• kullanıcı adımı dahi unuttuğum bir sözlüğe yazdığım, imla ve anlatımla oynayıp buraya da ekleyim dediğim bir hikayemin başından geçmesine sebep olan mahalledir.

    bundan altı - yedi yıl önce, tam da tasfiye edilmeden hemen önce. teyzeme gidiyorum. ne işi var demeyin teyzenin orada, eniştem ölünce teyzem de gelip kızının yani kuzenimin yanına yerleşiyor. kuzenimse o meşhur çinçin hastanesinden bir türlü tayinini çıkartamadığı için mecburen orada oturuyor. zira başka bir yerde oturup otobüste hergün oranın kaçıklarıyla muhattap olmaktansa, o kaçıklarla aynı mahallede olup kendini benimsettirmek daha makul gelmiş kuzenime, öyle diyor.

    ailem benden önce gitmiş teyzeme, bense arkadaşlarla biraz zaman geçirip gelirim diyorum. akşam, hava kararmaya yakın binip otobüse gidiyorum, iniyorum bir yerlerde unutmuşum tam adresi. bir yokuşu tırmanmaya başlıyorum. arada sırada yanımdan yunuslar geçiyor, ama geçen egzostu delik şahinler ise çoğunlukta. duvar yazıları da dikkatimi çekiyor. umut esrardadır diyor birisinde. aslında sosyoloji kürsüsünde yüksek lisans yapsam sayısız tez konusu çıkarabileceğimi anca şimdi, üniversiteden mezun olunca anlayabiliyorum. o ansa daha çok şaşrıyorum ve biraz da gülümsüyorum. berbat hale...

    sanırım kayboldum zira hala bulamadım teyzemlerin evini, karşıdan bıçkın bir delikanlı geliyor ona soruyum en iyisi diyorum:

    -pardon burada tetik bakkaliyesi varmış, nerede acaba?

    genç önce bana bakıyor, daha sonra çıktığım yokuşa bakıyor ve son olaraksa arkasını dönüp, az önce kendi indiği ve biraz sonra benim çıkacağım yokuşa bakıyor ve

    -aşağıdan geldiğine göre yukarıdadır.

    diyor.

    hayatımda o ana dek aldığım en net yanıt oluyor bu.

    hala öyle.

    çıkıyorum yokuşu, buluyorum bakkaliyeyi. önünde belki de geleceğin kapkaçcıları, altı yedi yaşında sübyanlar bağrışıyor, bazısı da yol kenarında bekliyor, "zengin" arabalarının önüne kendilerini atacaklar çünkü. aileleri ise curcuna yaratıp çarpan kişiden para isteyecek, tabi gayri resmi yollardan. aslında zengin dediğime bakmayın, bunu yabancı olan hemen her araca yapıyorlar, örneğin dayımın murat 131'in önüne dahi atlamışlıkları var. sahte kaza konusunda çocuklar öyle usta olmuş ki hiçbir yara almıyorlar ama arif erdem gibi kendilerine yere atıp ortalığın karışmasını sağlıyorlar.

    o çocuklardan birisi annemi aramak için çıkardığım cep telefonunu görüyor ve o zamanlar yeni çıkan kameralı telefonlardan zannediyor. bağırarak geliyor:

    -ağbiie ! o telefon kamaralı mı?

    -yok aslanım değil.

    -yalan söyleme, kamaralı işte.

    hala bağırıyor çocuk, bağırmasana olm diyorum. etraftakilerin dikkatini çekme durumu var zira. ve dikkati çekersem gasp edilmem işten bile değil. yaralanmam da cabası.

    bir şekilde uzaklaşıyorum ortamdan, evi bulup giriyorum içeri.

    sohbet muhabbet, annemler kalkıp eve dönüyorlar. bense ordayım o gece. teyzem yaprak saracak ben de eve götürücem.

    ertesi sabah biraz erken çıkıyım diyorum, sağa sola bulaşmadan sorunsuzca eve varmak en büyük isteğim.

    elimde koca bir tencere ile yola düşüyorum, arada sırada tencereyi aralayıp birkaç tane mideye indirmeyi de ihmal etmiyorum çünkü. allah uzun ömürler versin teyzem çok güzel yaprak sarar. valla bak.

    ankara'nın, yatırımcılar tarafından, güvenlik nedeniyle en az talep edilen dolmuş hattına kayıtlı mavi magiruslar'dan birisi önümde duruyor. egzostu ise delik, gündüz vakti olmasına rağmen içeride mor bir aydınlık söz konusu. cıvıl cıvıl, pavyon gibi.

    aynı zamanda bir de tartışma mevcut dolmuşun içerisinde. iki kadın, üstelik yanyana oturdukları halde birbirleriyle bağrışarak tartışıyorlar. ne şoför ne de diğer yolcular oralı gibiler, gayet benimsemişler durumu. o esnada dolmuşa garip görünümlü birisi el ediyor. üzerine sağır ve dilsiz yazısı iliştirilmiş bir adam, olağanüstü derecede kalın ve retro gözlükleriyle dolmuş basamaklarından tırmanıyor. eliyle bir şeyler anlatmaya çalışıyor ve akabinde şoförden küfürü yiyor. sağır olan adam, şoförden paparayı yiyince iniyor ve kaçmaya başlıyor. şoförse aynadan bana bakarak yaptığı eylemin meşruiyetini sağlamak için çeşitli zeminler arıyor, bu herif dolandırıcı, beleşçi gibisinden cümleler sarfediyor.

    nihayet sıhhıye'deyiz. dolmuş ring yapıyor, yani artık çinçin'e gider yolcular da binmeye başlıyor. bense az sonra ineceğim. yedi kişilik bir yarı-kabile biniyor dolmuşa ve 20 lirayı uzatıyor içlerinden en çirkef olanı. şoförse daha paraya dokunur dokunmaz arkasını dönüyor ve küfürlerle savuşturuyor yarı-kabileyi. artık dayanamayıp soruyorum, ne oldu diye. verdikleri para sahteymiş, üstelik para üstü alınca da curcuna yaratıp eksik verdin diyorlarmış. yani nerden baksan adamın yevmiyesinin yarısını götürüyorlarmış.

    şaşırıyorum iyice.

    adamsa bıktım bu hattan diyerekten vitesi ikiye takıyor. ikide kaldırıyor magirus'u.
  • şefim dedim, yüzünde ki derin yara izinin hikayesi nedir?
    - birgün dedi, satış yapmak amacıyla yolum çinçin e düştü. ışıklarda beklerken önümde ki arabanın gitmesi için kornaya bastım. önde ki arabadan ceketli birisi indi ve camıma tıkladı. bende camı açtım.
    sonra bir acı hissettim, konuşmaya çalıştığımda sanki ağzıma spagetti çekiyormuş havası geldi. farkettim ki spagetti benim dudağımdı. jileti yiyince, yüzümü dudağıma kadar ayırmıştı.

    oha dedim, kampanya falan var mı bu aralar araçlarda dedim,
    yok dedi.
  • içinde uzun süre geçirenlerin üzerine yazılanlar hakkında kıçıyla güldüğü semt.
    yıllarca bu semtin içinden geçtim, babamın dükkanı hemen sınırındaydı. ne bir olay hatırlarım ne bir gürültü ne bir tehdit. hatta nedense aklımda ankara'nın gecekondu semtleri içinde en yerleşmiş ve geniş sokakları olanı olarak kalmış. nihayetinde gayet düzlük bir semt. mamak'ın gecekonduları gibi yağmur yağdı mı eve ulaşmanın en babasından doğa sporuna dönüştüğü durumlar yoktu.

    elbette bazı vukuatlar yaşanır ama diğer gecekondu semtlerinde yaşanmaz mı? yıllarca ankara kayaş'da yaşamış bir insan olarak analatacığım herhalde onlarca yüzlerce kriminal vaka veya sefalet öyküsü vardır, adam öldürmeler, tecavüzler, patlayan kanalizasyonlar, selde çamura batan evler vs vs bunlar birçok gecekondu bölgesinde sıradan bir vakadır. neden bu kadar uzun uzun çinçini yazma ve savunma gereği hissettim derseniz, gerçekten de o mahalleden geçerken yaşadığım ferahlığı hala içimde hissetmemdendir. mesela tarlabaşında yaşarken bunu hissetmedim, ya da izmir'in yenişehir bölgesinin arkası hiç böyle hissettirmemiştir.

    ama efsaneler iyidir ve sanırım bu hayatta tek sermayelerinin bu efsaneler olduğunu farkedip çinçinliler keyfini çıkarmaktadır.
  • kentsel dönüşüme uğramış mahalle.

    etap etap yıkılıyor. tamamen yok olmadan önce filmi de çekilecekmiş. ben bol bol fotoğraf çekiyorum.

    "lingi": http://www.haberturk.com/…cin-mahallesi-film-oluyor
  • zamanında burdan amerikaya göç edenlerin texas eyaletini kuruduğu söylenegelir. bır kısmının da sicilya'ya göç ettiği rivayeti vardır ama bu ispatlanamamıştır.
  • benim güzel mahallem... evet yanlış okumadınız benim güzel mahallem. ben doğma büyüme çinçinliyim, soğuk bir mart sabahı evimizin karşısındaki zübeyde hanım doğum evinde dünyaya geldim. annem hep anlatır o kadar soğuktu ki o sene, 23 nisanda lapa lapa kar yağdı diye. aşağıdaki babür caddesinden yukarı doğru gümüşlüoğlu düğün salonu, doğumevi, kız meslek lisesi, yenidoğan ilkokulu, karakol taşınmamızın üzerinden 20 sene geçmesine rağmen daha dün gibi gözümün önünde. çinçin'in insanı merttir, yoksuldur ama sapına kadar delikanlıdır. herkes birbirini tanır, alevisi sünnisi, balalı kürtleri, türkmenleri hepsi birbirini uzakta koyup geldiği kardeşinden bile iyi tanır ve herkes birbirine omuz verir çünkü hepsinin paylaştığı ortak nokta tüm bağlardan daha kuvvetlidir: yoksulluk. çinçin ahalisi yoksuldur, gökkız teyzeler de yoksuldu, biz de yoksulduk, ali amcalar da, müslüm dayımlarda, emekli askeri hakim mehmet amca da, pazarcı kürt irfan dayı da, beyaz eşya satan zeynel amca da hepimizin ortak tek bir yönü vardı, yoksulduk. biz benim doğumumla tam 3 kuşaktır çinçin de yaşayan bir aile olmuştuk, rahmetli dedem köyden çinçin'e gelmiş, annem ve kardeşleri çinçin'de doğmuş, orda büyümüş, babam ankara'ya 17 yaşında geldiğinde çinçin'e yerleşmiş, annemle tanışmış, evlenmiş ve onlarda çinçin'e yerleşmişti, peşi sıra da babamın da kardeşleri çinçin'e yerleşmiş. hepsi de yine aynı ortak özelliğe sahipmiş, yoksulluk. ben çinçin'de uzun yıllar yaşadım, ilk eğitimim, sokakla ilk tanışmam, hayatla ilk haşırneşir olmam hepsi çinçin'dedir ve çinçin'de size ilk öğretilen şey: mert ol, dürüst ol delikanlı ol, adam ol düsturudur. o mahalleye o semte ayak basmayalı 10 seneden fazla oldu, taşınalı ise 20 sene, ben hala daha önlüklü veletken öğrendiğim bu düsturu unutmadım.

    şimdi o güzel çinçin'den ne mi kaldı? 20 sene evvel ölmüş bir ceset ve hala yiye yiye bitirilememiş bir leş. hey gidi çinçin hey, delikanlılarının yerine itler çakallar kapladı da sobada közlenmiş patates kokusunun, gecekondu bahçelerinde pişen bulgur pilavı kokusunun yerini esrar kokuları aldı.

    niye mi böyle oldu? önce 3-5 kendini bilmezle başladı bu işler, mahalleli döve döve kovdu alayını. sonra sonra birileri arka çıktı bunlara, mahalleli yine de kovdu, yaşatmadı. sonra şehir taşındı, ulus öldü, mahallelinin 15 dakikalık yürüme mesafesindeki iş yeri kızılaya, demet'e dikmen'e, eskişehir yoluna taşındı, ve benim güzel mahallem 1 sene içinde af sonrası boşalan ceza evi gibi boşaldı, kovulanlara mesken oldu.

    üzerinden 20 sene geçmesine rağmen hala eski çinçinli birini konuşmasından tanırım, pazarda hala babamın çinçin'den alışveriş ettiği irfan dayı'nın oğlundan alırım meyvemi sebzemi, hala burnuma o eski çinçin'in kokusu gelir arasıra pazar tezgahının arkasında irfan dayı'yı görünce. ve hala eski bir çinçinliyle karşılaşınca o düsturu söyleriz satır aralarında: mert ol, dürüst ol, delikanlı ol, adam ol.
  • seviyorum seni,allahıma kitabıma.ne zaman koptuysam senden hep bir yolunu buldum ve döndüm sana..yine gitme vakti yakın belki,olmayacağım bir kaç sene daha sende.ve her geldiğimde başkalaşsa da sokakların,insanların.ben hep sende kalacağım.sen benim asıl vatanım,doğduğum,doyduğum...her naneyi yediğim kutsal toprağımsın.seviyorum ulan seni.
  • gecenin 3'ünde barbar conan kılıcıyla adam kovalayam 1.60 lık tıknaz ruh hastalarının görülebileceği fantastik kurgu mekanı. aynı seviyede bir mekan için;

    (bkz: menzoberranzan)
    (bkz: mordor)

    mahalle kahvesine düzenli olarak takılan emekli kiralık katilden tutun, torbacı rantı için mahalleyi makineli tüfeklerle tarayan manyaklara kadar her türlü benzersiz efsaneyi bulmanız mümkündür.

    beytepe'de geçen üniversite yıllarımda sınıfımızdaki gerizekalı bir arkadaşın 206'sını çinçin torbacıları ve bebeleri kalkındırma vakfına bağışladığını bizzat biliyorum.

    conan kılıcı olayı da gerçek.

    zaten çinçin söz konusu olduğunda herşey doğru anasını satayım.

    sıra dışı olsa da gerçek olan bir diğer şey; çinçin'de çok da düzgün, normal insanların bulunduğu gerçeğidir. bu enteresan sosyolojik karışımın nasıl olduğuna şahsen akıl sır erdiremiyorum.