şükela:  tümü | bugün
  • sevişebilenlerin takdiridir.
    biz sevişemiyoruz, bilmiyorum ondan.
  • otuzlu yaşlarımın ortasında bir iş için türkiye'nin unutulmuş bir köşesine gitmek zorunda kalmıştım.

    gittim otele yerleştim, ücra bir şehirde, pek de mükemmel sayılmayacak, mütevazı bir otel işte. neyse ki çalışanları saygılı da eksiklerini kapatabiliyorsun.

    neyse hacılar... benim de hayatımın zor zamanları. cebimde çok az para var. o gittiğim yerde önemli bir sözleşme imzalayacağım, sonrasında güzel paralar gelecek. güzelliğiyle herkesi kıskandıran taş gibi bir sevgilim var ama abla parasızlıktan yakınıyor. haliyle ilişkimiz pek iyi durumda değil. zaten ayrılsın da çıksın gitsin ülkesine diye dua ediyorum. öyle bir dönemdeyiz.

    eşyalarımı otele yerleştirdim, biraz zaman geçirmek için binanın terasına çıkacaktım ki, kapıyı açtığım gibi karşıma bir abla çıktı.

    etkileyici bir yüz güzelliği olduğunu söyleyemem ama henüz otuzlarının başındaymış gibi görünen ablada kase taş. vücut maşallah. bacaklar uzun, memiktolar diri. üzerinde de ince bir bluz. meme uçların biraz daha büyürse yanlışlıkla birine batıp kaza çıkarabilir, allah korusun.

    odamın kapısının önünde ne arıyorsun der gibi kıza bakarken, abla uzanıp dudaklarıma yapıştığı gibi beni içeri atıp kapıyı ardından kapadı, duavra dayanmış şekilde alevli şekilde öpüşürken de avcunu malafingoya atıp okşamaya başlamasın mı?

    ablacım, sen kimsin diye sormaya fırsat bulamadan abla dişlerini dudaklarıma geçirip ısıra ısıra beni yatağa götürüp üzerime tırmanmaya başladı.

    bir yandan tahrik olup bir yandan kim olduğunu öğrenmeye çalışırken, debelenip duruyordum ama abla izin vermiyor. hanım kızımız benim elbiselri parça parça soyarken ıslak dudaklarıyla bütün bedenimi öpüyor, ağzımı açmaya kalksam memiktoları açılmış ağzıma dayayıveriyor. ben bunun memiktoları yaladıkça abla daha da gaza gelip daha da sertleşiyor... en son ablacığımız malafingonun üzerine oturmuş ve çığlıklar atarak zıplarken telefonu çaldı. abla zıplamaya devam ederken telefonu açtı, efendim dedi.

    ben hala ne oluyor diye anlamaya çalışırken, abla bir şaşırdı. nasıl beni bekliyor ya, dedi. müşterinin üzerinde zıplıyorum şu anda derken, nasıl ya diye küçük bir çığlık attı, yanlış odaya mı gönderdin beni, senin ağzına sıçim mesut deyip telefonu kapatıp, üzerime daha bir heyecanla abandı. pardon, dedi yanlış odaya gelmişim, başka bir müşteri çağırmış beni derken çığlıklar atarak boşaldı ve üzerimden kalkıp giyinmeye başladı.

    ama ben hala rahatlamadım dedim şaşkınca.

    kusura bakma canım ya, dedi. para almadan hiçbir erkeği rahatlatmıyorum. prensip meselesi. 200 lira ödersen işin sonunu getiririm...

    fakat bende para sınırlı. malesef ödeyecek param yok. abla da baktı benden ses çıkmıyor.

    hem fukara hem şeyi büyük, diye mırıldanıp odadan çıktı.

    ne kadar manyak varsa beni buluyor dedim, giyindim ve terasa çıkıp çayımı içtim.

    fakirlik çok zor bir şey arkadaşlar. allah kimseyi düşürmesin.
  • çirkin kadının bir yerden avantaj sağlaması lazım.
  • bir hikayede ben paylaşayım madem... askerlik yeni bitmiş, yaş 22 falan eski çalıştığım firmada tekrar işe başladım, ben yokken yeni bir sekreter almışlar, abla da 40 yaşlarında falan güzel mi derseniz o zaman ki ruh halime göre kötü sayılmaz, neyse önemli bir ihaleye hazırlanıyoruz, yoğun bir çalışma temposundayız, ablayla iletişim, sohbet derken biraz samimi olmaya başladık.

    ama askerden geldiğim için gözüm hiçbir şey görmüyor desem yeridir, dedim ben bu ablayla daha yakın olmalıyım, bunun yolu da tabii ki de ona olan ilgimi somut olarak ortaya dökmekti. ne yapayım, ne edeyim acaba derken aklıma dahiyane bir fikir geldi. bir gün iş için şehir dışına çıkarken bu ablamıza mesaj attım dedim ki, “sibel sana bir şeyler söylemek istiyorum ama söyleyemiyorum” tabii ablamız hemen zokayı yuttu ve bana ardı sıra mesajlar göndermeye başladı. mesajlarında bana ne söylemek istiyorsun saffet? yoksa cesaretin mi yok? hadi ama çok merak ediyorum... ben mesajlarına kayıtsız kalıp, sustukça ablamız iyice çıldırıp yoksa beni mi istiyorsun demez mi? bingo.

    artık ok yaydan çıkmıştı, askerden yeni gelmiş çilekeş bir erkek olarak bu beklediğim bir mesajdı, ve ben de buna kayıtsız kalamayarak “evet sibel seni istiyorum” dedim. sonrasında benim şehir dışından dönmemle beraber, ablamızla bir cumartesi günü şirket çıkışı buluştuk ve benim eve geçtik, eve geçerken de yoldan viski ve biraz da bira almıştık.

    içmeye başladık, kafamız güzelleşince ablamız gözümde adeta bir, gisele bündench’e dönüşmüştü. öpüşmeye başladık, fakat bir şeyler ters gidiyordu, sanki kadın ben, erkek oydu. bana hırçın davranıyordu. derken elimi eteğinin ön tarafına doğru atarken bir sertlik hissettim, bir şeyler ön tarafında kabarmaya başlamıştı, hayır olamaz, bu alkolün bir etkisidir diye düşünürken yanılmadığımı anlamıştım. bu bir rüya değildi, ablamız daha doğrusu, abimiz mi desek bilemiyorum travesti çıkmıştı.

    bizim yolunu siktiğimin ik’cıları sözde ablamızı, pardon abimizi biliyorlarmış da bana söylememişler, hikayesi olan bir abimizmiş meğer, annesi kanser hastasıymış, ik’cılar iş görüşmesinde durumu patrona anlattıklarında o da işe alın demiş ve abimiz böylelikle bizim şirkette sessiz sedasız işe başlamış.

    hala görüşürüz... yok lan şaka şaka ne görüşmesi o günden sonra şirketten istifa etmek zorunda kaldım. sonradan öğrendim ki abimiz de işten ayrılıp, trakya’ya yerleşmiş. ah ulan ne günlerdi. hala aklıma geldikçe gülerim.