şükela:  tümü | bugün
  • "cinsellik, dünyayla kurulan en güçlü bağlantılarımızdan biridir; mutluluğun ve tinselliğin doruğundayken hiçbir şeye kul köle olmaz; çünkü her türlü bilgiyi içinde taşır ve dokunduğumuz, baktığımız her şeyden zevk almamızı sağlar."

    (bkz: iris murdoch)
    (bkz: kara prens)
  • bildiginiz seks olgusunun kavramsal hali. pekcok entel dantel sohbetinin, seksten bahsederken "seviyeli" olma ve bunu dogal kar$ilama tribine malzeme olan kelime. bazen $oyle cumleler kullanan ki$iler gorursunuz:
    "-turk insani, kendi cinselligine yabancila$tirilmi$ bir toplum ustadim." (trip atiyor.)
    "-hala cinselligi tabu goren zihniyet hakim halkimizda betul, bu ne aci degil mi?" (betul'u yalamak istiyor.)
    "-anlayamiyorum hakan! cinselligini ya$arken, kendine gem vuran bir kadin nasil ya$adim diyebilir ki..." ("-yok mu beni siken?!" manasinda...)

    kafa atip kaciniz.
  • kutsal tarafından yasaklanan üç temel güdüden biri. kıytırık bir kitapçıda okuduğum bir anlatıda, bu yasağın kökenini anlatıyordu. -ne kadar doğru ne kadar yanlış bilemem ama, bu entry'de diyalektiğimi yazılana göre inşa edeceğim. -

    şöyle ki; ilkel kabilelerde cinsellik, afedersiniz kafasına sert bir cisimle vurduğunu götürmek manasına geliyormuş, yani toplumsal hiçbir beklentisi olmadan, tamamen hayvansal içgüdülerle yapılan bir etkinlik. canın mı çekti? kaldır şu sarıyı mağaraya... tabi vaziyet böyle olunca da nüfus alıyor başını gidiyor.

    e ilkel dönem, güvenlik desen yok. kabile halinde yaşadıkları için ha bire dışardan saldırı alıyorlar. ilk ölen kadın, çocuk ve yaşlılar. kalıyor geriye saplar ordusu. toplamacılıkla geçiniliyor, arada bir iki avcı var, yerleşik tarıma daha geçilmemiş, nüfus çok, yiyecek yok. kabile büyücüsü bakıyor bu böyle olacak gibi değil, çağırıyor ahaliyi, "lan ipneler, tavşanlar gibi yiyişmeyin, atlarım kısır komşunuza. bu ne? yiyecek ekmek bulamıyoruz, siz pompadasınız" diyor ve en fazla iki kişiyle seks yapabilirsiniz diye fetva çıkartıyor. o günden beri de semavi dinler dahil teolojik oluşumların alayında cinsellik yasak oluyor.

    ha; "bu kabile büyücüsü kim?" derseniz. o dönem üniversite yok, ilahiyat fakültesi yok, erken kalkan kabile reisi oluyor, arada acayip davrananı da büyücü yapıyorlar. yani zamanında baygın ibnenin biri uluorta sevişmeyin dedi diye, netten sabah akşam porno indirmeye mahkum kalıyoruz. sonra gel ben özgürüm ben bağımsızım de. naaah afedersin. tren raylarının aralığı neden her yerde 143.5 santimdir bilir misiniz? çünkü ilk yapan öyle yapmıştır da ondan. bizanslılar'dan beri bi buçuk metreden yarım desimetre azdır. at arabasını yapan, rayları da ayarlamıştır. şimdi istediğin kadar de ki; "ben 21. yüzyılda yaşıyorum, liberalim, sınırsızım, kendi yoluma giderim." senin 350 km/s ile giden hızlı trenin bile 2000 yıl önceki ata arabasının ayarlarıyla hareket ediyor, daha hala ne konuşuyorsun bana? günümüzdeki her davranışımızın temelinde 1.5 milyon yıllık bir birikimin etkisi var sevsek de sevmesek de sevişmesek de durum bu. -o büyücünün de ağzına sıçayım ben ayrıca-

    not: başka bir platformda yazdığım yazının remake'idir.
  • seks, sevişme gibi kelimelerle anlamdaş değildir bu sözcük. âşık olma, flört, sevgililik gibi süreçleri ve bu süreçteki aktivitelerin tümünü kapsar. eğer bundan haberdar değilseniz "cinsellikten hoşlanan insanlar var", "28 şubat sürecinden sonra cinsellikte patlama oldu" gibi mantık yoksunu açıklamalar yapmanız gayet normaldir.
  • erkeğin ve kadının cinsel organlarını çekip çıkarsak, dolayısıyla cinselliği söküp alsak, erkek özgürleşir kadın yalnızlaşırdı.
  • nasıl bir güdü ise güneşin doğuşu ve batışı arasında türe ne oluyorsa oluyor, çoğunu anlamıyorum ben. tüm bu anlamamaların arasında en çok da sınıfla ilişkilendirilmesini anlamıyorum. sınıfa özgü cinsellik fikriyle yaşayan insan var ki bu salınmış hali. salınmadan önce nasıldı acaba?

    alt sınıf şişme kadın kullanınca doymazlık orta sınıf dildo kullanınca cinselliğin tadına varmak oluyor ya ve daha neler.

    ilk öğretim yapınca sapıklık, lise yapınca bayağı heyecan, üniversite yapınca fantazi yüksek lisans yapınca özgürleşme doktora yapınca aşma olması fikrini nereden düşünmeye başlamak lazım acaba.

    şuradan başladım: tahakküm ve zaafın meşrulaştırması arasındaki ilişki.
  • kullanabilen için özgürlük, kullanamayan için tutsaklık haline gelen kavram.
    (bkz: ciddi entry)*
  • insanlık tarihinde cinsellikten daha fazla abartılan başka bir kavram daha yoktur. her tür zeka düzeyinde, bilinç düzeyinde insanlar ne olurlarsa olsunlar, hangi hayatı yaşıyorlarsa yaşasınlar, cinsellik herkesin zihninde ''aşılması gereken'' bir kavram olarak önce belirir. cinselliği yaşamak, gerçek, acımasız, deneyimsel hayatı öğrenmeye başlamanın başlangıcı kabul edilir. erkekler ilk cinsel deneyimi yaşadıklarında artık gerçek bir ''erkek'' tirler. büyük bir şeyi aşmışlardır. ancak tüm toplumlarda erkeklerde ilk cinsel deneyim büyük bir dalga geçme konusudur. kadınlarda ise ilk cinsel deneyim toplumdan topluma değişen boyutlardadır. gerici toplumlarda kadının ilk cinsel deneyimi nerdeyse bir savaşmışcasına ele alınır. o kadının o deneyimi yaşaması nerdeyse yüzlerce insanı ilgilendiren bir olaydır. kadının binlerce yıllık gelenek gereği korunması kollanması ve böylece sahip olunması gereken bir kavram olması sebebiyle kadının ilk cinsel deneyimi bir çoğu için o kadının hayatındaki en önemli olaydır hatta. çoğu kadın da bunu kabullenir. erkeklerse bakir olmanın külfetinden çok çabuk biçimde genel evlerde kurtulurlar. artık onlar aydınlanmıştır adeta. ancak kadınlar için genel evler yoktur. onlardan faydalanmak üzre bekleşen başka erkekler vardır bazı toplumlara göre. bu toplumların anlayışına göre cinsellik vermek ve almaktan ibarettir. ama nasıl oluyorsa kutsaldır da. öyle gereksizce kutsaldır ki sikmek sokmak demek bile bir ayrıcalık unsurudur. bunları söyleyen bu kutsallığı aştığını ilan ettiğini zannederken aslında o tabuya hizmet ettiğinden habersizdir. cinselliğin eylemlerinin o nedenle küfür olarak aktarılması şaşırtıcı değildir.

    biraz gelişmiş toplumlardaki çoğu insan için ise cinsellik aşılması gereken bir zevk unsurudur. hatta öyle bir sınırdır ki hayatta olup biten ve insana keyif, zevk veren binlerce şeyi ''orgazmdan daha zevkli anlar'' denilerek cinsellik yine tabulaştırılır. orgazm, bir kadın ve bir erkeğin biraraya gelmesi ve bu eylemi yapmayı istemesi bazen de sadece erkeğin yapmayı istemesiyle gerçekleşen zevk vermesi ve alması kolay bir eylemdir. o kadar kolaydır ki aslında erkek ve kadın bunu tek başına da gerçekleştirebilir. - siz hiç kadının zoruyla ve erkeğin kaçınılmaz olarak bundan kaçtığı bir cinsellik gördünüz mü?? sanmam...-insan doğası gereği kaçınılmaz olarak orgazm zevklidir. çünkü insan şiddet dolu bir varlıktır ve bu şiddetin meşru bir şekilde ortaya çıkabildiği nadir eylemlerden birisi sekstir. aslında gayet doğal bir eylem olan ve sonucunda zevk alınması büyük bir olasılık olan bu eylemde ortaya çıkan duygunun yani orgazmın yeryüzündeki en büyük zevk olduğu düşüncesi, hayatında başka hiç bir sik olmayan insanların söyleyegeldiği bir şeydir.

    cinsellik aslında son derece basit bir eylemken özünde insan doğasının çok kompleks parçalarından bazı kavramları da dolaylı veya dolaysız olarak içinde barındırır. bu barındırdıkları nedeniyle cinsellik, kaçınılmaz olarak büyük özellikler de kazanır. aslında cinselliğin tek başına araştırılması gereken kafa yorulması gereken durumları ve halleri yoktur. ancak içerdiği şeyler nedeniyle cinsellik bir nevi duygular birliğidir. bu birlik, cinsellği de çoğu insan için kavranamaz bir hale getirir. cinselliğin içerdiği kavramların başında insanlığın başındaki en büyük soru(n)lardan biri olan aşk gelir. aşk ve cinsellik ilişkisi kedi ve köpeğin ilişkisine benzer. aşk ne kadar kibirli ve söz dinlemezse de seks o derece saldırgan, kontrolsüz ve dinginlikten uzaktır. cinsellik de aşk da birbirini doğurabilir çünkü ikisi aslında farklı bedenlere sahip birer ikiz kardeştir. ancak artık anlaşılmaktadır ki insanlığın aşk olarak tanımladığı şey, aslında tam manasıyla aşk falan değildir. ne kadar tanımlanamaz olursa olsun aşk iki insanın birbirini sorgusuzca anlaması, tamamen hissedebilmesi, sonsuz bir empatiyle kabullenmesidir aslında. ancak biliyorsunuz ki insan hayatında ''ilişkiler'' diye bir kurallar ve erkek-kadın savaşı sonuçları bulunuyor. aşk, aslında ilişkilerden edinilen deneyimlerle anlaşılamayacak kadar büyük ve kutsal bir şeydir.

    pekiyi cinsellik neden bu kadar büyütülüyor? çünkü insanlar için cinsellik bir statü ve üstünlük göstergesidir. kadınlar kendi özgürlüklerini cinsellik üzerinden ilan ediyorlar çünkü kadınları ezen ilk demir ökçe cinselliktir. erkeklerse bunu yapabilmenin büyük bir maharet olduğunu düşünerek kendilerinden geçerler. çirkin bir kadının veya erkeğin hayattan küsmesinin nedeni sadece beğenilmeme dürtüsü değil, cinsellikten mahrum kalacağı korkusudur da aynı zamanda. çünkü cinsellik, maalesef insanlığı şekillendiren bir kaç şeyden birisidir. kaçınılmaz olarak bu şekillendiricilerin tornasından geçen insan, ne kadar özgür ruhlu olursa olsun cinsellik eylemini gerçekleştirmese bile, onun şekillendirdiği insanların, anlayışların tornasından mutlaka geçer. sadece bir tatmin aracı olarak düşünülemeyecek kadar büyük, tüm hayatı bunun üzerine kuramayacak kadar kancık bir kavrama insan eninde sonunda yenik düşer. çoğu zaman kendilerinde keşfedemedikleri duyguları cinsellik aracılığı ile anlamaya çabalarlar. ancak bu sadece insanı daha alt bir seviyeye mahkum eder.

    insanı insan kılan şeylerden birisi cinselliği yorumlayışıdır denir bir de. hani şu insanı hayvandan ayıran şeyler listesi. aslında son derece doğal ve olağan bir eylemken, sonsuz boyutta bir ''bir olma'' duygusuyla gerçekleştirildiğinde insanın hiç bir anında hissedemeyeceği şeyleri hissetmesine neden olan, ihtiyaç olarak nitelendirilmenin de ötesinde aslında açlığının yarattığı saçmalıkların önüne geçildiğinde iradeyi biçimlendirdiği düşünülen bu eylem, peşinde toplumsal saçmalıkları takmış, teneke kutularla ucuna ipler bağlanmış bir palyaçodan farklı değildir. ancak bu palyaçodan başka bir de melek statüsünde gerçekleşen bir hali vardır cinselliğin. gerçekten o anda hissedilen bir orgazm değil, sonsuz bir ''bir olma'' halidir. buna da insanlar cinsellik değil nirvana diyorlar zaten. ancak çoğu insan hayatı boyunca o palyaçonun kendisini eğlendirmesiyle hayatını geçirip duruyor. meleklerse omuzlarda pis pis sırıtıyorlar o esnada.
  • ekmek gibi, su gibi, yemek gibi, nefes almak gibi bir ihtiyaç. güzel bir cinselliğin insana verebildiği mutluluğu verebilen çok az şey var. cinselliğin benzersiz bir mutluluk kaynağı olması, tarih boyunca onun çeşitli şekillerde baskılanmasına, kontrol altına alınmaya çalışılmasına, gizlenmesine ve gizlendikçe çeşitlenmesine zemin hazırlamıştır.

    cinselliğin amacı üremek değildir, zevktir. insanlar zevk almadan da üreyebilirler, zevk almadıkları bir cinsel ilişkinin sonunda çocuk sahibi olabilirler, yani üreme ile zevk birbirine koşut olacak diye bir şey yoktur. cinsellikten hiç zevk almadıkları evliliklerde 2 çocuk doğuran kadınlar olduğu gibi, çocuk doğurmadan bir ömür geçiren ve her gün zevkten zevke koşan kadınlar da var. zevk almadan cinsellik yaşadığı ve birlikte çocuk sahibi olduğu kadından maddi nedenlerle ayrılamayıp gözü dışarıya kayan erkekler olduğu gibi, hiç evlenmeden düzenli cinsellik yaşayan ve baba olmayan mutlu mesut erkekler de var.

    zevk almayı sağlayan sinir hücrelerimizin ve beynimizdeki ilgili merkezlerin uyarılması, diğer mutluluklara pek benzemiyor. cinsellik güvenli yaşandığında, cinsel yolla bulaşan hastalık riski en aza indirildiğinde, birazcık sevgi ve ego tatmini de içerdiğinde, tadından yenmez. cinsel tabuların aşılması durumunda, bireylerin birbirlerinin cinselliğini sorgulamadığı-yargılamadığı koşullarda, özgürlükçü bir cinselliğin rahatlatıcı etkisi azımsanamaz.

    cinselliğin özgürleştirici oluşu, yakınlık kavramının anlamını değiştirmesiyle de ilişkili. bedenini bir başkasına açmak, bir başkasıyla paylaşmak, karşılıklı zevki aynı anda birlikte yaşamak, bencillikten uzak ve özverili (altruistic, reciprocal, feedforward) bir cinsellik bireyin beden ve ruh sağlığı için gerekli. buna ulaşıldığında, günlük hayatın diğer dertleri ve bu dertlerin bireye verdiği acı da azalır.
  • duygusul boşlukları kapatmaya yetmez. açlığı durumunda da insanın aşık olması kolaylaşır. baskı altına alınmaya çalışılmasını isteyen kültürel şartlar kişi de nevrotik belirtilere yol açar. artık büyük çoğunluk tarafından kötü, günah olan bir şey olarak görülmüyor. insanlar artık özgürce yaşamaktan korkmuyor ve bunu kullanarak suçluluk duygusu yaratan, bu yolla baskı altında tutulmasını isteyen kültüre teslim olmanın zamanı da çoktan geçti. bu gerçekten özellikle türkiye gibi ülke için ender ama harika gelişmelerin arasında yerini alırken, madalyonun öbür tarafından da her ışıldayanın altın olmadığı anlaşılıyor. türkiye'de çoğunlukla nasıl yaşandığı, ortaya çıktığı, amacının nasıl saptırıldığına ayrıca nasıl ve ne şekilde kullanılıp ekonomik çarkların küçük dişlisi olan insanlara nasıl kanalize edildiğine gelmeden önce ben, genellikle iki kişi arasındaki cinselliğin öznel biçimde nasıl yaşandığını anlatmak istiyorum..

    bir cinsel eylemin amacı başında, zevkin ortaklaşa yaşanılmasıdır. yani cinsel ilişkide en yüksek haz iki kişi tarafından aynı yoğunlukta paylaşılır, buna da her zaman o, kadar dikkat edildiği söylenemez. (bkz: kadınların seksi ödül olarak görmesi) de buna basit bir örnek teşkil edebilir, ama bu paylaşımın dengesi çoğunlukla erkek tarafından bozulur. işte georg groddeck bunu anlatarak: "bir erkek yalnızca bir kaç dakika süreyle bir erkektir. onun dışında ise küçük bir delikanlıdan farkı yoktur" ve "erkekliklerini en çok kanıtladıklarını sandıkları alanda küçük bir çocuktan aslında farksızdırlar" diyor. bu da cinselliğin nasıl yaşandığını anlatmasına yetebilir ama üzerinde yalnızca böyle durmak anlatmak istediğimi gözden kaybeder, bunu geçiyorum.

    çoğu zaman cinsellik, baskıların ve histeri'nin pençesinden yaşamdan tat alınamayan boşluk duygularından kurtarmaya yarayacak bir kaçış olarak görülüyor. tabii ki fiziki birlikteliğin duygusal birliktelikle bütünleştiği muhteşem bir cinselliğin yanında, özellikle türkiye'de ruhsal bozuklukları, kaygıları ve içsel boşlukları bir müddet uyutmak için bir çeşit uyuşturucu görevini üstleniyor. çoğu insanlar, bunalımlarını aşabilmek için tüm enerjilerini cinsel hedefe yöneltiyor, insan gerçekten bundan anlık bir haz duyabilir ama hepsi o kadar! bu insan cinselliğin doruk noktasındayken bir anda amacına ulaştığını zanneder ama bir anlık bu zafer sevinci geçince, içinde hiçbir şeyin değişmemiş ve aynı bunalımların tüm boyutları ile giderilemeden yerli yerinde olduğunu da farkedince, derin bir hüzne kapılır. sevgisiz ve maddesel cinsellik anlık doyumlardan öte bir şey kazandıramaz insanlara ve doyuma ulaşabilmek için de daha fazla cinsellik, daha değişik cinsellik gibi yollarını arattırır; bu yollardan biri de kesinlikle aldatmaktır. (bkz: omne animal triste post coitum) bu, anlatmış olduğum cinselliğin görüntüsünü dile getirir.

    açlığı, susuzluğu ve cinselliği doyurulduğu zaman hayvan üzüntülü değil, mutludur aslında. ama insan yalnızca bu içgüdülerini yerine getirerek hayanlar kadar mutlu olmaz. yukarıdaki sözcükte, bir insanın bu üç özelliği hayvanlarla paylaştığı ortak içgüdüleri olduğundan, sadece mutlu olmak için onlarla yetinmesi insanı da üzüntülü bir hayvan yapar denilmiştir. insanların sorunları gerçekten de böylece çözülmüş olmaz. ama bu şey, gerçekten önemli ve çok güçlüdür. insan çeşitli yetenekler ve içgüdülerle donatılmıştır, bunların arasında cinsel güçler de vardır. ve bu güçlerin kullanılmaması da mutsuzlukla sonuçlanır. fakat bununla birlikte cinsel içgüdülere bağlanmayan, onunla karıştırılmayan duygular ve eylemler neredeyse yok gibidir. 'türkiye'de yaşayan' birçok kimse için görevi mutluluk aldatmacasını vermektir. bu, yalnızca bir ilizyon da olsa, bu ilizyonun görülmesi tek bir kişi ile mümkün olmayacağından, onlarında her zaman tıpkı bir televizyon gibi açıp kapanabilmesi gerekir. bu insanlar için dışarıda, dünyada pek bir şey olmuyordur; düşünce, dolayısıyla hayat durmuştur, ancak cinsel nesneleri kışkırtılır ve tat alma sinirleri uyarılırsa bir şeyler olup bitiyor demektir.

    insanın cinsel güçlerini yok sayabilmesi elinde değil, tutup bir kenara atamaz ama insanda bu bedensel ihtiyaçlar doyurulmayı beklediği gibi, ruhsal ihtiyaçlarda doyurulmayı bekler. işte tam bu noktada insan yalnızca bununla yetinmek durumunda kalırsa artık tüm eylemler cinsel kökenli olmaya başlar. şunu rahatlıkla dile getirebilirim ki; türk toplumunun büyük kısmı, en sıradan iş ve sosyal ilişkilerindeki enerjilerini cinsellikten alıyor. ama bu ne demek oluyor?

    dışarıda büyük bir laboratuvar var; aklı başında olan herkes, ve yalnızca şöyle bir el atmakla olmasa da, 'kendini de saf dışı bırakmadan' biraz dikkatini çevirmekle anlayabilir. tarih boyunca cinsellikle insanın öteki eylemlerinden çok daha fazla uğraşılmıştır. ahlâki açıdan kötülenmesine, sağlığa zararlı gibi göstermeye kadar uygulamalardan geçmiştir. (bkz: türkiye'de kürtajın yasaklanması) konusu da aynı çatı altında toplanır (herhangi bir isim veya siyasi partiden bağımsızdır. bahsetmiş olduğum konu bunların dışında, ama belki birbirlerini bilinçsiz olarak tamamlayan düzendir ama yalnızca türkiye'de daha yüksek bir kontrostta ortaya çıkmasıdır. bence daha çok türk toplumunun yerleşmiş kültürüyle ilgilidir) bu gibi düzenlemeler/yasaklar insan yaşamına olan bir saygıdan değildir; çünkü bu anlayış toplumsal koşulları iyileştirmekten, toplumda şiddetin engellenmesinden maksimum bir oranda yana olmak zorundadır. bu gibi kurallar doğrudan cinselliği engellemek amacını taşır; fakat ahlaki ve kültürel nedenlerle beraber bu amaçlar da asla katı bir biçimde uygulanmaz, bunun nedeni 'cinsel yasakların yıkılmaya çalışılmasının istenilmesidir..' cinsel yasakların yıkılması tek başına özgürleşmeyi, mutluluğu sağlamaya yetmeyecektir; böylelikle toplumu oyalamak, bilinçsizleştirmek kolay olacaktır. birçok nedenleri kesinlikle var ama türkiye'deki toplumun duyarlılık, anlayış ve haksızlıklara göstermekte ortaya koyduğu kalitesi, cinsel yasakların aşılmasındaki çabasından, meydana gelen sosyal ve ekonomik zorlukların kaldırılıp sürekli ulaşılmaya çalışmasıyla bağlantılı.

    hiç kimse, dünya nüfüsununda içinde olmak üzere türkiye'deki nüfusun yalnızca çocuk ve insan sevgisinden dolayı arttığını söylemek gibi bir sarhoş cesareti gösteremez. perdenin arkasında yaşanmakta olan durumu, önünde dile getirmek edepsizlik değil, çünkü bu utanılacak bir yanımız değildir. ama onun amacından saptırılıp insan için ne duruma geldiğini, kendisinin dışındaki doğal olmayan kurallar tarafından düzenlendiğini, 'boyun eğmesi'ne kadar giden amaçlara dönüştürüldüğünü, şartların birer kurbanı olmamak için anlamak gerekiyor. türkiye'deki birçok çalışma koşullarının ve iş yaşamının yalnızca kariyer açlığını doyurduğunu düşünmek saflıktır. birçok zaman yalnızca 'ekmek parası' amacı gütmediğini, cinsel enerjilerin doyurulmasınında içine karıştırıldığını; 'ortamı sağlayan koşullar olarakta hesaplandığını' pratikte gözlemlemek olağan dışı bir şey değil. bir toplumda kültürün ve eğitimin yapısı çayıra salınmışsa, artık hayatta kalma çabasından başka her şey cinsel kökenli olmaya başlar. bu, çalışma koşullarının ve bürokrasinin işine yarayan, ama hiçbir zaman ne kolayca anlatılabilen; anlaşılabilen ne de bilinçüstüne çıkarılıp itiraf edilebilen bir gerçektir. fizyolojik bir açlığın insana nasıl boyun eğdirebildiği, çalışma yaşamında nasıl kullanılabilediği herkes tarafından aşikar. fakat, fizyolojik açlık kadar güçlü olabilen bir içgüdünün de aynı şeyi, bir insanın çalışma koşullarında dahil yapmaya yetebileceği anlaşılmış olsa bile sanırım itiraf edip bunu bilinçüstüne çıkartmaktan da utanılacaktır. konunun büyüklüğü ve bağlantılarını, derine gömülmüş amaçlarını bulup anlatabilmek şu an bir yer de beni de zorluyor. fakat, bir fabrikadaki kol işçisinin bile, diğer karşı cinsle buluşabilme fırsatını yalnızca burada yakalamış olmasının bir tesadüfle açıklanıp şansa bağlanılmasını ne mantıklı buluyor ne de buna inanıyorum. bu insanın çalışmasına (belki de boyun eğmesine) etki edebilecek fizyolojik/ekonomik nedenlerinin yanında, bunun da en az onun kadar ya da ikinci derece de çok önem arzeden bir neden olduğunu düşünüyorum. plaza/ofis/zihin işçisinin durumu da aynı. en azından bu imkanları çalışma koşullarına boyun eğdiren nedenler arasında görüyorum; kendiminde içinde olmayacağı bir gözlemin doğru olmayacağı gibi, başka kalemlerin başka görüşleriyle de desteklemek gerekir, ben bu görüşlerimi bunun üzerine oluşturdum. ayrıca birçok kişinin gözlenmesi de gerekir, bunu da gerçekleştirmek herkes için kolaydır, zor ve olağandışı bir şey değildir. şunu da aklılda bulundurmak gerekir, bu bir kişinin gözlemlenmesiyle bile anlaşılabilir. çünkü o tek bir kişi bile toplumun ürünüdür; onlarla kurduğu bağlantılar ve gördükleriyle kendini yaratır. son olarak, bunları asla hiçbir kuruluşun amacı olarak görmüyor kesinlikle bu yolda olduklarını, bunu da kullanmaya çalışıktıklarını söylemiyorum; bu aramızda dolaşan birkaç kişinin görebildiği bir hayalet belki de. ben de ateşi altında olduğumuz görünmeyen bir düşmana ateş ediyorum..

    mutsuz insan, veya o mutsuz evli kadın ve erkek, bir yandan ekonomisini doyurmaya çalışırken, ama bir yandan yalnızca ruhsal boşluklarını bastırabilmek için cinselliklerini devreye sokmaya devam edecek; onun karnını hem de ruhsal açlığını bir süre de olsa doyuracak olan cinselliğin koşullarını orada bulacak ve dönmesi gereken büyük çarktaki sürtüşmeyen küçük dişli olacak.

    --- spoiler ---
    her neden bir ana, onun sonucu da çocuktur. sonuç doğunca o da bir neden olur ve şaşırtıcı sonuçlar doğurur. bu nedenler kuşak kuşak üstüne eklenir; ne var ki bu nedenler zincirindeki halkaları görebilecek gözün çok aydın olması gerekir. - rumi
    --- spoiler ---

    --edit/uyarı imla