şükela:  tümü | bugün
  • arkadaslarla biraraya geldigimizde benim kendimi tutamayıp "nolur çağıralım" diye çıldırdığım, kimsenin korkudan yanaşmadığı bir olay. daha sonra ne kadar farklı olaylara yol açabilecegini öğrendigimde baya bir pişman oldum. denemeye kalkışılmaması gereken faaliyet.
  • hayatının geri kalanında, ne zaman elektrik kesilse tırsma vesilesi olacak, her toplanıldığında geyiği çıkartılacak hadisedir. ruh çağırmakla hiç bir farkı olmayan, kimi ateistlerin ruh çağırmayı metafiziğe daha kolay bağlayabilmesi sebebiyle o şekilde de adlandırırlar. metafiziği, o'su - bu'su farketmez, her şekilde götü üç buçuk arttırıp, kimi efsanelere göre, içinize girip, evinizden ayrılmayıp, ömür boyu sizinle yaşamasına sebep olabilecek bir şey olduğu çocukluktan işitilip, adamın belleğine yapışır. ateistlerle çağırmak daha da zevklidir, aha da desinler bakalım "her şey metafizik, cin diye bir şey yok" diye... üç kulufallah bir elham okumayan namerttir. ha üç gün sonra metafiziksel açıklamaları yapılır, o başka... (bkz: kendimden biliyorum)
  • gerekli malzemeler;

    -cinin hakikaten geleceğine inanan dört tane ergenlik döneminde kız. üç de olabilir. (içlerinden en az birinin alfabeyi, yazmayı ve dua etmeyi biliyor olması gerekir)
    -bir adet fincan (cinin sığabileceği, içinde darlanmayacağı büyüklükte)
    -olur da kızlardan biri dua bilmiyor diye kenarda bulundurulması gereken 'dua kitabı'
    -kalem, kağıt ve tepsi.
    -orta boy bi cin. (erkek olması tercih edilir.)
    isteğe göre;
    -mum ve tütsü. (ambiyans için)

    genç kızlar yerde çember kurup otururlar. mumlar, kızların tam önünde durur. yüzlerinin altında, ki herkes yeterince korkunc görünebilsin, kızlar bi anlık boş bulunmayla altlarına rahatlıkla sıçabilsin diye.
    orta boy cin fincana sokulur. kağıtlara yazılmış harfler tepsiye yerleştirilir. cinli fincan tepsinin ortasına konur. herkes işaret parmağını fincanın üzerine koyar ve bekler. üzerinde 4 tane parmak olan fincan bi süre sonra ısınır ama gelin görün ki kızlar fincanın cinin hallenmesinden dolayı ısındığını zannederler. işte bu dakika cinin geldiğine inanılmaya başlanır.

    evet artık cin gelmiştir ve gelen cinle gayet laubali bi şekilde konusulmaya başlanır.

    ergen kız: ey cin geldin mi? geldiysen evete git.
    cin: gitmiyorum.
    ikinci ergen kız: bi yerde yanlış yaptık ama nerede?

    not: duaya gerek yokmus.
  • paranın üstünde tek kişinin eli kaldıysa ve para hareket etmiyorsa bu durum genelde enerji eksikligine yorulur.bu durumda "metafizik sen nelere kadirsin" demek gelir insanın içinden.tabi seansın diger elemanları o anda muhtemelen "şunu sorsam yanlış anlarlar mı","yarın ne giysem","bitse de gitsek" türü düşüncelere dalmış olur.
  • ortaokulda parayla cin çağırma yoluna gidildiği takdirde "haydar ingilizce sınavından kaç alacak?"
    "zirzop çitlenbiği seviyor mu?" gibi ilginç sorulara sahip olan cin çağırma yöntemi. ayrıca parayı çaktırmadan tek bi kişinin yönlendirmesi de olaya fazladan eğlence katmaktadır. **
  • en az bir kere tecrube edilmesi gerektiğini düşündüğüm eylem..

    hiç denemeyenleri bilgilendirmek için deneyimlerimi paylaşmak istiyorum efendim..

    zaman : yıllar evvel soğuk bir sonbahar akşamı
    mekan : düzce 18 temmuz kapalı spor salonu - rafet el roman konseri

    ben rafet'e "macera dolu düzce" diye eşlik ederken , okuldan 4 arkadaşım dersane sınıfında cin cağırmak gibi parlak bir fikire kapılmışlardır..hiçbirşeyden haberi olmayan ben , ertesi gün okulda yaşadıkları korku hala gözlerinden okunan arkadaşlarımdan olayın detaylarını duyunca çok şaşırmışımdır..anlattıklarına göre cin gelmiş , bir arkadaşımın parmağı paranın üzerinden kaymış..ve sonrasında su diyalog gerçekleşmişmiş :

    - cin..kızdın mı?
    - evet!
    - kızarsan naparsın?
    - çarparım

    başka neler sordunuz dediğimde "sayısal loto sonuçları" , "ayşe fatma beni seviyor mu?" gibi klasik soruları sorduklarını söylerler..yıllarca paranormal bir olaya tanıklık etmek isteyen ben hemen yeni bir oturum ayarlarım ve gösteri başlar..

    (bkz: oturum açılıyor)

    öncelikle nasıl bir düzenek hazırladığımızı açıklayayım..okul sırası üzerine soldan sağa doğru alfabedeki bütün harfler yazılır..ortaya büyükçe evet ve hayır , sol tarafa ise yukarıdan aşağıya doğru 1 den 9'a kadar rakamlar yazılır.en sonada sıfır tabi..daha sonra para ortaya konulur..vesaire vesaire..

    nerde kalmıştık..evet..gerekli cin cağırma prosedürü uygulandıktan sonra "cin geldin mi?" , "geldin mi cin?" , "cin orda mısın?" benzeri sualler sorulur..ve bir süre sonra herkesin parmakları üzerinde olan para evetin üzerine gider..ve tekrar evetle hayırın arasına geri döner..herkes birbirine bakmaktadır..

    - olm ittirmiyosunuz di mi?
    - valla ben ittirmedim
    - ben de!
    - olm bak itiyosanız ana avrat söverim he

    daha sonra cine ismi , yaşı gibi kişisel sorular sorarız..yavaş yavaş paranın kontrolümüz dışında masada gezmesine alışırız..yine sayısal loto , öss sonuçları , aşk-meşk durumları gibi sorular sorarız..ve doğru ya da yanlış olduğunu bilmediğimiz yanıtlar alırız..

    bu durum bir süre böyle devam eder..daha sonra işe daha deneysel bakmaya başlarız..tarih soruları sorarız örneğin..daha doğrusu cevabını bildiğimiz sorular..mehmet akif ersoyun doğum tarihi , türkiye'nin başkenti gibi..doğru yanıtlar aldıkça birşeyi farkederiz..cinin yaşı ne kadar büyükse verdiği cevaplardaki isabet oranı da o derece fazladır..bu arada cinlerin yaşları genelde 300-500 gibi yüzlü hanelerde rakamlardır..

    kendi çapımızdaki bu denemeler devam ederken sınıftaki gizliliğimizi kaybetmeye başlarız..arkadaşlarımız yanımıza yaklaşıp bizi izlemeye başlarlar..başlarda parayı kendi kendimize yürüttüğümüzü söyleyenler yavaş yavaş kendi sıralarında cin cağırmaya başlar..

    ve bir süre sonra işin cılkı çıkar..bir tarafta biz , diğer tarafta şampiyonun kim olacağını öğrenmeye çalışan arkadaşlar..ortada o beni seviyo mu , bu beni seviyo mu diyip duran kız arkadaşlarımız..öğle tenefüsleri artık başka bir anlam kazanmıştır herbirimiz için..

    bu esnada ben ve arkadaşlarım olaya daha bir bilimsel yaklaşmak için okuldaki psikoloji hocamıza durumu anlatır ve bize katılmasını rica ederiz..kendisi katılamayacağını ama izlemek istediğini söyler..okulumuzun ek binasında hocamız eşliğinde bir oturum daha yaparız..ama 9 yaşında bir cin gelir ve ne sorarsak soralım saçma sapan cevaplar verir..hocamız ise paranın bizim kontrolümüz dışında hareket ettiğine ikna olduğunu ama gelecekten haber verme gibi duruma inanmadığını söyler..

    ve işin renginin değiştiği an gelir..yine bir oturum esnasında sınıftan bir kız arkadaşımız yanımıza yaklaşır..ve saçmaladığımızı , numara yaptığımızı falan söylemeye başlar..biz de kendisine sadece kendisinin bildiği birşey sormasını isteriz..dedesinin adını sorduğunda para hareket etmeye başlar ve şu an hatırlamadığım bir isim yazar..hepimiz kıza döneriz "doğru mu acaba" diye..karşımızda bembeyaz bir surat ve donmuş gözlerle bakan arkadaşımızı görünce irkiliriz..ağlayarak tuvalete koşar arkadaşımız ve biz de artık tırsmaya başlamışızdır hafiften..

    ve o an farkederizki gelen cinler zihnimizi okumaktadır..evet zihin okumak..bu bilgi ışığında yeni oturumlar yapmaya başlarız..ilk olarak klasik "türkiye'nin başkenti" sorusunu sorar ve içimizden hollanda ligi takımlarından ajax'ı tekrarlarız devamlı..ve cin ajax yanıtı verir..hepimizin kafasında sarı bir ampül yanar o an * benzer birkaç denemeden sonra önceki oturumları düşünürüz ve herzaman en az birimizin bildiği şeylere doğru yanıtlar verdiğini farkederiz cinlerin..

    bir sonraki aşama..

    klasik 4 kişilik ekip yerine 2 kişi otururuz bu sefer masanın başına..konuşmak yasak..sadece düşüncelerle sorular sorulacaktır..ve hiç konuşmadığımız oturumda masada şunlar yazar..

    - naber murat
    - nolsun senden naber
    - oluyo olm baksana
    - harbiden oluyo

    bu deneysel çalışmalardan sonra artık çarpılmamıza ramak kalan son aşamaya geçeriz..cini cağırdıktan sonra sırarın soluna ve sağına kalemlerle kale yaparız..bir tanede top niyetine daha ufak bir madeni para koyarız masaya :

    - cin şu paraya vur ve gol olsun..

    parmaklarımızın üzerinde olduğu para geri gider ve birden ileri hızlanıp diğer paraya vurur..yani gol olur..masanın etrafındaki kitle bir anda tribüne dönüşür..o anda ben sol elimi sıranın alt tarafına duvar gibi koyarım ve şöyle derim :

    - cin , burası tribün..3 kere oley çek

    ve para elime doğru 3 kere gelip gider etraftaki arkadaşların oleeyyy nidaları eşliğinde..

    (bkz: oturum kapanıyor)

    iş bu nokta bu oturumlara son verdiğimiz noktadır..daha sonra yavaş yavaş herkes bırakır cin cağırmayı çünkü doyuma ulaşılmıştır..yıllık için bana verilen yazıların hemen hemen hepsinde cinci hoca kelimesi geçmektedir..tabiki ben bunları silmeden önce..

    özetle cinler gelir ,geliyor ve gelecekler..ama ruh gelmez..alakası bile yok..en yalanından bir korku/gerilim filmi izlerken bile tırsan ben nasıl oluyor da bunca şeyden tırsmamışımdır bende bilmiyorum..paranormal olaylara olan merakım ve sevgimden sanırım..

    entry'nin başında herkesin tecrübe etmesi gerektiğini düşündüğümü söylemiştim ama siz yine de bulaşmayın bu işlere..benim başıma 1 sene boyunca korkunç , ürkünç birşey gelmemesi sizin başınıza da gelmeyeceği anlamına gelmez..siz en iyisi sadece şu cinle muattap olun :

    (bkz: eti cin)
  • verebileceğim bir örneği de ben aktarayım. henüz 13-15 yaş arasındaydım. bir yaz, bizim mahallede de ruh-cin çağırma geyiği başlamıştı, yaşımıza uygun şekilde. ben de bir iki arkadaşımı ve pek de iyi tanımadığım komşu kızlarını çağırarak evde bu olayı denedim.

    nasıl yapılacağını zerre kadar bilmediğimden, geleneksel eğitim alan komşu kızları birşeyler anlattılar, zira ben duaları bile bilmiyordum. her neyse, bir öğleden sonra salondaki masada, yukarıdaki örneklere benzer şekilde kartona alfabeyi, sayıları, evet hayırı yazıp bir de kahve fincanı alıp elele tutuştuk. birşeyler çağırdık, birşeyler geldi, artık üçharfli midir, ruh mudur, peri midir, mikrodalga mı bilmiyorum. gelen şey, adını da söyledi, zehra. ne zaman öldüğünü sorduk (ruh çağırıyoruz ya, ölmüş olması lazım), yaşadığını söyledi. belirtmeye gerek yok belki ama parmaklarımız fincana ancak temas ediyordu, en azından ben ittirmiyordum. sorulan sorulara cevap veriyordu, ama bir süre sonra sadece benim sorularıma cevap verip diğerlerininkini yanıtlamamaya başladı. herneyse efendim, ben o zaman, 88 mi, 89 mu ne işte yıl, üç soru sordum. daha doğrusu daha çok sordum ama her nedense bu üç sorunun cevabını kartonun arkasına yazdım.

    sorduğum sorulardan ilki babamın ne zaman öleceği (hayattaki en büyük korkum olduğu için), ikincisi evleneceğim kişinin ismi (o yaşta bunu niye merak ettiysem), üçüncüsü de kaç çocuğum olacağıydı. birinci sorunun cevabı 1997, ikincisininki orhan'dı, üçüncü soruya ise 3 çocuğum olacağı ama bir tanesinin ben yaşarken öleceği yanıtını verdi. o yaşta 1997 çok uzak olduğundan, evlilikle ilgili soruları başka soru bulamadığımdan sorduğum için, bu çağırma işini unuttum gitti. birkaç yıl sonra cevapları bile hayal meyal hatırlıyordum.

    1990'ların ortalarında, orhanla tanışıp çıkmaya başladık, birkaç yıl daha geçti, bir akşam bu konulardan bahsederken (o sırada nişanlanlıydık) ben bu olayı ve orhan adını ve diğer iki cevabı da birden hatırladım, çok şaşırdım ama bilinçaltımın bana bir oyun oynadığını, belki de o cevabın başka bir şey olduğunu düşündüm çünkü çok zaman olmuştu ve cevapları yazdığım karton allah bilir neredeydi..

    97 yılına girmek üzere, yılbaşı için memlekete gidecekken (üniversite için başka bir şehirdeydim), bu tip olaylara inana bir arkadaş, orhan ve ben konuşurken yanıtları hatırlayıp arkadaşa babamın 97'de ölmeyeceğini, sapasağlam olduğunu söyledim. eve gittim, ocak ayının ilk haftası biterken (1997'nin) babamı kaybettim. artık bu çağırma olayı aklıma geldikçe biraz daha tırsıyordum. hala doğru hatırladığımdan emin değildim, ama üçüncü cevabın gerekleşmesinden de çok korkuyordum. neyse efendim, evi başka bir semte taşırken kartonu buldum. önce harflere bir anlam veremedim, ama arkasını çevirip de yazdığım yanıtları görünce kendimi gerilim filminde gibi hissettim açıkçası. yine de kendimi bunların mantıklı bir açıklaması olacağına inandırmaya çalışıyor ve psikolojiyle ilgili fema sayılmayan bilgilerimi zorlayarak kendime göre mantıklı açıklamalarda bulunmaya uğraşıyor, bulamazsam bir nas suresi okuyup (yıllar içinde öğrenmiştim artık) bu tip düşünceleri aklımdan atmaya çalışıyordum.

    yine yıllar yıllar geçti, o kartonda yazan ada sahip olan sevgilimle evlendik, ve ilk bebeğimizi çeşitli nedenlerden aldırmak zorunda kaldık. birkaç ay sonra yine aklıma geldi bu eski hadise. bu da üçüncü sorunun cevabı mıydı? bilmiyorum. dediğim gibi, ne çağırdığımızı, neyin geldiğini bilmiyorum.

    bu entryi girme nedenim aslında şu, ben de bu tip olaylara mantıklı açıklamalar getirmeye çalışırım, yukarıdaki "zihni okuma" şeklinde özetlenebilecek iddia (hipotez diyemiyorum, test edemeyeceğimiz için) bir an çekici geldi bana da, belki kimse zihnimizi okumuyor ama aklımızdan geçenleri bir çeşit şu "mikrodalga" enerji şeysiyle iletip fincanları biz mi oynattık dedim. ama benim yaşadığım örneğe hiç uymuyor, haydi diğer cevaplar tesadüf diyelim, ben eşimin adını nereden bilecektim, o adda hiçbir akrabam, tanıdığım, kimse yoktu, o adda birine hayran değildim.. tabii tamamen tesadüf diyebiliriz, ama yine de..

    her neyse, bu da böyle bir örnek, ilgilisine ürpertiyle arzolunur.
  • bu toprakların kaderidir bu deyip geçemeyeceğim bir bahis, zira her toplumda, kültürde, zaman diliminde karşımıza çıkıyor bu, ufak bir araştırmayla. önemli olan bunların var olup olmadıklarından ziyade, maddi alemde var olanlara etkilerinin olup olamayacağı galiba. çünkü "allah var mı" sorgusunda olduğu gibi, burada da aslında "cinler var mı" sorusu sezgisel alanın konusudur, akledebilen tek canlı insanın akıl yoluyla ulaşamadığı tanrı'nın maddi yokluğuna karşılık sanı varlığı gibi, cinler de insanların sezgileri yüzünden istemleriyle var, istemleriyle yokturlar. metafiziğe soyundurulan, orada yaşamaları beklenen, doğal olarak maddi yaşamda yeri olmayan varlıkların aslında yokluklar oldukları düşünülürse, yani boyutsuz olduklarından ötürü boyutlu varlıklara etkilerinin olamayacağı akla getirilirse "cin çağırmak" eyleminin kendisi de yoktur.

    insanlar neden bu tarz maddi yokluklara yönelirler? hem kendi deneyimlerim (tabi ki çağırma eyleminde bulunmadım, sadece bu eylemi gerçekleştirdiğini söyleyenleri tanıdım, uygulama yöntemlerini dinledim) hem de her kültüre sızabilmiş olan doğanın gidişatına ilahi veyahut "maddi alemde yok olan" güçlerin karıştırılması yoluyla manipulasyon arzusu aslında çok açık bir şekilde egemenlik arzusudur. öyle değil mi ya, en basit cin çağırmak eylemlerine bakın sorulan sorular, bu varlıklardan istenen şeyler çoğunlukla geleceğe yöneliktir; kişi başka bir kişiyi veya olayı etkilemek istiyor, tanrısal yani kadere bağlı gidişatı değiştirip, kırılmalar yaşatmak istiyor, her ne kadar bazı cin çağırmaya yeltenmiş olanların niyeti sadece masum bir şekilde bir şeyler öğrenmek gibi görünse de, aslında o öğrenmenin kendisi de geleceğe yönelik olduğundan, en azından diğer insanların önüne geçip, en nihayetinde onlardan daha fazlasını öğrenmiş insan olarak önlemini alacaktır, bu da marlowe'un dr faustus'unda dediği gibi; "yeryüzünde zeus'luk" tan başka bir şey değildir. (ilginçtir kuran'da bir sure marlowe'un eserindeki mephistophilis'in dr. faustus'a hizmetlerini andırır bana: neml suresi : 39 cinlerden bir ifrit şöyle dedi: 'sen daha makamından kalkmadan, onu sana getirebilirim. ben bunu yapacak güçteyim ve gerçekten güvenilir biriyim.' dr faustus/@jimi the kewl) yeryüzünde zeus'luğa özenmiş insanın bağlı olduğunu itiraf edercesine, söz konusu kutsal kitap'ın surelerinden ve o geleneğin dualarından birini tanrının yasaklamasına rağmen, yukarıda altını çizdiği kadarıyla manipulasyon için cinleri çağırmada kullanıyorsa burada o yokluğu sezgisel alemde var eden kuralların ve o kuralları koyduğu sorgusuzca kabul edilen tanrının kendisini ortadan kaldırmaktan başka bir şey yoktur. kuralları meşru kılan yaratıcı düşüncesi ortadan kalkıyorsa, söz konusu yaratıcının koyduğu kurallarda yaşayan varlıkların kendisi nasıl sezgisel alanda var olabilmiş oluyor? burada bir çelişki var galiba; bu çelişkinin bir benzerini bertrand russell'ın dünyanın nedeni olması düşüncesinden, tanrının varlığının ispatına giden süreçte, karşılaştığı çelişkide de görmekteyiz: " 'dünyanın bir nedeni var mıdır?' sorusunun tabiî anlamı vardır. ama derseniz ki "evet, tanrı dünyanın nedenidir" burada tanrıyı bir öznel isim olarak kullanıyorsunuzdur; böylece "tanrı vardır" anlamı olan bir beyan olmayacaktır;" (#11222137).

    kuran-ı kerim'de cinlerin varlığına dair ifadelere bakalım; "en'am suresi : 100 allah'a bir de cinleri/gözle görülmeyen yaratıkları ortak koştular. oysaki, onları o yaratmıştır. bilgisizce o'na oğullar ve kızlar isnat etme saçmalığını gösterdiler. şanı yücedir o'nun! onların nitelemelerinin ötesindedir o! ; en'am suresi : 112 işte böyle, biz peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman yaptık. bunlar aldatmak için birbirlerine lafın yaldızlısını fısıldarlar. rabbin dileseydi onu yapamazlardı. bırak onları, düzdükleri iftiralarla başbaşa kalsınlar; en'am suresi : 128 gün olur şöyle diyerek onları huzurunda toplar: "ey cinler/görünmez varlıklar topluluğu! şu insanlara gerçekten çok ettiniz/insanların birçoğuna göz diktiniz." onların insanlardan olan dostları şöyle derler: "rabbimiz, kimimiz kimimizden yararlanmıştı. bizim için belirlediğin sürenin sonuna geldik." buyurur ki: "barınağınız ateştir. allah'ın dilediği zamanlar hariç orada süreklisiniz." senin rabbin hakîm'dir, alîm'dir. ; en'am suresi : 130 ey cinler ve insanlar topluluğu! içinizden, size ayetlerimi anlatan ve şu gününüzle yüz yüze geleceğiniz hususunda sizi uyaran resuller gelmedi mi? "kendi aleyhimize tanıklık ettik." dediler. iğreti hayat onları aldattı da küfre saptıklarına ilişkin, öz benlikleri aleyhinde tanıklık ettiler. ;a'raf suresi: 38 allah buyurdu: "sizden önce gelip geçmiş cin ve insan topluluklarıyla iç içe girin bakalım ateşe." her ümmet girdiğinde, yoldaşına/kızkardeşine lanet eder. nihayet, hepsi orada bir araya gelince, sonrakiler öncekiler için şöyle derler: "rabbimiz! bizi bunlar saptırdılar. ateş azabını bunlara bir kat daha fazla ver." allah buyurur: "her biri için bir kat fazlası var, fakat siz bilmezsiniz!" ; a'raf suresi: 179 yemin olsun ki, biz, cehennem için, cinlerden ve insanlardan, birçok kişiye vücut verdik/birçoğunu döllendirip yaydık. kalpleri var bunların, onlarla anlamazlar; gözleri var bunların, onlarla görmezler; kulakları var bunların, onlarla işitmezler. davarlar gibidir bunlar. belki daha da şaşkın. gafillerin ta kendileridir bunlar. ; hûd suresi: 119 rabbinin rahmet ettikleri müstesna. o, onları işte bunun için yaratmıştır. rabbinin, 'yemin olsun ben cehennemi, tümden insanlar ve cinlerle dolduracağım!' sözü tamamlanacaktır. ; hicr suresi : 27 cini/iblis'i de daha önce kavurucu ateşten yaratmıştık. ; isra suresi : 88 de ki: 'yemin olsun, eğer insanlar ve cinler şu kur'an'ın bir benzerini getirmek üzere bir araya toplansalar, birbirlerine de destek olsalar, onun bir benzerini yine de ortaya getiremezler.' ; neml suresi : 17 cinlerden, insanlardan ve kuşlardan orduları, süleyman'ın huzurunda bir araya getirildi. onlar, düzenli bir biçimde sevk ediliyorlardı.; neml suresi : 39 cinlerden bir ifrit şöyle dedi: 'sen daha makamından kalkmadan, onu sana getirebilirim. ben bunu yapacak güçteyim ve gerçekten güvenilir biriyim.'; saffat suresi : 158 allah'la cinler arasında bir nesep oluşturdular. yemin olsun, cinler de bilmiştir kendilerinin allah huzuruna mutlaka getirileceklerini/cinler de bilmiştir, bunların allah'ın huzuruna mutlaka çıkarılacaklarını. ..." örneklerden de anlaşıldığı gibi topraktan yaratıldığı söylenen insanın karşısında ateşten yaratıldığı söylenen cinler alemi ve buna karşılık her iki tarafta da iyilere karşı kötülerin de olabileceği vurgulanmıştır. ama ateş ve kötülük, yoldan çıkma representasyonları (burada başka kelime bulamadım, çünkü sadece ateş=kötülük sembolü denilemez, bu aynı zamanda felsefede olduğu gibi tasarımdır, yani representationdır, din dili böyle bir tasarımdan yararlanır, varlığının meşruluğu için yararlanmak zorundadır) gereğince cinlere hadlerinin bildirildiği, bunun da tanrısal iyilikle alakalı olduğu vurgulanmıştır. benzer bir açıklama novum testamentum'da da karşımıza çıkar, örneğin isa, karşısına çıkan cinli adamları iyileştirir, cinleri kovar: " mat.8: 16 akşam olunca birçok cinliyi kendisine getirdiler. isa onlardaki kötü ruhları tek sözle kovdu, hastaların hepsini iyileştirdi. ; mat.8: 28 isa gölün karşı yakasında gadaralılar'ın memleketine vardı. orada o'nu mezarlık mağaralardan çıkan iki cinli karşıladı. bunlar öyle tehlikeliydi ki,kimse o yoldan geçemiyordu. mat.8: 31 cinler isa'ya, 'bizi kovacaksan, şu domuz sürüsüne gönder' diye yalvardılar.; mat.8: 32 isa onlara, 'gidin!' dedi. cinler de adamlardan çıkıp domuzların içine girdiler. o anda bütün sürü dik yamaçtan aşağı koşuşarak göle atlayıp boğuldu.; mat.9: 32 adamlar çıkarken isa'ya dilsiz bir cinli getirdiler.; mat.9: 33 cin kovulunca adamın dili çözüldü. halk hayret içinde, 'israil'de böylesi hiç görülmemiştir' diyordu. mat.9: 34 ferisiler ise, 'cinleri, cinlerin önderinin (beelzebub) gücüyle kovuyor' diyorlardı.; mat.10: 8 hastaları iyileştirin, ölüleri diriltin, cüzamlıları temiz kılın,cinleri kovun. karşılıksız aldınız, karşılıksız verin.; mat.12: 27 eğer ben cinleri beelzebub'un gücüyle kovuyorsam, sizin adamlarınız kimin gücüyle kovuyor? bu durumda sizi kendi adamlarınız yargılayacak.; mat.12: 28 ama ben cinleri tanrı'nın ruhu'yla kovuyorsam, tanrı'nın egemenliği üzerinize gelmiş demektir.; mat.17: 18 isa cini azarlayınca, cin çocuktan çıktı, çocuk o anda iyileşti.; mar.1: 34 isa, çeşitli hastalıklara yakalanmış birçok kişiyi iyileştirdi, birçok cini kovdu. cinlerin konuşmasına izin vermiyordu. çünkü onlar kendisinin kim olduğunu biliyorlardı..." novum testamentum'da isa'nın cinleri kovduğuna dair ifadeler o kadar çoktur ki; bugün en aşağıda vereceğim, ve muhtemelen bu yazıyı okuyan çoğu kişinin daha yazıyı görür görmek heyecanlanacağı, soğuk terler dökeceği, kalbi pıt pıt atacağı, perdenin sallanmasını buna yoracağı cin çağırma duası diye bir olgunun burada kendilerinden örnek alınan iki inancın iki kutsal kitabının da kötü olarak en azından şeytanın oyuncakları olarak gördükleri, yine tanrı tarafından hiçten, ateşten yaratılmış varlıkları (tekrar ediyorum maddi alemde yoklukları) çağırıp çağırmaması bir yana, bu olgunun kendisinin tanrının varlığına dair sezgisel bütünlüğün meşruluğuna zarar vereceği kanısındayım.

    sadece islamiyet'in veyahut günümüze kadar ulaşan yaygın ve çeşitli hiristiyanlık inançlarının (hatta buna arianusçular ve arminianusçular da dahil) hepsinin ortak bir ateş=kötülük representasyonuna sığınarak kendi varlık sebeplerini yok etmeleri değil, aynı zamanda meşruluklarını sağlamak adına isa'yı hastalıkları hatta tanrının yarattığı, ancak topraktan yaratılmışlara musallat olan, gücünü bir nevi ateşten alan o belalı cinleri de kovabilen bir tanrının krallığının çileci müjdecisi olarak gösterme ya da kuran'da geçtiğince cehennemde insanlar gibi cinlerin de içlerindeki kötü olanlarına yer olduğunun belirtilmesi, yine bu inanç sistemlerindeki theodisenin sorgulanmasına sebep olur. bu durum da yukarıda dediğim gibi; tanrının nedenliği durumunu sarsar gibime geliyor, her iki inanç sistemi için de aynı şeyi söylemek mümkün. kötülük olgusuna cinleri ya hiristiyanlıkta olduğu gibi; tümüyle şeytanın yardımcıları, ya da insanın günahkarı gibi cehennemlik kötüleri olarak yamamak, bana kalırsa kötülük problemi açısından sorun doğurmakta. hele ki kötülük kavramının kendisinin, bu inanç sistemlerinin yerleşmeye başladığı yüzyıllardan bugüne geçirdiği evrim, insanlığın gelişimi gibi hususlar düşünülürse. russell'ın ısrarla savunduğu, insanların korkularından ötürü tanrıya ve dine bağlanmaları savının da (ancak asıl itici kudret bu değildir) desteğini alınca bu evrim düşüncesi, zaten sallantıda olan ahlak kurallarının ancak din yoluyla korunabileceği, insanların ancak din yoluyla ahlaklı kalabileceği düşüncesinin tümüyle silinmesine sebep oluyor. yeni toplumsal sözleşmelerle, anayasalarla, ceza kanunlarıyla, dine gerek kalmadan toplum düzeni ve refahın sağlanabildiği yeni bir dünyada bu kötülük kavramının özü de değişmiş, günahkarlar yasalar önünde suçlulara dönüşmüştür, bu noktada çağrılan cin veya şeytan olamaz da, rönesans, aydınlanma, sömürgecilik ve sanayi hamleleriyle seri üretim gücüyle konforunu giderek arttıran, bunu da doğaya ona egemen olmak için gitmesine borçlu olan insanın krallığında artık isa'nın geri dönüp dönmemesi de önemini yitirmiştir, zira onun içinden cini çıkaracağı hastalar artık işinde son derece yetkin hastahanelerde, özel öğünlerde özel ilaçlarla dinlendiriliyor, beyaz önlüklü profesörlerin eşliğinde ruhlarını nemlendiriyorlar, çünkü onlar artık cinli değil ruhları / beyinleri hasarlı bireylerdir.

    evet o beklenen ana geldik, buraya kadar anlatılagelenlerin sıkıcı olduğunu düşünebilirsiniz, en azından bundan sonrası yukarıda bir yerde dediğim gibi; sizler için gerilim filmine dönüştürebilir gününüzü, belki de denersiniz de perdeniz sallanır, masaüstündeki kağıt havalanır, uçar, kapı kendiliğinden yavaşça örtülür. zaten bol süslü, bol "valla inanmazdım ama evleneceğim kocamı önceden bildi" temalı hikayeler kitlelerin en rağbet gösterdiği, dost sohbet ortamı eğlencesine dönüşmüşse, fincanını kapan, tanrıya ait olduğu söylenen kelamı, onun varlığının meşruluğunu ortadan kaldırırcasına cinleri çağırmada kullanmaya yeltenmişse, bu entirinin böyle sonlanması da cebridir.

    ***

    http://www.inanilmaz.org/cin-cagirma-duasi.htm
    veya
    http://www.inanilmaz.org/…-ayrintili-aciklama18.htm

    mümin cinlerden birisini davet edip onunla görüşmek için temiz ve karanlık bir mahalde iki diz üzerine oturarak üç defa eûzü billâhi mineş şeytânir racîm dersin, sonra yedi kez lâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm dersin, sonra mümin cinlere seslenerek: ey allah ve resûlünün emir ve yasaklarına itaat eden mümin cinler! hanginiz bana hayır üzerine yardım ederseniz allah da ona yardım etsin, der ve bunu da üç kez tekrar eder,

    sonra ayağa kalkıp kıbleye müteveccihen durarak yedi kez cin suresini (yani kul ûhiye’yi) okur, sonra sağ tarafa dönerek:
    “ahsenellahü ilâ men ahsene ileyye min ervâhil mü’minîn” der sol tarafına dönerek üç kez: “ye saf dîş” sonra “bikatlamediyş” söyler sonra da bir kez şöyle dersin:
    “tezdâdu bihâ sirran ve alâ sirriküm. esselâmü aleyküm eyyühel ervâhut tâhireti min cânnil mü’minîn.”
    bu esnada müslüman cinlerden birisinin sana esselâmu aleyküm dediğini işitirsin. aleyküm selâm diye ona karşılık verdikten sonra dilediğin şeyi sorup haber alabilirsin. yalnız duanın şartı: karanlık bir mahalde yalnız başına okumalısın. elbisen,bedenin ve oturduğun mahal gayet temiz olmalı. bu dua defalarca tecrübe edilmiştir. sahihtir.

    cin suresi:
    kul ûhıye ileyye ennehüstemea neferun minel cinni fekâlû innâ semi’nâ kur’ânen aceben * yehdî iler ruşdi feâmennâ bihî velen nüşrike birabbina ehaden * ve innehû teâlâ ceddü rabbinâ mettehaze sâhıbeten ve lâ veleden * ve innehû kâne yekulü sefîhünâ alâllahi şetatan * ve innâ zanennâ en len tekulel insü vel cinnü alâllahi keziben * ve ennehû kâne ricâlün minel insi yeûzûne biricâlin minel cinni fezâdûhüm rahekan * ve ennehüm zannû kemâ zanentüm en len yeb’asellahü ehaden * ve ennâ lemesnes semâe fevecednâhâ müliet harasen şediyden ve şühüben * ve ennâ künnâ nak’udü minhâ makaide lissem’ı femen yestemiıl âne yecid lehü şihâben rasaden.

    not: şunu belirtmemişim ne garip, aylar evvel faruk akyol hocamızın bir lafı vardı, boyutsuz varlıktan çekinmemek gerekir, çünkü boyutlu varlığa etkisi kendisi gibi boyutsuz olacaktır gibi bir şeydi (örneğin masanın üstündeki kağıt eğer masaüstüyle bütünleşmişse yani herhangi bir yukarıya doğru çıkıntısı yoksa, elinizle kenarlarından, köşelerinden müdahale ettiğinizde kağıdı oynatamıyorsanız, o kağıdın yine aynı masaüstündeki cam bardağa etkisi pek olmayacaktır), doğrudur.
  • bariz 22 yaşında eşşek kadar adamken şahit olduğum ve bir güç var kesin diye ortalıkta dolaşmama neden olan olaydır.
    sanırım "ben bu olaylara inanmazdım,inananlarada götümle gülerdim" dememe gerek yoktur.
    öncelikle;
    eski ev arkadaşım ceyhun'a; sana eksik bilgi verdiğim için özür dilerim..

    geçici biri süreliğine hayaletleri ile meşur canterbury'den türkiye'ye gelmiş.tükiye nin tadını doyasıya çıkarıyordum.hani bazı kızlar vardır bilirsiniz gizemlidir.bakışları,hareketleri..az konuşurlar falan.neyse böyle bir hatunla evde içmekteyiz.içerken konu canterbury'de duyduğum hayalet hikayelerine gelir ve top 10'den seçmelerle hatunu korkutmaya çalışırım.fekat hatun korkacak gibi değil hatta anlattıklarımdan ben korkmak üzereyim.
    bu gizemli kızımız aniden "sen hiç cin çağırdınmı?" der,"hadi çağıralım" diye cevap vermemle zaten çantasında hazır olan malzemeleri çıkarır.tanıdığı bir cin olduğunu onu çağırmak istediğini söyler.ve çağırılır.benim tek amacım hatunu götürmek olduğundan işin ciddiyetine varamamam gayet doğal,"ben daha cinim heheh" diye baskı altında yaptığım esprilerimin karşılık bulmaması üzerine makattan ağrı bir ürperti eser ki kız o anda gerçekten birisi ile konuşmaktadır.şov yapma isteğiyle tutuşan ben,"sor bakalım,kaç cm imiş ?" diye dalgamı geçmeye çoktan başlamışken,hatun kişi "seni hiç sevmedi" diye ortamı gere gere sohbetine devam etmektedir. sohbet sonunda yatağa doğru geçerken,kız kulağıma " bu sanırım benden hoşlanıyor" diye fısıldar.o gece biter.

    gelelim olaya;

    4 kişi kaldığımız ev 4 katlıdır,merdivenler ahşap olduğundan atılan her adım hangi katta atılırsa atılsın duyulmaktadır.3.katta bulunan ben ve ev arkadaşım ceyhun odamızda takılmaktayız,tahminim ceyhun ders çalışıyordu, bende kucağımda bilgisayar birşeyler kurcalıyorum.
    alt kattan gelen kahkahaları gay ev arkadaşımın kahkahalarına benzeterek üzerinde durmadım. merdivenlerden en az üç kişi pat küt 4.kata çıkıyor, derken yukarıda bir koşturmaca birisi benim üst katımdaki odada -ki o odanın zeminide ahşap- fırfır koşarak dönüyor."alla alla ne yapıyor lan bunlar?" derken bu koşturmaca tam ben ve ceyhunun kapısının önünde zınk!diye kesiliyor.5 sn. sonra gülen bir suratla odamın kapısını açan ceyhun un gülen suratı bir anda düşüyor ve kireç gibi bembeyaz oluyor.
    -ne oldu lan seni mi kovalıyorlardı bembeyaz olmuşun?
    +abi sen değilmiydin o?
    -kim?
    +evin içinde koşan?
    -yoo bizimkiler geldi onlardır.
    +abi evde kimse yok!!!
    -nasıl lan??

    derken evi 3.5 luk bir ritimle kontrol ederiz. evde hakikatten kimse yoktur.erkekliğe bok sürdürmeyerek derhal oturma odasına geçilir.tv izlerken mutfaktan devrilen bulaşıklık sesi ile 22 yaşında eşşek kadar iki adam "laann.. laaannnn!!" diye giderek artan bir "laann!!" vurgusu ile evden pijama terlik kendimizi dışarı atarız,komşulara gidilir.o sinir ve panikle bir şişe vodka biter.üzerimden atamayacağım bu olay akabinde hergün içki içen,biricik içki dostum,üzerine meze yapan adam tanımadığım ev arkadaşım ceyhun,içki içmeyi bırakır,gece kabus gorup yanımda yatmaya,namaza başlar.gördüğü kabuslar bitmeyince evden çıkar.ve ben onceki gün cin çağırdığımızı hiç bir zaman söylemem.

    böyle bir olay yaşamadan önce bu olay bana anlatsaydı,kesinlikle inanmazdım.ama başımdan geçmiştir.