şükela:  tümü | bugün sorunsallar (1)
  • hey gidi cm/fm serisi be. şu hayatta bana kimseyi sevme fırsatı verilmedi ben de football manager'i sevdim fm benim isyanımdı ha anlıyor musunuz?

    daha üniversite 1.sınıfta girdi kanıma namussuz. sonra soruyorlar bana üniversitede niye 2 defa sınıfta kaldın diye. gerçekten söylüyorum bu oyunu baya içselleştirirseniz, benimsediyseniz bırak sınıfı her yerde kalırsınız. şu an bu oyunu ciddiye almayanlar için mal gibi yazıyor olabilirim ama inanın sizin "pff yine mi koşan noktalar yaaeee" sığlığınızdan çok ötede bir oyun bu.

    üniversiteye başladım yurda yerleşmeden 1-2 hafta halamlarda kaldım. kuzenin bilgisayarında gördüm cm 03-04 efsanesini. önce kuzeni izliyordum, sonra "geç hadi oyna seç bir takım" dedi bana. bir lisedeki "al olm yak lan nolcak" diye sigara veren piç bir de bu kuzen değiştirdi hayatımı. aga başladım oynamaya ama öyle böyle değil sabahlara kadar. yurda yerleştim ama aklım hala oyunda. yok sarjımı unuttum, yok otumu, yok bokumu unuttum diyerek halamlara gitmek için bahaneler üretiyorum sırf oyunu oynamak için. genç yıldızlar, taktikler, zorlu mücadeleler, şampiyonlar ligi derken sabah oluyordu. ama göreceksin her maçtan sonra kendi kendime basın toplantıları, maç içinde hakemle diyaloğa(!) girmeler, 90.dakikada gelen golle sanki golü atan futbolcuymuş gibi elbise dolabını kucaklamalar daha neler neler. bir keresinde bursaspor'la oynarken atılan bir golde kendimi kaybedip tek başıma timsah yürüyüşüne başlamıştım. eniştem tuvalete kalkmış beni o halde görünce "oğlum napıyon" dedi. ben de panikle "lenslerimi düşürdüm enişte onu arıyorum" dedim. ben lens kullanmıyorum ki amına koyim. eniştem de yazık gurbet elde okumaya geldi çocuk psikolojisi iyi değil herhalde diye üstelemedi beni.

    neyse aga hala evinde, intenet kafe köşelerinde, arkadaş evlerinde böyle yıllar geçti. artık sonunda kendi evim, kendi bilgisayarım oldu. benim ev arkadaşım vardı o da cm/fm manyağıydı. online oyun oynayacaz diye ne derslere, ne sınavlara, ne manitayla buluşmalara geç kaldık.

    arkadaş resmi olarak mezun oldu hatta 2 gün sonra mezuniyet töreni var ailesi falan da geldi bizim evde kalıyorlar. ama hala okula gidip geliyor tez sunumu muhabbetine. ben de işsizim profesyonel olarak iş görüşmelerine gidiyorum. oyunda da artık 2025 yılında mı ne o fenerbahçe'yle ben galatasaray'la inanılmaz takımlar kurmuşuz dünyanın en iyi 2 takımını yaratmışız yani düşün ve şampiyonlar ligi finalinde rakip olduk birbirimize. öyle sıradan bir olay değildi bu hani oynayalım bitsin denecek bir final değildi. dedik ki gece misafirler yatsın biz de hızlandırmadan gerçek maçmış gibi 90 dakika boyunca izleyelim bunu. neyse yattılar açtık bilgisayarları ama seremoni bitmedi daha. dedik ki maçtan önce basın toplantısı yapalım ayrı ayrı ve işin kötüsü ikimiz de "napıyoz biz amına koyim" demiyoruz. sanki dünyanın en makul teklifi gibi kabul ediyoruz birbirimizin söylediklerini. basın toplantılarını yapıyoruz birbirimiz hakkında atıp tutuyoruz. sonra cevap veriyoruz birbirimize falan. yani dünyanın en saçma ortamı. fakat yeter mi? yetmez.

    - lan takım elbiseleri giysek ya? şampiyonlar ligi finali lan bu boru mu? don atlet mi çıkacaz maça milyonlarca kişi izlicek.
    + hakkaten lan mezuniyet için aldıydım ama final daha önemli giyelim hadi.

    lan 2 tane üniversite mezunu adamsın dimi? frenlesenize birbirinizi "siktir lan saçmalama" desenize. kalktık gece 3'te çektik takımları üstümüze. kravatları da taktık. "bu kravat oldu mu lan buna" falan diye de soruyoruz birbirimize sessiz sessiz. takım elbise, kravat da yetmedi kösele ayakkabıları da giydik ayağımıza. allah'ım yazarken utandım. çok kısık seste şampiyonlar ligi müziği çalmaya başladık sonra bilgisayarların başında. el sıkıştık ev arkadaşımla güya basına poz verir gibi hallere girdik. ayyh ben fena oluyorum sanırım.

    başlattık maçı. sıkıcı bir maç oluyor ama biz heyecandan ölüyoruz. kravatlar hafiften gevşedi falan. 90 dakika 0-0 bitti. uzatmalara geçtik artık heyecan inanılmaz. 2 saatte 2 paket sigara içtik odada göz gözü görmüyor, meşale yaktı taraftarlar falan diye onu da normalleştiriyoruz. 120.dakikada fenerbahçe maçın son hücumunda bence kesinlikle ofsayttan bir gol attı. golün santrası bile olmadan maç bitti. arkadaş da ben de zaten dünyayı unutmuştuk da daha bir unuttuk. o sabaha karşı 5.30'ta içeride uyuyan ailesini umursamadan "gooooollll" diye yıkıyor ortalığı. mourinho'nun gol sevincinde çimlerde kayması gibi halının üstünde kayıyor. ben ise emmi çömelmesiyle öyle boş boş bakıyorum. uykusuzluktan ve sigaradan kırmızı olan gözlerim dolu dolu. ne sınıfta kaldığımda, ne sevgilim beni aldattığında böyle üzülmedim öyle bir acı. arkadaş terbiyesiz tezahüratlara başladı. ben de "sus ağzını yüzünü sikerim senin" diye tehditler savurmaya. sonra bir sesle gerçek dünyaya döndük.

    - oğlum napıyosunuz?

    arkadaşın annesi de babası da korku dolu gözlerle salonun kapısından sabah 5.30'ta takım elbiseli, ayakkabılı duran hatta yetmezmiş gibi halı üstünde yumruk şov yapan oğullarına ve yerde çömelmiş küfür eden bana bakıyorlar.

    ne cevap vereceksin? mantıklı hiçbir açıklaman yok. arkadaş "oyun oynuyoduk" falan dedi ama hikayede daha o kadar boşluk var ki? takım elbiseler? ayakkabılar? halının üzerinde kaymalar? o çömeliş? hepsi bir muamma. ben o gün o iki insanın gözünde gerçek endişeyi gördüm. oğullarının onlardan ayrı 5 yıl boyunca bu ruh hastasıyla (o ben oluyorum) daha neler yaptığını geçirdiler gözlerinin önünden.

    o geceden sonra bu olayı hiç konuşmadık. arkadaşla da ailesiyle de arada görüşürüm hala ama o gece sanki hiç yaşanmamış gibi davranıyoruz. o gece giydiğimiz takım elbiseleri de yakıp, küllerini dolunay ışığında mezarlığa gömdük.

    cm/fm pişmanlıktır kesinlikle başlamayın. maçı takım elbiseyle izlemek de hiç mantıklı değil kasmayın, açıklayamıyorsunuz bu işi niye yaptığınızı.

    ayrıca o gol ofsayttı amına koyim platini istifa!
  • böyle bir başlık olduğundan vallahi haberim yoktu. hatta bu denyoluğun sadece şahsıma özel olduğunu sanıyordum, kimseye bahsetmemiştim annemle aramızda ilelebet sır olacağını sanmıştım.

    oyunumuz fm 2005. üniversiteyi yeni kazanmış, 31'de dünya rekorlarına koşan bir ergenim o zamanlar. annem bir takım elbise almış bana düğünlerde giyeceğim, yıllardır üzerime yapışan "salaş" imajımı yıkacağımı düşünüyor. bilmiyor ki sorun elbiselerde değil bende. ana yüreği naapsın oğlunun tipsiz olduğunu kabul edemiyor bir türlü.

    neyse, bir gün elinde takım elbiseyle geldi anacığım, düğünlerde giyecekmişim onu. "saçmalama" dedim "valla seni öldürürüm o kadar para verdim" dedi. "git geri ver boşuna para vermişsin hayatta giymem onu" dedim. "ağzına sıçayım senin, it oğlu it" demedi çok kibar kadındır annem ben olsam derdim ama yarrağıma bak kadın sana gitmiş takım elbise almış bari sadece düğünde giy diyor, onu bile yapmıyorsun. neyse konumuza geliyorum.

    yıllardır ligde, kupada hatta herhangi bir arenada esamesi bile okunmayan numancia invisitibly hocayı takımın başına getiriyor. uzun vadeli yatırım meyvelerini veriyor, 2009-2010 yılında 3.olarak bitiriyoruz ligi. ertesi sene "gruptan çıksak yeter" parolasıyla başladığımız şampiyonlar liginde mucizevi maçlar neticesinde finaldeyiz. numancia taraftarı çıldırmış durumda, yarı final maçını 10000 kişilik stadda insanlar üst üste izliyor 50000 kişi alıyor o gün stad(evet amcık başkan stadımı büyütmedi, "ültimatom" verdim, "kovarım lan seni götoş" dedi ben de "tamam abi kızma" dedim öyle kaldı o iş) uefa'dan yüklü bir ceza yiyoruz ama dünya sikimize minare götümüze o anda. yılların asansör takımı şampiyonlar liginde finale çıkmış, ligde barca'ya real'e kafa tutuyor. sanki başımızda bela yok gibi betis, sevilla, valencia, villarreal, a.madrid hayvan gibi kadro kurup coşuyor ama pes etmiyor, direniyor, gol atıp üstüne yatarak ligin ve şampiyonlar liginin tozunu atıyoruz. başkan ise hala ne para veriyor, ne stad yaptırıyor ne de "hacı o kadar başarı elde ettin ben de bari şu yıldızsız antrenman tesislerine el atayım, alt yapı tesislerini biraz düzelteyim" diyor, kulüp dünyada tanınmış olmuş, tayland'da bile taraftar toplamış; kulübün kazandığı başarılarla namını yürütmüş, kulüp sayesinde popülaritesini arttırıp, çiçek gibi karıları götürür olmuş amma velakin "bir ipin de ucundan ben tutayım lan bari" demiyor bizim totoş başkan.

    neyse konuya geleyim. allianz arena büyük finale ev sahipliği yapacak. invisitibly hoca ise gene gece ebeveynler yattıktan sonra oyuna dadanmış. baba görse belasını sikecek, ama futbol aşkı yine ağır basıyor. yarı finalde real madrid'i eleyen genç hoca mağrurca gecenin zifiri karanlığında gökyüzüne bakıyor balkonda, sir'in takımı manchester ile oynayacağı büyük maçı yaşıyor kafasında, taktiğini kurguluyor. o arada aklına inanılmaz bir fikir geliyor, annenin aldığı takım elbise... saatlerimiz gece 03:21'i gösterirken dolaptan sessizce çıkıyor takım elbise, bir insanın en geç 11'de yatıp 6'da kalkması felfeseni şiar edinmiş baba görse janti janti sikecek onu haberi yok. o ara invisitibly hocanın gerçek hayatla herhangi bir bağı yok ama o sanal ve başarılarla dolu dünyasında mutlu.

    neyse takım elbisemiz giyiliyor maç en yavaş modda izleniyor. tabloyu hayal edelim, bilgisayardan uzak dursun diye bilgisayarı kendi odasına dahi konmayan gencomuz sabaha karşı takım elbisesi ile bilgisayar başında ayakta dikiliyor, lamba da kapalı ebeveynlerin bu durumu çakması istemiyor. maç devam ederken kapı açılıyor, karanlıkta sadece bilgisayara bakan gözler uzunca bir süre kimin girdiğini göremiyor. içinden "bari babam olmasa gece gece takım elbiseli bir fantezi yapmasak" diye umuyor sadece içinden biçare, naçar. gözler alışınca şok olan annenin suratı görülüyor, göz göze geliniyor. "ne yapıyorsun oğlum sen" diyebiliyor çaresiz kadın, hayatının en büyük hatası şu an karşısında, gece 4'te hiç giymediği takım elbiseyle karanlık bir odada ayakta bilgisayara bakan bir malın en büyük müsebbibi o. "anne sabah konuşuruz şu an çok işim var" diyoruz o heyecanla anne bir şey diyemiyor, ne desin. kapıyı kapatırken gözlerinde bir hüzün okunuyor.

    durum anneye ertesi gün anlatılmaya çalışılıyor anne tabi ki anlamıyor. "gerizekalı bir oğlum var" algısı o günden beri yapışıyor kadıncağızın zihnine. maçı da 4-0 gibi ağır bir skorla kaybediyoruz, maç annenin gözünde karizma sıfırlamaktan başka bir işe yaramıyor.

    seneler su gibi akıp geçiyor, sene 2013'e geliyor dingilimiz büyüyor ama hala fm oynarken kendini kaybedebiliyor. o hala "salaş", hala takım elbise giymiyor hatta bunun için takım elbise giyilmeyen bir iş seçiyor. hatice hanım'ın kızının düğününe gömlek ve kanvas giyerek gidiyor. anne hala pişman, oğlunun hayatta en çok değer verdiği şeyin bir bilgisayar oyunu olduğunu düşünerek hüzünleniyor.

    edit: oha lan ne cevherler varmış da haberimiz yokmuş bu satıhta. salondaki vazoyu dünya kupası olarak kaldıran mı ararsın, sıçarken %100 futbolda başarısının sırrını anlatan mı istersin, gece yatarken basın toplantılarını ihmal etmeyen mi, efsanevi kariyerinin gazına gelip almanya'dan kargoyla borisyamönşengıladbah forması alıp maçlarını o formayla izleyen mi... bana yalnız olmadığım hissini veren herkesi her yerinden öpüyorum.
  • yarattigi sanal dunyada mutlu olmaya calisan insan hareketidir. takim elbise giyildikten sonra ekran karsisinda tribe girilir; puro, nargile, cigara ve bilimum tutunlu madde yakilarak mac izlenir. icabinda mac icinde takimi disipline etmek icun ronaldo cikarilip yerine saffet sancakli bile alinir... menecer olmanin keyfi cikarilir.
  • yenilen golden sonra ceketi çıkarmak, gömleği ter su içerisinde bırakmak, yana sandalye çekip arkadaş oturtmak ve eline bir defter tutuşturarak istatistik tutturmak, atılan golden sonra fatih terim misali arkadaşı yumruklamak bu hareketin gelişmiş versiyonlaridir. hatta haliya çizgi çekip o çizgi dışına çıkmadan maçı yönetmek ve stresli maçlarda taşkınlık yapıp 3-4 maçlık hak mahrumiyeti sonrasında maçı yatak odasından telefonla yönetmek daha da süper olabilir.
  • cm/fm'cilerden başkası anlamaz.

    evet invisitibly'nin aktardığı mesajlardaki gibi maç sonunda %100 futbolda beni tartıştıklarını, hıncal'ın atıp rıdvan'ın tuttuğunu, demirkol'un beni romantize ettiğini bilirim.
    cm/fm, dua edin bir aksiyon oyunu değildir. yoksa yaşı 20 ile 45 arasındaki bir grup erkeğin evde komando kıyafetiyle tavandan sarktığına şahit olurdunuz.
  • şüphesiz bunu yapanlar; 18 wheels of steel haulin oynarken beyaz atlet giyip, tespih çekerek kendilerini arabesk müziğe vermişlerdir.
  • bir atletle hard truck oynamak değildir. bir de gurbetteki manitanın vesikalığını monitöre iliştirdikmiydi, yollar bize vız gelir artık. oğlum, aç ordan bi orhan baba, daha yolumuz uzun.
  • yalnızca teknik direktör lisansı sahibi cm fanatiklerinin yapabileceği aksi halde federasyondan ceza almaya sebep olabilecek aktivite. (bkz: oğuz çetin)
  • cm aralarında (tuvalette ya da yemek yerken) medyaya son maçlar ve takımın gidişatı hakkında demeçler veren bünyelerin* yapması halinde yadırganmaması ve sevecenlikle karşılanması gereken eylemdir. üstüne gidilmesi halinde kişinin evden italya'ya kaçması ile sonuçlanabilir.
  • maç bitimi salonda yapılacak basın toplantısında şık görünebilmek içindir. gerçi kristal vazoya söz vermeden toplantıyı terk ederken kendisini hışımla üzerime devirip kravatı bok etmiştim ama... (son dakika penaltısıyla kupa kaybetmenin gerginliği, yoksa kariyerim boyunca basının sorularına sabırla cevap verdim. tuvalet molalarını bile ahmet çakar'ın programına canlı bağlanarak değerlendiriyordum. hey gidi.)