dayadım verdim ışığı verdim kutsalı diyerek olmaz bu işler.
    hiç yan yana duran iki bitkiyi seyrettiniz mi? aralarındaki iletişimi anlamaya çalıştınız mı? bunlar konuşurlar, sizinle de konuşurlar. bak yaprağımı sarartıyorum, gördün mü tüycüklerimi ya da mantar değil mi şuradaki derler. bunu anlamak lazım.
    ayrıca sevgi de isterler. çok ciddiyim. nasıl ki kedini köpeğini sevdiğinde mutlu olduğunu görüyorsan; bitkilerin, çiçeğin de sana aynı tepkiyi verir. yeşil daha yeşil, kırmızı göz alıcı, sarı ateş gibi olur.
  • bir menekşe, bir sardunya, bir ateş çiçeği, bir begonya, bir orkide, bir kauçuk, bir yuka ve bir kaç saksı domates sahibi olarak beni bağımlılık derecesinde kendisine bağlayan eylem. öyle ki bu bitkilerimi sulamayı, onlarla ilgilenmeyi*, tek tek yapraklarını silmeyi, su püskürtmeyi geçtim bitki çoğaltma işine de girmiş bulunmaktayım. menekşemden bir yaprak koparıp başka bir saksıya dikme yoluyla yeni bir menekşe, kauçuğumu tepesinden 5 - 6 yaprak alarak kesme yoluyla yeni bir kauçuk ve komşumun sardunyasından bir dal koparıp kendi sardunyamın yanına dikme yoluyla yeni bir sardunya edinmiş bulunuyorum. yaprakların arasından görünen her tomurcuk, açan her çiçek beni hayata bağlıyor sanki. evde beni bekleyen bir çocuk varmış gibi eve heyecanla gidiyorum ilk iş sırayla hepsine laf atıyorum seviyorum onları. nazlı beyaz orkideme bakmaya bile kıyamıyorum. yapraklarının arasından çıkıp aşağıdaki köklere karışan minik kökleri bir hayat ışığı oluyor bana. ciddi ciddi bunun bir terapi yolu olabileceğini düşünmeye başladım. depresyon tedavisinde ve ya kanser hastalarına falan uygulanabilir. çünkü gerçekten hayata bağlayan, umut veren bir sevgi kaynağı. antidepresan ilaçlar falan halt etmiş yanında. hemen gidin bir çiçek tohumu alın ve onun gözlerinizin önünde büyümesini seyredin. yüzde yüz işe yarayacağının garantisini veriyorum.