şükela:  tümü | bugün
  • guzel, cockney rejects tadında oi grubu.
  • yeni suser, eski dost; akla-mantiga aykiri yolculuklar vasitasiyla aradaki 1000 kilometreyi asarak birbirimizi gördügümüz, gurbet ellerde falco misali kafayi yiyip sokaktakilere "was guckst du lan!?" diyecek raddeye gelmeden az önce viyana'yi birakip yurda dönmüs olan; sözlüge, bana kattiginin onda biri kadar renk katsa burayi ilim irfan yuvasi ile hisseli harikalar kumpanyasi karisimi bir yer haline getirecek dost kisi (bkz: ne dedim simdi ben). (bkz: ilk düzgün entrin ben olayim dedim ama olamadim)
  • durmadan saat yönünde dönen ve turuncu renkteki iskoçya metrosu'nun lakabıdır.
  • hayata bakışımı değiştiren kitaplardan biridir. gerçekten de burgess yüzyılın en önemli romanlarından birini yazmıştır. gerek insan doğasına karşı yaptığı yerinde tespitler, gerekse de son derece keskin iğnelemeleriyle benim favorilerimde hep olacaktır. filmi hakkında da bir-iki satır yazmayı borç bilirim kubrick ustama.
    öncelikle filmi izlediğimde ilk farkettiğim, bu film brechtvari bir yöntemle çekilmiş, yani seyirciyi içine almıyor, sürekli izlenilenin bir film olduğu, gerçek olmadığını izleyene hatırlatıyor. yani demek istediği "dikkat et, burda olanlar gerçek değil, ama olabilir de, bunlar tamamen kurmaca, ama bireysel değil, buradaki olan şeyler tamamen kitlesel" mesajını seyirciye defalarca hatırlatıyor. bu yüzden de aslında dürüst olalım biraz sıkıcı bir film çıkıyor ortaya. --- spoiler ---

    yani ben kitabı okuduktan sonra alex biraderime izletilen şeylerin beni çok rahatsız edeceğini düşünmüştüm ama gel gör ki adam sadece şiddetin kökenlerini izleyicinin gözüne sokuyor
    --- spoiler ---.
    yani kubrick istese döneminin en kanlı, gerilimli ve gerçekçi filmini yapabilecekken, başka bir yolu seçmiş ve seyirciyi hep diken üstünde tutmuştur. bu nedenle aslında tiyatro izliyo gibi oluyorsunuz ve zaman zaman sıkıntıdan bunalıyorsunuz. kubrick bence doğru olanı yapıp kitabın aynısını ekrana koymamıştır, yoksa ortaya ölü ozanlar derneği gibi bi durum çıkardı, kitap tıpatıp ekrana kopyalanırdı. bana kalırsa kitap ve film ayrılmaz bir bütün oluşturmuş ve birbirinden bağımsız düşünülmemeli.kullanılan müziklere değinmeye gerek yok ama şunu da söylemeliyim, bu filmi izlediğimden beri 9. senfoniyi nerde duysam tüylerim diken diken oluyo ve mümkünse oradan uzaklaşıyorum. o kadar etkili bi film anlıyacağınız.
    ha bi de bitirmeden, "ay çok kral film, çok seviyorum, çok hoşuma gitti kılokvörk orınc" diyenlere aldırmayın nitekim film can sıkıntısından izlenecek bişey değil, yarım entelektüellere itibar göstermeyin sonra kendilerini bişey zannediyorlar
  • çoğu insanın ve imdb puanının aksine hiç hoşlanmadığım film. aşırı rahatsız edici ve itici bir film. anlamıyorum ben sanattan da elitlikten de. sushi de sevmem zaten, hep kebap hep kebap..
  • sinema uyarlaması kitabından daha güzel olduğunu düşündüğüm nadir eserlerdendir. kubrick ustaya teşekür.
  • önce film için yorum yapacağım:

    --- spoiler ---

    yönetmen insanların en temel dürtüsü olan cinselliği film boyunca tahmin edilemez aralıklarda ekrana patlatarak bu garip filmi sonuna kadar heyecan ile izlenilebilir kılmış. bunu yapan yazarlar da var mesela (bkz: azra kohen) fi kitabında başından itibaren sık sık seks ve cinsel öğeler tasviriyle okuyucuyu kitaba bağlar. ben bunu çok ilkel, basit buluyorum. daha zeki insanları hedef almadığı kesin. otomatik portakal kitabında cinselliğin okuyucuyu çekme özelliği kullanıl-ma-mıştır ama filmde bu vardır. hatta cat lady öldürülme sahnesindeki odanın duvarlarındaki tablolar cinsel içeriklidir, alex'in kadına vurarak öldürdüğü heykel penis şeklindedir ama kitapta küçük bir heykelden bahseder. kitap zaten insanın bir diğer temel dürtüsü şiddeti ele alıyor sanırım yönetmen diğer dürtü cinselliği de abartarak kombo yapmak istemiş. filmin rahatsız edici hali, cinsel öğelerden gelen merak, tiyatro oyunu kıvamlı oyunculuklar yine de yazarın bazı düşündüren mesajlarını gölgeleyememiş. yazar karısının ölümüne sebep olarak hükümeti görür yani ona tecavüz eden gençleri o hale getiren devlettir. sonra bu dışlanmış kesim öcünü bir yazardan (kitapta ayrıca bir kitap okuyucusundan) alır. cehaletin öcü en temel dürtüler olarak elit kesime patlamaktadır. sonra devlet bu kendi yarattığı sınıfsallığın sorunlarından kurtulmak için bilimi kullanmak ister ama yaptığı sadece bir koşullamadır. beyni koşullanan alex empati yapar gibi görünsede aslında sadece en temel seviyede acıya göre hareketlerini değiştiren davranışçı öğrenme seviyesindedir, başka insanların acılarına empati yeteneği hala yoktur. belki de ona verilen terapinin başarılı olması kullanılan müziğin en sevdiği müzik olmasıdır. kendisi hep eziyet eden taraftayken şimdi bu çirkin olayları sadece izlemektedir. kolları bağlı, göz kırpamadan bir aciz gibi izlediği çirkin olaylarda kendini o zulmedenlerden göremez, eziyet gören kişilere biraz empati kurar ama onu asıl rahatsız eden onda bir zafer duygusu ve eziyet eden kişi azameti hissetiren müziği bu sefer ezilen kimse empatisindeyken dinlemesidir. artık bu müzik ona zalimliği değil o zulm edilen kişilerin acılarını hatırlatmaktadır. pavlov köpeği gibi 9.senfoniyi duyunca hayatı boyunca kaçtığı acizlik duygusunu duyar. mide bulantısı zaten onun önceden beri varolan psikolojik tepkisidir. serbest kaldıktan sonra kader cilvesi gibi hep zulm ettiği kişilere rastlar ve onlardan zulm görür yani aslında adalet. çünkü şimdi artık acı çekmeyi bilmektedir. hapiste yatmak onun için bir ceza değildir. izleyici alex'a acıma hisseder. neden en vahşi suçları işleyen kimseye bile uysal bir kuzuya dönüşüp acı çektiğinde acıma hissederiz? affetmek kendinden pay bulmaktır çünkü. herkes içinde alex'in yaptıklarını yapabilecek kapasitede bir insan hayvanı bulunduğunu bilir ve içten içe onun bu yaptıklarını bir gün kendileri de yapabilecekleri endişesi taşar. onu affetmek isteriz. acı çektiğinde de üzülürüz. filmin sonunda hükümetin alex'i tekrar medyaya yansıtması kendi planlarının işlemese de, o sorunlara kendileri sebep olsalar bile sadede halk rahatsız ve seçimi kaybedebilirler diye rol yaparak kazanabildiklerini gösterir. halk kendi gücünü bilmez. hükümet o homurdandıkça bir pisliği bir kaptan diğerine boşaltır durur. eğitimci olarak çok zor olarak tabir ettiğimiz, içten bir şiddet duygusu yansıtan çocuklara karşı nasıl davranmamız gerektiğini düşündüm bu filmle yine. o azgın alex'in hapisanede kuzuya dönüşmesi ilginçti tabi bu sadece kurallar varken geçerli olacaktı. beyni empatiden yoksun bir kişi en aşağı seviye öğrenme olan (dikenli tellerde canı yandıkça yaklaşmamayı öğrenen bir koyunun öğrendiği yöntem )"davranışçı" öğrenmede kalır. başkalarının deneyimlerinden ders çıkaramaz, gözlem yapamaz. empati hiç yoktur. o sadece yapar ceza görürse geçici süre yanlışı yapmaz. kaçtığı an tekrar yapar.
    --- spoiler ---

    not: filmden hemen sonra internetten kitabı indirdim ve okuyorum. kitap biter bitmez editleyeceğim bu enty'yi. filmi izledikten sonra sıcağı sıcağına aklımdakileri yazayım dedim.