şükela:  tümü | bugün
  • turgut uyar'ın 1963 tarihli bu yazısı modern türk şiiri üzerine yazılmış en önemli metinlerden biridir. metin, ilk bakışta şiire dair bir yazı gibi görünse de; uyar'ın kendi deyimiyle "çıkmazı zorlamanın insaniliğini, güzelliğini göstermek amacıyla" yazılmıştır.

    yazı, imkanlar ve mümkünler dünyasının zorunluluğuna teğet geçer ve şu dizelerle yakın akrabalığı vardır :

    "en güzeli, yol yürüyüş öğretir
    dostum, eskimeyen arkadaşım"*

    "sorun, şiirin –üstelik insanın kendi şiirinin- çıkmazda olduğunun bilincine varmaktır. bu çıkmazın bilincine varmak biraz da çözmek demektir onu.
    şiirimiz, -dolayısıyla edebiyatımız, çünkü ülkemizde edebiyatın, hatta bazı toplumun bir çok sorunları, açık kapalı, şiirde tartışılır, şiirde çözülür yahut çözülmez veya bu sorunlardan şiirde vazgeçilir. belki de sağlam düşünce zemini kurulmamış bütün ülkelerde böyledir bu- gerçekten bir çıkmazdadır. nasıl ki nazım sonrasında da, orhan veli sonrasında da çıkmazda idi. çünkü şiirin çıkmazı, yukarıda değindiğimiz sebepten insanın çıkmazına, toplum çıkmazına sıkı sıkıya bağlıydı ülkemizde. (belki de bir bakıma şiirin görevi hep çıkmazda olmaktır. rahat işleyen şiir kuşku vermelidir. belki yaşanandan geride kalmıştır onun için. divan şiiri hiç çıkmaza düşmedi, hiç değilse tanzimata kadar düşmedi. çıkmaza giren insan’la sarsıldı ve eskidi. hece geride kalmayı kabullenerek başladı, onun için çıkmazda değildi. sık sık dalgalanan, dalgalanmaları büyük bir toplumda, toplumu, yaşanandan değil, bir çeşit vocabulaire’den kovalıyordu, sunulmuş sözcüklerden izliyordu. buna boyun eğmişti).
    şiir çıkmazda. şimdiye değin, ne romanın, ne tiyatronun, ne sinemanın izleyemediği, anlayamadığı bir çıkmazda.belki yalnız öykü’nün farkına vardığı bir çıkmaz.
    bu çıkmazın en önemli sebeplerinden biri, şiirin kendi sebep ve sonuçları (denebilirse bir çeşit otofaji) ise, öbür nedenleri arasında, toplumsal koşulların, toplumsal dayanakların değişmesi, yani insanın, insanın alıp veremediklerinin, insan ilişkilerinin değişmesi ise, önemli bir başkası da: geri, sorunsuz, bilinçsiz gelişen insanın, dolayısıyla şiirin imkanlarına kadar anakronik bir ortamın ve buna bağlı bir şiir ortamının türemesidir. (bu ortamın bahse deymeyecek kadar önemsiz, etkisiz olduğunu söyleyecekler çıkabilir. önceleri biz de böyle düşünüyorduk. ama şiir kendi başına yaşayan, soyut bir yaratık değil. geldiği sebepler, seslendiği, seslenmek zorunda olduğu yerler var. ülkemizde daha bir süre, sözü edilmeye deymeyen şeyleri yılmadan ortaya koymak, tartışmak zorundayız. herkes, savaşmaya zorunlu olduğu şeylerin, budalaca çetinliğini bilmek, hesaba katmak zorundadır.)
    her beğenin bir ortamı, her tür şiirin bir alıcısı vardır. yapılmakta olanı kimsenin küçümsemeye hakkı yoktur. ama budalaca aşk şiirlerin, budalaca biçim denemelerinin birdenbire yarattığı ortama, ses çıkarmamaya, görmezden gelmeye pek katlanamıyor insan.
    şiir çıkmazdadır. bütün şiir yazanlara, edebiyat yazanlara hatırlatmak gerekir: şiir çıkmazdadır. çünkü insan çıkmazdadır, sorunlar çıkmazdadır, toplum değişiyor, insan değişiyor, insanın yeri değişiyor, insanın ilişkileri ve sorunları değişiyor. ülkemizde en azından birtakım kavramlarla yeni yeni karşılaşıyoruz. şiirin en azından artık bir avunma, oyalanma değil, bir saptama, belki bir önerme olduğu anlaşılıyor.

    insanın doğasıyla şiir değişiyor. bu değişme ancak değişmenin ve değişenin, eskimenin ve eskiyenin farkına varmakla izlenebilir. bilgi şartı yanında bunları ayırt etmenin asgari baz’ı sağlam bir duyarlılıktır.yüzyılımızın bütün gereçleri de bunu sağlamaya elverişli üstelik. 1930’un eksik idealizm’i 1940 realizm’i ve 1950’nin hastalıklı romantizm’i ile bugünün insanın betimlemek mümkün değil.
    evet şiir çıkmazda. çünkü insan çıkmazda. ama bütün sorun bir çıkmazın bilincine varmakta. şiirin çıkmazda olmadığını düşünenlerden yana değiliz.
    çünkü bu çıkmaz; bilince, bilgiye, uygunluğa, çağdaş şaire ve insana yeni bir imkandır."

    "ben, yekta, bunu pek hoş buluyordum"
  • çıkmazın güzelliğinin adını ''şiir'' koymuştur turgut uyar; çünkü insanın varoluşsallığı da bir çıkmazdır.

    1963 : kahrolsun; eksik idealizm, realizm, hastalıklı romantizm!

    2015 : yaşasın postmodernizm!
  • bu yazıya karşılık olarak asım bezirci şunları yazmıştır:

    turgut uyar geçende yılın en çarpıcı yazılanndan birini yayımladı: "çıkmazın güzelliği" . şimdi çok yerde bu yazının sözü ediliyor. ateş püskürenlerle alkış tutarlar tartışıp duruyorlar. tartışmalar sözden yazıya kayacağa benziyor. nitekim, birinci yazı evrim dergisinde çıktı. geç kalmadıysam, ikinci de benimki olacak.

    uyar'ın yazısı şöyle başlıyor: "şiirimiz dolayısıylaedebiyatımız (...) gerçekten bir çıkmazdadır. nasıl ki nazım* sonrasında da, orhan veli sonrasında da çıkmazda idi"

    «çıkmaz» sözüyle neyi anlatıyor uyar, tükenmeyi mi yoksa tıkanmayı mı? belli değil. yalnız şurası açık: uyar'a göre şiirimiz, hatta edebiyatımız tümüyle çıkmazdadır. doğrusu, aşırı bir yargı! hadi şiir için neyse ne, ama bü-tün edebiyatımızın çıkmazda olduğunu kabullenemiyorum. yalnızca haksızlığa yol açtığından ötürü değil, ger-çeğe de uymadığından ötürü. geçmiş yıllardaki ürünlerle günümüzdekileri karşılaştırınca bunu görmemek elimden gelmiyor. hikayede olsun, romanda, tiyatroda olsun" denemede, eleştiride olsun edebiyatımızın bugün dünden gelişmiş olduğu ortada. bu bakımdan, uyar'ın şiirin çıkmaza girdiğini belirtmek için bütün edebiyatı çıkmazda göstermesini doğru bulamıyorum. ayrıca, şiirimizin toptan çıkımaza girdiğine de inanamıyorum. gerçi şiirimizin ahmet haşim gibi, yahya kemal, nazım hikmet gibi, orhan veli gibi "büyük" ustaları yok bugün, ama «orta» güçde çok iyi yürütücüleri var. elbette, bir şiirin büyük şairlerden yoksun oluşu, çıkımaza girdiğini göstermez onun. nasıl ki büyük şairlerin varlığı da çıkmazda olmadığını göstermezse. sözgelimi, yahya kemal büyük bir şairdi, ama bağlandığı şiir -divan şiiri- kendinden çok önce çıkmaza girmişti. öte yandan, şiirimizin nazım'dan önce hececilerle çıkımaza yöneldiği söylenebilir belki, ama ondan sonra çıkımaza girdiği pek söylenemez. çünkü şiirimiz onun açtığı sanat çığırında giden birtakım şairlerle daha da serpildi. yürütücüleri susturulmasa, belki daha da serpilecekti. üstelik, orhan veli'den sonra şiirimizin çıkmazda olduğu da tartışılabilir. ben, orhan veli'den sonra değil, onun çıkışıyla şiirin bir yanıyla çıkımaza yöneldiğini sanıyorum. çünkü ikinci yeni gibi birinci yeni de (özellikle başlangıç/garip döneminde) biçimci bir şiirdi. temel olarak içeriği değil, biçimi alıyordu; tarihe, geleneğe, ideolojiye ve topluma sırt çeviriyordu.

    böylesi bir tutumun çıkınaza varması ise olağandır. birinci yeni -eğer girdiyse- bu yüzden çıkınaza girdi. tıpkı, ikinci yeni'nin de bu yüzden çıkınaza girmesi gibi.
    ..
    daha önce de yazmıştım: ikinci yeni, birinci yeni'nin koyduğu yasakları kırdı; imgeye, duyguya ve edebi sanatıara kapılarını yeniden açtı. gerçi, birinci yeni'ye bağlanmayan birçok şair ( nazım hikmet, fazıl hüsnü dağlarca, ahmet hamdi tanpınar, cahit sıtkı tarancı, asaf halet çelebi, ahmet muhip dıranas, ahmed arif, enver gökçe, attila ilhan vb.) bu yasaklara zaten uymamışlardı. ama ikinci yeni'nin yaptığı, bir bakıma, yararlı oldu yine de: görevini tamamlamış bir şiir anlayı-şından (birinci yeni'den) alanı temizledi. ayrıca, şiire bazı yeni deyiş açıları, biçim olanakları getirdi. yazık ki bu olanaklar çoğun özle birleşmedi, araç olacak yerde amaç olarak alındı. nitekim, azınlıkta kalan birkaç örneğin dışında, ikinci yeni çoğunlukla biçimci, kaçak, sorumsuz bir şiirdi; öze, insammıza ve onun gerçeklerine,.
    yurdumuza ve onun sorunlarına sırt çevirmişti; içeriği hor görmüş, hatta arasıra iyice atmış, kendini içeriğin getirmediği değiştirimlere, karıştırımlara, biçim oyunlarına vermişti. bu veriş, aşırılaştığı zaman, şiiri sözcük salatasına, imge çorbasına çeviriyordu. anlam geriye itilmiş, kapalılık, hatta anlaşılmazlık baş tacı edilmişti .. gelenekle, çevreyle, gerçekle bağlar kesilmiş, okurlar umursanmaz olmuştu. giderek, şiir çoğunlukla yaşamdan, ulustan, tarihten, düşünceden, politikadan kopmuş, soyutlaşarak bazı sairlerde bir çeşit biçim otuzbiri durumuna varmıştı. üstelik, bu acemi ve taklitçi ellerde iyice yozlaşmış, kalıplaşmış, klişeleşmiş, mekanik bir işleme
    dönüşmüştü.

    işte bunu gösteren eski bir örnek :

    ah ahlarla doluysa hahambaşı çıra ah
    ahsılarla bütünlüğüyle dolu çıplak süt ah

    beyaz kır beyaz ama nasıl beyaz bembeyaz beyaz ah
    kırıpsılarda sürahi boyunlu bir ince kırba ah
    ...
    seni dümdüz hasırlanmamış ama öyle duru ve çirkin
    şu kılları al diyorum sonra berrak ama dopdolu boş
    boşalan zar kupası madensilerde masa arena bey
    tut bak tut tut diyorum arenamsı bir öküz boynuzu
    (ersin korkut, el)

    işte bu da yeni bir örnek :

    zaaf çizgisinde ayaz sırtı olmanın yemyeşil kibrit aydın-
    lığına gerilerek ıslığımızı hoyrat çizerdik muhtaç bir ade-
    taya karşı inkarın baldırında firari dişleriyle o lüzum kö--
    pekleri fevkalade ıslanır. sonra fani uzak çıplaklığımızı
    giyinerek o malum sırtıyla kayıp sakladığımız ellerimizde
    büyük kırmızılar beklerdik. ( ... )
    (yavuz örtan, «yığışımlar»)

    bunlar, kötü sayılan şairlerden alınmış aşırı örneklerdir. kötü sayılmayan şairlerden, sözgelişi oktay rifat'tan, ilhan berk'ten, ece ayhan'dan özdemir ince' den,
    nihat ziyalan'dan, ercüment uçarı'dan da azçok bunlar andıran örnekler alınabilir.
    ilhan berk mısırkalyoniğne eseri için şunları yazar:
    «mısırkalyoniğne konusuzluğun, hiç'in şiiridir. ( ... ) anlamıysa, raslansal bir anlamlılıktır bu. amacını, anlamı yoketmek biçiminde özetleyebilirim.»

    işte bu amaca uygun bir parça :
    geçiyordu soğuk tüccarları, bunalım tüccarları, majestelerinln
    sakalı, tüccarlar tüccarı, denız tüccarları /4, 6, 8/
    alplerln ötesindeki galya /kıral yolu ramses ıı/ daha
    ağaçlı bir dünyada xıı. paris kralları /küçük bir barbar
    kenti uncheuvrellassis/ krezüs ve udyalıların sonu (. .. )
    (us çarşafı)

    oktay rifat perçemli sokak'ında gerçeğin düzenini değiştiren, anlamdan kaçan bir şiiri savunur: «bir kelime sanatı, bu yüzden bir görüntü sanatı olan şiirin sadece
    olabilecek görüntülere bağlanması istenemiyeceğinden anlamla da bağlı kalması istenemez».

    işte bunu doğrulayan bir parça :

    işte kara dutları güneşin
    papatyaların renkli camları
    başakları evlerin
    kan rengi kız çocukları yelesiz
    lokma lokma ağaçların altında
    tiren yolunda eğri büğrü
    damları doğrayan makas
    (ıı, s. 12)

    ercüment uçan kuyuda yusuf'ta hiç fiil ve bağlaç kullanmaz. sözcükleri rastgele yan yana koyarak şiirini kurar.

    işte buna bir örnek :

    karpuz, üçüncü çağın ulu sürüngenleri, atlantozor. yaralı
    evler, lao-tzu, gömüt böcekleri, katırtırnaklı dudaklar,
    yanmış kömür, sis, asmalar, kanyak, prens barin, ağustos,
    doluca, neşter, aslan adamlar kralı vultan, bin bir
    gece, meşrubat baytekin, define, yengeç (...)

    ece ayhan'ın şiirlerini anlayabilmek için « özel sözlük» yazıldı. öyleyken, kendisinin de itiraf ettiği gibi, kimse işin içinden çıkamadı.

    işte bunu gösteren bir şiir :
    kendini doğuruyordu bir cinaedi. dimdoğru. borçludur bir sayrılığa tavşandudağını.
    indirdi periciğini kilidin. dörtkaşlı aleko. iğneardı mıydı başındaki ışkırlalt?
    (ortadoksluklar, xıv)

    özdemir ince, sonraları toplumculuğa yönelerek ikinci yeni'den ayrıldı, onu eleştirenlere katıldı. ama önceleri ikinci yeni'nin aşırı sayılacak ürünlerini veriyordu.

    işte bir örnek :
    ülker örneğin beştaş oynayan üç çift ismi uzayda ül olarak
    gün boyu mızrak onikiotuz saati şu var mı bilmediğimiz
    varmak düşsel kıpırtıya böyle nelere uyuyup kalınca
    başlıyor yoksa bir ay bir olarak otuz başlı otuzlara
    o duyarlık yok mu candan değil o durmalara yok mu
    nedendir daha bilmem yarın bir damla gökyüzü belki
    (ilm-i nücum)

    nihat ziyalan, özdemir ince'nin tersine, ikinci yeni'yi savunmaktan vazgeçmedi.

    işte ondan da bir örnek :

    cascavlak isteğinizle yenicikten kaytarmış
    kaplumbağaların sırtında alabildiğine mutlak
    dayamış tahta soluklu kılıçla götürebildiğl:
    şeylere sığdırılabilir keyifli evlerle
    arabaların altından sular geçer yüzmeler uçurduğumuz
    kaplumbağalar geçemez eli bayraklı
    aya bak ayaklı
    kapılan dayaklı
    (çoktansılar)

    elbette, kolayca çoğaltabileceğimiz bu örnekler olumsuz bir sonucu gösteriyordu. ucu çıkmaza değen bir sonucu. öyleyken, bunu sezen pek az kimse vardı. çoğunluk sanki derin uykudaydı. ancak 27 mayıs'la sıçradılar. depremle peştemalsız hamamdan kaçanlara dönmüşlerdi. ne yapacaklanı şaşırmış, ortada kalmışlardı.
    dayandıkları çürük payandalardan çoğu, anayasayı çiğ-neyen demokrat parti'nin baskıcı yönetimi ile birlikte 1960'ta çökmüştü: çıkmaza düşmüşlerdi.

    gelgelelim, bu düşüşü bir türlü itiraf edemiyorlardı. bu güç yolda ilk adımı uyar attı. gerçi uyar ikinci yeni'nin değil, şiirin çıkmazda olduğunu söylüyor. ikinci yeni'yi çıkımaza sokmamak için bütün şiiri çıkmaza sokuyor. bir pireye bir yorgan yakıyor. ama olsun, bunu bile bir yiğitlik sayıyorum. uyar şiirin cıkmaza girişini şöyle açıklıyor: «şiir çıkmazdadır. çünkü insan çıkmazdadır, sorunlar çıkmazdadır.»

    sorunlarımızın ulusça, insanca çözümüne demokratik olanaklar sağlayan 1961 anayasasının açtığı yolda çalışmak varken, uyar'ın her türlü değiştirici çabayı gereksiz kılan bu kötümser önyargısı hiç sarmadı beni. bir yığın soru kafasını kurcalamaya başladı. önce şunu sordum kendime :
    «bugün insan çıkmazda mı?»
    hakçası: <<evet, çıkmazda,» diyemedim. yeryüzüne baktım: gitgide· kurtulan sömürgeler geldi gözümün önüne, bağımsızlığa kavuşan uluslar, devrimler geçiren ülkeler geldi. tarihin (dolayısıyla türkiye'nin de) en geniş «değişim çağını yaşadığı
    bir geçiş döneminnde insanın çıkmaza saplandığı söylenebilir mi? belki bazı insanların (yahut sınıfların> çıkmazda olduğu doğru ama «bütün» insanların çıkmazda oldukları doğru değil!
    öyleyse, uyar'ın insanı çıkmazda göstermesi nerden geliyor? önce; kişiyi soyutlamasından, belirli yerel, toplumsal, sınıfsal, tarihsel koşullar içinde ele almamasından. sonra da; onu nitelendirirken ayrımları, başkalıkları silecek kadar «genel» ölçüler · kullanmasından. bu kullanış uyar'ı çelişmelere götürmekle kalmıyor, yargılarının gerçeğe uygunluğunu da azaltıyor. sözgelişi, "şiirimiz" derken bir tek şiir tasarlıyor. oysa, değişik şiirler var yurdumuzda. ikinci yeni'nin çıkmaza saplandığı ger-çek, ama onun dışında kalan eğilimler için böyle bir yargı verilebilir mi ?çıkmazdaki ikinci yeni şairlere karşılık, şiirimizi yürüten şairler yok mu? var kuşkusuz, ama uyar'ın gözü nedense ikinci yenilerden gayrısını görmü-yor. örneğin, durmadan kendilerini geliştiren, tazeleyen fazıl hüsnü dağlarca, ceyhun atuf kansu, cahit külebi, melih cevdet anday, rıfat ılgaz, a. kadir, ahmed arif, attila ilhan, metin eloğlu, hasan hüseyin korkmazgil, gülten akın vb. şairler için bir çıkmazdan söz açılabilir mi?

    aranırsa, şiirimizi çıkınaza götürmeyecek daha bir sürü örnek ya da gerekçe bulunabilir. hem, neden çıkmaza düşelim? sanki biçim yönünden şiirin bütün serüvenlerini geçirdik de yapacak başka işimiz mi kalmadı? yoksa, içerik yönünden ömrünü doldurmuş, çözecek sorunu kalmamış duruk bir ortamda mı yaşıyoruz? hiçbiri değil! dünyanın en sancılı, en kıpırtılı parçalarından birindeyiz. gerek toplum olarak, gerekse insan olarak ilgilenmeye değer sorunlarla yüz yüzeyiz. görmesini bilen ve isteyen için zengin konularla karşı karşıyayız.

    uyar handiyse şıırın çıkınaza girmesine seviniyor . yazısına «çıkmazın güzelliği» diye başlık atması da bundan olsa gerek. ona bakılırsa, «şiir çıkmazda. ama bütün sorun bu çıkmazın bilincine varmakta.» yani, çıkmazın bilincine varirsak şiiri kurtarabiliriz. güzel ama, şiirin çıkmaza düşmesi -uyar için- insanın çıkmaza düşmesinin bir sonucu olduğuna göre, insan çıkmazdan kurtuldukça şiir nasıl kurtulabilir? kaldı ki, çıkmaz -türkçe sözlük'e göre- sonu kapalı olup hiçbir yere ulaştırmayan kör yer» anlamına geldiğinden, insan bir kez çıkmaza girdi mi bir daha ordan çıkamayacak demektir.
    dolayısıyla şiir de hep çıkmazda kalacaktır. çünkü çıkmazda ilerlenemez. ( çıkmazdan çıkmanın tek yolu geriye dönmektir, eğer elimizdeyse.)
    gerçekte, şiirin çıkmaza girmesi insanın çıkmaza girmesinin sonucu değildir, bu çıkmaza -.:.eğer varsa- sırt çevirmesinin sonucudur. ikinci yeni insandan ve onun sanınlarından kaçtığı için, toplumdan ve gerçeklerden koptuğu için, özünü ve amacını yitirdiği için çıkmaza girmiştir; şiirin kendine özgü yapısını bozduğu için, kısacası,
    yanlış bir poetikaya yaslandığı için ... insan çıkmaza girince şiirin de çıkmaza girdiğini önesürmek, şiiri çok bağımlı ve etkisiz görmek demektir. oysa, çıkmazdan kurtulması için şiir de insana az çok yardım edebilir: tarihte mutlu örneklerini gördüğümüz bir davranışla insanın kurtulusu uğunda savaşabilir, i sanı bilinçlendirebilir, o da olmazsa, onun çıkmazdaki durumunu yansıtabilir. ikinci yenilerin hepsi olmasa bile,
    çoğu bundan kaçtı. kendi varoluşu için dahi sağlam bir görüşe, bir felsefeye bağlanmaya, başkaldırmaya. direnmeye yanaşmadı. kendini hiçleyen toplumsal oluşlar, siyasal baskılar karşısında dahi ülküsüzlüğü, başeğmeyi, katlanmayı seçti. üsteik, bu seçişin doğurduğu yalnızlığı ve bunaltıyı da soyutlayarak, ulusal ve bireysel kaynaklarından ayırarak ortaya koydu. bunun sonucu, gitgide köksüz, araçsız, anlamsız bir kimliğe büründü. eylemsiz bir edim, edip cansever'in deyişiyle «tüketimsiz bir üretim» oldu. havanda su dövmeyi andıran bu uğraşma. şairleri çabuk yordu. nitekim kimi sustu, kimi önce söylediklerinin tersini savunmaya başladı kimi işi çevirmenliğe döktü. zaten kendilerini besleyen ortam da yıkılmış-tı. nerdeyse yazanlardan başka okuyanları kalmayacaktı. ikinci yeni artık ikinci eski elbisesini giyebilirdi.
    giydi.

    «insanın, dolayısıyla şiirin değiştiğine» inanan uyar, yazısını şöyle bitiriyor: "bu çıkmaz: bilince, bilgiye, uygarlığa, çağdaş şiire ve insana yeni bir imkandır.»
    bu umutlu sözlerin gerçekleşmesini çok istiyorum, ancak şunu sormaktan da kendimi alamıyorum: çıkmazdan yeni bir olanak nasıl çıkabilecek? çıksa bile, bu olanak nasıl kullanılacak? ikinci yeni'yi sürdürerek mi yoksa ondan ayrılarak mı? ikinci yeni'yi bir biçim oyunu gibi tekrarlayarak mı, yoksa onun getirdiği biçimsel açı-lımları özcü bir tutumla yoğurarak mı? işin püf noktası burada. gelgelelim. uyar bunu açıklamadığından, daha da kötüsü, ikinci yeni'nin adını bile anmadığından kuş-kuya kapılıyorum. giderek, sözü edilen olanağın, bağrında yeni bir açmazı saklamasından korkuyorum.
    dilerim ki yanılmış olayım.
    ( 1963)