şükela:  tümü | bugün
  • son edit: okumak daha da yorucu hale gelmesin diye ayırmak zorunda kaldım bir kısmını sürecin sonrasına dair görüşlerinizi aşağıdaki entry üzerinden paylaşırsanız çok güzel olur.

    (bkz: #61051188)

    bir çoğumuz onu sanki karikatür gibi çizilmiş tek bir fotoğraf karesi ile tanıdık. kendisini öldürmeye çalışan eşini kendini korumak amacıyla öz savunma ile öldürdüğünde ellerinde kelepçe vardı ve üzerindeki tişörtte " dear past, thanks for all the lessons" yazıyordu.

    geçmişin ona verdiği ders aslında kadının kaderine boyun eğmesi ve hem toplum hem de hukuk nezdinde meşrulaşmış erkek şiddetine karşı gelmemesiydi fakat o kadınların çeşitli nedenlerle her durumda katlini vacip gören zihniyete karşı durdu. her insanın yapması gerekeni yaptı ve kendi yaşamını savundu.

    çilem doğan, kendisini öldürmeye çalışan ve fuhuşa zorlayan kocasını öldürdüğü için yaklaşık 1 yıl tutuklu kaldıktan sonra dünkü yapılan karar duruşmasında hakkında 15 yıl hapis cezası verildi ve ceza evine gönderildi.

    ben bir hukukçu olarak ve bir insan olarak bunu kabul edemiyorum. dünden beri dışarıdan ve sözlükten bir çok arkadaşım "ne yapabiliriz" üzerine konuştuk. çilem'le ceza evinde görüşen bir avukat arkadaşım "kendisine yollanan mektuplardan güç aldığını"söylediğini iletti.

    kendi hayatını savunduğu için 15 yıl hapse mahkum edilen bu kadın için yapabileceğimiz bir şeyler olsun istiyorum. bu yüzden sözlük üzerinden bir mektup kampanyası başlatsak, aşağıda adresini vereceğim ceza evinde çilem'e güç olacak mektuplar yollasak ne iyi olur.

    lütfen hem başlığa hem de mektup kampanyasına destek olun ve çevrenizdekilere haber verin. tüm yazar arkadaşların katkıları çok kıymetlidir. yazdığımız mektupları ekşi sözlük üzerinden yolladığımızı da söylersek, farklı kesimlerden destek aldığını bilmesi de hoşuna gidecektir.

    şimdiden sağolun!

    çilem doğan mektup adresi;tarsus kadın cezaevi
    b blok, 1/7 koğuş mersin / tarsus (detaylı adres eklendi, destek veren arkadaşa teşekkürler)

    ------------

    ne yazalım yazmayalım? her türlü mektubunuz çilem'e ulaşacaktır arkadaşlar hiç tereddütünüz olmasın. her türlü dayanışma ve destek mesajınızı gönül rahatlığı ile yazabilirsiniz.

    ne gönderelim?: kartpostallar yollayın arkadaşlar, fotoğraflar yollayın, içinizden yüreğinizden ne geliyorsa yollayın. ben kurutulmuş çiçek yollayacağım. yolladığınız her şey, yazdığınız her kelime ona dokunacaktır. içinizden ne geliyorsa, önemli olan bunu yapmak.

    kitap yolllamak istediğini söyleyen arkadaşlara toplu edit, evet ptt kargo ile aynı adrese yollayabilirsiniz arkadaşlar.

    -------------
    mynet haber yapmış, ileten yazar arkadaşa çok teşekkürler. büyüyoruz arkadaşlar, sağolun!

    http://www.mynet.com/…lluyoruz-kampanyasi-2489847-1

    -----

    çilem'in kızı için yardım teklif eden arkadaşlara duyarlılıkları için teşekkür ederim ama aldığım bilgiye göre ailesinin durumu çok kötü değilmiş. çocuğun psikolojisi açısından ihtiyacı da olmadığı için belki uzaktan mektupla vs ulaşmak çok iyi olmayabilir.

    birgün gazetesi de haber yapmış, varolsunlar.

    http://www.birgun.net/…ektup-kampanyasi-115407.html

    ve t24'te de yayınlanmış.

    http://m.t24.com.tr/…p-yolluyoruz-kampanyasi,344520

    sol portal'daki haber;

    http://haber.sol.org.tr/…n-mektup-kampanyasi-158699

    gelen mesajlar için hepinize teşekkürler. hepiniz çok güzel insanlarınız, iyi ki varsınız!
  • bu ülke kadınlara "iç parcalanmasından" baska bir şey sunmuyor.

    sene 2009. öz ablam için yazmıstım bir kalemde şunu:

    "
    “kırk iki yıllık hayatımda bir sana aşık oldum adrasan”
    böyle demişti ablam yavaş yavaş tepeyi tırmanırken. gözlerimden akmaya başlamıştı istemsiz. sahi kaç aşk sığdırabilirdi özgür bir kadın, kırk iki yılına bir coğrafyaya duyduğu aşk dışında?
    iki bin dokuz yılının son ayının yirmi yedisinde, gündüz vakti termometrenin eksi on beşleri gösterdiği bir coğrafyadan inmiştim bu sıcaklığa. daha ev bulamamışken, pansiyonlarda kalmaktan henüz sıkılmamışken, “gel” demiştim ablama; “artık çık o evden”. tam bir ay sonra, kafasına nişanlanmış sandalyenin -son andaki refleksiyle- omzuna çarptığı gecenin ertesi, adam evden çıkar çıkmaz, ona yolladığım arabayla evden çıktı ablam. kırk bir yaşında; o zamana dek hiç aşık olmamış ama yıllarca öğütlenen “aile birliğine” feda edilmiş kadınlığıyla. biri on beş, diğeri on bir yaşında iki kız çocuğuyla: birkaç kıyafet, bir keman (çocuk hevesli ya, çalıyor da durmadan), çocukların vazgeçemediği kitaplar ve bir yün yorganla: bir evi ev yapan yün yorgandır bizim oralarda. yıllar yılı para biriktirip keyfince yaptırdığı evden bin küsur kilometre uzağa. geldi ablam.
    gelir gelmez ilk işi ilçe pazarına gidip bir sac, bir de oklava almak olmuştu. bu ne ya hu, dediğimde “çocuklar seviyor, yaparız” demişti. “hayata, ümide, başarmaya…” dair her cümlede gözleri yaşaran, evdeki her yokluğu tahayyül edilemeyecek kadar acıyla karşılayan, acılarını dindirmek için habire iş yapan, aklayan, paklayan ablam işyerinden aldığı iznin bitmesine bir gün kala “çocuklar sana emanet kardeşim” deyip giderken, bir çocuk uğruna neler yapılabilir tam anlamıyla bilmiyordum daha. teyze yeğen baş başa kaldığımız dönemlerde öğrendim “adamın iki eliyle tuttuğu kafasını arka arkaya duvara vurduğunu”, çocuklar korkup bağırınca gözleri aka aka gülümseyerek, “tamam kızım, geçti” dediğini…
    aslında yaşamıştım; “kapıyı neden sen açmadın” diye tekme tokat daldığını, basit basit meseleler yüzünden elinden kaç kez yalvar yakar zorla aldığımı… canım acıyor böyle yazarken: elinden almak; bir canı bir başkasının eline, elinin hükümranlığına terk eylemişsin de alıveriyorsun gibi; bir cana dair inisiyatifi can sahibinden gayrı herkes elinde bulunduruyormuş gibi. hatta hamileyken, karnı burnundayken, darbelerden etkilenmesin diye karnına kapandığını… küçüktüm o zaman; bütün bunlar gözümün önünde cereyan ederken elime geçen her şeyi kafasına fırlatmayı akıl edemezdim.
    şimdiki gibi, nedense “ifademi alır bırakırlar” diyemezdim.
    çocuklar dönemi kapatıncaya dek altı ay boyunca gitti ve geldi, bir med-dü cezirdi; kah gülüyor kah ağlıyordu ablam. bir bakıyordun sabahın köründe zıpkın gibi kalkıp on kilometre yolu yürümüş, kahvaltılar dizmiş masaya; bir bakıyordun… yok! bakmak bile istemiyordun kapkaramsar anlarına.
    gitti geldi ablam. gittiği; ne sevgi, ne de aşk idi. gittiği, evden ayrıldığından beri arzusuyla kuramadığı, derme çatma yuvalardan, özene bezene kurduğu ve bir sabah “canını kurtarmak için” terk ettiği evine özlem idi. o kadar idi.
    geldiği, bir adamın şiddetinden uzak, küfürlerden arınık, kazandığını çocuklarına akıtan bir “şimdilik” idi. şimdi bir evi olsa idi; ah bir evi olsa idi... mahkeme erteleye erteleye “bir buçuk yıl ayrılık kararı” verdiği ve sonrasında yine erteleye erteleye sürüncemede bıraktığı süreç içerisinde ne evi ne eşyaları ne de arabayı... kadına vermişti; sadece çocuk başına yüzer lira nafaka… “git evine, ye dayağını ses etme gayrı” diyordu özetle kadına…
    "yaşamak
    ne acayip iştir ki
    bu ne menem gidiştir ki taranta babu
    bugün bu
    bu inanılmayacak kadar güzel
    bu anlatılamayacak kadar sevinçli şey
    böyle zor
    bu kadar dar
    böyle kanlı
    bu denli kepaze" (*)
    ve hala gidip gelmekte; zira bir adalet ki hala bu davayı sona erdirmemekte. çocukların beyanlarına, çocuklardan biri tarafından alınan ses kayıtlarına –ki bolca küfür ve dayak barındırır- şahitlere, adamın vukuatlı geçmişine rağmen, sırf adam “ben boşanmak istemiyorum” diyor diye, sırf “aile” denen “yandan çarklı” eril müessese yürüsün diye otuzunda felç geçirip üç gün yataktan kalkamayan -ms olmuştur-, sonrasında yavaş yavaş hayata müdahil olan, ardı arkası gelmez şiddetlerle ardı arkası gelmez “ataklar” yaşayan, her atakla bir uzvunun daha işlevselliğini kaybeden, sonunda artık “yeter” diyen kadın, yaralı geçmişiyle şimdi arasında gidip gelmekten “kendisini” heba etmekte.
    memleketim dağılmış pazar yeridir, bilirim; memleketim faili belli ölü kadınlar mezarlığıdır, bilirim. memleketimde kadınlar o mezarlığa baka baka kendi kaderlerini ezber eder yeni baştan, bilirim. bazen ama bazen…
    “hehey taranta babu hehey
    yaşamak ne güzel şey
    anasını sattığımın
    yaşamak ne güzel şey” (*)
    diyebilmek için belki de bir sese ihtiyaç vardır; bir silkinmeye, bir ölü toprağını itmeye...."

    http://iyisaatteolsunlar.blogspot.com.tr/….html?m=1

    sene 2016. edinsel kız kardeşim çilem icin yazacagım o çıkıp özgürlüğüne kavuşana kadar, kitaplar da yollayacağım ona, fotoğraflar, boyalar...

    ve çıktıgı gün hala yaşıyorsam ve hala aklımı koruyorsam (delirmemek çok zor bu ulkede) onu bulundugu yerden alıp, adrasan'da bir tekneye atlayıp, ayaklarımızı salıp sonsuz maviye...

    özgürlükle.
  • cok guzel dusunulmus cani gonulden destekledigim kampanya, ona yapilan haksizligin farkinda oldugumuzu gostermek icin iki satir yazip gondermek yaninda olmak cok zor olmasa gerek.
  • adının tam tersi bir ömrün olsun, iki satır sadece iki satır kim bilir ne diyecek sana gönlün o zaman...
  • desteklediğim kampanyadır.

    amerika'da charles manson isimli dünyanın en ünlü seri katiline senelerce mektuplar yollanmış, şarkılar yazılmış, hayranları yüzbinlerce rakama ulaşmıştı. kimseler duyar kasmamıştı.

    katil olmak zorunda kalmış bir kadına mektup yazılmasını kimse başka gözle görmemeli, suçluyu övme vs. gibi aptalca kelamlarla karşı çıkılmamalı.
  • ekşi sözlüğü, son zamanlardaki laçkalığına rağmen hala bırakamamış olma nedenimlerimden biri bu ara sıra çıkan şahane fikirler.

    ben elime kalemi kağıdı aldım bile.

    "sana buraya bazı şeyler koyuyorum.
    yol boyunca aklında olsun.
    lazım olursa açar okursun.
    olmazsa da olsun,
    bir zararı yok burada dursun.
    şuraya bir cümle koydum.
    bırak, acımızı birileri duysun.
    hem zaten şiir niye var?
    dünyanın acısını başkaları da duysun!
    acı mıhlanıp bir kalpte durmasın.
    ortada dursun.
    olur ya biri eline alır okşar,
    biri alnından öper.
    az unutursun.
    buraya tabiatı koydum.
    ağaçları, suyu, ovayı, dağı.
    onlar bizim kardeşimiz,
    çok canın sıkılırsa
    arada onlarla konuşursun.
    buraya, küçük mutlu güneşler koydum.
    günlerimiz karanlık
    ve çok soğuyor bazı akşamlar,
    ısınırsın.
    buraya, bir inanç bir inat koydum.
    tut ki unuttun, tekrar bak,
    o inat neyse sen osun.
    buraya yolun yokuşunu koydum.
    bildiğim için yokuşu.
    zorlanırsa nefesin, unutma,
    ciğer kendini en çabuk onaran organ,
    valla bak, aklında bulunsun.
    buraya umutlu günler koydum.
    şimdilik uzak gibi görünüyor,
    ama kimbilir,
    birazdan uzanıp dokunursun..."
  • ben yazıcam.
  • (bkz: şerefsizim aklıma geldiydi)

    yanındayız güzel kardeşimiz. elbet geçecek bu günler, elbet ülkemiz gibi, tüm kadınlar da ve tabii ki sen de güzel, derin bir nefes alacaksın, üzerine çöken o kara ağırlıktan kurtulduğun için...
  • katılan herkese tek tek sarılma istediği doğuran, güzel insanların kampanyası

    (bkz: çilem doğan'ı hapisten kaçırıyoruz) derseniz ona da varım.

    edit:gönderildi
  • mini etekli kadına tecavüz eden adamlar bile tahrik indirimi alırken, canını zor kurtarmış bir kadına 15 yıl çok değil midir? desteklediğim kampanya.