şükela:  tümü | bugün soru sor
  • türk lisanına önüne gelenin -paşa gönlünün arzusu üzerine- vurduğu darbelerin son örneğidir.
    öncelikle "türkçe, kuş dili değildir. türk dili yoktur, türk lisanı vardır." diyen peyami safa'yı rahmetle anıyorum. mevzu çok detaylı ve sorunun temeli çok derinlerde olduğundan, akademik tarzda değil, popüler tarzda birkaç can alıcı noktaya temas etmek istiyorum. vakti olan türkolog arkadaşlar bu mevzu üzerine fikir beyan ederlerse, faydalanmak isterim.
    özellikle 15. yüzyıldan itibaren osmanlı saray dilinde meydana gelen türkçenin tahribi, 20. yüzyıla kadar sürmüş ve ortaya türkçe-arapça-farsça-fransızcadan mürekkep bir acayip lisan çıkmış idi. osmanlıca güzellemesi yapmak bir yana, bu lisan istanbul ve saray çevresi dışında çoğu zaman kullanılmadığından, anadolu kırsalında türk lisanı büyük ölçüde korunmuş idi. ortalama bir anadolu köylüsü, yunus emre'nin şiirlerini anlamaktayken, payitahtta kullanılan lisanı -büyük ölçüde- anlamıyor idi. dilde sadeleşme hareketlerinin etkisi de, iletişim araçlarının ve okuma-yazma oranının azlığı yüzünden (tabii arkasında devlet desteği de olmadığından) sınırlı kalmış idi.

    türk lisanına ilk mühim darbeyi mustafa kemal paşa vurdu. arapça kökenli kelimeleri atarak "öz türkçe"ye döneceğiz bahanesi ile, ortaya uydurmaca bir lisan çıkardı. bu lisan öylesine acayip idi ki, ne istanbullu bir türk ne de çağatay türkçesi konuşan bir bozkırlı anlıyor idi. resmi devlet protokollerinden bir örnek verecek olursak, ortaya çıkan "dil" (!) şöyle bir şey idi:

    "altes ruayâl,
    bu gece, yüce konuklarımıza, türkiye’ye uğur getirdiklerini söylerken duyduğum, tükel özgü bir kıvançtır.
    burada kaldığınız uzca, sizi sarmaktan hiç durmayacak ılık sevgi içinde, bu yurtta, yurdunuz için beslenmiş duyguların bir yankısını bulacaksınız.isveç-türk uluslarının kazanmış oldukları utkuların silinmez damgalarını tarih taşımaktadır. süerdemliği, önü, bu iki ulus, ünlü sanlı sözlerinin derinliğinde sonsuz tutmaktadır.ancak, daha başka bir alanda da onlar erdemlerini, o denli yaltırıklı yöntemle göstermişlerdir. bu yolda kazandıkları utkular, gerçekten daha az özence değer değildir.avrupa’nın iki bitim ucunda yerlerini berkiten uluslarımız, ataç özlüklerinin tüm ıssıları olarak baysak, önürme, uygunluk kıldacıları olmuş bulunuyorlar; onlar bugün en güzel utkuyu kazanmaya anıklanıyorlar; baysal utkusu.
    altes ruayâl,
    yetmiş beşinci doğum yılında oğuz babanız, bütün acunda saygılı bir sevginin söyüncü ile çevrelendi. genlik, baysal içinde erk sürmenin gücü işte bundadır.ünlü babanız, yüksek kralınız beşinci güstav’ın gönenci için en ıssı dileklerimi sunarken, altes ruvayâl, sizin altes ruvayâl, prenses louise, sevimli kızınız altes prenses ingrid’in esenliğine, tüzün isveç ulusunun gönencine içiyorum."

    1934 yılında, isveç veliahdı prens güstav adolf şerefine söylenen bu nutuk üzerinden çok geçmemişti ki, kemal paşa nasıl büyük bir hata yaptığını anlamış ve falih rıfkı'ya: "çocuğum beni dinle. türkçenin hiçbir yabancı kelimeye ihtiyacı olmadığını söyleyenlerin iddiasını tecrübe ettik. bir çıkmaza girmişizdir…biz de çıkmazdan kurtarma şerefini başkalarına bırakamayız. türkçe'de kalacak kelimelerin aslında türkçe olduğunu izah etmeliyiz" demiştir. netekim, 1934 yılında türk dil kurumuna gönderdiği tebrik telgrafında: "dil bayramından ötürü, türk dili araştırma kurumu genel özeğinden ulusal kurumlarından, birçok kutun bitikler aldım. gösterilen güzel duygulardan kıvanç duydum. bende kamuyu kutlarım" diyen gazi, 1937 yılında şunları söyleyecekti: "dil bayramı münasebeti ile tdk hakkımdaki duygularını bildiren telgraflarınızdan çok mütehassıs oldum. teşekkür eder, değerli çalışmalarınızda muvaffakiyetinizin devamını dilerim"...

    yine de bu kötü iş, kemal paşa'nın ölümünden sonra da devam eder. üstelik bu kez "ideolojik" bir kimlik de kazanır. solcu/devrimci/ilerici/din karşıtı/aydın vs adına ne derseniz deyin, bu kesim hırsla savunur öztürkçeyi. muhafazakar kesim ise, -adı üstünde- muhafaza etmek ister kullanılagelen türk lisanını. sonuçta kim kazanır? biraz onlar, biraz bunlar...bugün bile chp'nin "il örgütü" vardır, mhp'nin "il teşkilatı".....

    gelelim "güncel" mevzuya. önce 26 şubatta bir haber düştü: "kadını aşağılayan bazı kelimeler tdk sözlüğünden çıkarılıyor" diye. ankara 6. idare mahkemesi, oynak, taze, müsait, yollu gibi kelimelerin argo anlamlarının kadını aşağıladığı, küçük düşürdüğü gerekçesiyle türk dil kurumu sözlüğünden çıkarılmasına karar verdi. bu birkaç hakimciğe: "siz kim oluyorsunuz da, binlerce yılda meydana gelmiş bir lisan ve kelime hazinesinden (evet hazine!) bazı kelimeleri "atabilme !" hakkını kendinizde buluyorsunuz. bu ne haddini bilmezliktir ! türk lisanı 3 tane hakimciğin hukuki karar ve içtihadıyla mı şekillenecek !!!" denmedi. gönül isterdi ki, kadınlar derneğinde suriye politikasını anlatan reisicumhurumuz, böyle bir çıkış yapsındı. yapmadı...halbuki bu kelimeler ve manaları, bugünkü değerlerimiz ile hoşumuza gitmese de türk lisanında vardır ve var olmaya devam edecektir. velev ki türklerin tarih boyunca kadını aşağılayan (!) bir kavim olduklarının hatırası olarak...

    şimdi de sözlükte eşit sözlük muhabbeti dikkatimi çekti. zihniyet aynı. cinsiyetçiliğe karşı çıkmak bahanesi ile lisana tecavüzler devam etmekte...

    bak bak ne yazılmış "adem oğlu" nun karşılığı olarak: "çok daha kısa ve öz bir tanımı var aslında, insan"

    işte haddini bilmemek böyle birşeydir. tıpkı o birkaç hakimcik gibi kesilen ahkama bak. cinsiyetçiliği reddeden ama dilin ırzına geçen bu zihniyete şunu hatırlatayım ki, oğlan kelimesi, türk lisanında hem kız hem de erkek cinsiyet için kullanılır. erkeğe urı oğul; kızlara kız oğul denir. kız oğlan kız tabiri de buradan gelir. şimdi bu zihniyetin türk lisanı hakkında bilgisi var mıdır? elbette yoktur. ama adem oğlu tabirinin yerine "insan" dememizi önerebilmektedir.
    en aptalcası da, ..... insanı tabirleridir galiba. bilim adamı denmesin, iş adamı denmesin diyorlar. peki ne diyelim muhterem denince de, -paşa gönüllerinin uydurduğu gibi- bilim insanı, iş insanı densin diyorlar. iyi de adam kelimesine neden karşısınız? kastettiği "erkeksi" mana yüzünden. çünkü her şey zıddı ile kaim. bir de kadınlar var değil mi? pekala muhterem, iş insanı-bilim insanı diye bir tabire ne gerek var? her şey zıddı ile kaim ise, iş hayvanı-bilim hayvanı olmadığına göre insan vurgusuna ne gerek var? bilim adamı yerine bilimci, iş adamı yerine patron/patrone neden demediniz? sahi, öğreten adama öğretmen diyorsunuz da, öğrenen adama neden öğrenmen demiyorsunuz -öğrenci- diyorsunuz? (yok, bu başka bir konu)

    "bayan değil kadın" diyorsunuz. azizim, artık onu mahşerde kemal paşa'ya söylersiniz. zira mucidi o'dur. fransızcadan mülhem bayan ve bay tabirlerini icad etmiş, üstelik isimden sonra gelmesine karşı çıkarak isimden önce söylenmesini emir buyurmuştur. bay ahmet, bayan ayşe gibi...halbuki türk lisanında ayşe hanım ahmet bey denir idi. nasıl ki, soy adları da isimden önce söylenirdi. osmanoğlu murad, karamanoğlu mehmed gibi. kemal paşa bu mevzuda da emir buyurdu: murad osmanoğlu, mehmed karamanoğlu denecek diye. emir yanında yasak da getirdi ulu halaskar: "bey-beyefendi-hanım-hanımefendi-ağa-paşa" yasak !!! (neyse bu mevzu çok uzar...)

    1000 yıllık hanım köylü tabirini kullanmayacakmışız. neden? cinsiyetçiymiş. adam gibi tabirini, erkekliğe yedirememek tabirini de aynı sebeple kullanmayacakmışız. fahişeye de "seks işçisi" dersek tadımızdan yenmezmişiz. muhterem; "mahalle yanarken orospu saçını tararmış" diye bir söz var yahu! paşa gönlün için onu da değiştirelim. olur mu?

    geçen günlerde "bilge kağan" başlığı altında şöyle bir yorum gördüm:

    <<adını taşıyan kitabenin güney yüzünün üçüncü satırında, "tatabı"lara karşı çıktığı seferde "........ öldürdüm, çocuklarını, kadınlarını, at sürülerini ve tüm varlıklarını aldım" dördüncü satırında ise "kadınlarını yok ettim" diye övünen kağan.>>

    işte bu zihniyettir muhterem sizin zihniyetiniz. 1400 sene evvelki kağanı günümüz insani (?) değerleriyle yargılamak. 1400 senedir lisanımızda olan kelimeleri günümüzün evrensel ve eşitlikçi (!!!) değerleriyle yargılayıp lisandan çıkarma hadsizliğinde bulunmak...

    son söz olarak diyorum ki; siyasal islamdan, islamı araplaşmak zannedenlerden ve hurafelerin din namına satılmasından nefret ediyorum. sağ kesimin yüzde 99 nisbette omurgasız ve şahsiyetsiz olduğuna inanıyorum. mevcut iktidar yüzünden, birgün başka bir ülkeye gideceğim günün özlemiyle yanıyorum. ancak bütün bunlara rağmen; bu milletin başına, kemalizm ve kemalistler kadar zararlı bir güruhun gelmediğine, allah'a iman edercesine iman ediyorum...