şükela:  tümü | bugün
  • çocuktum. eşcinsel bir erkek olarak daha o dönemde bile hemcinslerimden yani erkeklerden hoşlanıyordum; ancak henüz cinsel kimliğimin/yönelimimin farkına varmamıştım. bilmiyordum. türkiye'de çocuklara verilen cinsel eğitim, kız çocuklarının ilk kez regl olması sonrasında suratına bir tokat patlatılması ve bu olayı kimseye anlatmaması şeklinde tezahür ederken, erkek çocuklarının penis uçlarından ilk kez sperm gelmesi sonrasında "cenabet olmuşsun git boy (gusül) abdesti al" ifadesiyle özetleniyor. türkiye'de erkekler ve kadınlar birbirlerinin vücutlarını eğitimle falan değil karambolle tanıyorlar.

    ben erkek vücudunu tanıyordum çünkü kendi vücudumu biliyordum. kadın vücudunu tanıyorum çünkü günümüzde cinselliğe ilişkin kitaplar her yerde bulunabiliyor. ilk ergenlik yıllarımda cinsellikle ilgili kitaplar okuyordum. tamamen heteroseksist bir dille yazılmış olan bu kitaplarda, erkeklerle kadınların nasıl seks yapacaklarına ilişkin pozisyonlar, ayrıntılı resimlerle anlatılıyordu. ancak bu kitaplarda, erkeklerle erkeklerin nasıl seks yapacaklarına ilişkin pozisyon, resim, açıklama, ayrıntı yoktu. hoş, nasıl seks yapacağımı kitaplardan öğrenecek değilim; ama yine de, kitaplardaki bu eksikliği erkenden keşfetmiştim.

    cinsel yönelim öğrenilebilir bir şey olsaydı, ben okuduğum o kitaplardan heteroseksüelliği öğrenebilirdim. annemle babam heteroseksüeldi; heteroseksüelliği onlardan öğrenmem gerekirdi. ailem, arkadaşlarım, komşularım, çevrem falan herkes heteroseksüeldi. koca dünyada yapayalnızdım. birilerine sorup öğrenebilmem mümkün değildi. çünkü bilmiyorlardı, ve bilmediklerini de bilmiyorlardı.

    benim çocukluğumdan beridir çevremde hep eşcinselliğin "kötü" olduğu, sapıklık olduğu söylenir. bunu o kadar çok söylemişler ki, küçüklükten beridir bir refleks geliştirmişim. saklanıyorum. hani ergenler, mastürbasyonlarını gizli saklı yaparlar ya, benim bütün hayatım gizli saklı bir mastürbasyon gibi. birinden hoşlandığımda içime attım. erkek dünyasının hem içinde, hem de dışındaydım. içindeydim; çünkü cinsiyet segregasyonunun sınırları çok keskindi. her okulda erkeklere ve kızlara ait tuvaletler, beden eğitimi dersi için ayrı soyunma odaları, yatılı okullarda ayrı yurtlar, üniversitelerde ayrı yatakhaneler, ve çoğunlukla da ayrı sosyalleşme alanları ya da durumları tanımlanmış. kızlarla oynayan erkekler, benim ilkokul yıllarımdan beridir, asla hoş görülmez. kızlar ip atlar, erkekler top oynar. kıyafetler bile renklere göre ayrışmıştır. kızlar pembeli cicili bicili giyinirler, erkekler daha "cool" ve soğuk renkler giyinirler. bu ayrışma tarihsel süreçte nasıl şekillenmiş, erkekler neden soğuk renkleri seçmişler, bunun bir açıklaması olmalı. bu durumlar ya da cinsiyet ayrışmaları bana hiçbir zaman hitap etmedi, onu biliyorum.

    ortaokul yıllarında erkeklerle kızlar çıkmaya başlıyorlar. çevremdeki herkesin kız arkadaşı ya da erkek arkadaşı var. ama benim yok. bunu görmek için dikkatli gözlere de gerek yok. bir gey, birazcık da zekiyse, derslerine yoğunlaşıp başarılı olmak suretiyle "senin sevgilin niye yok" şeklindeki soruları savuşturabiliyor. "ama ben ders çalışıyorum"lar güzel cevaplar oluyor ebeveynlerin nezdinde. çünkü dersleri iyi olan çocuklar iyi okulları kazanıyorlar ve hayatlarını kurtarabiliyorlar. dolayısıyla, sevgilisi olmayan gizli geylerin aileleri "oğlum/kızım çalışkan oh iyi iyi" diye seviniyorlar bu durumda.

    yıllar geçiyor, görünürde sevgili yok. çevre baskısı gittikçe yoğunlaşıyor. anne-baba baskı yapmasa bile, "arkadaş" çevresinden baskı geliyor. herkes soruyor, herkes. nerde bu sevgili? inandırıcı bir yalan bile uydurulamıyor. herkes sevgili fotoğrafı soruyor. sana ne be adam/kadın? ergenlik yılları boyunca kendilerini ispatlamaya çalışan erkekler, kadınlar, öğrenilmiş heteroseksizmlerini kusuyorlar. herkes karşı cinsle çıkacak, sevecek sevişecek, bunu yapanlar kabul görecek, yapmayanlar "ibne" ya da "erkek fatma" olacak.

    bu süreçte arkadaş sayısı azalıyor. durumu sorgulamadan kabullenenlerin sayısı oldukça az. psikolojik bunalımlara geçiliyor. yalnızlaşma, izolasyon, hatta sosyal tecrit, dışlanma ... geyler bu sorunlara göğüs germeyi çok erkenden öğreniyorlar, dolayısıyla da erkenden olgunlaşıyorlar. saklanarak yaşamayı öğrenmek ne kadar ürkütücü halbuki... çevrede bulunan insanlardan kaçmak, saklanmak, gizlenmek ... hem fiziksel hem de ruhsal anlamda bütün kapıları arkasından kilitlemek ...

    üniversite. göreli özgürlük ortamı. eski tanıdıkların sayısı azalıyor, ilk kez tanışılan insanlar falan. yeniden, herşeye sıfırdan başlanıyor. güven tesisi oldukça önemli. cinsel kimlik/yönelim oturuyor, artık çocukluk hezeyanları az biraz sona eriyor. heteroseksist yaratıklar üniversite kampüsünde hayatı öğreniyorlar. biz geyler çoktan öğrendik. hem de yaşayarak, acısını çekerek, kıvranarak. onlar, üniversitenin ilk yıllarında ergen komplekslerinden kurtulamamış, olgunlaşamamış oluyorlar. biz olgunlaştık. biliyoruz. kendimizi tanımlayabiliyoruz. ama hala saklanıyoruz. nedense kaybetmekten korkuyoruz. bazı şeyleri kaybetmek gerekir: sahte arkadaşları, çıkarcı yaratıkları, yüzüne gülüp de arkadan satanları, homofobik ahlak zabıtalarını ...

    eskiye kıyasla, saklanmamayı öğrendim. güvenirsem söylüyorum. böylesi daha iyi, daha rahat. tecrit duygusundan kurtuluyorum böylelikle. benim gözlediğim eşcinsellerde "kabul görme" isteği çok belirgin. o kadar dışlanmışız ve o kadar aşağılanmışız ki, nefret ettiğimiz heteroseksist homofobik toplumun her şeye rağmen bizi kabul etmesini ve bizi arasına almasını istiyoruz. intikam duygusu da taşımıyoruz. her şeyi unutmaya, sıfırdan başlamaya ve yaraları birlikte sarmaya hazırız. sadece, eşitlik istiyoruz. insanca, onurlu bir yaşam. cinsel yönelimlerin önemli olmadığı ve ayrımcılık sebebi haline getirilmediği, cinsiyetsiz bir toplum. erkek olmanın kutsanmadığı, kadınlığın aşağılamalarla bastırılmadığı, eşcinsellerin ve transcinsellerin diğer yurttaşlarla aynı haklara sahip olduğu bir yaşam alanı.

    cinsel yönelim özetle bu. ne eksik ne fazla. var, herkese rağmen olduğu yerde duruyor ve durmaya devam edecek.
  • cinsel yönelim ile cinsel kimliklerin en çok karıştığı nokta ise;

    eveeet açıklıyorum, evet hazır mısınızzzz

    ve;

    gizli eşcinselliktir.

    erkekler arası yaşanan eşcinsel ilişkide aktif rolu üslenen taraf kimi zaman eşcinsel olduğunu kabul etmez. ya da çoğu zaman transeksüel zannettiğiniz seks işçilerinin çoğu cinsiyet dönüşümünü tamamlamamış ya da başka bir deyişle biyolojik cinsiyeti erkek olmasına rağmen; kılık kıyafet, makyaj ile karşı cinsiyetin kılığına bürünerek cinsel rol olarak kadın rolunu üstlenmiş erkeklerden oluşur ki toplumdaki gizli eşcinselliğin kendini kamüfule çabalarına destek olur. kadın kılığında pasif role bürünen bir kadınla -aslında bildiğini erkek- beraber olan erkek kendini eşcinsel olarak kabul etmez ve dolapta sakin sakin ikiyüzlü yaşatısını daim ettirir.

    ve tabi eklemek gerekir ki; tüm bu kavram karmaşası aslında toplumsal cinsiyet canavarı devamlı güreş tutmaktadır. siz toplumda iki cinsiyet vardır; kadın ve erkek ve üreme için şöyle sevişmeli, şöyle rollere bağlı davranmalı diye dikte ederseniz; insanın içinden gelen ve her insanın kendi doğalına sınırlamalar koymaya kalkarsanız insaları duygusal olarak sakatlamaktan başka bir şey yapmazsınız.

    biyolojik cinsiyet değişir mi ? hayır değişmez zira insan kromozonları değişmez ama günümüzde modifiye edilebiliyor. cinsel kimlikler; belki en eğlencelisi. drag queen ile drag kingleri keyif ile izliyoruz. huysuz virjin'i sevmeyeniz var mı ? aman sakın karıştırmayın cinsel yönelimle ! erkek kılığındaki bir kadın kadınlara ilgi duyabileceği gibi erkeklere de ilgi duyabilir. üstelik düşünmek bile eğlenceli ne dersiniz ? aman sakın butch'larla karıştırmayın travestileri !

    ve unutmamak lazım ki; cinsel yönelim değiştirilemeyen bir şeydir. hayatınız boyunca erkekleri arzulamış ama birine bile elini sürmemiş, karısı ve çocukları olan bir erkek olabilirsiniz ama durum sizin eşcinsel (ya da biseksüel) olmadığınız anlamına asla gelmez. zira her şey kafanızda bitiyor ve cinsel perhiz ne yazık ki bastırmadan ibarettir.

    o yüzden iyisi mi siz kafanızı bunlara takmayın, yetişkinler arasında rıza - hayır rıza değil keyifle, tutkuyla- ile olduktan sonra ben dahil üçüncü kişilere sadece bok yemek düşer.
  • kişi doğumuyla birlikte ergenliğine kadar geçen sürede yönelim olarak sayılan kalıplardaki seksüel kimliklerden birini kendine kimlik olarak ediniyor. zaten sistem, kendini devamlı bir kimlik üretme ve bu kimlikler üzerinden insanları şekillendirme ve ayrıştırma üzerine kurguladığından, kalıplaşmış ve sınırları çizilmiş bu kategoriler üzerinden iktidar yeni "ötekiler" ve aynı zamanda topluma örnek göstereceği "özneler" yaratıyor.

    sistemin özellikle inşa ettiği, topluma bir gerçeklikmiş gibi sunduğu bu "ayrıştırma" kategorileri ve devamında da kişilerin bu kategorileri kimlik edinme ve o kimlikler etrafında kendini "şekillendirme" süreci başarıyla son buluyor. kişi, hayatını yaşam tarzını sistemin dayattığı onun için belirlediği bir "kimliğe" göre şekillendirmeye ve oluşturmaya başlıyor.
    kişi kendine ayrıştırıcı referanslarla belirlenmiş bir yaşam alanı yaratıyor ve devamında da fark etmeden "sınırlarını", sistemin istediği yönde kendi kendine adeta "dikte ettiriyor". doğa ne kadar dinamik bir yapıdaysa kişi sistemin kurgusu içinde gerçekliğine ters statik değerlerle kendini kodluyor.
    "ağırlıklı" yönelimini "kimliği haline getiriyor. böylece kişi sisteme iktidarının devamı ve bunun yanında yeni özneler ve ötekiler yaratma noktasında bir koz daha vermiş oluyor.
  • cinsel tercih lafinin yerini almasi gereken bir ifadedir. insanlarin cinselliklerini form doldurarak secmedigini, bu egilimlerin kisinin dogasindan geldigini belirtir. kimseye "cinselliginizi nasil tercih edersiniz?" diye bir soru sorulmaz.
  • anayasanın eşitlik maddesine dahil edilmelidir.
    (bkz: #11278394)
  • kimseyi ilgilendirmeyen kimliklerdir.
    ve bir cinsel yönelim olarak eşcinsellik, doğanın insana verdiği ayrıcalıktır.
    açıklama: bu ayrıcalık bir üstünlüktür dedim, şu acıdan: çünkü eşcinsel bireylerin heteroseksüel erkek bireylerden daha farklı algıları vardır. daha duygusal, ince ve bütüncül işleyen algılar bunlar. doğa, sanat algıları daha gelişmiştir. anlamdırmalar ve dolaylamalar, zihinsel süreçlerinin işleyişinin bir hediyesidir.geneli için bunu diyebiliriz.
    bir de bakış açısı var, eğer ayrıcalık olarak baktığımız algılar bir savaş alanında ne kadar ayrıcalık oluşturur, tartışılır?!
  • "cinsel yönelim" ve "cinsel tercih" kullanımlarının farklı kavramları tanımlaması gerekiyor. kaba bir, "cinsel tercih değil, cinsel yönelim. çünkü bu bir tercih değildir. kişi cinselliğine karar veremez." söylemini öncelikle eşcinsellerin yadırgaması ve reddetmesi gerektiğine inanıyorum. evet, karşıcinsellik ve eşcinsellik aynı zamanda birer cinsel tercihtir. neye daha eğilimli olduğumuzun bizim seçimimiz olmaması bunu değiştirmez. çünkü hem zaten gönlünün kaydığını seçmek de bir tercihtir, tercih hemen hiçbir zaman 50/50'lik meyletme skalalarında olmaz, size hitap edeni yeğlemek de bir tercih olacaktır, hem de kişi gayet akılcı, doğrulanabilir ve kişisel kıstaslara dayanarak daha az eğilimli olduğu cinselliği yeğleyebilir. dik duran bir eşcinsel şunu diyebilmeli. "benim cinselliğimin meşruluğunu sağlayan, elimde olmaması değil, aksine elimde olması. evet bu bir tercih, ve sen buna bir tercih oluşuyla saygı duymak zorundasın." aslında karşıcinsel eğilimleri daha kuvvetli olan, ama daha oturaklı ve güvenli bulduğu için eşcinsel yaşamayı yeğlemiş bir kadını kınamaya hakkımız olur muydu?

    pek çok dilde, eşcinsellik-karşıcinsellik bilgisini vermeksizin hangi cinse yönelindiğini bildiren sıfatların eksikliğini çektiğimizi sanıyorum. bu en azından türkçe'de böyle. bunun için de buradan bu ihtiyacı karşılamaya aday iki sözcük öneriyorum. diyorum ki, cinsiyetten bağımsız olarak, kadınlarla ilgilenen insanlar kendilerini kadıncıl, erkeklerle ilgilenen insanlarsa kendilerini erkekçil olarak da tanımlayabilmeli. "ben kadınlardan hoşlanıyorum" ya da "ben erkeklere ilgi duyuyorum"dansa, "ben kadıncılım" ve "ben erkekçilim"i daha akıcı buluyorum.
  • zevk alarak yapılan, vücudun emrettiği, heyecan duyarak paylaşılan ve tatmin olmuşluk hissi veren cinsel aktivite, karşı cinse, kendi cinsine ya da ikisine birden yönelik olabilir. yani bir eşcinselin cinsel "açlığı", kendisi bunu bastırmak için çaba gösterse de, kendi cinsinden olan kişilere yönelmiştir. bu çocukluktan ya da gençlikten başlayabilir ya da uzun süre bastırılmış olarak kalıp sonradan ortaya çıkabilir.

    kimi bireyler, toplumsal baskıdan çekindiği için eşcinsel yönelimlerini bastırıp heteroseksüel gibi yaşamlarını sürdürebilirler. bazı insanlar ise biseksüeldir ve o sıralar birlikte oldukları kişiye göre değişiklik gösterebilirler, hem karşı cinsi, hem de kendi cinslerini arzulayabilirler. kimileri için ise karşı cinsle birlikte olmak saçmasapan, oldukça sıkıntı veren bir deneyimdir.

    bu anlamda, bir eşcinsele "eşcinsel ilişki yaşamamalısın" demek, bir heteroseksüele "eşcinsel ilişki yaşamalısın" demekten daha az saçma bir şey değildir yani. keza bir biseksüel gözlüğünden eşcinsel olanı ve bunun tam tersini yargılamak da aynı miktarda abes nitelik taşır.

    tercih ise keyfiyete dayalı bir şeydir. sonucunda keyif alınan her insani aktivite keyfi değildir oysa.
  • beni en çok yoran durumlardan biri hoşlandığım kişinin cinsel yöneliminden emin olamamamdır. lisede 4 yıl boyunca heteroseksüel birine aşık olmanın verdiği ızdıraplar bunda etkili olabilir ama bu yorgunluk onu atlatamamamla alakalı değil.
    kapitalist bir tabir olacak ama, hepimiz ilişkilerimiz için beklentilerimiz doğrultusunda yatırımlar yaparız. ve karşındakinin yönelimini bilmediğinde bu durum ya umut üzerinden hareket etmene sebep oluyor yada aşkınla ilgili çok daha ciddi motivasyonların var. ki karşımdakinin hetero çıkması ve bütün aşkımın suya düşmesi ihtimalini düşünmek benim motivasyonumu ciddi derecede düşünüyor.
    bu durumda çok fazla seçenek kalmıyor. ya hayal kırıklığı yaşamaktan korkup ilişkiyi geliştirmekten vazgeçeceksin, ya direk out olacaksın (ki bu riskli de), ya da fırsat tanıyıp göreceksin ( bu daha çok bağlanmanı ve reddedildiğinde yaşayacağın acıları da arttırabilir), ya da bu kadar kötü düşünmeye gerek yok. out olduğunda o da bunu aylardır bekleyen ve cesaret edemeyen bir lubun olarak dolabından çıkıp dudaklarına yapışacak. ^^ tabi bu kararı herkes kendi yaşantısına, olası risklere, potansiyel sevgili adayına ve değişkenlere göre karar vermeli. mutlak aşk dileklerimle....