şükela:  tümü | bugün
  • madem bir muhatab bulduk, derdimizi dökelim.

    daha önce durumu kendimzce anlatmaya çalıştık. yazılanlar, sadece çiftçiyi değil, bu ülkede yemek yiyen her insan evladını ilgilendirdiği için dikkat çekti.

    sağ olsun chp de, konu ile ilgili olduğunu şurada belli etti.

    buraya yazdıklarımız, yakında ülkeyi yönetecek olan (temennimiz bu yönde) bir siyasi parti tarafından okunuyor ise, bu avantajı sonuna kadar kullanmak lazım. öyle de yapıcam. kimse kızmasın.

    çünkü 1 ay sonra seçim var ve seçimden sonra, bu iletişim fırsatını tekrar yakalayabileceğimize dair bir garanti yok. bir nevi bizim için tek fırsat. değerlendirmemiz şart.

    yani bu yazı, bir çiftçiden bir siyasi partiye, tarım alanında yapılacaklar ile ilgili "işin içinden" hatta an itibariyle tarlanın kenarından yazılmış tavsiyeleri içerir. laf olsun diye değil, gerçek bir "at fava bekle" yazısıdır. biz yazalım. vebal sizde kalsın.

    iktidara geldiğinizde yapacaklarınızı okudum. okumakla kalmadım, küçük bir grup toplandık, nacizhane bilgimiz ile her maddeyi tek tek düşündük, olası sonuçları ve sektöre etkileri, sorunun çözümü ve durumun iyileşmesinde oynayacağı rolleri irdeledik.

    sonuç: iyi. iyi ama bi alex değil.

    özetle bu öneri yazısı, bu nedenle doğdu.

    ***

    öneriler:

    not: (sizin 1. maddeye koyduğunuz "ucuz mazot", özel durumundan dolayı en sonda ele alındı)

    1-) içinize, işin içinden gelmiş birilerini alın.

    uluslararası tarımsal politikalar, fao raporları, rekolte eğrileri teknik konulardır. bu tamam. ama konu tarım ise, toprağa basmamış, traktör kullanmamış, tarlanın tozunu yememiş birinin, sorunlara getireceği "nokta atışı" çözümleri unutun.

    şu video yakınlarda çok popüler oldu. videoda bir adam var. 1:50'den sonra o adamın neler yaptığını dikkatli izleyin.

    - süt beyaz kıyafetle harman yerine giren
    - traktörle hasat yapan
    - hosltein cinsi bir ineği seven
    - fidanlıkları dolaşan

    bir adam bu.

    bu adam öyle bir tarım politikası planladı ki, tarımsal açıdan 70 yıl boyunca kendi kendine yeten bir ülke yaptı ülkesini. düne kadar. tam 70 yıl!

    önemli not: bu adam "8 yaşında" iken tarlada bostan bekliyordu".

    sizin oluşumunuzu da kurmuş olan bu adamın dengini bulamazsınız. ama en azından muhakeme yeteneğine sahip, işin içinde olan yada doğrudan yakın zamanda oradan gelmiş birilerini bulun. olacağı-olmayacağı ayırt etmenizi sağlar.

    ***

    2-) destekleri yanlış kişilere vermeyin

    sektöre yeni yatırım yapacak bir çaylağa, ipard kapsamında yüzbinlerce lira vermek kadar salakça bir şey yoktur. adı üzerinde, adam "yeni". o adamı desteklemek, deneme yanılma yöntemi ile başarı aramaktır. maalesef sektörün böyle bir hatayı kaldırabilecek durumu da ve lüksü de yok.

    mazotun 4,5 gübrenin 1,5 lira olduğu şartlarda ayakta kalmayı başarabilmiş çiftçiler, yemin 1 lira, sütün 1 lira olduğu (şu an sıcak süt ve yemin ülke genelindeki alım fiyatları ortalama bunlardır) şartlarda üretimini sürdürebilmiş hayvancılar var. özetle rüşdünü ispatlamış insanlar varken, macera aramanın, şehirde kendi işini yapan doktoru, avukatı, öğretmeni, memuru sektöre çekmenin bir anlamı da esprisi de yok.

    işin daha komiği, sektörün zaten yeni yatırımcıya ihtiyacı yok. dünya genelindeki amaç tarımsal istihdamı azaltmak iken biz gidip mis gibi ipard kaynaklarını 1.000.000 avro'ya kadar olan yatırımlara, yeni yatırımcılara (ve çoğunlukla betona) gömüyoruz.

    bu komik dahi değil.

    yeni kurulan 5 çiftlikten 3'ü, şartlara dayanamayıp 4 yıl içinde kapanıyor, 1'i de zarla zorla, borç batağında yüzüyor. kendini döndüren belki 1 tanesi.

    hala ısrarla aynı hatayı devam ettirmenin nasıl bir mantığı olabilir ki?

    ***

    3-) tarım politikalarınızı doğru yapın.

    şu an bazı yapılan yanlışlar.

    yanlış 1:
    bir önceki konuda bahsettik. yeni değil, köklü işletmelere destek verilsin diye. neden?

    çünkü gemiyi ilk önce fareler terk ediyor.

    bu sektörde de aynı durum geçerli. mesela o çok özenilen büyük, modern işletmeler, piyasa dalgalanmalarında üretimi ilk terk edenler oluyor her zaman. çünkü bu alanı bir meslek, bir yaşam şekli değil, yatırım olarak görüyorlar. karlılık yitirildiği an çekiliyorlar.

    mesela şu başlıkta, sektöre 2000 yılında büyük heveslerle giren "koç"un, şartları gördükten sonra, yatırım maliyetlerini de unutup nasıl topukladığını görebilirsiniz.

    bu durumu fark eden avrupa, 2014 yılını "dünya aile çiftçiliği yılı" ilan etti. çünkü sektörün sigortasının, 2-3 yıl zarar etse de üretimi bırakmayan, bırakma şansı olmayan aile işletmeleri olduğunu acı tecrübeler ile fark etti.

    siz de edin.

    yanlış 2:
    türkiye'de süt fazlası, ciddi seviyede de et açığı var iken:

    nasıl bir mantık ile hükümet hala süt üretimini teşvik ediyor. yetmiyor et üretimini de ithalat ile baltalamaya çalışıyor?
    hainlik diyecem, dava açacaklar. plansızlık diyelim.

    siz de aynı hataya düşmeyin.

    şu an gidin bir markete. raflara bakın (şeker ve sudan oluşan) 1 litre kola en az 2, lira, 1.5 litre su 1 lira.

    ama bir canlının özel bakım ile ürettiği, üretmek için ayrı, sağım için ayrı, toplama için ayrı, işlemek için ayrı, yani her birinde ürünü bozma-kaybetme riski bulunan 4 farklı proses ile elde edilmiş, artı üzerine kar konmuş tam yağlı sütü 1.8 liraya bulabiliyorsunuz. bunun üreticiden alınma fiyatı 1-1,15 lira.

    dünya genelinde bir denklem vardır. 1 lite süt ile 1.5 kg yem alabildiğiniz andan itibaren maliyeti karşılamış, karlılığa geçmiş olursunuz. bir bu denkleme bakın, bir de yukarıdaki tabloya.

    özet süt fazla, et az.

    devletin bunun karşısında ne yapıyor?

    sütçü ırk bir ineğinizi (bkz: holstein) gayet haklı ve mantıklı bir nedenden dolayı (bkz: et üretimi) için etçi bir ırk ile (bkz: simental) melezlediğinizide, sizi cezalandırıyor. destek vermiyor. ülke ve kendisi için doğru hareket etmiş olan yetiştiriciyi mağdur ediyor.

    etmeyin.

    yanlış 3:
    biliyorsunuzdur ki bir yağ meselesi var bu ülkede. ürettiğimizin 3 katını dışarıdan alıyoruz. öyle böyle değil. sağlam yağ açığı var.

    dolayısı ile tüm yağlık bitkileri destekliyor devlet. lakin denize düşen yılana sarılır misali, iyisi kötüsü olmadan, hepsini destekliyor. bilinçsizce destekliyor. aspir mesela. çok verimsiz (50-100 kg/da) olmasının yanı sıra, bazı avrupa ülkelerinde yasaklanması söz konusu. her türlü toprak koşulunda yetişiyor lakin yetiştiği topraktaki nem ve besin maddelerinden bazılarını tehlikeli ölçüde tüketiyor ki kendinden sonra ekilen ürün için büyük verim kaybı bu. kısca toprağı sakatlayan bir bitki devletçe destekleniyor, ülkenin kurtuluşu sayılıyor.

    üstelik yerine kullanılabilecek ay çiçeği, kanola gibi bir çok başarılı alternatif varken. "hiç bir şey bilmiyorsan, bir bileni takip et" sözünden hareketle avrupada yağ fazlası olan ülkelere bakıyoruz. aspir ekimi yok yada yok denecek kadar az.

    bu işte bir terslik yok mu?

    yanlış 4:
    yanlışlar saymakla bitmeyecek kadar çok. ülkede bu denli yağ açığı varken, ben dahil bir çok zeytin üreticisinin zeytini, sırf hatalı fiyat politikları ve sahipsizlik yüzünden dalında kaldı. toplanmayarak kurda kuşa bırakıldı.

    neden mi?

    yağlık zeytin alım fiyatı o kadar düştü, yani birileri o kadar kar etmek istedi ki, toplanan zeytinin getirisi, toplayan işçinin yevmiyesini ile kafa kafaya oldu. yolda harcadığınız mazotu hesaplayınca zarar ediyordunuz. sofralıkta durum farklıydı ama konumuz yağ ve yağlık.

    çok küçük bir destek ile dünyanın en kaliteli/sağlıklı yağı olan zeytin yağından tonlarca kazanacaktı ülke. olmadı. şimdi akıl başa geliyor.

    üstelik ülkede ithalatı yapılmayan tek tarım ürünü zeytin ve zeytin yağı iken, santral ayağına, daha ilginci arka arkaya binlerce zeytinin kesilmesi, kesilmesine izin verilmesi.

    yanlış 5:
    hollanda'nın, almanya'nın 150 yıl önce tamamladığı, bizim bir türlü bitiremediğimiz toplulaştırmalar. parçalı tarım arazileri nedeni ile her yıl kaybettiğimiz 22 milyar lira.

    özetle yanlış çok fazla. hatta o kadar fazla ki, jokerlerimiz tükendi.

    hata yapma lüksü kalmadı.

    ama bu yanlışların sizin için çok büyük bir avantajı olacak. çünkü yapılmış yanlış sayısı arttıkça, yapılabilecek doğru hareket sayısı da artar. küçük dokunuşlar bile büyük etkiler doğurabilir.

    ***

    4-) ziraat odaları, kooperatif ve il/ilçe tarım müdürlüklerine dokunun.

    şu ana kadar dokunulmadığı için çok kötü durumdalar. hata çöküşteki önemli etkenlerden biri de bu kurumlar.

    ilçe tarımdaki memurların çoğunluğunda, masa başında aşırı çay tüketiminden kaynaklı "d vitamini eksikliği" var. bazı konuların idrak edilebilmesi için 4 kez anlatmam gerekiyor. gözleri anlamsız anlamsız bakıyor sürekli. oysa tedavisi basit. 15 dakika çiftçinin tarlasına uğrasalar, güneş görseler her şey düzelecek.

    masa başından ayrılmayan ziraat mühendisleri, güncel tarımsal faaliyetlerden bi haber danışman ve memurlarla dolu bu kurumlar.

    --- spoiler ---

    şöyle bir örnek durumu anlaşılır kılar:

    geçen yıl hayvanlarım için yem bezelyesi ekme niyetine girdim. bunun için:
    -tohum türlerini
    -toprak ve iklim isteklerini
    -tohum yatağı hazırlama ve gübreleme periyorlarını
    -makro/mikro besin ihtiyaçlarını araştırdım.

    - yetinmedim, yurt dışındaki örneklere ulaşabilmek için yabancı forum sitelerini arşınladım.

    - yetinmedim, cinsin ıslahçısı olan profesör ve doçente ulaştım. 2,5 saatlik telefon görüşmeleri yaptım, bilgi aldım.

    - verim farklılıklarını değerlendirebilmek farklı denemeler yaptım

    - yetinmedim, öğrendiklerimi herkesin öğrenmesi için paylaştım.

    güzel bir verim de yakaladık.

    sonra ne oldu?

    yem bitkileri desteklemesi için kontrole gelen, tarım ilçede görevli mühendis tarlaya geldi. baktı baktı, "haaaaa, yem bezelyesi denen şey böyle bişimiş demek. seneye babamgillere söyleyim, onlar da eksinler bari, güzel duruyo" diye bir cümle kurdu.

    bi an kendimi yapı kredinin çook eski bir reklamındaki 3. kişi gibi hissettim.

    --- spoiler ---

    ziraat odaları para toplamak ve kırtasiye dışında çiftçi ve tarım ile hiç bir faliyet yürütmüyor.

    kooperatiflerin en büyük eğlencesi, kendi ortaklarını kazıklamak. ilacı/gübreyi en pahalıya satıp her yıl zarar gösteren birer arpalığa dönüşmüşler.

    bu paralar nereye gidiyor?

    lütfen sorun bunları.

    yanlış

    5-) çiftçiyi eğitin,

    yüniversiteden çıkmyan yüzlerce akademisyenimiz var. zorunlu seminerler, sürekli eğitimler ve daha bir sürü şey. çiftçiyi eğitmekten daha önemlisi, çiftçiyi kendi kendini eğitmeye zorlayın. verimi ödüllendirirken verimsizliği cezalandırın. bu konuya mazot başlığında ayrıca değinilecek

    6-) üreteni yalnız bırakmayın.

    bunun bir çok yöntemi var. sadece çok yükselen fiyatlara değil, çok düşenlere de müdahale edin. ithalatı kapatın, aracıları azaltın, taban tavan fiyatı uygulaması getirin. gerektiğinde ürünü bizzat alın. bizi, mazotu 1,5 liradan alan ülkelerin çiftçileri ile kıyaslamayın. kıyaslayacaksanız, mazotu 1,5 liradan verin. ithalatı, çiftçiyi dövmek için kullanılan bir haksız rekabet aracına dönüştürmeyin.

    şu an dünyada, tarım ürünlerinin fiyatlarına müdahale etmeyen, belki de tek ülke türkiye. başka örneği yok. serbest piyasa ekonomisi bu değil. bu olsa olsa "gevşek piyasa ekonomisi"dir.

    7-)seçim beyannamesindeki maddelerden göze çarpanlar hakkında küçük yorumlar:

    "çiftçilere vereceğimiz ekonomik destek ile; çiftçinin üretim amaçlı olarak kullanacağı mazotun litresini 1,5 tl’ye düşüreceğiz."

    - düşünce ve öneri: en son değinilecek.

    ---

    "tarım sektöründe çalışanların sosyal güvenlik primlerini 30 yaşına kadar hazineden karşılayacağız."

    - düşünce ve öneri: "ailesi ile birlikte aynı hane içerisinde" ifadesi cümle başına eklenmeli. kendi başına çalışan, ayrı işletmesi olan kişinin sigorta primini neden devlet ödesin? tamam oyu vericez de, siz de zorlamayın bu kadar.

    ---

    "başka geliri olmayan çiftçiye, hane başına, asgari ücret düzeyinde gelir garantisi sağlayacağız."
    - öneri: bunu yapmayın. insanları avantacılığa, tembelliğe, üretmemeye iten akp hükümetinden farkınız olmalı. bunun için beyannameden tamamen çıkartılması gereken madde. çünkü bizim en büyük sorunumuz "verim".

    ---

    "geçici tarım işçilerinin sosyal güvenliğini devlet güvencesi altına alacağız."

    -* düşünce ve öneri: "bir bölümünün (örnek %50) karşılanması yeterli. şu an bir kadın işşçinin sabah 8:30 akşam 17:30 (12:00-13:00 arası bir saatlik öğle molası) günlük yevmiyesi 45-50 lira. ek-5 isteğe bağlı geçici tarım sigortası primi 300 lira civarında. işçi yılın her döneminde çalışamadığı için bu gelir düzenli değil ama teşvik edildiğinde bunun %50'lik kısmını ödeyebilir. ayrıca bu konuya odaklanmaktansa, ilave ek-5. maddenin insanlığa sığmayan, vicdansızca:
    - 2 ay prim borcu olması halinde kendileri ve bakmakla yükümlü olduğu kişiler sağlık yardımından "yararlanamayacaktır".
    - analık ve hastalık hallerinde kendilerine geçici iş göremezlik ödeneği "yapılmayacaktır".
    maddelerinin değiştirilmesi çok daha yerinde bir karar olur. çünkü bu insanlar senede 4, bilemedin 5 ay çalışabiliyorlar. çalışmadıkları sürece para kazanamıyor ve prim ödemesi yapamıyor, yapamadığı sürece "tedavi olamıyorlar". sosyal devlet?

    ---

    "hazine arazilerinin tarım üretimine kazandırılması ve toprak toplulaştırma faaliyetlerini, kuracağımız arazi edindirme ofisi eliyle yürüteceğiz."

    hazineye ait arazileri, tarım üretimi potansiyeli açısından yeniden değerlendirecek, sınıflandıracak ve kademeli olarak üretime kazandıracağız.

    uygun hazine arazilerinin, belirlenen ilkeler doğrultusunda tarım faaliyetlerinde kullanılmak üzere 49 yıllığına kiralanabilmesini sağlayacağız."

    - düşünce ve öneri: eklenecek hiç bir şey yok. tarım arazileri her gün azalırken yapılabilecek en doğru şeyler.

    ---

    "mera alanlarını ıslah edecek, meraların amacının dışında kullanılmasına izin vermeyeceğiz. mera yönetim birliklerini etkinleştirecek, yem bitkisi ekimlerini tamamlayacak ve meraları kullanan çiftçilerin eğitimlerini gerçekleştireceğiz."

    - düşünce ve öneri: o kadar tecavüze uğradılar ki, artık mera kalmadı. yani meraları ıslah etme fikriniz var ise, üzülerek haber vereyim ama ıslah edilecek seviyede mera yok.şunun gibi binlerce haber birleşince durum bu hale geldi. çok çok müstesna bölgelerde mera kaldıysa kaldı. türkiyedeki et krizinin ilk ve en önemli sebebi de bu zaten. bu nedenle bir önceki 3 maddede bahsedilen hazine arazilerinden bir kısmının (özellikle hayvancılığın yoğun olarak yapıldığı bölgelerde) mera kaynağı olarak ayrılması gerekli.

    ---

    çiftçi ve işletmelerin ar-ge süreçlerine ortak projeler geliştirerek dâhil olmalarını sağlayacağız. bölgesel araştırmaları bir veri tabanında toplayacağız. araştırmaların çıktılarını ekonomik değer üretme ve nihai ürün geliştirmeye katkı sağlama potansiyelleri çerçevesinde ele alacağız.

    düşünce ve öneri: kusursuz.

    ---

    "tarım desteklerinde ve hibelerde doğal ve organik tarıma dönük üretim faaliyetlerine öncelik vereceğiz."
    - düşünce ve öneri: büyük bir hata. ülke kaynakları bu denli yetersiz, üretim ihtiyacı bu denli karşılamaz iken, en pahalı, yetmez gibi en düşük rekolteye sahip "organik" üretime odaklanmak durumu daha kötüye götürmekten bir işe yaramaz.

    "kalite önemli. ama insanların yiyecek alamaz hale geldiği bir ülkede, verim kaliteden biraz daha önemli" kısaca bu konuda konuşulması gereken organik değil, ancak sağlıklı "iyi tarım uygulamaları"dır.

    ---

    "kooperatif modelini bir bütün içerisinde ele alacak, kooperatif, birlik ve merkez birliklerini uyumlu çalışabilecekleri ortak bir üretim modeli çerçevesinde bütüncül bir yaklaşımla destekleyeceğiz. birlikler ve merkez birliklerini, insan kaynağı, sermaye, üretim teknikleri, üretim ve dağıtım donanımı açısından nihai ürün üretebilecek kapasiteye erişebilmeleri için destekleyeceğiz. kooperatiflerin siyasi etkiden arındırılması ve tarım ekonomisinin belirleyici aktörleri arasında yer alabilmeleri için özerkliklerini teminat altına alacağız.
    - düşünce ve öneri: ülkede kooperatif ve kooperatifleşme konusunda (kooperatifler kanunu demiyorum. olgunun kendisi hakkında) uzman insan olmadığı için başarıya ulaşamama ihtimali yüksek bir icraat olur. burda asıl yapılması gereken şey, kooperatifleşmede dünya lideri ve mucizesi olan "hollanda"dan, neyse maaşını verip 8-10 tane uzman getirmek. bu adamlar ile koordinasyonlu olarak yanlışları birlikte düzeltmek.

    ---

    sonrakilerde eklenecek bir şey yok zaten. hepsi yerinde ve yukarıdakiler ile bağlantılı, onların doğal sonuçları olacak şeyler.

    ***

    8-) geldik mazota.

    --- spoiler ---

    bundan sonrası teknik terim ve sektörel ifadeler içereceğinden sıkılan arkadaşlar çıkabilir

    --- spoiler ---

    suistimale en açık, baş örtüsü gibi bir konu.

    kimse suistimale açık bi hak istemiyor. lakin milletçe bir işten önce, o işin hinliğine-üçkağıtına odaklandığımızdan, bu işin çok iyi planlanması lazım.

    bunun için:

    üretilecek olan ürüne, işlenen arazi miktarına göre verilecek bu mazot. türkmenistan'da mesela, traktörü olan, tarım yapan bir bir çiftçiye 6 aylık yetecek kadar (yanılmıyorsam 2200 litre) mazot veriliyor. tabi bizde böyle bir beklenti yok.

    olabilecek en iyi yöntem:

    - çiftçi, çks mks falan değil, "gerçekte" işlediği alan kadar arazi beyanında bulunur. tarım "tapu kağıdının üzerinde" değil "toprakta" yapılır. tapusu olmayan, icar sözleşmesini yapılamayan, varisleri keşmekeş, hazine yeri, 35-40 hisseli, açma, vs, yani kaydı tutulamayan araziler, bu ülkedeki tarım arazilerinin %35'ini kapsıyor. nail emmi 350 dekar yer işliyor ama gevşek tarla sahipleri, kayıp hissedarlar yüzünden çks'da 60 dekar yer gösterebiliyorsa, onun suçu mu?

    (çks: çiftçi kayıt sistemi)

    çks'yi bu nedenle unutun. çiftçi, canı ne kadar istiyorsa o kadar alan için mazot isteğinde bulunsun. hiç sorun değil. aynı "önder çiftçi" mantığı ;) şu an tapulu-tapusuz farketmez, örnek 100 dekar diyelim.

    - bu arazinin iyi şekilde işlenmesi için ortalam ne kadar mazot lazım? dekara 12 litre. 100 dekar için ne ediyo? 1200 litre.

    - devlet çiftçiyi çağırır. "al kardeşim, sana 1.6 liradan 1200 litre mazot" ister git bidonlara al. ıster pompaya her gittiğinde sana verilen "kredi kartı şeklindeki" çiftçi belgesi'ne işlet. nasıl istiyorsan öyle al.

    - çiftçi ucuz mazotu aldı mı? aldı. nasıl istiyorsa öyle kullansın. ıster arabasına koysun, ister tarlasını sürsün, isterse içinde banyo yapsın. o onun bileceği iş. adam belki her gün tarla dolaşacak. bilemezsin. "zaten bunu, bu memlekette kontrol edemezsiniz". bırakın dağınık kalsın. (imkansız gibi değil mi?) biraz sonra anlarsınız.

    - ama devlet tek şart koşacak. "verim" yani devlet, "100 dekar yer işliyorsan, 50 ton buğday üretmen gerekiyor, buğday nerede kardeşim?" diyecek.

    - harman zamanı geldi mi? geldi. çiftçi beyan ettiği alan için (100da demiştik) dekardan (örneğin muratlı için) 500kg, (toplamda 50 ton) buğdayı bir yere dökmek zorunda olacak. bundan az buğday getirimiş ise "bak güzel çiftçi kardeşim, sen o mazotu nereye harcadın bilmiyorum. ama o mazotun hakkı olan ürün bu değil. sen, belli ki bu işi hakkıyla yapamıyorsun. bu yüzden ucuz mazot hakkın %50 azaldı. bundan sonra (en azından önümüzdeki yıla kadar) mazotu 2.8 liradan alıyorsun" diyecek. 300 kg altı verim alanın ucuz mazotunu tamamen kesilecek. çünkü:

    "muratlı'da dekara 12 litre mazotla işçilik yapan biri, 300kg'ı geçemiyorsa, o işi yapmasın zaten. gitsin ticaret yapsın, gitsin lahmacun dükkanı açsın. ne istiyorsa onu yapsın ama çiftçilik yapmasın. ülkenin mazotuna, tarlasına yazık. ha illa yapıcam diyorsa, kimsenin özgürlüğü kısıtlanamaz. yine yapsın. ama kimsenin hakkını yemeden yapsın. gitsin benzin istasyonuna, kendi cebinden 4 liradan alsın mazotu, gözleri açılsın. emek veren, verim alan, o ucuz mazotu düğün yolunda değil, tarla yolunda harcayan 1.6 liradan alırken, o 4 liradan alıp istediği kadar çiftçilik yapsın. devlete vergi lazım"..

    - çünkü işlediği arazi miktarını kendi söyledi. ne kadar mazot istediğini de kendi söyledi. mazotu da aldı. herşey ortada. 40 dekar yeri olan adamın alacağı mazot da, getireceği ürün de belli.

    - bu arada, çiftçi "benim tarlalarım kötü, ben 300 kg'ı anca bulurum" diyorsa, alacağı mazot miktarını kendisi de düşürebilecek. ama bu zaman dekara 12 litre değil, 5 litre isteyebilecek mazotu. keza "ben suluyorum. en az 800 kg alıyorum ama su pompasına da mazot lazım" diyenin de 18 litre/da talep hakkı olacak.

    - ama bu iş, sadece "kötüye" ceza vermekle kalmayacak. çiftçinin aldığı verim yükseldikçe, teşvik de artacak. dekardan 700kg alana 14 litre + ilaç desteği, 800 kg alana, 16 litre + ilaç desteği + yaprak gübresi desteği ver. 900 kg alana, hepsinin üstüne biçerdöver hasat desteği ver.

    - özetle ak koyunu, kara koyunu ayır önce. bu işi yapamayan adamın bu işte devam etmesinin anlamı yok. türkiye'nin tarım arazileri zaten sınırlı ve bunu en iyi şekilde değerlendirmesi artık şart. ülke verim ortalaması 297kg. bu bir utanç kaynağıdır. kumda oynayacak vakit kalmadı yani. özellikle bilinçsiz, toprağı yanlış kullanan, mahveden, gereksiz işgal eden çiftçilere tahammül kalmadı.

    - tarımsal istihdamı azaltmak istiyorsan, çiftçileri kendi içinde ve eşit şartlarda doğal bi seleksiyona tabi tut. en yüksek verimleri alanlara, bu işte en iyi olanlara bırak sektörü.

    - burda önemli olan 10 dekar, 50 dekar yada 1000 dekar arazi işlemesi değil çiftçinin. bu işi ne kadar iyi yaptığı.

    böyle olursa:
    1-) "başarılı çiftçi teşvik edilir". "türkiye tarihinde ilk kez" çiftçinin daha fazla üretmek, verimini arttırmak için gerçek bir nedeni olur.

    2-) ortlama verim (mecburen) artar ki şu an ülkenin en büyük sorunu bu.

    5-) tarlaya "bi ekerken, bi biçerken giden" toprağı fuzuli yere işgal eden adama izin verme. o canım toprağın, o bilinçsiz çiftçinin elinde heba olmasına izin verme.

    o toprak sırf babasından kaldı diye, onu mahvetmeye hakkı yok. çünkü o toprak, onun babasından önce "bu ülkenın toprağı". bilinçsiz çiftçi 5-10 yıl sonra ölüp gidecek. ama bizim evlatlarımız, aynı topraktan "bınlerce yıl" daha ekmek yiyecek. bu günü zaten kaybettik. bari geleceği kurtaralım.

    4-) çiftçi'den verim kanıtı olarak "borsa fişi, zahireciye faturası, fabrika teslimat fişi, ofis karnesi vs" istenecek. her dökülen buğday tanesi kaydedilebilecek. bunu, çiftçi için değil, sektörde artık ayyuka çıkmış "kayıt dışılığı" engellemek için yapacaksın.

    zahirecilerin, fabrikacıların bu ülke için en zararlı olan lafı "fatura almazsan şu olur" sözü tarihe karışacak. çünkü çiftçi, o ucuz mazotu alabilmek, hakkını kaybetmemek için "çatır çatır" alacak o faturayı. çünkü şu an verdiğin o 5 kuşluk fiyat desteği gibi komediye gerek olacak. daha önemlisi, o fatura, onun çiftçilikteki kazancını belirleyen en önemli unsur, yani başarı karnesi olacak.. tüm destekler, ucuz mazot, teşvik primleri o faturada!..

    3-) çiftçi elindeki o mazotu ister tohum yatağı hazırlamaya kullansın, ister sulamaya, isterse de komşu köye düğüne giderken yolda.. kendi bilir. ama o mazot ile alınması gereken verimi alamazsa, bir dahaki sene o ucuz mazotu rüyasında bile göremeyeceğini bilsin.

    6-) bu sistemle meydan çiftçilere kalır. öğretmen öğretmenliğini, avukat avukatlığını, çiftçi çift çiftçiliğini yapar. hobi için 3 dekar bahçe yapacak kişi gitsin 4 liradan alsın mazotu. sonra isterse kumdan kale yapsın. kendini ilgilendirir.

    8-) ucuz mazot ile sağlanacak mazot artışı, teşvikler ile daha da ivme kazanacak.

    9-) çiftçilik "getirisi iyi" bir meslek gruplarına girecek. kaliteli insanların sektörden kaçışı değil, sektöre talebi sağlanacak. meslek kalitesi ve imajı değişecek.

    7-) devlet bu sistem sayesinde:
    - hangi fabrika ne kadar mal aldı?
    - hangi zahireci ne kadar al-sat yaptı, kar kazandı?
    - hangi çiftçi neyi ne kadar üretti?
    - hangi bölgede verimler düşük?
    - hangi bölgeye tarımsal yatırım yapılmalı?
    - hangi makine-ekipmanın verime etkisi var?
    - hangi tarım ürünü stokları kimin elinde?
    - kimler ne kadar kazandı, kimler kazanamadı, adaletsizlik nerede?

    gibi, bir ülkedeki tarımın "tüm kırılma noktalarını" en küçük ayrıntısına kadar bilecek. bu, bu ülkenin en büyük sorunu olan "kayıtdışılığı", en azından tarım sektöründe çok ciddi oranda düşürecek.

    çiftçi, aldığı o ucuz mazotu ister tohum yatağı hazırlamada kullansın, ister sulamada, ister çekilmede. kendi bilir. devletin çiftçiye söyleyeceği tek cümle:

    "o buğday buraya gelecekkkk"

    çiftçi de ucuz mazot istiyorsa "seve seve götürecek".

    not 1: buğday sadece örnektir. yerine karpuzdan ananasa kadar istediğiniz ürünü koyabilirsiniz.
    not 2: doğal afet ve benzeri kayıplarda, il/ilçe tarımdan bi görevli gelecek, inceleyecek. gerçekten afet zararı var ise, devlet o yıl için "eyvallah" diyecek.
    not 3: verim miktarları, o bölge ortalamasına göre belirlenecek. ortalama 200kg buğday alınan ..... ilçesi ile ortalama 1000 kg buğday alınan .... ilçesi bir tutulmayacak. el vicdanda olacak.
    not 4: hayvancılık yapanlar, hayvan sayılarına göre belirli bir miktar ürünü yemlik olarak ayırabilecekler. bi koyun yılda taş çatlasın 200 kg yer. bi koyuna 150 kg'a kadar yemlik mahsul ayırma hakkı verilecek, ürün kontrol edilecek.
    not 5: biçerdöver yada tarım müteahhitliği yapan kişiler zaten vergiye tabi. onlara da yaptıkları işe göre ucuz mazot imkanı tanınacak lakin aldıkları mazot miktarları, vergilendirilmeleri esnasında referans alınabilecek. 2000 dekar biçen biçerci ile 8.000 dekar biçen biçerci bir tutulmayacak.
    not 6: hayali arazi ile devleti dolandırmak isteyen tespit edildiğinde, sadece mazot farkı geri alınıp bırakılmayacak. "direk içeri tıkılacak". destek kadar "cezaları" da büyütmezseniz, dalavere yüzünden tüm sistem zarar görebilir. köy kurnazlığı yapmaya kalkanın canını ciddi şekilde yakacaksınız. yani "köy kurnazlığı" deyimini kimin icat ettiğini unutmayacaksınız.
    not 7: "ben buğdayımı bekleticem, belki fiyatlar yükselir" diyen kişi, il/ilçe tarıma "müsaade başvurusunda" bulunacak. böylece ürünü bir sonraki yıla kadar bekletebilme hakkı olacak. sonuçta ebediyete kadar ambarda bekleyecek değil o buğdayı. sattığı an, rekolte bildirimini yapacak.

    bu kadar.

    bu yada benzeri bir sistem getirilsin;
    - tepe kolunu ayarlamaktan aciz montofon çiftçiler, 3 senede uzman operatör olmacaklarına
    - 30 yıldır npk'yı öğrenmemiş tembeller, 2 senede bitki besleme uzmanı olmacaklarına
    - tarım kredinin getirdikleri dışında ilaç-gübre adı bilmeyenler, internetten organik silikon siparişi vereceklerine
    - tek tarımsal referansı, komşunun tarlası olan profesörler, gerçek araştırma makaleleri okumaya başlayacaklarına hep birlikte şahit olacağız.

    yapacaklar, çünkü seve seve yapmak zorunda olacaklar.

    yapacaklar, çünkü en iyi kişisel gelişim aracı "rekabettir"

    özetle:

    en geç bir nesil sonra, dünya ile yarışan pırıl pırıl çiftçilerimiz olacak..

    yoksa mazotu bedava verseniz nafile. değişen hiç bir şey olmaz. çünkü mazot sadece bir araç.

    asıl amaç: verim.
  • chp'nin proje geliştiremediğinin ispatıdır.

    tarımda proje geliştiren ve politika belirleyen, çiftçiye imkanlar sunana, milletin hizmetkarı olan bir parti için sizi şu başlığa alalım.

    (bkz: akp)
  • trakyalı olarak katıldığım durum +1
  • tarımın çökme noktasına gelmesini acıyla okuyan, ailesi çiftçi olan biri olarak altına imzamı atacağım öneriler. chp nin bu konuya daha çok eğilmesi gerekiyor.
  • sebazios arkadaşımızın mükemmel yazısını bugün okudum. başlık neden tutmamış zamanında merak ettim, üzüldüm.

    chp'ye olan umut her geçen gün azalıyor ama başlıktaki fortuneteller 657 gibi ak trollerin göt tutuşmasını şimdi görmek bile güzel.

    umarım artık bir şeyler değişsin şu ülkede.
  • sevgili chp adam oturmuş çatır çatır yazmış.

    bildiğin politika üretmiş. söyledikleri uygulanabilir, uygulanamaz, bir kısmı doğru, bir kısmı hayal vs.

    ancak, adam kahvede çayını içip, göbeğini kaşıyarak devlet bize bakmıyor dememiş, tarlanın yanından sıkıntılarını ve çözümlerini anlatmış.

    bulun bu adamı, alın içeriye, o anlatsın siz dinleyin, siz anlatın o dinlesin.

    hatta bu arkadaş gibi adamlara her yörede ulaşın, dertlerini anlatsınlar, bak çözüm de sunuyorlar.

    ne bekliyorsunuz? adam açık açık ben buradayım diyor?