şükela:  tümü | bugün
  • hamdi koç'un yeni romanı sözlük camiasının en sevdiği konulardan biri üzerine kurulu : (ara: eski sevgili*). hatta daha da ötesi : (bkz: eski sevgilinin annesiyle yatmak).

    yazarımız, sağolsun, yine gayet ruh hastası bir kahramanı yerleştirmiş başa... bir önceki romanı okumuş olanlar, oradaki kahramanla buradaki arasındaki benzerliklerin farkına varacaklar ve "olm, bu hamdi koç kesin çizmiş kafayı" şeklindeki yorumlarının birbirlerinden esirgemeyeceklerdir. okuyan birkaç kişinin "bir önceki romanda kadınlara fazla saldırdığı için bu kitapta biraz daha uslu durduğu" yönündeki düşüncelerine pek anlam veremedim. hamdi koç, fazlasıyla "erkek" bir yazar. (bir de tabii 'amerikan'). kahramanı, evet bu romanda aşk maşk bir şeyler geveliyor ama, en az bir önceki kadar "erkek".

    eh daha fazla anlatmamak lazım.

    bir tek şu: hamdi koç'un ilk romanına soğuk bakmasını, fazla "edebi" bulmasını, hem kendi açısından hem de türk okuru açısından gayet olumlu buluyorum ben. son iki romanı, evet, edebi açıdan hafif (ki işte böyle bir iddiası olmadığını kendi söylüyor) ve fakat "hafif roman" açısından gayet güçlü, sıkı... ahmet altan okurken, doğal olarak, bir mide bulantısı yaşayacağından korkanlara önerilir.

    hamdi koç'u popüler yapan ve epeyce tartışılan bir önceki romanı için (bkz: melekler erkek olur)

    ve de yayımlandığında pek az kişi tarafından iplenen, hamdi koç'un da sonradan üvey evlat muamelesi yaptığı ilk romanı için ise (bkz: çocuk ölümü şarkıları)
  • " yaşayan en güzel kadından daha güzel bir kadın'ı yaşatmak için kurulan iki kişilik bir dünya. kapalı bir dünya. çiçeklerle soluk alıp veren bir dünya. bu küçük dünyada yaşayan en güzel kadından daha güzel olan kadın yaşayabilecek mi. en yalnız şair olan erkek onu yaşatabilecek mi."
    çiçeklerin tanrısı bu yalnız dünyaya yapılan hüzünlü bir aşk yolculuğu. *

    romankahramanıerkek gerçeklerinin farkında. bu davranış ve düşünce biçimiyle de son derece etkileyici bir karakter çizmiş. hamdolsun verdiğin nimetlere*
  • hamdi koc'un son iki kitabinda ve bir yazisinda anlatigi kadinlar oyle bir kimlikle yaratilmiski, hamdi koc'un kadinlardan cok cekmis bir baska kucuk yunlu kazak oldugunu gostermis ve bu kitabinda aygen'e olan sevsinin bir kadin sevilirse ancak anne olabilir gibi tuhaf bir karmasa icersine kendini ve okuyucusunu daglamaya calismis. bu arada aygen'in hastaligi multiple sclerosis'dir.
  • her kelimesi ince ince ishlenmish, noktalardan sayfa duzenine kadar herseyin ayri bir anlam, bir hava, bir ton kattigi; yaratilmish, hayat verilmish, sevilmish bir eser. yavas yavas, sindire sindire ve huzur ichinde okunmasi gereken bir roman. müzikten çiçeklere, alkolden sigaraya, sevgiden nefrete kadar hayatimizi hayat yapan, onu yashamaya degher kilan 'hersheyden birshey'e sahip bir 'hayal'. hamdi koc'un on yilini calmish(!) olmasi bile bunu anlatmaya yeter.

    (bkz: bach)
    (bkz: opium)
    (bkz: umut)
    (bkz: ölüm)
  • "duyuyor umz musun tut elimiburdayım buradabırakma yacağım dedi m ve bırk mı yor m zafer beni m bitiyor nefes"
    ölümü anlamaya çalışan ve ölümün karşısına sevgiyi çıkarıp onunla barışmaya çalışan bir adam.
  • nedense memü karakterinin olrici ve nadirin selim ışıkı hatırlatmasına mani olamadığım bir roman.az buçuk the catcher in ryeın havasına bürününen kısımlarını yakalayıp ; `selim ışık 'ın genelevde müjdelenen yeniden doğuş sahnesinin memünün barında gözümde canlanmasına engel olamadığımı belirteyim...
    oysa ne yakışırdı selim in ağzına şu sözler....:
    "yoksa bu hastalık öldüren bir hastalık değil, bu aşk gibi birşey, insanı sadece ölüme hazırlıyor.ölüm başka yerden gelecek...."
  • hamdi koç'un harflerle, hecelerlerle, kelimelerle, noktalarla, virgüllerle oldukça sıradışı bir şekilde oynayarak edebi yeteneğini en net ortaya koyduğu kitabı. detaylara olan düşkünlüğü yüzünden ayrıca sevdiğim bu adam, çiçeklerin tanrısı'nda genç erkek - yaşlı kadın aşkı gibi banal sayılabilecek bir tema üzerine kurulu vasatın üstü bir hikayeyi, olabilecek en estetik şekilde anlatmış.
  • yazarin kendi kisilik bunalimi uzerine kurulu bir kitaptir...annesinin yerine koyabilecegi bir kadina besledigi garip ask ise apayri bir tez konusu olabilir...alti cizilen cumleleri tekrar acip okumaya kalktiginizda hayatinizin o donemine gore cok farkli yorumlayabileceginiz kelime butunlerini barindirir. "aglarsin gecer, aglayis gecer gider. agladigini da unutursun, aglamayi da unutursun. hep aglayamazsin, hep hatirlayamazsin. aci yorar."
  • günümüz türk edebiyatı hocası prof. dr. emel kefeli'ye tarafımdan ödev olarak sunulmuş bir roman incelemesidir*. öyle zannediyorum ki, sabırla sonuna kadar okuyanlar kitaba ilgi duyacaklardır. güzel kitap:

    romanın ana teması aşktır. bir erkeğin, eski sevgilisinin annesine olan aşkını anlatır. romanın anlatıcısı, romanın ana kahramanıdır, dolayısıyla roman birinci tekil ağızdan anlatılır. kitabın kahramanının karakteriyle dilin kullanımı ve üslup tamamıyla örtüşür. cümleler genellikle kısadır. dil açık ve genellikle somuttur, okuyucuyu yormaz. tek kelimelik cümle ve paragraflara sıkça rastlanır. önceki cümlede kullanılan kelimelerden biri veya birkaçı sonraki cümlede de genellikle kullanılmış, böylece cümleler arası anlam ve ses bağı daha iyi kurulmuştur. yer yer argo kelime ve küfürlere de rastlanır. az da olsa ingilizce kelimeler de kullanılmıştır.

    roman on yedi bölümden oluşur. ilk on beş bölüm sayılarla (1-15) numaralandırılmıştır. daha sonra euphoria ve gloria başlıklarıyla iki bölüm daha gelmektedir. euphoria; çağdaş yunancada bolluk, bereket, verim anlamlarına gelir. kendini aşırı derecede mutlu ve coşkulu hissetme durumudur. gloria; italyancada zafer, latincede ün, şöhret anlamlarına gelmektedir.

    birinci, altıncı, on birinci ve euphoria bölümlerinin başlarında ingilizce cümlelere yer verilmiştir:

    it was begotten by despair
    upon impossibility.

    marvell, “the definition of love”

    1
    .
    .
    .
    5

    …this i feel, and make
    breathings for incommunicable powers.

    wordsworth, “the prelude

    6
    .
    .
    .
    10

    away! away! for i will fly to thee,
    not charioted by bacchus and his pards,
    but on the viewless wings of poesy,
    thought the dull brain perplexes and retards.

    keats, “ode to a nightingale

    11
    .
    .
    .
    15

    but who am i, that dare dispute with thee?
    o god, oh!

    done, “holy sonnets”

    euphoria
    gloria

    euphoria ve gloria bölümleri farklı biçimsel özellikler gösterir. euphoria bölümünde değiştirilen-çıkarılan kelime, cümle ve paragraflar üstü çizilerek gösterilir (üstü çizili yerler görünmez bkz ile gösterilmiştir):

    devam etsem kendimi tekrar etmeye başlayacaktım, ne de olsa insanın ifade biçimleri sınırlıdır, belli sözcüklere saplantısı vardır, belli şeyleri hep belli biçimlerde belli eder anlatır,… (sayfa, 303)

    bundan sonrası güzel olmak zorunda değil. değil ama olacak. sort of. (sayfa, 304)

    hata yapıp yapmadığımı geç olmadan görmek istiyorum çünkü artık hayatlarımızla ölümle oynuyorum. (sayfa, 304)

    bizi bekleyen günlerin ve işlerin ve vücutlarımızın geçireceği hızlı değişimin başka bir yoldan takibi ve anlık tarifi mümkün değil, anlatı teknolojilerinin mevcut sınırları içinde. (sayfa, 305)

    yol aldıkça, tatlı tatlı geride kalan her suskun semtle yolculuğumuzun progressive gerçek olduğu netlik kazandıkça, gerçek sorunlar da saklandıkları yerden çıkıp birer birer aklıma takılmaya başladı. (sayfa, 309)

    önünde hayranlıkla eğilip aygen’in eline uzandı, kaldırdı, öptü, sonra elini iki elinin arasında tutup, hâlâ yarı eğik, yüzü belli belirsiz kızararak bir takım cümleler kurmaya başladı: (sayfa, 321)

    aygen’in rahatını ve güvenliğini sağlamak için gösterdiğim çabalar, serada yaptığım düzenlemeler, sonra bir gece onu uykusunda seyrederken ansızın karar verip başladığım bu roman (hayatında kaç roman yazdın, salak?) bu malte laurids brigge pratiği (?) aklımı yeterince meşgul etmiş, delirecek miyim diye kendimden kuşku duyarak hiçyoktandelirmemi önlemiş olmalı. (sayfa, 324)

    hatta, eminim, romanı notlarımı onun uyuduğu saatlerde değil de gündüz saatlerinde yazıyor olsam bana kızardı. (sayfa, 332)

    (gülüyorum: eğer yukarıda söz ettiğim gizli kin konusunda ciddiysem, ona gizli bir kin duymamın sebebi belki notlarıma romanıma yeterince iltifat etmemiş olmasıdır.) (sayfa, 332)

    tüm çağrışımların ötesinde uzağında dışındasın. (sayfa, 334)

    yalnızlığı fazla sevmeye istismar etmeye başlamışım. (sayfa, 335)

    farkındayım, fazla uzattım. ama insan yukarıda dedim ya, sık sık zaaflarına esir olur. ben de oldum. yorgunluktan. oldum, geçti. şimdi aynı disiplinle devam ediyorum. (sayfa, 345)

    bir paragrafa da (sayfa, 307) boydan boya çarpı atılmıştır. yazar-kahraman, çıkardığı-değiştirdiği yerleri de kitapta göstermesini şöyle açıklıyor: “hiçbir şeyi temize çekmeyeceğim. yoksa saklamış olurum. olan, kalacak. kirlenerek temize çıkacağım.”

hesabın var mı? giriş yap