şükela:  tümü | bugün
  • anne fontainein yönetmenliğini yapacağı merakla beklenesi audrey tautou filmidir.2009 ilkbaharında izleyiciye çıkması beklenmekteymiş.
  • nedense filmi izlerken aklıma hanımın çiftliği geldi.

    --- spoiler ---

    bir gün hepsi benim masamda oturmak için çırpınacaklar

    --- spoiler ---
  • öncelikle bu filmin bir moda filmi olduğunu düşünerek gitmeyin beyler. sıkılacağınızı sanıyorsanız, bilakis gayet güzel bir hikaye izleyeceksiniz.

    gabrielle "coco" chanel'in, "the big famous chanel" olmadan önce ne olduğunu görmek için izlenir bu film isterseniz. ama bence, karakterin gerçek olması önemli değil, hikaye o kadar güzel ki, ünlü birinin hayatını da anlatmasa, gözümde aynı değeri taşırdı... ama bu gerçeklik bazı artılar yaratmıyor değil: moda gibi son derece "boş" gözüken bir şeyin, aslında ne kadar politik olduğunu görürsünüz. kadının üretici olarak görülmediği ve süs bebeği olmak dışında değeri olmadığı bir dönemde, kıyafetler de ona göredir. hareketi kısıtlayıcı, ama göze hoş gözüksün yeter! sanki o kadınlar koşmayacak, nefes almayacak, bağırmayacak... korseler, fırfırlar, metrelerce kuyruklar, kilolarca takı, devasa şapkalar.. o kıyafetleri giyerseniz, onları taşıyabilmek için elbette yavaş yavaş yürüyecek, dik duracak, zarifçe oturacaksınız... erkekleri özgü ata binmek, zıplamak, koşmak için, ancak chanel'in yaptığı gibi, erkek binici pantolonları ceketleri giymeniz gerekecek... alt metne bakarsanız, işte bu ataerkilliğin kendisi, feminizmin en çok eleştirdiği durumlardan biri: erkeklerin, kadınları görmek istedikleri şekle sokmaları, soktukları şekille, istedikleri çerçevede kalmalarını sağlamaları. neden bütün tasarımcılar erkekti? işte bu yüzden...

    ama chanel, ilk kez bir kadın olarak kendini moda dünyasına kabul ettirdi, kadınların kendilerini rahat hissedebilecekleri, süs bebeğinden daha normal gözükebilecekleri, hareketlerini kısıtlamalarına gerek kalmayacak kıyafetleri tasarlayarak. bu gün çok ciddi bulduğunuz tayyör takımlar, bacakları gösterecek kısalıkta (oysa amaç bacak göstermek değil, sadece süpür süpür yerlerde gezinmeyecek, rahatça yürümenizi sağlayacak bir kısalık, bugünkü tabirle nene boyu) olduğu için inanılmaz eleştirilmiş karşı çıkılmış kıyafetlerdir oysa! bugün kadın giyiminde kullanılan pek çok şeyi, chanel ilk yaratandı, penye tişörtlerden korsesiz elbiselere kadar... bu, sembolik bir değer taşır aynı zamanda, çalışan kadın, içinde hareket edebileceği, rahat nefes alabileceği giysilere ihtiyaç duyar. ve kadın çalışmak isteyebilir! bu son derece normaldir ve hayat tarzı, giyimi de ona göre değişecektir. chanel, bu değişimi başlattığı için önemlidir, tıpkı alanında ismini kabul ettirebilen ilk kadın olması gibi... döneminin kadına bakışını, yargılarını eleştirmiştir. eleştirmek, sadece belgesel çekmekle olmaz. giyim, ne denirse densin, bunun bir yoludur. bu tıpkı parka giyerek safını belli etmek gibidir, cübbe giymek gibidir, yırtık kot giymek gibidir. her dönemde insanlar politik duruşlarını simgeleyecek giysiler kullanmışlardır. bir erkeğin oyuncağı olmayı, onu eğlendirmek için şarkı söyleyip, dans etmeyi, onu eğlendirmek için cilvelenmeyi reddeden, kendi ayakları üzerinde durmayı, çalışıp üretmeyi yeğleyen kadınların o dönemki ikonu da chanel olmuştur. çünkü ya eski usul giyineceklerdi ya da oradan! başka alternatif yoktu!

    chanel bu yüzden "anarşist" ve bu yüzden "devrimci"dir. bunları büyük kelimeler zannedip, bunları birine vermek için illa savaşta başarılar göstermiş olması gerekmez. bu yüzden bu kadına, bu payelerin verilmesi doğrudur ve haklıdır. bu film de, bunu anlatmaktadır.

    daha teknik detaylara gelinecek olunursa, oyunculuklar çok başarılı. hiç biri sırıtmıyor, dönemin görselliğiyle örtüşecek yüzler seçilmiş ve karakterler; diyaloglar yoluyla olsun, tarzları yoluyla olsun, kendilerini net olarak ifade edebilmişler. anne fontaine yazısını görünce perdede, insan iyi bir film bekliyor zaten, nitekim bu film de "lüks ürünler göstererek ağız suyu akıtan pazar filmi" değil, anlatacak bir meselesi, derdi olan gerçek bir film. ve şahika noktası da, elbette audrey tautou'nun kusursuz oyunculuğu... mimikleri, tonları, terslenmeleri, gülücükleri, her şeyi çok sade ve çok doğal. bu rolde, fransız biri oynatılacaksa eğer, ondan daha uygunu olamazmış.. kesinlikle doğru seçim...

    filmle ilgili tek eleştirim kısalığı olabilirdi, chanel'in moda dünyasında yaşadıklarını daha net görmek isterdim ama, "filmin konusu bu değildi zaten" diyerek susuyorum. neticede adı üzerinde, chanel'in öncesini anlatıyor bu film. ama tasarımları yüzünden nasıl eleştirildiğini, "kadın başına" bir atölye açması ve işletmesinin zorluklarını, sırf cinsiyeti yüzünden moda dünyasında dışlanmasını, ama kadınlar için uğraşan bir kadının sonunda gerçek bir ikona dönüşmesini de izlemek isteriz. kısmet bir başka filme ...
  • audrey tautou'nun amelie'den sonraki en iyi filmi denilebilir. mekanlar, çekimler, kostümler çok başarılı, döneme ait her şey merak uyandırıyor ve film hiç sıkmıyor. biyografi filmlerinden hoşlanmayan izleyici kitlesine bu türü sevdirmeyi başarabilir. kısacası çok tatlı.
  • özellikle modayla ilgilenenlerin, tasarım kıyafetlere ilgi duyanların kesinlikle sinemadan çıktıklarında yüzlerinde hafif bir gülümseme içlerinde sessiz bir "acaba" sorusuyla salonu terk edecekleri film.

    http://www.resetmagazine.net/…oco-avant-chanel.html
  • film çok durağan ilerlese de "coco" chanel'in farklılığının ve yaptığı devrim öncesi hazırlıklarının üzerinde güzel durulmuş. özellikle filmin bir yerinde etienne balsan'a "sizin bir işiniz yok mu, çalışmaz mısınız?" a benzer bir soru sorması ise sıradışı insanların kökeninde neyin yattığını bir kez daha gözler önüne sermiştir.
  • iyi hikaye, kotu film.
  • her kadının izlemesi gereken yapıt. erkeklerin karşısında daha da önemlisi rutinlerin / kanıksanmışlıkların karşısında duran, aklına koyduğunu hayata geçiren güçlü bir kadının hikayesi. her kadına içindeki gücü anımsatacak, toplumun yaptırımlarından bağımsız düşünmesini sağlatacak bir hikaye. biraz devrimci, biraz anarşist ve biraz bencil ancak kesinlikli estetik bir hikaye.
  • audrey tautou 'nun sigara içmeyen insanı bile sigara içmeye teşvik ettiği film. o nasıl bir efkardır... ancak film boyunca sigaranın külünü kumaşların üzerine ha düşürdü ha düşürecek diye kendi kendime gerildim.
  • bir kere şu kesin: coco chanel çok önemli bir kadın. kendine öyle der mi bilmem ama konumuna ve yapıp eylediklerine bakarsak sıkı da bir feminist. kadınların çalışması, süs bebekleri değil rahatça eğilip kalkan, konuşan, dans eden, hareket eden insanlar oldukları ya da olmaları gerektiği, evlilik denilen iki kişilik dünyanın konvansiyonel yapısı. bütün bunları anlamış, anlamakla da kalmamış akletmiş, kendi pratiklerine aksettirmiş çok çarpıcı bir kadın. ama film, oyunculuklar ve kimi özenli diyaloglar dışında çok başarılı değil bence. bir kere bu kadar çarpıcı ve etkileyici bir hikayeyi bu kadar çarpıcılığından arındırarak anlatmak hiç iyi olmamış. hani desem ki chanel tarzı bir sadelik, bir elegant anlatım yüzünden bunu tercih etmiş, yok öyle değil. bazı yerler bildiğin zayıf olmuş. yani bir havası var ama hikayenin inandırıcılığı filmin dramatik yapısından değil, audrey tautou başta olmak üzere oyuncuların başarısından kaynaklanıyor. diyebilirsiniz ki, e o zaman bu bir oyunculuk filmi, yok öyle de değil bence. bir şeyler olmamış, çok çarpıcı bir hikaye ziyadesiyle ruhsuz anlatılmış. stilize olması için uğraşılmış ama daha çok ruhsuz olmuş.

    kadın çok etkileyici bir karakter ama. artı tarzı muhteşem. hiç de babaanne değil, son derece classy buluyorum ben şahsen. hatta artık chanel tarzı takılmaya ve bu seda sayan kıyafetlerimden kurtulmaya karar verdim bu filmi izledikten sonra. bilginize sunarım.