şükela:  tümü | bugün
  • bebeler ve püreler kitabının yazarı. oğlak yayınlarının editörü. dur daha bitmedi. bu kadın evveliyatında çocuk gelişimi, grafik tasarım ve edebiyat eğitimi aldı. sonra, çeşitli tiyatro gruplarında ve televizyon kanallarında oyunculuk yaptı. 1993 yılında kendi yazıp yönettiği "en kötü cadı bizim cadı" adlı çocuk oyununu sahneledi. istanbul kültür başkenti 2010 için hazırlanan "istanbul'un yeşilliği" projesinde sanat yönetmeni olarak görev aldı.

    en son görüştüğümde, oğlak yayınları'nda editör olarak çalışmaktaydı. dünya tatlısı bir oğlu var. çok kafa çocuk. tıpkı annesi gibi.

    bir kadın, bir anne. gülüşü çok güzel, dostluğu derindir. neyse efendim; selam eder, serenatla saygılarımı sunarım.
  • oldukça yetenekli, şirin ve sempatik insan; yeni yeni tanımaya başlıyorum.
  • kariyeri için yukarıda yazılanlara ekleyeceğim bişey yok ama bir iki kelam edelim yine de.

    oğlu arsen ile beraber oturup karşılıklı gülerek stand-up yapmasını istediğim oğlak yayınları editörü. yetenekli bir grafik tasarımcı. yazdığı bebeler ve püreler kitabı ile aynı zamanda bir yetenekli yazar-anne. tam bir kitap hastası. yolda yürürken bile okur. iski çukuruna düşme haberi gelecek diye beklerim halen. kaynanasına kitap yüzünden mavi ekran vermişliği vardır. bir keresinde elindeki adını hatırlayamadığım bir kitabına karşılık o an elimde olan üç adet saramago kitabını teklif etmiştim de bana da mavi ekran vermişti. kendine geldiğinde bir damla yaş süzüldü gözlerinden. son olarak daha önce kendisi ile ilgili yapmış olduğum bir geyiği daha yazayım olsun bitsin.

    "şahaneleri editör kadın arkadaşım aç gözlü bir kitap kurdudur hem de öyle böyle değil yani bildiğin aç gözlüdür kitap görünce gözü döner yaşına başına bakmadan şirinlik yapmaya çalışır bir kitap hediye edersin bir hafta teşekkür eder sonra o kitabı instagram, twitter, facebook ve bilimum sosyal medya mecralarında paylaşır. sonra akşam eve gider ve bir kadeh şarap eşliğinde kitaplığının karşısında sabahın ilk ışıklarına kadar kitap okur o da yetmez arada bir kalkar "kıymetlimissss" diyerek kitaplığını okşar. kendi kitaplığından en son kitap alınma tarihi geçtiğimiz binyılın sonlarına tekabül etmektedir. kitabı alan kişi kitabı geri getirmemiş ve iki gün sonrasından bugüne kadar bir daha haber alınamamıştır kendisinden. rivayet odur ki şahaneleri editör arkadaşımın evinin yakınında bulunan selimiye kışlasının duvarlarından dolunay gecelerinde "hayırrrr, lütfen yapmaaaa, sana yenisini alacağımmmm" diye tiz bir inleme sesi gelmektedir.
  • oğlak yayınları'nın titiz editörüdür. elinizdeki kitabı cümlelerde hiç bir yere takılmadan, çeviri kokusu duymadan, kendinizi kaybederek, "ne demek istiyor bu be, böyle cümle mi olur" demeden okuduğunuz zamanlar için kendisine ve kendisi gibi editörlere teşekkür borçlusunuz, bilesiniz.

    benim için kim olduğuna gelecek olur isem; tanışalı bunca zaman geçmesine rağmen kaynaşmak için neden iki sene beklediğimize hiçbir anlam veremediğim ve bu adeta boşa geçmiş, adeta ziyan olmuş, heder olmuş iki yıl için bolca hayıflanmama sebep olmuş güzel kadındır. şimdi bu uyduruk cümleyi kırmızı kalemle çizmemek için kendisiyle minik bir savaş veriyor olabilir mesleki aşırı duyarlılığı neticesinde, eheheh.

    tanışmaya elinde bir kucak kitapla gelip "al bunlar senin" diyen; alphonse daudet deyince "en çok değirmenimden mektuplar'ı seviyorum yaa" diyen, bıkmadan usanmadan oğluna (ki arsen ayrı bir başlıkta incelenesi bir çocuk, eminim incelenecektir de zamanı geldiğinde bir çok insan tarafından)aldığı çocuk kitaplarını okuyup türlü mecralarda "buakşambunlarıokuduk" tagiyle paylaşan, kitapların neden ödünç verilmemesi gerektiğini ve bunun insanın kalbini neden kırdığını saatlerce konuşabileceğimiz kitap kurdu bir bünye kendisi. hikayelerimiz, geçtiğimiz yollar epeyce benziyor ve bu acayip iyi hissettiriyor bana kendimi, yalnız olmamanın bu türlüsü gerçekten çok keyifli.

    ama bir sorunumuz var, ciddi konulardan bahsederken yeterince ciddi olamıyoruz, gülme krizlerine giriyoruz ki zaten ilk karşılaşmamızda da birbirimizin söylediklerini duyup "nıhaıhaıhaıhaıha" şeklinde gülüşüyorduk henüz tanışmamışken. cenazeye filan gidecek olsak kıkırdayan münasebetsizler biz oluruz kesin; tövbeler olsun yarebbim.

    sözün özü, seviyorum kendisini. tanıdıkça, durmadan konuştukça, güldükçe, yan masalardan nuri alço kokteylleri filan gönderildikçe güncellerim yazdıklarımı da.
  • aslı;

    çekirdek bakırcıoğlu arslan'dır.
    hep bu izmirlilerin uydurması bunlar.