şükela:  tümü | bugün
  • içimizde bizden gizli serpilip büyüyen cinsiyetçi eğilimleri açığa çıkarmak için sıklıkla verilen bir örnek vardır:
    bir adam oğlunun elinden tutmuş onu okula götürmektedir. birdenbire hızla gelen bir kamyon çocuğa çarpar, hastaneye yetiştirirler apar topar. fakat onu gören doktor hemen "hayır, ben bu çocuğu ameliyat edemem, çünkü o benim öz oğlum" der. nasil olabilir böyle bir şey??

    zor değildir elbette: doktor kadındır ve de çocuğun annesidir. zihnimizdeki cinsiyet rollerine ilişkin kalıpyargılar ilk anda bunu görmemize izin vermiyorsa, kabul edelim ki serde biraz seksistlik vardır.
  • kadınlara karşı uygulanan negatif versiyonunun artık beni çıldırtma sınırına yaklaştırdığı olgu.

    kendini çok geyik, çok eğlenceli ve çok akıllı zanneden yazarlar: yaptığınız o über komik, über ironik ve süpersonik şakalarınız ne yazık ki çoğunlukla fazla cinsiyetçi. siz bunları rahat rahat yazıp özgürlükten nasibinizi alabilirken, bir kadın bundan rahatsız olursa, "fazla ciddiye almış" olmakla suçlanıyor. yani sizi ciddiye almamalıyız öyle mi?

    şunun farkında mısınız ki, dil, kültürü yaşatan temel direktir. eğer siz, türk kültürünün kötü yanlarına bok atmayı ihmal etmezken, bir yandan da bütüüün cinsiyetçi yanlarını kullanıyorsanız, o şikayet ettiğiniz, cahilliği, ataerkilliği aynen devam ettiriyor olursunuz. kötü niyetiniz olmayabilir, ama unutmayın, o cinsiyetçi şakalar, tüm bunları "normalleştirir".

    bakınız, "karım beni aldatsa vururum vallaaa"
    "kızım erkek arkadaşında kalmak istese keserim vallaaa"
    "ehi ehi am naapılır oluum başka, sikilir tabiii" şeklinde über-ironik laflarınız, bu topraklarda gayet karısı aldatınca vuran, kızı öyle bi' şey dese kesen, "am bulunca siken" insanların olduğu ve normal karşılandığı yerde, bunları daha da normalleştirmekten başka işe yaramaz.

    büyürken kafanıza sokulan laflar, siz hakiki bir entelektüel olup bunları kafanızdan silmek için deli gibi emek harcadığınızda bile yıllarca beyninizden sökülmez. değil ki bunları tekrarladığınız sürece, öyle düşünmediğinizi iddia etmek dursun... hakikaten öyle düşünmeyen insan, bunları böyle rahatlıkla ve sıklıkta sarf edemez.

    ve evet, biz bunlardan rahatsız olabiliyoruz. olmamıza nasıl şaşırıyorsunuz ki? biz toplum tarafından sürekli baskı gören, laf yiyen, laf atılan, "kesilen", yavşanılan, taciz edilen, ters ters bakılan, cık cık'lanan kesimiz.

    bi anda aydınlanıp harika bir toplumsal cinsiyet uzmanı filan olmanızı beklemiyorum ama en azından rahatsız olduğumuzu anlayın. evet ciddiye alıyoruz, çünkü ciddi bir şey! bizim yaşadıklarımızı yaşayan siz değilsiniz beyler! bir kadın olmadığınız için asla da anlayamayacaksınız. ama en azından sevgililerinizin, arkadaşlarınızın, anneninizin, ilerde olursa kızınızın aynı dertleri çekmemesi için, dilinizle bu aptallığa katkıda bulunmaktan vazgeçebilirsiniz.

    üstüne üstlük, bu, hem buradaki kanunlarca, hem de evrensel açıdan suç'tur. "kapitalist batı'nın yarattığı insan hakları evrensel beyannamesi..." filan diye hiç girmeyin lafa, düpedüz insanlık suçudur, sağdan soldan ortadan suçtur... niyetiniz kötü olmasa da suçtur, kazara insan öldürmek gibi..

    biraz anlayın yahu!
  • diger ozsel ayrimciliklar gibidir, mesrulastirilmaya calisildikca cirkinlesir ve lestirir (bkz: lestirmek); cirkinlestirdikce mesrulastirma ihtiyacini artirir. (bkz: pozitif geri besleme)

    simdi tam baslik vermeyeyim tatsizlik cikmasin ama soylemem lazim. yakin tarihte okumus, etmis egitimli bir tanidigin seksizmin doruguna tirmandigi bir basliktaki entrylerini gordum. okudukca utancimdan yerin dibine gectim, ''uuuv fak dis shit madirfakir'' dedim.

    savunmaya calistikca batiyor, battikca savunma ihtiyaci cosuyor. once bir ''gercek hayat''tan anekdotal ve pratik sagduyu ornegiyle veriyor, olmuyor. sonra bilimselcilige kiriyor, ''beyin kimyasi, noronal farliliklar'' diyor, tutturamiyor. iyice zorda kalinca hukukcu vakari ve agziyla sublimlestirip masaya yatiriyor, o da sicombo. ''cevresel/kulturel cinsiyetci'' diyip temize cekilebilecekken kendisini sag/muhafazakar/eril/muktedir cephede aktif politik aktor'e donusturen munazara hirsi sebebiyle uzaktan degnek ile bile dokunulmayacak bir pozisyona kendini gomuyor. zaten baksana, adami taniyorum bu entryi bile ilgili basligin altina yazamadim, o derece.

    bu tip 'tartisabiliyorsam tartismaliyim' hirslariyla gelen majestik yikimi mumkun kilan 'universite diplomasi' ve 'muteber toplumsal mevki ve kimlik'ler icin ben agabeyimden gelsin:

    (bkz: anadolu'ya cehalet universiteler ile geldi)
  • bugün eve tıkılmış bir bahtsız olarak, televizyon kumandasıyla yakın ilişkiler kurdum. işte bu süreçte zap yaparken, devlet televizyonunda (bildiğin trt 1) bir altyazıya denk geldim; ''türk sanat müziğinin hanımefendi sanatçısı''. bir devlet televizyonunun ''hanımefendilik'' denen içi doldurulmamış kelimeyi kullanmasının garipliğinin garip karşılanmayışını, devlet televiyonunun ''orospu'' sanatçıları belirleyip belirlemediğini düşünmeye baaşladım. yapılan bu açık ve kabul edilemez cinsiyetçiliğin nasıl meşrulaştırılabileceğini düşündüm.

    çok düşünmedim ama. aklıma cinsel saldırıyı, sözlük anlamı ''şeref, haysiyet, namus'' olarak geçen ''ırz'' kelimesi üzerinden ''ırza tecavüz'' olarak tanımlayan yasalar geldi. kadınlar öldürülürken veya saldırıya uğrarken bile erkeğin(baba-koca) zarar gördüğü iddiasıyla bir sahiplik yaratıldığını anımsadım. yıllar yılı verdiği her kararda, cinsiyetçi temeller üzerine kurulmuş ahlaki kodları hayatımızın ayrılmaz parçası yapmaya çalışan hukuk sistemini andım.

    sonra düşündüm taşındım. tüm bunların yanında devlet televizyonunun ''hanımefendi'' sanatçıları belirleyip ve yüceltip, ''orospu'' sanatçıları açıklamama büyüklüğüne şükrettim.

    haa bu arada bahsettiğim olaydan alakasız olacak ama hazır bu başlığa gelmişken söyleyeyim, kabul etseniz de etmeseniz de cinsiyetçilik sizin o toplumsal ahlaki kodlarınızla doğrudan alakalı. söz konusu sorunun çözümü, doğrudan ve şiddetli bir biçimde o ahlaki kodlara saldırmak ve onları yanlışlamak ile mümkün olabilir.
  • milattan sonra 2015 yılının ortasında bunları okumamıza vesile olan "akım".

    "açık saçık giyinirlerse tecavüze uğrarlar"ın nobelli versiyonu. lablarda kendini tutamayıp hep kadınlara aşık felan oluyormuş, sonra onlar da ona aşık oluyormuş, sonra kadınlar hep böyle ağlıyormuş felan, o yüzden aynı ortamda çalışmamalılarmış ://

    -

    bu müthiş beyanın ardından yarım yarım yardıran #distractinglysexy hashtag'li twitter bombardımanı gecikmemiş.*
  • seksizm mevcut hakim ve yaygin pratik icinde baskin, aleni sinirlayici ve normatif etkilerini erkek egemen iktidar catisi altinda gosteriyorsa da, temelinde erkek'lige degil, ozculuge ait bir durumdur. yani sudur, kadin ve erkek "oz"unde bireysel ve sosyal alanda tanimlanmis bir takim deger, olgu, eylem, pratik ve kanaat ve dusuncelere sahiptirler, ve bunun mevcut toplumdaki yansimasi evrensel bir musterekten, kulturleri ve sartlari asan bir oz'den yola cikmislikla aciklanir (kadin: gucsuz, kirilgan, zarif, duygusal, inceliklidir (vb); erkek: girisken, guclu, muktedir, duygusuz, sert, hirsli, mucadelecidir (vb.) gibi). sag ideolojinin ayaklari olan irkcilik, millyetcilik, kapitalizm gibi cinsiyetciligin de temelini olusturan, teleoloji'den olma metafizik'ten dogma ozculuk, toplum ve sartlarin belirleyiciligi ilkesine gore olusan sol goruse uygulandiginda can sikar.

    misal sol-entelektuel ve feminist goruste olan (ya da oldugunu iddia eden) bir kisim'in kendiyle tanimli ve anlamli bir deger olarak masizmden bahsetmesi, ataerkilligi erkek'in ozu ile iliskilendirmesi buna benzer bir cinsiyetcilik ornegidir. toplumcu bir perspektiften bakildiginda machismoyu da, kadin icin muadili mariyanismo'yu da varligiyle "oz"e delil gostermek makul ve mantikli degildir. cogunlukla bireyci yapilar icerisinde sagin solu olmaklik ile "sol" tesmiye edilen goreli hareketlerde konformizm disiligi, muktedir karsitligini ici bos bir formalizm ile sol'lastirmak, sag'i yaratan temel ontolojik arizayi sol'un insasina uygulamak cinsiyetcilik meselesinde de kendisini gostermektedir. bu yuzden ozellikle amerika'da sag hareket "erkeklerden nefret eden, lezbiyen feminist" karikaturlerinde kimi zaman bu temel yanilsama sebebiyle isabetli bir takim saptamalarda bulunabilmekte, feminist hareketi yipratmakta basarili olmaktadir.

    bunun yani sira evrimsel psikolojinin de birey kultur'u ve ozculuge katkisindan, mevcut'u mevcut'un mesruiyetiyle aciklamaya desteginden de soz etmeden gecmemeli. ama onu sonra anlatayim.
  • bir cinsiyetin ya da cinsel yönelimin, diğer cinsiyetler ve cinsel yönelimlerden üstün olduğunu iddia eden yaklaşım. cinsiyetçilik heteroseksizm şeklinde görülebileceği gibi, homoseksizm şeklinde de görülebilmektedir. oldukça ben merkezci bir dünyayı değerlendirme tarzı olarak cinsiyetçilik, bizden başka kimseciklerin yaşamadığını ileri süren -daha doğrusu öngören- bir bakış açısıdır:

    "sadece heteroseksüel erkekler/kadınlar vardır ve geri kalanlar hiçtir, toptur, mantardır, böcektir" demek cinsiyetçilik olduğu gibi, "eşcinseller vardır ve heteroseksüeller sapkın cinsel tercihleri olan garibanlardır" demek de, "grup seks yapmayanlar/ çok eşli özgür cinselliği savunmayanlar tutucu gerizekalılardır" demek de cinsiyetçiliktir.

    günmüzde çok ciddi bir sorun olan cinsiyetçilik, ayrımcılık kapsamında değerlendirilmesi gereken bir toplumsal olgudur ve en az etnik ayrımcılık ya da ırkçılık kadar tehlikelidir.
  • binlerce yılın genetik ve sosyo-kültürel mirası olsa gerek en entellektüel geçinen insanlarda bile refleks olarak mevcuttur.

    örneğin: argo bir övgü şeklini ele alalım; birisi babanızı övmek için "taşşaklı adammış" veyahut (bana gayet itici gelen) "taşşakları öpülecek adammış" şeklinde bir ifade kullansa bu çok da gerginlik sebebi değildir. aynı durumda annenizi övmek için "klitorisli kadınmış valla" ya da "vajinası öpülecek kadınmış" dese kuva-i milliye sınırları içindeki vatan toprağının çok büyük bir kesiminde cinayet sebebidir.
  • halihazırda dönüp duran ekşi sözlük geleneksel paint-ball (çamur at izi kalsın) savaşına istemeyerek veya isteyerek ortak olan bazı okurların/yazar arkadaşların kafasının bazı konularda ciddi şekilde karışmış olduğunu görüyorum. anlıyorum ki, cinsiyetçilik karşıtlığı hiçbir zaman doğru kavranmamış. bunun böyle olduğu, yıllardır sözlükte cinsiyetçilik karşıtı harekette aslında ne yapıldığını bir türlü anlayamamış tonlarca insan olmasından hep aşikardı; ancak, bu ‘anlaşılamama/bilmeme’nin, bir manipülasyon aracı olarak kullanılmasına içim el vermiyor.

    cinsiyetçilik, cinslerden birisini diğer cinsten üst tutup, cinslere belli roller giydirme çabasına/eylemine/girişimine/duruşuna/tavrına denir. bunun içindir ki, herhangi bir şeyin cinsiyetçi bir tavrı olması için, için “sik”, “yarrak”, “kürek” gibi “küfür”lerin; ya da, herhangi bir “kadın” imgesinin apaçık şekilde varolmasına gerek yoktur. cinsiyetçilik, gösterilen’e yüklenen anlamın, örtük veya açık yolla oraya konması ile ayırdına varılabilen bir tavırdır. feminizm, bir ideolojidir ve feminist ideoloji hakkında atıp tutabilmek için perspektif esnekliğine gerek vardır. şayet, cinsiyetçiliğin, ibne sözcüğünün kullanılması zannediliyorsa, bu ilüzyon, basmakalıp demode feminist perspektifin kemikleşip, adeta 80 sonrası ilköğretim müfredatı kadar verimli bi halde tıkanacağına işarettir. benzer şekilde, iletişimin renk ve koku değiştirdiği, muazzam ivmelendiği 21. yy’da, cinsiyet bazlı tacizin formlarını algılamak için de ciddi bir kavrama becerisi gerekmektedir. refleksif hale gelmiş sözcük kullanımlarından ziyade, düşünce süreçlerinin dikkate alınması gereklidir cinsiyetçi söylem analizinde. çünkü ağzından amınakoyimi eksik etmeyen bir erkeğin zihninde “am” ve “koymak”, kadını konumlandırdığı yer ve kadın ile kurduğu ilişkinin muhakkak bir tezahürü olmayabiliyor. (evet, düşünce süreçleri olsun, bilinçdışı olsun, hepsi dil aracılığıyla anlaşılır, zira dil bilinçdışı bilinçdışı dil gibi işlenmiştir, der lacan’a saygılarımı sunarım; ancak, irigaray’ın da lacan eleştirisindeki, dil kavramının sadece erkeklerin dili olduğu, dolayısıyla dil üzerine kuramının geçersiz olduğu yönündeki görüşünü hatırlamakla birlikte, erkeklerin alanı kabul edilen bir diskura tecavüz edilmesini, onu yasaklamaktan daha diyalektik bir çözüm olarak olarak görüyorum. bahsettiğim tecavüze kasti çarpıtma da denilebilir. zira şunu biliyorum ki, birinin düşünce süreçlerine müdahale edilecekse, onun alanında oynamak gerekir. o alanın, varlık anlamına müdahale edemezsin çünkü başka türlü. yalnızca birini kısıtlayacaksan, dışarda olmak gerekir. ki cinsiyetçi söylemin sadece küçük bir kısmını temsil eden cinsiyetçi küfürlerin yasaklanarak dilden arındırılabileceğine inanmaktansa, noel baba’ya inanmayı tercih ederim. )

    buna paralel olarak, hayatı boyunca küfür etmekten, argo kullanmaktan- sözlük bağlamına gönderme yapacak olursak-cinsellik imalı entryler yazmaktan imtina etmiş bir kadının cinsiyetçi olmadığını iddia edemeyiz. sözlükte, bu konudaki cehaletin boyutları işte bu denli korkunçtur. zira sözlükte, cinsiyetçi söylem kullanımı ne zaman gündeme gelse, küfür eden kadın ve erkeklere yönelir bakışlar. küfüre, yani, maskülen alanın bir unsuruna. oysa kadınların alanında dönen dolaplar pek az ilgi görür. çünkü yeterince apaçık değildir. bunun sebebinin bunca yıldır cinsiyetçilik mevzunda sözlükte yanlış politikaların da izlenmiş olması olabilir.. zira ortalama bir sözlükçü için “cinsiyetçi söylem = küfür”dür.

    ama işte o iş hiç de o kadar basit değil. bir kere cinsiyetçilik, salt kadının maruz kaldığı bir haksızlık değildir. erkek, farklı formlarda olmakla birlikte, azımsanamayacak ölçüde cinsiyetçilik kurbanıdır. kadın, kendi söylemine sahip bir cinstir. kadın söylemi, erkek söylemi üzerinden irdelenemeyeği gibi, değerlendirme check list’i de yine erkek söyleminden alınmış kriter olamaz. kadın, evrildiği ataerkil düzen içinde bastırdıkları ve öne çıkarttıklarıyla, küfür etmenin men edildiği, ancak-mesela- iğnelemenin mübah olduğu bir dil yaratmıştır kendine. hiç küfür etmeden, argo kullanmadan cinsiyetçi olur kadın.

    buna bir örnek vermek gerekirse, bir yazarın (o benim) cinsiyeti erkek olan badisine yazdığı ve kimseye gönderme olmayan bir entrysi baz alınarak, kadın yazarın, erkek yazardan evli olmasına rağmen çocuk sahibi olmak istediğinden bahsettiği vakit başka bir kadın, küfür etmeden baştanaşağı cinsiyetçi söylem kullanmış olur.

    #14252442
    #14256709
    #14256834

    bunu, daha evvel, kendi tavrının, herhangi bir cinsiyetçilik unsuru eklenmeksizin karikatürize edilmiş halinin kendince intikamı olarak yapmış olması, kullandığı yöntemi meşru kılmamakla birlikte, yine de bir tercih olarak bakıp başımızı çevirebileceğimiz bir duruştur. şerh de düşmeden edemeyeceğim, bu yazı, cinsiyetçi söylemin kullanılmaması gerektiğine dair bir yazı değil, cinsiyetçilikle ad hominem’in/cehaletin/aymazlığın/şirretliğin ayırt edilmesine yönelik bir yazıdır. dolayısıyla, cinsiyetçiliğin tu kaka bir şey olup olmamasını geçtim, kişinin nerede ne yaptığını bilmesi halinde, ortamın aydınlanmış olacağı kanısındayım. çünkü ne zamanki o kişi, kendisine veya arkadaşlarına, yapılan salt ad hominem olmasına rağmen, cinsiyetçilik yapıldığından dem vurur, büründüğü patetik yetersizlik hali karşısında insan kızsın mı gülsün mü karar veremez. bu, kadının kadına erkek söylemi olmaksızın yönlendirdiği cinsiyetçi söyleme örnekti.

    erkeğin, kadın söylemi karşısında kurbanlaşması halini ise, gani bulunan günlük hayat tecrübelerinden örnek vermeye gerek görmeden, doğrudan ekşi sözlük tecrübesine gönderme yaparak daha net bi kıvama getirebileceğimize inanıyorum.

    sözlük’te avasas adlı yazarın, yıllardır maruz kaldığı had sınır bilmez ad hominem saldırılar aşikar. bu adam, ne zaman ideolojik bir tartışmaya girse, tartışmanın sonunda, avasas’ın ailesi, çocukluğu, eskiden ne olduğu şimdi ne olduğu, hangi kadını bi vakitler beğenmiş olduğunu okuyoruz hep aynı kişilerden. bu, kendi başına yeterince vahim bir durumken, daha bir kaç gün içerisinde olan saçmasapan zirve atışmaları içinde yine fikir tartışması yoldan tamamen çıkmış ve bu kez avasas’ın olmayan cinsel hayatına vurgu yapılmış. bu, misandry’dir.

    #16742322
    #16747915

    bunun akabinde, el fikir adlı yazarın, mümine hakkında açtığı başlık baz alınıp, el fikir’e cinsiyetçi ve misojen ithamlarında bulunmanın gülünçlüğünü görmek o kadar zor olmasa gerek. zira misojeni (kadın düşmanlığı) tartışmasına girmeden önce, kadın söylemi karşısında erkeğin maruz kaldığı misandry’nin (erkek düşmanlığı) meşru kabul edilebilmesi için (sen tipsizsin zaten.. kızlar sana vermiyor işte, çimenlerde cinsel açılımlar yap sen anca, senin baban da dinciydi zaten, ayrıca sen eziksin), son derece disfonksiyonel bir bilişsel kapasite ve engin bir cehalet gereklidir. bunun, ne yazık ki bazı sözlük yazarlarında mevcut olduğunu gördük.
    avasas’a günlerdir alenen gönderilmiş misandric entryler, bir kadın şövanizminin örtük halde vücut bulmasından başka şey değildir. (bkz: female chauvinism). ya hakikaten bilmediği kavramları atıp tutmayı seviyor insanlar, ya da cidden büyük salaklar. erkek düşmanlığının apaçık yapıldığı bir düzlemde, cinsiyetçilik ihtamları sahiden de içler acısı... siz cinsiyetçiliği, sadece kadına yapıldığında mı fark edenlerdensiniz?

    el fikir’in misojeni’sine gelince. mahallenin bal dudaklı mümin dilberi, misojeni unsuru taşıyan bir başlık değildir. misojeni, kadın cinsine nefret kusan söylemlerle karakterizedir. el fikir, genel bir kadın profili üzerinden, ne gergedan gibi yarrağını, vajinası leş gibi kokak bir mümineye sokmak istemiş; ne de kendisine götünden sikilmek için yalvaran başka bir dilberi reddettiğini anlatmıştır bu başlıkla. misojeni dediğiniz şey, budur.

    el fikir üzerinden dönen tartışmaları daha da komik hale getiren, aslında yine el fikir’in kimliğidir. nerede durduğu ve nerede durmadığı çok açık bir insan olması dışında, üçbin küsur yazısı ile kendini olabilecek en net biçimde ortaya koymuş bir yazar olarak, ağza pelesenk edilmiş “aaa, dilber diye başlık açtı, cinsiyetçi o zaman” göndermesi en hafif tabiriyle antenlikten başka şey değil.

    kadının erkeğe yapabileceği en entelektüel (literat?) cinsiyetçiliğin örneklerini izliyoruz. iki yıldır bitmiyor bu çile. artık da cidden suyu çıktı. o kadar suyu çıktı ki, bu leşlik, ilgili kişiler tarafından yapılınca “normal, çünkü onlar zaten ruh hastası” şeklinde karşılanabiliyor. neden? o zaman bu, herkese aynı şekilde karşılık verme hakkını doğurmaz mı? gayet de doğurur. herhangi bir etik tartışması yapmıyorum, çünkü etiği olmayan bir durumla etik ölçütlerle baş edilemediği aşikar. sadece, herkes kendi yaptığının farkında olursa, ne yapıp ne yapmadığını iyi bilirse, en azından bi halt yerken bunun arkasında durabilirse, sütten çıkmış ak kaşık gibi acıların çocuğunu oynamaz ise, daha adil bi platformda muhatap olunur. olmak istemeyen de zaten hiç olmaz.

    mümine konusunda yapılan şeyin adı, karikatürize halde bir ad hominemdir. cinsiyetçilik falan yoktur; başlık da konu da kadının cinsel rollerini ve aşağı konumunu teşvik edici bir tutumu imlemiyordur; sadece yöntem olarak mütekabiliyet seçilmiştir; ama yine de misandry karşılıksız bırakılarak (bence insaflı davranıldı), sadece ad hominemle yetinilmiştir.

    bundan üzülen, sıkılan, daralan üçüncü beşinci şahıslar varsa, affola. ancak bu olayın kaynağı olan, yıllardır bir sözlük yazarına etmediği çiğ lafı bırakmayan bir kadın, sırf kadın olduğu için ettiği lafların akıbetinden muaf tutulmayacak. eğer henüz çok küçük bir kısmını gördüğünüz mütekabiliyetten rahatsız olduysanız da, bir daha kimseye öyle davranmamanız gerektiğini öğrenirsiniz.
    olmadıysanız, katlanarak devam edebilir bu süreç. misandric tavırların da karşılığını bulacağı ortamlar yaratmak hiç de zor değil. zira durum, prensipler-üstü bir hale çoktan geldi, ve en azından durduğu yer belli olan bir kişi olarak söylüyorum ki ahlaki olarak kimsenin gözlerinde prim yapma ihtiyacı duymuyoruz. biz ahlaki olarak da, ilke olarak da nerede durduğumuzu çok iyi biliyoruz; kimseden icazet alma huyumuz da yok. “never explain--your friends do not need it and your enemies will not believe you anyway” de sevdiğimiz bir alıntıdır. üç beş tane zibidinin yüzüne onların ruhunu tükürmek, iktidar yalakalığı yapmak ve ahlaktan prim yapmaktan çok daha tatmin edici. bu süreç devam da edebilir, etmeyebilir de. ancak artık ne “vay bana cinsiyetçilik yapılıyor”un, ne de “misojeni”nin ardına saklanabilirsiniz.

    yok böyle bir şey çünkü.
  • mesela mesela, daha önce defalarca kez gidip konuştuğunuz teknik servisteki abinin bile, bilgisayara format atılması lazım ve pili değiştirilmeli dediği zaman, "yedeklemeyi siz yapcaksınız formatı da atın, yok yedeklemeyi bana yaptıracaksanız ben atarım formatı." dediğinizde "sen yapabilir misin ki? biraz karışık." demesidir. yani dünyanın en basit işlemi olmasına rağmen zaman aldığı için üşendiğiniz bir şeyi bile sadece kadın olduğunuz için yapamayacağınızın düşünülmesidir.

    daha doğrusu sahip olduğunuz cinsiyet yüzünden ilgi alanlarınızın ve becerilerinizi kısıtlanması, bu alanın dışına çıkmanızın da garip karşılanmasıdır.