şükela:  tümü | bugün
  • iyi söylendiğinde tüyleri diken diken edebilen, kişiyi dünyaya hükmeder haldeyken birden yağmur altındaki bir yavru kediye çeviren, sonra tekrar dünyaya hükmettiren aşmış sözlere ve müziğe sahip, şarkı, türkü, marş formlarının her birinden birşeyler taşıyan eser

    ermeni türküsü kamancha'dan aşırılmış olduğu iddia edilir, evet kamancha da çok iyi bir melodiye sahiptir, ama hicaz makamındadır

    çırpınırdı karadeniz ise hüzzam-segah arasındadır

    seyirleri benzemektedir ama sırf seyire bakarak türküleri aynı ilan etmek mümkün olsa halk müziği külliyatımız her bölgeden 10'ar 15'er tane olmak üzere toplamda 100 türküye inerdi

    yakın zamanda şarkı formundaki iki eser hakkında da benzer bir tartışma olmuştu

    (bkz: maksadım birazcık yine naz yapmaktı) (bkz: nihavent)
    (bkz: gönül sayfam) (bkz: hicaz)
  • çırpınırdın karadeniz şiiri, 1914 de osmanlı devleti’nin 1. dünya savaşı’na girmesini büyük bir merakla ve heyecanla izleyen azerbaycan şairi ahmet cevat hacıbeyli tarafından yazılmıştır.

    bu şiir, nuri paşa’nın kumandasında osmanlı askerlerinin azerbaycan türklerini ermeni ve rus soykırımından kurtarmak için yaptığı fedakârlığa atfen bestelenmiştir. gence de yazılmıştır.

    birinci dünya savaşı’nda ahmet cevat, türkiye’ye gelerek çanakkale başta olmak üzere çeşitli cephelerde türk düşmanlarıyla savaşmıştır. ermeni mezalimine uğrayan kars, ardahan ve oltu’ya “bakü müslüman cemiyeti hayriyesi” adlı kuruluş kanalıyla gelmiş ve uzun süre kalarak, yetimleri ve açları doyurmuş, giydirmiştir.
  • azerbaycan türklerinin türk ordusunun gelip azerbaycan'ı halas eylemesi için 1910'larda yazdığı şiir; ama bence 1877-1878 osmanlı-rus harbinde (93 harbi) yenilen osmanlı imparatorluk ordusunun çekilmek zorunda kaldığı kuzey ve güney kafkasya'da müslüman kafkas halklarının topraklarını işgal eden rus çarlık ordusunun önünden kaçan laz, gürcü, çerkes, abkhaz, ubıkh, çeçen-inguş ve belki meşheti türklerinin sökün eyledikleri anadolu'ya girene dek kaçgöç yolunda hissettiklerini de özetleyen bir ezgi bu.

    büyükbabam, bu savaş nedeniyle topraklarını terk etmek zorunda kalan atalarının yaşadığı zorlukları anlatırken ata ve amcalarının türk toprağına ilk girdiklerinde türk bir subayla karşılaşıp hiç tanımadıkları bu zabite sarılıp "si turki, cuma-şkimi ore" (sen türksün, kardeşimsin) diye ağladıklarını söylerdi.

    söyleyeceğim şu ki, azerbaycan türklerinin 1910'larda işgalden kurtulmak için dört gözle beklediği türk ordusunu, o devrin öncesinde ve sonrasında, sadece azerbaycan türkleri değil tüm müslüman kafkas halkları beklemiştir belki. bunu kimse anlamak zorunda değil; ancak herkes böyle hissedenlere saygı duymak zorunda!!!

    bu yüzden bu ezgiyi salt ırkçı bir ezgi diye yaftalamak biraz kolaycılığa kaçmak. topraklarını kafkasya'dan gelen tüm muhacirlere açan türk yönetimine duyulan minneti bu denli küçümsemek kimsenin haddi değil.

    pardon! yaşanan acıları bilmeden ahkâm kesmenin moda olduğu bir devirde başka ne beklenirdi ki?

    yine ve yeniden çırpınırdın karadeniz bakıp türk'ün bayrağına!
  • son günlerde kırım meselesi ile aklıma geldi ufak ufak,
    sözleri dinledim biraz hüzün kattı günüme,

    ''çırpınırdı karadeniz
    bakıp türk'ün bayrağına
    ah ölmeden bir görseydim
    düşebilsem toprağına. ''

    ''kafkaslar'dan esen yeller
    şimdi sana selam söyler
    olsun bütün turan eller
    kurban türk'ün bayrağına.''

    ne günlere kaldık ya'rab. sonumuz hayır olsun.
  • cirpinirdi karadeniz
    bakip turk'un bayragina
    ahhh olmeden bir gorseydim
    dusebilsem topragina

    sirmalar sarsam koluna
    inciler dizsem yoluna
    firtinalar dursun yana
    yol ver turk'un bayragina

    turkistandan esen yeller
    simdi sana selam soyler
    vefali turk geldi yine
    selam sana turk'un bayragina

    kafkaslardan asacagiz
    turk'luge san katacagiz
    turk'un sanli bayragina
    turanele asacagiz
  • ahmet cevat şiiridir.

    bazı arkadaşlar milliyetçilik ve ırkçılık gibi kelimeler kullanmış ancak bu bence doğru değil. bu şarkıda/şiirde milliyetçilikten çok bir minnet duygusu var. azerbaycan halkının, zamanında onları zulümden kurtarmak için savaşan, şehit olan askerlere ve onların ülkesine, bayrağına duydukları minnetin bir göstergesidir. koyu milliyetçi biri olmamamla beraber her dinlediğimde gözlerim dolar. ahmet cevat'ın, oradaki halka yapılan soykırımı önlemek için savaşan askerlere böyle bir şiirle teşekkürünü dile getirmesi oldukça duygulandırır beni.
    bu şarkıyı sevmeniz için milliyetçi veya türk olmanıza gerek yoktur. bu ülkedeki her etnik gruptan insanın dedelerinin savaştığı bir dönemden bahsediyorsak, yalnızca biraz vatan sevgisi duygulanmanıza yeterli olacaktır.

    ahmet cevat, savaş dönemlerinde türkiye'ye gelerek savaşın kazanılması için destek veren bir insandır.
  • nedense küçüklüğümden beri dinlediğimde aklıma azerbaycan'ı değil kırım'ı getiren ve nedense ülkücü mülkücü de olmamama rağmen burnumun direğini hafiften sızlatan güzel türkü.

    serbest çağrışımla (bkz: mustafa abdülcemil kırımoğlu)

    okuyunuz http://www.netpano.com/…n/lideri/mustafa/cemiloğlu/
  • hikayesi şudur:

    çırpınırdın karadeniz şiiri, 1914 de osmanlı devleti’nin 1. dünya savaşı’na girmesini büyük bir merakla ve heyecanla izleyen azerbaycan şairi ahmet cevat hacıbeyli tarafından yazılmıştır.

    bu şiir, nuri paşa’nın kumandasında osmanlı askerlerinin azerbaycan türklerini ermeni ve rus soykırımından kurtarmak için yaptığı fedakârlığa atfen bestelenmiştir. gence de yazılmıştır.

    birinci dünya savaşı’nda ahmet cevat, türkiye’ye gelerek çanakkale başta olmak üzere çeşitli cephelerde türk düşmanlarıyla savaşmıştır. ermeni mezalimine uğrayan kars, ardahan ve oltu’ya “bakü müslüman cemiyeti hayriyesi” adlı kuruluş kanalıyla gelmiş ve uzun süre kalarak, yetimleri ve açları doyurmuş, giydirmiştir.

    ahmet cevat, o günlerde verdiği mülakatta şöyle diyor:

    bizim kars ve ardahan’a gittiğimizden o kadar memnun oldular, o kadar sevindiler ki, gözlerimiz yaşardı. hepsinin solgun dudağından boyasız bir tebessümle beraber şu sözleri işitiyorduk: “hamdolsun allah’a bizim de cana yananlık edenlerimiz varmış. insan ölürken de kardeşinin kucağında ölmelidir. yaşasın kardeşlerimiz:” bu sözler kardeş yardımına koşan azerbaycan halkına minnettarlık, şükranlık cevabıydı,” demiştir.

    bu büyük şair, 1937 de stalin tarafından ‘’türk casusluğu ve türklere yardım etme’’ suçlamasıyla, kurşuna dizilmiştir. ondan sonraki yıllarda, yıllarca deniz hilali sevdi, hilal’de denizi. tabi uzaktan uzağa 70 yıl boyunca.

    burada bu sayfada sizlere “ahıska da bir ermeni gelin sara” adlı kitabımdan bir sayfa aktarmak istiyorum. bu büyük dedem miralay mürsel’in ve onun yeğeni emrah’ın ahmet cevat’la yaşamış oldukları bir hatırattır.

    içeri şehir ya da eski kale şehir bakü’ de geçer hikâye.

    epeyce yürüdükten sonra, çınar ağaçlarıyla gölgelenen bir meydana geldiler. meydanın karşısında eski tarihi bir konak vardı. emrah, “işte bu bina dayı seni tanıştıracağım insanlar buradalar şu anda, haydi gidelim bizi bekliyorlar.” dedi.

    emrah’la dayısı mürsel, konağın kapısına gelir gelmez daha kapıyı vurmadan kapı açıldı. ev sahibi, emrah’ı öz kardeşi gibi sarılıp öptü. mürsel’e baktı. “bu efendiyi bir yerlerden tanıyorum ama şimdi çıkaramadım” dedi. “hele buyurun içeri girin konuşur tanışırız.”

    konuklar içeri girip ev sahibinin çalışma odasındaki sedirlere oturdular. mürsel, “ ben sizi tanıyorum” dedi. “kars’ta, sarıkamış’ta, ardahan’da kardeş kömeği derneğinden. ben o zaman yüzbaşıydım. yüzbaşı mürsel ahıska’lı hasan ağa’nın oğlu.”

    bu vefalı adam eski dostunu karşısında böyle görünce çok üzülmüştü. “hey gidi seneler hey” dedi. “insanları nasılda değiştiriyor.” iki koca adamda ayağa kalktılar birbirlerine hasret kalmış küçük çocuklar gibi sarıldılar.

    emrah, sevinçle ikisini seyrediyor, başını sağa sola sallıyordu. içi mutlulukla dolmuştu. orada bulunanların hepsi hayatlarının bir dönemini, topraklarını, sevdiklerini çok uzaklarda bırakmış, bezgin, yürekleri sızılı ve yorgunlardı. yinede her şeye rağmen eski dostlar birbirlerini bulmanın heyecanı içinde sohbet ettiler, yemek yediler, kahvelerini içerken; ev sahibi üzeyir bey, bir kitaba uzandı. arap harfleriyle basılmış bu antolojinin sayfalarından birinin arasına kalem koymuştu. okumaya başladı. okuduğu şiir, azerbaycan’ın istiklal şairi ahmet cevat’ındı.

    üzeyir bey durdu. kıtayı bir daha okudu. kâğıda çizdiği resme baktı. sonra piyanonun üstündeki resme baktı. taşbasması resim ona türkiye’den gönderilmişti. hamidiye’nin resmiydi. türklerin gururu gemi, sivastopul’u bombalayan, yunan harp gemilerini bombalayan gemi… odada bulunanlar merak etmişlerdi. üzeyir bey, büyülenmiş gibi neye bakıyordu? herkes ayağa kalkmış piyanonun üstündeki resme bakmaya başlamışlardı.

    üzeyir bey konuklarına “bugün 8 eylül” dedi. “türk ordusu bir aydan fazladır harp ediyor. ordularımız izmir’e yaklaştı diye yazıyor gazeteler. tanrım sen kötü gün gösterme, ordumuzu muzaffer eyle, kalemizi koru” diye dua etti. hep bir ağızdan amin dediler.

    üzeyir bey ayaktayken piyanonun tuşlarına bastı. bir segâh nağme üstünde parmaklarını dolaştırdı. sonra oturdu. gözünü hamidiye’den ayırmadan tuşlarda parmaklarını gezdirmeye başladı. yüreğinden gelen coşkuyla ahmet cevat’ın mısralarını söylüyor nağmesini çalıyordu. misafirler büyülenmiş gibi dinliyorlardı. birden odanın kapısı tıklandı. çalıp söylemeyi kesti. gelen yabancı değildi. can dostu arkadaşıydı. yeni gelen dost misafir, oradakilerin buğulu gözlerini, titreyen dudaklarını görünce telaşlandı. konukların ellerini sıkıp, hal hatır sorduktan sonra döndü merakla “üstat ne oldu? iyi misin? diye sordu.

    üzeyir bey, “ hiiç! dostum iyim. korkacak bir şey yok merak etme” dedi.

    adam piyanonun başına geldi, notaya baktı, melodiyi içinden okudu, güfteyi görünce çok endişelendi.”üstat böyle şeyler yazılır mı? adamı sürerler, hapislerde çürütürler, belki de asarlar” dedi.

    “evet! dostum deliyim. burada bulunanların hepsi de delidir. vatanının, milletinin, namusunun delisi,” dedi. bu cevabı alan misafir, odadakilere şöyle bir baktı. hepsi gözlerini yere indirdiler. cebinden çıkardığı, kırmızı boncuk üzerine ay yıldız işlemeli tespihini öptü.

    “eh öyleyse ben de deliyim! çal”

    üzeyir bey, bu şiiri bestelediğinden beri hayatının hiçbir döneminde böyle çalıp söylememişti bu eseri. odadakiler de katılmıştı hep bir ağızdan üç dört kez çaldılar söylediler. neredeyse sabah olmak üzereydi. hiç birinin gözüne uyku girmiyordu. türk ordusu yunan’ı önüne katmış kovalıyordu. izmir’in kurtuluşu an meselesiydi.

    o sabah bir ara konağın önündeki meydanda bir hareketlenme olduğunu fark ettiler. topluluk gittikçe kalabalıklaşıyor ve evin önüne doğru geliyordu. halk bağırıyordu. camı açıp dinlediler.

    ”üz-ze-yir beyyy! gözümüz aydııınnnn!” üzeyir bey telaşlanmıştı.”ne oldu? niye bağırıyorsunuz sabahın bu saatinde?”

    kalabalık, hep bir ağızdan haykırdı. “telgraf geldi, ordumuz galabe geldi! türk süvarileri, izmir’e girmiş, yunan askeri kaçıyor! onlar kovalıyorlar!”

    odada bulunanların hepsi sevinç ve coşkuyla birbirlerini kutladılar, sarıldılar, kiminin gözleri dolmuş, elini yüreğinin üstüne koymuş, sevinç çırpıntılarını dinlioyru. kimisi de göz yaşlarını koyuvermişti.

    üzeyir bey piyanonun başına geçti, bir daha çaldı hep bir ağızdan okumaya başladılar. dağ pınarlarının sesi gibi bir ses yayıldı odaya. bu sadece bir türkü değildi, geceyi yaran ışık gibiydi. yükselen notaların her biri yüreklere dokunuyordu. mürsel, daha önce hiçbir şeyden ve hiçbir kimseden bu kadar etkilenmemişti. bu adamın önünde diz çökmek, eline sarılıp öpmek istiyordu. ama durdu, yanaklarından dökülen yaşları bastırmaya çalıştı. emrah anlamıştı dayısının ne yapmak istediğini. eğildi üzeyir beyin ellerine sarıldı ve öptü. dayısına baktı. mürsel memnun oldum der gibi gözlerini kırptı yeğenine. onları bu derece etkileyen eser şuydu:

    çırpınırdın karadeniz bakıp türkün bayrağına
    ah diyerdim heç ölmezdim düşebilsem ayağına
    ayrı düşmüş dost elinden yıllar var ki çarpar sinem
    vefalıdır geldi giden yol ver türk’ün bayrağına
    inciler dök gel yoluna sırmalar diz sağ soluna

    fırtınalar dursun yana selam türk’ün bayrağına
    hamidiye ve türk kanı hiç birinin bitmez şanı
    kazbek olsun ilk kurbanı selam türk’ün bayrağına
    dost elinden esen yeller bana şiir selam söyler
    olsun bizim bütün eller kurban türk’ün bayrağına

    hepsi birden eski, yeni birçok türkü ve marş hatırlayıp söylüyor yorulmak nedir bilmiyorlardı. herkes eğleniyordu herkes sevinçliydi. hepside çevrelerindeki bütün insanların en yakınları olduğuna yürekten inanıyordu. başka türlü nasıl olabilirdi ki?

    ahmet cevat bey, azerbaycan milli marşının da yazarıdır.

    not: gevher aktaş'tan alıntıdır.
  • kulaktan dolma bilgilerle ermeni müziği'ne mal edilen, bestecisi belli, güftecisi belli olan eserdir. segah makamındadır. segah makamını da ermeni müziğindeki 8 makam içinde karşılayan bir makam da yoktur. müzik elbette evrenseldir, ancak milletlerin kaderlerini anlatan, yazarı, bestecisi belli böyle mihenk taşı eserleri başka milletlere mal etmek sağlıksız bir tarafgirliktir.

    --- spoiler ---

    fırtınalar dursun yana,
    yol ver türk'ün bayrağına !

    --- spoiler ---
  • birinci dünya savaşı döneminde esaret altındaki azerbaycanın, yine esaret altındaki türkiye için yaktığı ve söylediği türkü.