şükela:  tümü | bugün soru sor
  • ercan kesal'in eylül ayında yayınlanacak kitabı.
  • ercan kesal'ın (şu ana kadar yayınlananlar içinde) kapağı en güzel kitabı bence.
  • bazen, intiharın eşiğindeki birini dikkatle dinleyip ona yol gösterirsin, ki bu hekimlik sanatıdır; bazen başka bir hayatın mümkün olduğu rüyasını yaşadığın bir meydanı terk etmez- sin, ki bu direnme sanatıdır; bazen de geçip giden bir zaman parçasını kamerayla mühürleyip kaydedersin, ki bu da her- halde sinema sanatıdır.

    hepsi, “yaşama sanatının” parçası, tamamlayanı ve ona dairdir.

    aslolan hayattır!

    girizgahıyla ercan kesal'ı sanki karşımızda oturmuş kahve içerken dinleme fırsatı bulacağımız, kapak fotoğrafı oldukça dikkat çekici son kitabı.
  • nurullah ataç'ın "sinema" karşılığı olarak önerdiği kelimedir.

    "... bizim 's' ile yazmamız mı gerekirdi? kinema demeliydik. cinema da hoş olurdu: cinli minli, ne güzel! giderek belki 'cin aynası' der çıkardık."
  • bugün son bölümünü yani sinema yazılarının olduğu kısmı okudum. 6 ayrı başlık altında farklı yazılar vardı. içinde ciguli vardı bu yazıların, cannes anıları vardı, üç maymun ve bir zamanlar anadoluda vardı, metin erksan'dan tut tarkovski'ye, kurosawa'ya ve hatta antonioni'den epigraf kullanımına kadar geniş bir skala vardı fakat bir kere bile nuri veya bilge kelimesi yoktu.

    hem sürekli nuri bilge'nin filmlerinin ekmeğini ye, onun sayesinde gittiğin cannes'dan anılarını yaz yaz pazarla, hem de bu kadar gereksiz bir egoya giriş. allah'tan kış uykusu'nda yokmuş ercan kesal. o filmde de kıyıdan köşeden bir yerde olsaydı herhalde; cannes'da jüri başkanıydım falan diye başlar anlatmaya anılarını. öyle bir anlata anlata bitirememe...
  • bir insan etrafında olup biteni bu kadar mı güzel gözlemler dediğim ercan kesal kitabı. "unutmak ihanettir" diye tekrarlıyor kitapta, her anı unutmamız için çabalayan şu çağda. öyle güzel yerlere değiniyor ki, bir an okurken babama veriyorum kitabı "bak seni anlatıyor." diye. yakılan kitaplar, deniz-mahir-ulaş, faşizm, sabiha gökçen, tansu çiller, sinema, che guevera, bresson, bergman, yılmaz güney, halide edip, prometheus, aziz nesin, drina köprüsü, duende, yaşar kemal ve hepimizin içine gömdüğü bir çok yara. her şey var. ercan kesal iyi ki var, iyi ki hala yazabiliyor.

    "faşizm bence anlaşılması zor bir şey değildir. ...çin malı gaz maskeleriyle, yerin yedi kat dibine gönderilen egeli madencilerin alnına yazılmış kara bir yazıdır faşizm. faili faşizm olan meçhullerin ülkesinde, oğullarına mezar arayanların yaşadığı düzenin adıdır. çocuklarının otuz yıl sonra bulunan yanmış kemiklerine sevinenelerin ülkesidir faşizm. faşizm çok da güncel bir şeydir ve kapitalizmle aynı sülaleden gelir. bir yandan yağmalar, bir yandan ortak eder günahına ...hizaya gelmektir. mecburen selam vermektir. umudun bitmesi, iyiliğin yenilmesidir. "
  • ercan kesal'ın içinde "ahlak utanmayı bilmektir" başlıklı bir yazısının da olduğu kitabı.
  • bir oturuşta okuduğum, okumakla kalmayıp aklıma kazıdığım, bitiridiğim an babam için 1 tane daha alıp ona yolladığım, o da okuduktan sonra aşağıdaki diyaloğa sebep olan"gururlu" kitap.

    baba: 70'li yılları yaşadım tekrar, kitap için çok teşekkürler...yaşadığım günler

    minoturos: çok güzeldi, değil mi?

    baba: evet çok gururlu.
  • ercan kesal'ı çok severim, kitaplarını da çok severim. ferhan şensoy'un otobiyografik kitaplarına benzetiyorum (onları da çok severim) özellikle peri gazozu ve cin aynası'nı.

    bu kitapta beni tek rahatsız eden unsur ilk bölümde olayların sonunun aynı atıfla tamamlanmasıydı. ali ismail'in ethem'in adlarının anılması, anlatılanlarla bağdaştırılması çok güzel; ama arka arkaya üçüncü dördüncüden sonra zorlama gelmeye, etkisini kaybetmeye başlıyor; bir okuyucu olarak etkisini basitleştirdi o anlatıların ve yaşadığımız duyguların.

    bunun dışında yine çok sevdim; özellikle çocukluk ve doktorluk anılarını 1000 sayfa okusam zaten sıkılmam.

    iyi ki yazılmış bu kitap.
  • ercan kesal' a tesekkurler. ne icin mi?bu ulkenin utanc hanesinde biriktikce biriken carpıcı gerceklerle, ölümlerle, bakışlarla, sozlerle kısacası duyarsız kalamadigi her ne varsa hepsiyle iliskilendirebildigi çocukluk, öğrencilik, doktorluk, oyunculuk, 'insan'lik anilarini bizimle paylastigi icin tabiki.