şükela:  tümü | bugün
  • kaygan, salyamsi sivi kivaminda anlaminda bir sifat..
  • tanimi yapilmis siviya benzer insanlar icin kullanilan bir terim
  • cocuklarin (bkz: rafadan yumurta) yerine kullandiklari kelime.
    (civik yumurta)
  • her zaman bilinç düzeyinde olmasa da, hayat içinde kullandığımız, kullanıldığını duyduğumuz kelimeler hakkında zihnimizde birikmiş, oturmuş bir şeyler, bir meta-bilgi vardır. sözgelimi, bazı muayyen kelimeleri nasıl öğrendiğimizi ya da en son ne zaman duyduğumuzu hatırlarız (hatırlarız yani, değil mi, mahçup etmeyin beni). bunun dışında, bir kelimenin hangi zaman diliminde ilk olarak ortaya çıktığı, hangi dönemde cemiyetin kelime haznesine dahil olduğu hakkında da birtakım latent, pusuda bekleyen, ancak sorulduğunda, ya da kimi özel koşullarda ortaya çıkan görüşlerimiz vardır.
    bu sebeptendir ki, "cıvık" sıfatının, "cıvımak" fiilinin, gerçek değil de mecazi anlamlarıyla taa 1939 yılına ait bir yazı içinde kullanıldıklarını gördüğümde çok şaşırdım; bir hayli daha sonralara ait olduğunu sanıyordum zira ben bu kullanımın. oysa gelin, yedigün dergisinin 7 mart 1939 tarihli nüshasına, sayfa 16'ya, "balo müsamere" isimli, şimdi sevimli, fakat inkar edilemez bir surette de gülünç gelen makalenin şu kısmına bakalım: "kadın, erkek her insanın medeni seviyesi yemek yeyişinden daha ziyade müsamere ve balolardaki hareketlerinden kolayca anlaşılır. memleketimizde büyük inkılabın başladığı yıllardan önceki zamanlarda bu türlü toplanışlar adet olmadığı için bizde müsamere ve balo muaşereti henüz pek yeni sayılabilir. bundan dolayıdır ki, gerek hususi müsamerelerde, gerek umumi balolarda, hatta resmi suvarelerde hemen daima münasebetsiz hadiselere, cıvık ve sırnaşık tiplere tesadüf edilmekte ve cıvımadan, bilhassa son saatlere doğru adileşmeden [(bkz: closing time phenomenon) demeden duramayacağım bu noktada lakin] nihayete eren balolar nadir görülmektedir."
    yukardaki pasaja yedigün dergisinin 30'lu yıllardaki sayılarını karıştırırken rastladım diyebilmek, böylesine sıradışı ilgi alanları, seçkin zevkleri olan biri imajını çizmek isterdim gözlerinizde, ama hayır. gökhan akçura'nın "unutma beni-ıvır zıvır tarihi 1" adlı başarılı eserinde, "eskiden balo mu vardı?" başlıklı bölümde okudum (bakın sofistike değilim belki, ama dürüstüm, samimiyim).
    gerçi şunu da söyleyeyim ki, bizim evde yedigün ciltleri yok değildir. çünkü babam ve de babaannem dergi ciltletmeye pek meraklıdırlar. özellikle babaannem çeyizimin mühim bir parçası olmak üzere, moda olmaya yaklaşık yirmi beş yıl önce son vermiş yatak örtüsü takımlarının, elişi havluların, çoktan sararmış dantel altlıkların; ayrıca 1974 baskılı, beş yeşil ciltten oluşan altın tabak yemek tarifi ansiklopedisinin yanına yelpaze dergisinin raflarca külliyatını da eklemiştir ki, bu derginin 50'lerin, 60'ların ev kadınlarına cazip gelebileceğini kabul etmekle, babaannemin iyi niyetini takdirle karşılamakla beraber, yelpaze dergisinin 2002 yılı ve sonrasındaki şahsıma açıkçası pek de hitap etmediğini belirtmek zorundayım (yine dağıttım konuyu bakın, bu entry bir film olsa montaj sırasında şu son paragrafı bir an bile düşünmeden atarlardı).
    hazır bu maddeye yazıyorken, cıvık kelimesinin kafamdaki etimolojik kökenine de değinmek isterim. kaynak soracak olursanız naçizane birikimim ve mantığımın işleyişinden başka bir şey gösteremem, yine de inancım odur ki, cıvık kelimesi civa'dan gelmektedir. civa bugün sıvılığı, uçuculuğu, bir türlü yerinde durmayışıyla nam salmış bir metalimizdir, ki özellikle ikizler burcu mensuplarına (ki ben) yakıştırılan "civa gibi oynak" deyimi, yine bu burcun uğurlu metalinin civa, idareci gezegeninin merkür (mercury) olması (çok inanıyorum da yazıyorum sanmayın bunları yani) cıvık ve civa kelimeleri arasındaki akrabalık bağının bir kanıtı olabilir zannederim ki.
    umarım yanılmıyorumdur bu hususta, utançtan buralarda duramam sonra. ama bilirsiniz siz de, ikizler burcu etimolojik teoriler konusunda bayağı sıkıdır, yanılmaz öyle kolay.
  • küçük çocukların ishal olduklarını tarif etmeye çalışırken kullandıkları kelime...
    klozetin içine uzun uzun baktıktan sonra :
    - anneee! cıvık çıktı buu!
  • (bkz: saucebox)
  • fethiye'de doğudan dağlık taraflardan biliyorum, her yerinde de bilinir, balkan arnavutlarının yaptığına yakın, mayalı cıvık buğday hamurundan tepsiyle kuzine ekmeği yapılır. (bkz: kuzine/@ibisile)

    "cıvık, suyun can çekişmesidir; cıvık kendi kendisini oluşan bir fenomen gibi verir; suyun değişiklik içindeki devamlılığına sahip değildir, tersine, bir durum değişikliği içinde gerçekleşen kesinti gibi bir şeyi gösterir. cıvığın bu donmuş devingenliği, sahiplenmeyi bezdirir. su daha kaçıcıdır, ama kaçıcı olarak kaçışı içinde onu sahiplenmek mümkündür. cıvık, kalın bir kaçışla kaçar ve suyun kaçışıyla benzerliği, tavuğun ağır ve yere sürtünürcesine uçuşunun atmacanın uçuşuyla benzerliği gibidir. ve bu kaçış bile sahiplenilemez, çünkü kaçış olarak kendini inkar eder. esasen neredeyse katı bir devamlılıktır. (...), cıvık olanı pürelerle karıştırmamak gerekir; pürede akışkanlık ani kırılmalara, ani duraklamalara maruz kalır ve pürede madde bir akış başlangıcı ardından bir anda tepeteklak yuvarlanıverir." jean-paul sartre - l'etre et le neant (varlık ve hiçlik)

    "suyun ele gelmezliğinde bile acımasız bir katılık vardır ve ona gizli bir maden anlamı kazandırır: sonuç olarak su da çelik gibi sıkıştırılabilmezdir. cıvık sıkıştırılabilir. dolayısıyla öncelikle sahiplenilmesi mümkün olan bir varlık izlenimi verir." jean-paul sartre - l'etre et le neant

    "şu halde çocuğun cıvık konusunda edinebileceği ilk deneyim, onu psikolojik yönden de ahlaki yönden de zenginleştirir: mecazi olarak "cıvık" diye adlandırılan yapışkan bayağılık türünü keşfetmek için ergin yaşa gelmeyi beklemesine gerek yoktur: bu bayağılık oracıkta, yanı başında, bizatihi balın ya da zamkın cıvıklığı içindedir." jean-paul sartre - l'etre et le neant (varlık ve hiçlik)

    "tatlı cıvık, cıvığın idealidir; kendi-içinin tatlı ölümünü sembolize eder (reçele gömülen ve orada boğulan eşek arısı). ama aynı zamanda, cıvık maddenin kendine mal edilişini yalnızca başlatmamdan ötürü cıvık olan benim." jean-paul sartre - l'etre et le neant

    "bu açıdan bakıldığında, yapışkan [pateux] da cıvıkla aynı veçheyi taşısa gerektir, ama büyülemez, lekelemez, çünkü atıldır. yapışan, lekeleyen ve dengesiz madde olarak cıvığın kavranmasında bile bir metamorfozun istilası gibi bir şey vardır. cıvığa dokunmak, cıvıklık halinde erime tehlikesiyle karşılaşmaktır." jean-paul sartre - l'etre et le neant

    (bkz: sıvı)
    (bkz: sıvık)