şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: cin yoktur)
  • çok votka vardır diye devam ettirilebilecek önerme.
  • -ne ilişkilere girdim zaten yoktular,fiktiftiler.
  • dunku masumiyet muzesi muhabbeti hakkinda myneminene ile de konusuyorduk, bu enigmatik vecize aklima geldi, sunu soyleyip gideyim: simdi burdaki cinseli, illa ki literal olarak "cinsel birlesme ani" degil de, onu asan bir takim fantazmatik kurgular boyutunda ele alabiliriz. o zaman bu soz neyi ima ediyor? sunu: herkes kendi fantezisini yasar, caldigin kapi kapanir sonunda, icinde bir sen bulursun, buyumus, anlamis, kafasi dusmus. yani sevisen (yasli teyzelerin kullandigi manada, birbirini sevmek) iki insan, aslinda asla birbirine gercekten temas edemez, ilisemez, karsisindakinin saf "gercekligini" degil, kendi fantezisinin projeksiyonunu sever; sevisenler birbirleriyle degil, digerinin dolayimindan gecerek onlara geri carpan kendileriyle sevisir. gerceklesemeyen asklarin yuceltilmesi de, zaten bastan diger insana, yani significant other'ina kapali olan bu yapinin, alttan alttan kendini surdurmesine imkan verecek, iluzyonu devam ettirecek iliskinin imkaninin ortadan kalkmasi, boylece insanin kendini sevme projesinin de yarida kesilmesidir. lacan esasen diyor ki, sen su sekil sevisirsin, oburu su sekil, aralarinda bir fark kalir, o farkla da. ne olur? bi sikim olmaz.

    peki bunun alternatifi ne olacak? cozum, o farki tamamen ortadan kaldiracak bir "ayni"likta mi? bence hayir. iki insanin "ayni" olabilecegini soylemek, fantezilerin sahi olur; ayni olunmasin zaten, hic guzel olmaz; o zaman yine kendimle sevismis olurum. ama farki fantezinin dolayimina olabildigince az dolayip (katilasmis toplumsal ve kisisel sebepler sonucu, belki en basta da cinsel farkliliklarin urettigi arzu ekonomisi sonucu total dolayimsizlik namumkun, zaten dolayim iyidir, kendi kendine dolanmadikca), deneyimin kendisini, yani gercekligi sevmek mumkun. en azindan mumkun olmali. olsun yani. he bu da bir fantezi degil mi? olabilir. ama en azindan, gerceklikle temasi, her oznenin kendi kafasindaki hikaye uzerinden degil de, paylasilan bir hikaye uzerinden oldugu icin, daha saglam ve de guzel bir fantezi (ama bence gercek).

    (bkz: o yok bu yok ne var lan it)
  • yücel dursun “hegel’de bir ve çok kavramları üzerine” yazısına bir dipnot iliştirmiş. bunları badiou’nun aşk nedir? ve “ikinin sahnesi” adlı zor yazılarıyla ilişkilendirmiş. bu başlığa ışık tutabilirmiş, dikkat:

    "alain badiou, jacques lacan’ın cinsel iliskiyle ilgili düsüncesini, bu düsüncenin temelinde yatan bir kavrama (iki), ona temel bir isim vererek (“ask”) gelistirir. ilk bakıldığında, aşktan ve cinsel iliskiden söz edilmektedir. nitekim iki söz konusu olduğunda badiou nezdinde felsefi tema aşktır. ve “ki aşktan hareketle düsünülür” . bununla birlikte, bizce iki kendi soyutluğunda ele alınması gereken bir “kavram”ın da adıdır. bunun neden böyle olduğunun açıklaması kısmen onun tanımında yatar, kısmen de iki’nin baska felsefi temalar (örn. adalet) ile düsünülebileceği düsüncesinden gelir. simdi badioucu iki kavramının içeriğine gelirsek…badiou, “iki’nin sahnesi” adlı yazısında iki için “anti-simetri” (asimetri değil!) kavramı üzerinden bir tanım gelistirir. özünde “rapport” (temas, münasebet, ilgililik) kavramına dayalı olan bu tanım söyledir: badiou, “bir temas (rapport) etkin bir iliskidir. eğer bir kimse, bu iliskinin terimlerinin –süphesiz kadın ve erkek de olduğu gibi biricikliğini (singularité) kabul ederse, bu iliskinin yalnızca anti-simetrik olabileceğini görebilir” der. yani herhangi bir temasa, münasebete konu olan terimlerin “tek”liği, kabul edilirse, bu iliskinin ancak anti-simetrik bir iliski olacağı görülebilir. badiou daha sonra bu iliskinin nasıl bir iliski olduğunu anlamaya çalısır. ilkin onu kendiyle kurulan bir iliski biçimiyle karsılastırır. ve kendiyle kurulan bir münasebet sekli, “rapport”un (temas’ın) “terimlerinin biricikliğini çözeceğinden” temas tarafından içerilmesine rağmen, temasın ise öyle olamayacağından dolayı bir yana bırakılır. geriye söz konusu iliskiyi “denklik” iliskisi açısından incelemek kalır. ama badiou’ya göre, temas, bir denklik iliskisi seklinde de olamaz. çünkü denklik aksiyomları, yansıma, geçiskenlik ve simetri aksiyomlarıdır. ve burada onu mesgul edebilecek tek bir aksiyom vardır o da simetri aksiyomudur. çünkü simetri aksiyomu a’nın b’yle iliskisi ne ise b’nin de a ile iliskisinin o olduğunu söyler. badiou, bunun a ve b’nin konumlarının hiçbir “tek”liğinin/“ayrık”lığının olmadığı anlamına geleceğini belirtir. yani a ve b’nin aralarındaki farkın temasa konu olmayacağı anlamına. temasın ise yukarıda da söylediğimiz gibi, bir araya getirdiği terimlerinin biricikliği inancından dolayı, bu biradalıktaki terimler birbirine ilgisiz bir simetride yer alamaz. bu, yani simetrikle ifade edilen, ancak bir durumda geçerlidir o da a ve b gibi iki teriminde aynı olması kosulunda. fakat bu aynılık nasıl anlasılmalıdır? dngilizce çevirisiyle birlikte, kelimesi kelimesine badiou söyle der: “celui où (vurgu benim), en réalité, les deux termes liés sont le même”/ “that in which (vurgu benim), in reality, the two terms joined are the same”/“realitede birlestirilmis olan iki terimin [bulundukları yerlerin] (vurgu benim) aynı olması” ya da “realitede birlestirilmis olan iki terimin aynılığında”. daha serbest bir çeviri ile de ifadeyi, “realitede birlesitilmis iki terim nerede aynı ise orada bu durum geçerli olur” diye çevirebiliriz. diğer deyisle aynılık, iki biricik terimin konumsal aynılığıdır. badiou’nun baska bir yerde dediği gibi, her iki terimin de “bir konum (vurgu benim) ve bir baska konum (vurgu benim)…” olarak, “bir” ve “bir” olarak aynılığı vardır. dki’nin “varlık ve olay”daki genel tanımına da {ø, {ø}}. bakarsak, bu aynılık, hem ø hem de {ø}’nin {ø, {ø}}’nin bir parçası olması gerçeğinden gözlemlenebilir. o halde rapport’un anti-simetrikliği, simetrikliği kendinde zaten barındırır. yukarıdaki aynılık da, rapport (temas)’ın gözetiminde yazılırsa, (a ~ b) ve (b ~ a) › a=b sonucuna ulasırız ki bu anti-simetri’nin formülüdür zaten. yani, bu formülle hem a ve b’nin biricikliğini hem de aynılığını görmüs oluruz. fakat burada dikkat edilmesi gereken bir nokta vardır ki o da, söz konusu aynılığın, “paylasılan” bir aynılık olmamasıdır. badiou’nun da dediği gibi, “iki konum mutlak olarak ayrıdır” yani aralarında “ortak” olan, “paylasılan” ve bu anlamda “aynı” olan hiçbir sey yoktur. dolayısıyla söz konusu aynılık, ayrık bir aynılıktır. yani kendisi de “iki”ye tabi olan bir aynılık. su halde formül, onların hem “ayrık”lığını, “fark”lılığını anlatan hem de “aynı”lığını anlatan bir formüldür. bir baksa deyisle, a ve b gibi iki “biriciklik”/”teklik” (singularités) arasındaki temas hep anti simetrik olacaktır. yani ne a ne de b terimi konumunu/yerini diğerine bırakacaktır. çünkü her biri biriciktir ve dolayısıyla konumlarının birlikte bir tekliğinden söz edilemez. badiou’nun tanımına göre diyebiliriz ki her bir terimin biricikliği, terimler arasına bir mesafe, ara koyduracak ve onların konumluluklarından ötürü de ayırt edilemez bir aynılığı ortaya çıkaracaktır. onların biraradalıkları hep birbirinden ayrı iki konum seklinde gerçeklesecektir. (ayrıca su da önemlidir. badiou’nun iki’ye iliskin tanımı aslında iki parçadan olusmaktadır: birinci parça, iki’nin “bir konum ve bir konum daha” olduğunu söyleyen kısımdır. ve aslında bu kısım çekirdek, temel, kısımdır. diğer parça ise, konumların “ayrılığı” vurgusu altında, onların “aynılığı”nı ve “farklılığı”nı örtük olarak içeren parçadır. ve iki parçanın kullanımı da çok yerindedir. ama iki konusunda, iki’nin izin verdiği kadar, mümkün olabildiğince tek yanlılığa düsmemek isteniyorsa, bu tanım, tanımın kendisi dahil olmak üzere bir söylemin her parçasına uygulanmalıdır. iki için bu tür bir uygulama girisiminin ilkesel çerçevesini ve badioucu iki kavrayısından farklılıklarını, burada yerimin de dar olmasından dolayı ileri zamandaki bir çalısmamda ele alıp, göstermeyi amaçlıyorum. bununla birlikte, simdilik sunu söylemeliyim ki badiou’nun iki ile ilgili tanımı bütünde doğru olmasına rağmen, bu tanımın kendi üzerine özgöndergeli kullanımı badiou’nun iki’ye iliskin söylemini tek yanlılığa doğru götürmektedir diyebiliriz."
  • ulan hic kimse demiyor ki, bu adam ayni zamanda sunu da demis: (bkz: y a d' l'un). o yuzden cinsel ilski vardir, hem de .apina kadar.
  • lacan'ın anlattıklarından şunu çıkartabiliriz: arzu, var olandan duyulmaz, var olmayan birşeyi yaratmaktan ileri gelir. burdan hareketle cinsel ilişkinin r şemasındaki gerçeklik kısmının yaptığı ağırlığı kabullenebilmek için bir gereksinim olduğunu düşünmekteyim. r şemasının bir şerit olduğudnan, bir döngü oluşturan bir şerit olduğundan bahsediyor lacan ve gerçekliği de bunun bir kısmına konumlandırıyor. bu gerçeklik kısmı ölümün sıkıştırmaları yani kendi kendini sorgulama gereksinimi karşısında saçma ile anlamlı kutupları arasında gidip geldiğinden giderek ağırlık yapan, insanı soru işaretlerine boğan bir hali var ve bu gerçekliği cinsel ilişki soru işaretlerinden ve iki kutubun çekiştirmesinin şiddetinden bir süreliğine kurtarıyor. bu gerçekliğimizi biz seçmiyoruz, yaşadığımız travmaların izin verdiği simgelleştirme çerçevesinde, kurduğumuz ve özellikle kurmak isteyip kuramadığımız cümlelerin oluşturduğu itkileri taşıyan ve soru işaretlerinin ve tüm cevapların oluşturulabilmesi için gerekli havuz olduğundan gerçekliğimizi, bu ağırlığı devamlı algımızda taşımak zorundayız. libidonun, jouissanceın devamlılığı garanti alınabiliyor böylece. bu taşıma işi insanı yoruyor ve cinsellik bu yükü anlamlı, hadi şöyle diyelim olumlu hale getirebiliyor. modern zamanda cinsel ilişkinin, artık hiçbir kutupta tam yer alamayan 'anlam'ın ağırlığından bıkkınlığunı bir kenara bırakmak için olduğunu düşünüyorum. cinsel ilişki ile hammallığa devam edebiliyoruz, cinselliğe, yani soru işaretlerimizin cevap bulmak adına yarattığı 'fantazi'lerimizi bir başka canlı üzerinden kendi üzerimize yansıtmaya. fantazi ne de olsa simgeleştirmek için bir ileri kalkış yaratır. ardından yeni simgeleştirmeler... geçici bir cevap ve daha 'gelişmiş' bir cevap için arayış beklentisinin doğması için sürükleniyoruz.
  • george berkeley "madde yoktur", gorgias "hiçbir şey yoktur" derken ne demek istedilerse, jacques lacan'ın da benzer şeyi söylemek için kullanmış olduğu cümledir

    (bkz: kadın yoktur)
  • az votka vardır.