şükela:  tümü | bugün
  • belediye otobüslerinin yolculardan bilet soramadığı semt.
  • ankara'nın harlem'i.
  • büyük bir kısmının sincan' a taşınması ile apaçi savaşlarının başlamasına sebebiyet vermiştir.
  • (bkz: #16052079)
  • ilk gençliğimin esrarlı ötekisi. başka türlü bir hayatın çekiciliği ile başıma kötü şeyler gelmesi korkusunun yarattığı gerilim, çinçin imgemin duygusal dinamiği idi.

    uzun yıllar içine hiç girmeden, ulusa, kızılaya giderken bentderesinden gelen yolun üzerinden geçen köprüde otobüsün içinden, aydınlıkevler ahiler mahallesinde ve türkiş bloklarında geçen çocukluğumda orhan velinin şiirinde anlatığı altındağı altındağ yapan yağ tenekelerinden döşenmiş çatı kaplaması pırıltılarının son demlerini görerek, karşıyaka mezarlığının önünden ayrancıdaki, küçük esattaki aile dostlarımızın evlerine daha hızlı ulaşacağımızı söyleyen babamın kullanığı volkswagen arabanın içinden deneyimledim çinçini.

    sokakta evindeymiş yaşayan insanları görmek, benim uymam için üzerinde durulan adab-ı muaşeret kurallardan bağımsız bir yaşamın olabileceğine dair kanıtımı oluştururken, görünümlerindeki rahatlık ve boş vermişlik ruhuma seslenir, bir tür çekim kaynağı oluştururdu.

    çok sonraları bir bayram günü bir arkadaşımla onun bildiğini söylediği dolambaçlı yollardan, çok da içlerine girmeden, bir tedirginlik ve serüven duygusu ile ulusa yürüyerek giderken girdim mahallelerin içine. atatürk kültür merkezindeki askeri geçit için dolanıp duran helikopterlere bakarak yürüdüğümüz yollarda uzaktan bakarken hayal ettiğim ve aynı anda korktuğum şeylere rastlamadım hiç. o gün bu muhitin sınırlarına dayandığımı ama hakkında anlatılanların yaşandığı asıl merkeze o düşkünlük ve özgürlük semtlerinin asıl çekirdeğine de girmediğimi düşünmüştüm.

    üç dört yıl önce, babamın kazakistandaki iş seyahatinden dönmesini kardeşimle beklerken bir istekle çıkıp daha önceleri üniversiteden arkadaşlarımın arabaları ile gidip malum alış-verişleri yaptığımız mekanları arayarak tepenin eteğinden yukarı doğru mahallerin tam merkezinden geçecek biçimde bir yürüyüş yaptım. ötekimin dramatik biçimde bir anda kaybolduğunu söylemeyeceğim, bu çok daha önceden başlamıştı, yavaş yavaş kafamdaki dünyayı fethederek her şeyi sıradanlaştıran bu değişimi olumlu bir şey olarak görmek istiyordum, ama ötekimle birlikte kaybolan bir anlamın, her şeyi yerli yerinde tutan merkezin kaybının yerine ne koyacağımı o zaman kestiremiyordum. yürüyüşten sonra güneş batmak üzereyken eve döndüğümde babam henüz gelmemişti. yarı karanlık odama girip defterime bir şeyler yazdığımı hatırlıyorum. havanın birden karardığı ve ışıkların daha yakılmadığı o loşlukta kapı çaldı. kardeşim odalarımızdan çıkıp kapıya yürüdük, babam gelmişti. uzak bir seyahatten dönen babam, elindeki çantası, çantasının içindeki yabancı içkiler hemen anlatmaya başladığı ilginç şeyler ile loş evde kısa bir süre için tekrar çocukluğumdaki dünyaya döndüğümü sezmiş, büyü hemen kaybolup gitmesin diye yaşadığım duyguların içeriğine ve kökenine dair düşünmemek için direnmiştim bir süre. sonra herşey tekrar sıradan hale geldiğinde, kafamdaki ankara imgesinin ve ona dair duygularımın yıllar içindeki değişimine göz atmış, şimdi nereye doğru gittiğimi çıkarmaya çalışmıştım.

    en kuvvetli ötekimin gücünü ve esrarını yitirmesi, şehrin bir kez daha, yeni bir biçimde duygular ile bezenmesi ve bu şekilde anlamlı, bir merkezi ve ona giden yolları olan bir yere dönüştürülmesi işinin beni beklediğini düşündürmüştü bana. ancak şehre dair imgemdeki eski bütünlüğü sağlayacak bir anlamlama bir daha hiç gövdeye gelemedi, oysa bunun yokluğundan korktuğumu kuvvetle sezer, bu korkunun da güçlendirdiği heves ile her şeyin nasılda birbiri ile ilintili olduğunu kafamda sayıp dökmeye başlar, hissettiklerimi unutmamak için manzara parçalarını, söylentileri anarak hafızamı canlandırmaya çalışırdım. şimdi umutsuz bir mücadele olarak gördüğüm bu zihinsel çabaların hatıraları, kaybolup giden anlam merkezinin ve onu besleyen şehir efsanelerinin ruhumda bıraktığı boşluğu yavan bir nostalji duygusu ile doldurmaya çalışıyor.

    her yer sıradanlaşırken, esrarlı kenar mahallelerde payına düşeni aldı, bugün acımasız bir yoksulluğun ve umutsuz bir öfkenin insanı yıldıran görünümlerinde tutku ile baktığım manzaralardan izler bulmak için gözlerimi tekrar tekrar açarken değişen ve yavanlaşan şeyin şehir değil kendim olduğunu düşünüyorum.

    artık merkezsiz ve anlamsız yerleşimlerde yaşamanın çok da zor olmayan ruhsal kurallarına boyun eğmeyi olgunluk olarak anlatırken yakalıyorum kendimi. huzursuzluğumu gidermek için bir kaç yıldır yaşadığım izmir'de büyümüş arkadaşlarımın çocukluklarındaki izmir imgesinin nasıl olduğunu, neleri içerdiğini, renklerini, kendi büyümeleri ile düğüm düğüm geliştiğini varsaydığım ve ilk gençliğin ruhsal karışıklıkları ile ilintilenmesini beklediğim bu imgelerin dokusunu çıkarmaya çalışıyorum. hafıza-i beşer, pek bir şey bulamıyorum.
  • çinçin koleji diye bilinen (!) sevgili eski okulumda gözlemlediğim olay: ankaranın bilumum güzide semtlerinden anadolu lisesini kazandık diyerek bolca da semtin namından dolayı çekinerek gelen çiçeği burnunda liseliler ilk yıllarında okulun kapısından burunlarını bile çıkaramazlar. servisi kaçırsalar okula gitmeye korkarlar gitmezler de zaten. sonra zamanla ceplerindeki parayı emniyete almaya çalışarak titrek adımlarla, tırsa tırsa birkaç metre ötedeki otobüs durağına gitmeyi başarırlar. en sonunda da kendilerince tam çinçinli olur çıkarlar. öyleki 45 dakikalık öğle aralarını çinçinli kardeşleriyle yan yana çinçin kebapçılarında geçirmek artık adrenalin salgılamayacakları bir durum olmuştur sonunda.
  • şefim dedim, yüzünde ki derin yara izinin hikayesi nedir?
    - birgün dedi, satış yapmak amacıyla yolum çinçin e düştü. ışıklarda beklerken önümde ki arabanın gitmesi için kornaya bastım. önde ki arabadan ceketli birisi indi ve camıma tıkladı. bende camı açtım.
    sonra bir acı hissettim, konuşmaya çalıştığımda sanki ağzıma spagetti çekiyormuş havası geldi. farkettim ki spagetti benim dudağımdı. jileti yiyince, yüzümü dudağıma kadar ayırmıştı.

    oha dedim, kampanya falan var mı bu aralar araçlarda dedim,
    yok dedi.
  • içinde uzun süre geçirenlerin üzerine yazılanlar hakkında kıçıyla güldüğü semt.
    yıllarca bu semtin içinden geçtim, babamın dükkanı hemen sınırındaydı. ne bir olay hatırlarım ne bir gürültü ne bir tehdit. hatta nedense aklımda ankara'nın gecekondu semtleri içinde en yerleşmiş ve geniş sokakları olanı olarak kalmış. nihayetinde gayet düzlük bir semt. mamak'ın gecekonduları gibi yağmur yağdı mı eve ulaşmanın en babasından doğa sporuna dönüştüğü durumlar yoktu.

    elbette bazı vukuatlar yaşanır ama diğer gecekondu semtlerinde yaşanmaz mı? yıllarca ankara kayaş'da yaşamış bir insan olarak analatacığım herhalde onlarca yüzlerce kriminal vaka veya sefalet öyküsü vardır, adam öldürmeler, tecavüzler, patlayan kanalizasyonlar, selde çamura batan evler vs vs bunlar birçok gecekondu bölgesinde sıradan bir vakadır. neden bu kadar uzun uzun çinçini yazma ve savunma gereği hissettim derseniz, gerçekten de o mahalleden geçerken yaşadığım ferahlığı hala içimde hissetmemdendir. mesela tarlabaşında yaşarken bunu hissetmedim, ya da izmir'in yenişehir bölgesinin arkası hiç böyle hissettirmemiştir.

    ama efsaneler iyidir ve sanırım bu hayatta tek sermayelerinin bu efsaneler olduğunu farkedip çinçinliler keyfini çıkarmaktadır.
  • benim güzel mahallem... evet yanlış okumadınız benim güzel mahallem. ben doğma büyüme çinçinliyim, soğuk bir mart sabahı evimizin karşısındaki zübeyde hanım doğum evinde dünyaya geldim. annem hep anlatır o kadar soğuktu ki o sene, 23 nisanda lapa lapa kar yağdı diye. aşağıdaki babür caddesinden yukarı doğru gümüşlüoğlu düğün salonu, doğumevi, kız meslek lisesi, yenidoğan ilkokulu, karakol taşınmamızın üzerinden 20 sene geçmesine rağmen daha dün gibi gözümün önünde. çinçin'in insanı merttir, yoksuldur ama sapına kadar delikanlıdır. herkes birbirini tanır, alevisi sünnisi, balalı kürtleri, türkmenleri hepsi birbirini uzakta koyup geldiği kardeşinden bile iyi tanır ve herkes birbirine omuz verir çünkü hepsinin paylaştığı ortak nokta tüm bağlardan daha kuvvetlidir: yoksulluk. çinçin ahalisi yoksuldur, gökkız teyzeler de yoksuldu, biz de yoksulduk, ali amcalar da, müslüm dayımlarda, emekli askeri hakim mehmet amca da, pazarcı kürt irfan dayı da, beyaz eşya satan zeynel amca da hepimizin ortak tek bir yönü vardı, yoksulduk. biz benim doğumumla tam 3 kuşaktır çinçin de yaşayan bir aile olmuştuk, rahmetli dedem köyden çinçin'e gelmiş, annem ve kardeşleri çinçin'de doğmuş, orda büyümüş, babam ankara'ya 17 yaşında geldiğinde çinçin'e yerleşmiş, annemle tanışmış, evlenmiş ve onlarda çinçin'e yerleşmişti, peşi sıra da babamın da kardeşleri çinçin'e yerleşmiş. hepsi de yine aynı ortak özelliğe sahipmiş, yoksulluk. ben çinçin'de uzun yıllar yaşadım, ilk eğitimim, sokakla ilk tanışmam, hayatla ilk haşırneşir olmam hepsi çinçin'dedir ve çinçin'de size ilk öğretilen şey: mert ol, dürüst ol delikanlı ol, adam ol düsturudur. o mahalleye o semte ayak basmayalı 10 seneden fazla oldu, taşınalı ise 20 sene, ben hala daha önlüklü veletken öğrendiğim bu düsturu unutmadım.

    şimdi o güzel çinçin'den ne mi kaldı? 20 sene evvel ölmüş bir ceset ve hala yiye yiye bitirilememiş bir leş. hey gidi çinçin hey, delikanlılarının yerine itler çakallar kapladı da sobada közlenmiş patates kokusunun, gecekondu bahçelerinde pişen bulgur pilavı kokusunun yerini esrar kokuları aldı.

    niye mi böyle oldu? önce 3-5 kendini bilmezle başladı bu işler, mahalleli döve döve kovdu alayını. sonra sonra birileri arka çıktı bunlara, mahalleli yine de kovdu, yaşatmadı. sonra şehir taşındı, ulus öldü, mahallelinin 15 dakikalık yürüme mesafesindeki iş yeri kızılaya, demet'e dikmen'e, eskişehir yoluna taşındı, ve benim güzel mahallem 1 sene içinde af sonrası boşalan ceza evi gibi boşaldı, kovulanlara mesken oldu.

    üzerinden 20 sene geçmesine rağmen hala eski çinçinli birini konuşmasından tanırım, pazarda hala babamın çinçin'den alışveriş ettiği irfan dayı'nın oğlundan alırım meyvemi sebzemi, hala burnuma o eski çinçin'in kokusu gelir arasıra pazar tezgahının arkasında irfan dayı'yı görünce. ve hala eski bir çinçinliyle karşılaşınca o düsturu söyleriz satır aralarında: mert ol, dürüst ol, delikanlı ol, adam ol.