1. içinde yoğrulunan kültüre göre farklı formlarda vuku bulabilen sanrı. örneğin amerika' da 3 milyon' dan fazla insan uzaylı gördüğünü iddia ediyor. bir kısmı uzaylılar tarafından kaçırılıp taraflarından denek olarak kullanılmış oluyor. kusursuz bir şekilde kaçırıldıkdan sonra günümüz teknolojisiyle kan örnekleri falan alınıyor.
    ingiltere' de ise hayaletler meşhur. bir türk genci hayalet deyince gülerken onlar ana haber bültenlerinde bile gösterebiliyorlar.

    peki burdan ne anlamamız gerekiyor? ortalıkda dolaşıp istediği kişilere görünen yaratıklar gerçekten var dünya' da. fakat bir türlü ne olduklarına emin olamıyoruz ve her kültürün bunlara taktığı isimler mi farklı acaba?

    herhangi ikisini karşılaştırmak gerekirse cinler insanları çarpar. uzaylılar ise kaçırıp üzerlerinde deney yapar. o zaman aynı türden bahsetmiyoruz. çünkü cinler tarafından kaçırılmaz genelde insanlar. cinler karanlıkda görünüp göz kırparlar, gülerler pis pis vs.. (artık eskisi gibi yüz felcine de sebep olmuyorlar *). peki niye amerika' da cinler meşhur değil. yada neden bizi sık sık uzaylılar kaçırmıyor. her coğrafyayı farklı numaralarla kandırma kararı almadılarsa farklı canlılardan bahsediyoruz. ya da başka bir deyişle farklı kültürlerden bahsediyoruz. insanların korkuyu yaratma biçimi inancıyla sınırlı kalıyor gibi sanki.

    dünya küçüldükçe* daha tutarlı ortak bir korku paydası oluşacaktır bence.
  2. ben mesela gözlerimin bitiş noktalarına yeterli miktarda baskı uygulayıp aynaya baktığımda görüdüğüm şeyin bir cin olduğuna yemin edebilirim. gözlerdeki baskı görüntüyü garip bir hale sokuyor. benim başka bir formum aynanın zahiri kısmında pehdah* oluyor. ayaklarını göremedim ama*. yüze kilitlendim. cin dedikleri öyle bir şey olsa gerek. burdan şu sonuca varabilirim, cin dedikleri aslında kişinin kendisidir. bir göz baskısı sonucu ortaya çıkar. üzücü olan ne biliyor musun sevgili sözlük? bu cinle yaşıyorum lan ben küçüklüğümden beri.

    anlatılan cinleri kafanda kur kur olacağı budur tabii. cinler ayrı bir dert, anlatılanlarsa iyice... cin' e giden yolda her şey mubahtır diyorum ve kendi cininizden gayrı cinleri görmek istiyorsanız birkaç sırrı sizle paylaşmayı boynumun borcu bilirim.

    öncelikle bizim oralarda* pek itimat edilir bu yaratıklara. her evin mutlaka bir cinli hikayesi vardır. cinlerin habitatı olarak ırmak boyları ve mezarlığın olduğu yerler idealdir ki oralar ya mezarlıktır ya ırmak boyu. birinci ağızdan anlatılanı hiç duymadım o kişinin hikayesi bir şekilde tüm köy halkının hikayesi oluveriyor. dinlediklerimin en yakını dedemin hikayesidir. '' hep önünü keserlermiş!'' şeklinde anlatılır. ayrıca herkesi kınıyorum, yaratıcılık çağındaki* bana bunları anlatan herkes bu halimden suçludur. gözlerimi bozdum lan sizin yüzünüzden!

    ben gözlerimi bozdum fakat, kafayı bozanlar olduğuna bizzat şahidim. iki kız kardeş epey yaşlılar. cinlerle kavga ettiği iddia ediliyor bunların. duvarlara odunla giriştiğini gördüm, lal* olmaları nedeniyle bir şey anlaşılmıyor ama küfrediyorlarmış. psikiyatrik bir rahatsızlıkları var dedim. sus çarpılırsın dediler, cevab veremedim.
  3. geçen gece başıma gelen olay.
    serin bir kış akşamıydı. hava puslu, çimenlerin üzerindeki solmuş yapraklardaki çiğ taneleri donmuştu. çiğ taneleri zaten donmuş su olduğundan bu çok normaldi. bu bize hava sıcaklığının sıfırın altında olduğunu gösteriyordu. her şey çalışmaya ara vermeye karar vermemle başladı. evin için karanlıktı. başta da yazdığım üzere akşam vakti olduğundan bu son derece normaldi. ışığın düğmesine bastım ve oda ne? yandı! volta'nın, tesla'nın, edison'un, faraday'ın, isimleri aklıma gelmeyen diğer büyük dehaların ve başkent elektrik idaresinin ortak mucizesi. bu sırada dudaklarımın kurumasından susadığımı anladım. zaten bi gariplik olduğunu sezmiştim. ardından su içmek için mutfağa doğru, birkaç saniyelik uzuun bir yolculuğa çıktım. dolabı açtım kendime bir adet cam bardak aldım. kumun birtakım kimyasallarla birlikte eritilmiş halinin bu şekle gelebileceğini düşünen insana teşekkür ettikten sonra su sebilinin mavi renkli musluğuna dayadım. mavi renk soğuk demekti, cihaz normal olduğundan soğuk su verdi. içtim. ardından hafiften acıktığımı hissetmemle birlikte esas olaylar başladı. öncelikle buzdolabını açtım, uzuun uzun baktım ve kapattım. bu hareketi çok sık yapardım. yine yaptım. gecenin o saatinde yemek yemenin zararlı olduğu sonucuna vardım. sonra abur cubur dolabını açtım ve karşımda duruyordu. aman tanrım, gözlerime inanamıyordum. karşımda nur içinde püskevitinin üstüne oturmuş bana bakan beyaz renkli bir cin duruyordu. o an yaşadığım duygular tarif edilemezdi. bir kurtarıcı, bir yardımcı, bir asistandı o. çekinerek elimi dolaba uzattım ve onu elime aldım. o küçük cin artık benim avuçlarımda duruyor ve benim ruhuma ve kanıma karışmayı bekliyordu. kim bilir onun bana kattıklarıyla neler neler yapacaktım. usulca ters çevirdim. daha önceden aşina olduğum için hiç elimle veya dişimle uğraşmadan doğrudan sivri uçlu bir bıçağı o steril fanusuna saplayıverdim. pfsfhf diye bir sesle oracıkta son nefesini verdi. ancak ben onu öldürmemiş onu özgürlüğüne kavuşturmuştum. o küçücük havasız dünyasından uzun bir yolculuğa çıkarmıştım. yavaşça elime aldım, cin'i. ters çevirdim. bana ye beni, ısır beni, sev beni, sindir beni, senin olmak istiyorum, sadece seninim bebeğim diye bağırdığını duyabiliyordum. ona son bir kez baktıktan sonra, dişlerimi tam ortasına denk getirmeye gayret ederek ağzıma yerleştirdim ve birbirine değdiğini hissedinceye dek dişlerimi sıktım. önce kaçmaya çalıştı, ezildi büküldü ancak kaçamayacağını oda anlamıştı. teslim olarak son nefesini verdi ve ikiye bölünerek bir kısmı ağzımın içine bir kısmı elime düştü. çiğniyordum. oda bunu biliyordu. zevk alıyor gibiydi. kısa bir süre sonra diğer yarısıda kendisine kavuşacak, uzun ve karanlık bir yolculuğa çıkacaktı. öyle de oldu. şuan kendisi yer altında bir yerlerde, kendisini ne gören var, ne bilen. böyle de bir anımdır.

cin görmek hakkında bilgi verin