şükela:  tümü | bugün soru sor
  • sevgili yazarlar, saygıdeğer romalılar,

    öncelikle konuya hayatımda izlediğim en korkunç gerilim filmiyle gireyim. bu bir reklam filmi; kent'in bayram için yaptığı, epey yaşlı bir dedenin masaya bir kase şeker koyup oturmuş, ailesinin ziyarete gelmesini beklediği bir reklam.

    hatta reklamı da buldum paylaşayım, bizde yamuk olmaz. buyrun.

    diyebilirsiniz ki ne alaka? yok abi, ben gelemiyorum bu hissiyata. o dedeyle beraber ailesini beklerken koltuğun kenarlarına parmaklarımı geçirdim yemin ederim. belirtmem gerekir ki eğer reklamın sonunda dedenin ailesi gelmeseydi ben gider kent şekerlerinin fabrikasını benzin döküp yakardım.

    kendimden de daha küçük bir örnek vermem gerekirse, kışın çok sakin ve boş olan bir beldede yaşıyorum. yan binada yalnız ve yaşlı bir teyze var. evinde tamir, taşıma işi falan olduğunda gider hallederim, alışverişe giderken onunkini de yaparım falan. geçenlerde (bu benim için çok geniş bir zaman birimi) bisiklete atladım işe gidiyorum, biraz da geç kalmışım hız yapıyorum, gözümün ucuyla bir hareket gördüm ama pek dikkat etmedim, 5 saniye sonra falan denk etti arkama bir baktım teyze balkondan bana el sallıyormuş meğerse ama ben baktığımda eli havada asılı kalmış öylece arkamdan bakıyordu. durmadım, devam ettim. hay lanet olsun, bütün gün ve gece vicdan azabından ölecektim. ertesi gün çiçek aldım gittim, özür diledim, helallik aldım.

    ben filmlerde falan çok ağlayan bir adamım, saçma sapan, olmayacak yerlerde bir bakarım ağlıyorum. meğerse bu adını bir türlü koyamadığım "şey" sebebiyleymiş.

    bugün waitbutwhy.com'da gezinip okumadığım yazılara bakarken denk geldim; clueyness a weird kind of sadness yazısına.

    ailemizin blogger'ı tim urban'da bu duyguyla ciddi problemleri olan bir insanmış ve dedesiyle ilgili bir hikayeden yola çıkarak ona bir isim vermiş; clueyness.

    bu isim de şuradan geliyor, dedesi bir gün clue isimli bir masaüstü oyun alıyor ve o zamanlar küçük olan çocuklarıyla oynama hevesiyle eve geliyor, heyecanla oyunu kuruyor, kartları dağıtıyor ve tam başlayacakken kapı çalıyor, komşu veletler gelip çocukları dışarı çağırıyor, çocuklar da bir an bile düşünmeden masadan kalkıp dedeyi tek başına bırakıp gidiyorlar. tim urban'da aynı şekilde babası ona bu hikayeyi anlattıktan sonra kendini çok kötü hissetmiş, bu hissi de bir türlü isimlendiremediği için oyunun isminden yola çıkarak clueyness demiş.

    dedenin masada tüm oyun kurulu halde, tek başına oturmuş, bir süre belki gelirler diye bekleyip ümidi kesince de oyunu toplayıp kaldırmış olduğu görüntü benim gözümde canlanınca kalbim sıkışıyor ve fena halde depresif hissetmeye başlıyorum, aha şimdi de oldu yazarken.

    kendisinin verdiği bir diğer örnek de sanırım dünyadaki ilk toplu clueyness hareketi; dünyadaki en cluey fotoğraf olanşu fotoğraftaki amcamız, kendisini ziyarete gelecek olan altı torunu için 12 tane hamburger yapıyor ama torunlardan sadece biri geliyor.

    normal bir insan "eee ne olmuş?" der sanırım ama ben bu fotoğrafı görünce aynen tim'in anlattığı şekilde o amcanın bütün gün mutluluk içinde alışveriş yapıp, hamburgerleri hazırlayıp, heyecanla torunlarının gelmesini beklediğini, onlar gelmeyince yaşadığı hayal kırıklığını, masadan yenmemiş hamburgerleri alıp üzgünce dolaba attığını canlandırıyorum gözümde ister istemez. intiharın eşiğine geliyorum. fotoğrafa baksanıza olm! dram değil de nedir? ha, torunları için bir de kendi eliyle dondurma yapmış!

    işin enteresan yanı, yukarıdaki fotoğrafı ziyarete giden tek torun çekiyor ve internette paylaşıyor, adam bir anda sad papaw diye meşhur oluyor ve clueyness'ten muzadarip binlerce kişi, vicdanlarını rahatlatmak için organize olup adamın evine hamburger yemeye gidiyorlar.

    bu haberi duyunca hayatımda belki ilk defa aidiyet hissettim lan, beni alın aranıza la ben de sizdenim diye o insanların arasına karışıp dramımızı beraber yaşayalım istedim, hepsine sarılmak istiyorum.

    sabahtan beri düşünüyorum clueyness için türkçe bir karşılık bulamadım, belki bilimsel, fularsal bir ismi vardır ama ben bilmiyorum. varsa yeşillendirin.

    sözlükte de varsa bu insanlardan, gelsinler sarılalım hep beraber, sevgi yumağı olalım zira benim kalbim artık kaldırmıyor böyle durduk yere üzülmeyi.