şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: aşk)
  • sanılanın aksine aşk değildir. üzerinde düşünülmesi gereken bir kavramdır.

    not: birkaç yazarla olan tartışmamız bana bir şey daha söyleme ihtiyacı daha hissettirdi. cinsel sevgiyi tabii ki herkesle yaşayamazsınız, ten uyumu çok önemli. tutku dediğimiz şey de buradan geliyor zaten. yazının sonlarına doğru bunun tersi bir ifade kullanmışım izlenimi oluşmuş; tutkuyu yakaladığınız (ki bu çok nadirdir) herkesi kast etmiştim. öf gılgamış destanı'na döndü entry.

    bugün hocamla birlikte konuşurken konu sağlıktan ve ailemin sağlığıyla alakalı konulardan bir şekilde -yine- evlenmeye geldi ve kendisi erich fromm'un sevme sanatı'ndan birtakım alıntılar yaptı (çünkü kendisi psikanalisttir ve ona göre bütün psikanalistler birtanedir). daha sonrasında kitabı defalarca kez okumuş olmama rağmen internette pdf formatını yine buldum ve bu başlığı okumaya başladım. yazının devamında bu kısımla ilgili alıntılar olacak, okumayan kişiler için spoiler içerikli olabilir.

    fromm diyor ki; "her şeyden önce, bu sevgi biçimi o ana kadar iki yabancı arasında var olan barikatların birden yıkılmasıyla, âşık olmanın yakıcı deneyimiyle karıştırılır. daha önce de bu noktaya değindiğim gibi, bu ani yakınlaşma anı, yapısı gereği kısa ömürlüdür. yabancı yakından tanınan bir kişi haline geldikten sonra, arada yıkılacak barikat kalmaz." barikatların yıkılmasıyla da artık keşfedecek yeni bir şey kalmaz ve artık başka yönlere doğru savrulursunuz, demek istiyor kısacası kendisi. cahilliğin bir getirisi olarak aşkı cinsel sevgiyle karıştırma işlerine bir dönem düşmüş birisi olarak, fromm'un bu söylediklerine hak verdim. ancak olayın sadece cahillikle ilgili olmadığını, karşı tarafa verilen değerin sınırının bilinmemesine bağlı olduğunu ve aşırı iyimser davranmanın getirilerini de eklemek gerek.

    devam edelim, ne demiş fromm? "eğer diğer insanın yaşam deneyimi derin, kişiliği sınırsız ise, onu hiç bir zaman yakından tanımak mümkün olamaz ve aradaki barikatları yıkma mucizesi her gün yeniden tekrarlanır. fakat insanların çoğu, başkalarının kişiliklerini kendi kişiliği gibi kısa zamanda tanır ve tüketir. böyle insanlar için yakınlaşma sadece cinsel ilişkiyle sağlanır." aslında kısır döngü gibi, değil mi? aradaki engelleri yıkmak için cinsel ilişkiye giriyorsun, bu sayede kendini de tanımayı hedefliyorsun ama o da ne? elinde sadece karşı tarafa dair bilgiler kalıyor ve sen kendini yine tanıyamamış bir şekilde ortamdan uzaklaşıyorsun. hatta bu uğurda evleniyorsun bir de, oy dağlar.

    fromm devam ediyor: "cinsel isteğin amacı birleşmektir. ve bu, hiç bir zaman sadece bedensel bir açlığın, acı veren bir gerginliğin giderilmesi değildir. cinsel arzuyu sadece sevgi uyandırmaz. yalnızlıktan doğan huzursuzluk, hükmetmek ya da hükmedilmek isteği, kendini beğenmişlik, incitme, hatta yok etme isteği de uyandırabilir." işte bu da yukarıda bahsettiğimiz sonsuz kişilikle bir arada düşünülebilir bir durum. bir de evet; sevgi uyandırmaz, hatta bence bunun direk sevgiyle de alakası yok. önce arzu, önce tutku. sonra duygular, limbik sistemin coşması falan (gerçi psikoloji derslerinden hatırlıyorum, bahsettiğim yönün tersini savunan ve bununla ilgili bilimsel çalışmalar sunan kişiler de var. kısacası iki ucu...). ama fromm burada can alıcı fikri sunmaya devam ediyor.

    "sevgi, cinsel birleşme isteği yaratabilir, bu durumda bedensel birleşmede hükmetme ya da hırs yiter, şefkat ortaya çıkar. eğer bedensel birleşme arzusunu sevgi doğurmuyorsa, eğer cinsel sevgi aynı zamanda kardeşçe sevgi değilse, bu birleşme geçici, hazza dayalı bir duygu olmaktan öteye gidemez. cinsel çekim, bir süre için, bir olma sanısı yaratabilir. ne var ki sevgi olmadan bu birlik, eskisi kadar yabancı ve uzak iki insan bırakır geride. bazen birbirlerinden utanmalarına, hatta nefret etmelerine neden olur. zira kurdukları düş yiter yitmez yabancılıklarının eskisinden daha yoğun duyarlar." and twelve points go to fromm reyiz! freud'u tam da burada gömüyor işte; şefkati bir cinsel tabu gibi görmemek gerekir, diyor. kardeşlik sevgisine benzer ve bazen bedensel sevgiyle de ortaya çıkar, diyor. ah fromm, seni harcıyoruz bazen gerçekten. mesela az sonra yapacağım gibi.

    lafı çok uzattım, biliyorum. ama devam etmeliyiz. "... cinsel sevgi, gerçekte iki kişilik bencilliktir. onlar kendilerini karşılıklı aynılaştıran iki insandır. ayrı olma sorununu tek kişi olmayı, iki kişi yaşayarak çözümlerler. yalnızlığın üstesinden gelmeyi başarabilirler. ne var ki diğer insanlardan ayrı oldukları için birbirlerinden de ayrıdırlar ve kendilerine yabancılaşırlar, bir olma deneyi boş bir hayaldir. cinsel sevgi iki kişilik yalnızlıktır." diyor fromm. cümlelere bakınız, cinsel sevgi, iki kişilik yalnızlıktır. burada özdemir asaf'a da bir buruk gülümseme atmalıyım; zira kendisi paylaşılsa yalnızlık olmaz, derken bunu düşünmemişti sanırım. cinsel sevgi, asla bir olmak demek değildir, kimse kimseyle bir olamaz. olduğunu zanneder ancak*.

    bu kısımdan sonra fromm'dan ayrılmak zorunda kalıyorum; çünkü ben onun fikirlerinin aksine cinsel sevginin tek bir önermesi olduğunu düşünmüyorum. kendisi hepimizin bir bütün ve benzer olduğunu iddia ediyor. yanlış; çünkü çevremizi görmezden geliyorsun fromm'cuğum. yaşanmışlıklar, bizim hem kendimize hem başkalarına olan bakışlarımızı ve dolayısıyla da çekimlerimizi inanılmaz değiştiriyor. bir sonraki kararlar (yanlış da olsa) yaşanmışlıklar düşünülerek veriliyor. hal böyleyken de birlik ya da bütünlük safsatadan ileri gelmiyor bana. aksine, hepimiz biriciğiz. kimseye benzemiyoruz ve hislerimiz de böyle olmayacak. bizi biz yapan limbik sistemimiz de bize has; dolayısıyla fikirlerle baskı kurmak ya da cinsellikte üstte olmak yersiz. herkes aynı seviyede aslında, kimsenin bir üstünlüğü yok. sonuçta da kimseye göre hareket etmemelisin kendinden başka.

    "birisini sevmek sadece güçlü bir duygu değildir, bir düşünce, bir yargı, verilen bir sözdür." sonra da bunu diyorsun ya fromm, anlayamıyorum seni. nasıl bütün olabiliyoruz hakkaten; sadece şu cümlenle kendini eritiyorsun. seni eleştirmek haddime değil ama nasıl diyeyim, bütünlük falan... komik. evet bir paradokstan bahsetmişsin, ama bu bizi bir yere götürmüyor. bahsettiğin iki savda benim için cinsel sevgi, bir istemden öteye gitmiyor. ne aşk ne de başka toz pembe şeyler...

    tanım gerekiyorsa eğer; cinsel sevgi id'imizi doyurmak ve bir dahaki açlığa kadar susturmak için belli başlı bazı kalıplara soktuğumuz (duygu yok, tutku var; aşk yok, yarım kalmışlıklar var) arzudan başka bir şey değildir. ve bu şey herkeste biriciktir, diğer bütün meselelerde olduğu gibi. ah bir de, bunu herkesle yaşayabilirsiniz, aşktan ayrılan tarafı da sanırım bu oluyor. çok da önemli bir şey değil yani, unutulması çok olası.

    he niye bu kadar yazdın o zaman, diyecek olursanız da; şu sıralar kafamı sağlık ve evlilik muhabbetleri dışında mıncıklayan başka konu bulamıyorum ve buna bir de fromm'un penceresinden bakayım istedim. ayrıca bıktım evlenmemi istemenizden eyy çevrem, benden bu kadar bıktıysanız size yurt dışında doktora verelim, olmaz mı? o da olacak.

    edit: kimse de demiyor, yav bir present simple tense'i bile yanlış çekmişsin diye. neyse tartışmak güzeldir, eksiğim o olsun.