şükela:  tümü | bugün
  • aramalarda çıkmıyor var ise uyarırsınız, "dangalak" olarak açtım, sansür yedi,

    şanlıurfa'nın suruç ilçesinde bir dingilin eylemi, evde elini ve ayağını iple bağladığı küçük oğluna hortumla işkence yapıyor.

    http://www.sozcu.com.tr/…mla-iskence-yapti-2083885/
  • videodaki küçük çocuğun çektiği ıstırabın birebir aynısını ve hatta daha fazlasını yaşayan bir arkadaşım oldu.

    *
    adı oktay.

    13-14 yaşlarındayız henüz. arkadaşlarla sokakta misket oynuyoruz. dikmişiz yanyana misketleri uzaktan vurmaya çalışıyoruz. başı vurunca da '' vurdum vurdum '' diye misketlere koşuyoruz. oktay da babamı çok sever. çünkü babam işten gelip bizi gördüğü zaman hemen misketi alıp vurmaya çalışır. öyle de hırslı atar ki dilini ısırır vuracağım diye. vuramayınca da bir daha dener. sonra yine vuramayınca '' sizin misketleriniz yamuk yahu '' deyip gider.

    güleriz babama, illa güldürür işte.

    bir gün oktay'ın babası da misket oynarken yakaladı. yakaladı diyorum çünkü oktay'ın misket oynamasına çok kızardı. '' kumara mı alışacaksın lan sen ''diye bahçedeki hortumu söküp dövdü. gözümüzün önünde sırtına sırtına hortumla vuruyordu. ağlıyordu oktay '' baba tamam bir daha oynamayacağım vurma ne olur '' diye yalvarıyordu. aslında bizden utanıyordu oktay. bizim gözümüzün önünde dayak yemek ona çok koymuştu.

    bir gün dedi, bir gün büyüyünce onu öyle bir döveceğim ki, o da yalvaracak oğlum yapma diye dedi. ağlıyordu. hıçkırıyordu ağlarken. aramızdaki en güçlü çocuktu aynı zamanda oktay. diğer mahallenin çocukları bize sataşsa oktay'a söylerdik. oktay hep hallederdi ama yine de ağlıyordu işte. yapma baba diyordu. vurma ne olur, söz oynamayacağım diyordu.

    it gibi korkuyordu babasından. babası sürekli dövüyordu. kulağının birisi bile tokat yemekten zarar görmüştü oktay'ın. duyuyordu ama eh işte. annesi bile kayıtsız kalıyordu bu olaylara. durumu gidip babama söyledim. hortumla oktayı dövdü dedim. babam babasıyla konuştu ama fayda etmedi. herkes kendi işine, herkes kendi çocuklarına baksın demiş.

    yine biz oynadık misketimizi. pes etmedik, çocuğuz çünkü, bu en sevdiğimiz oyundu ama o dayak olayından sonra babam bizi misket oynarken gördüğü zaman eğilip bir tane bile atmadı. oktay duygulanmasın diye laf bile atmadan yürüdü gitti eve.

    bir gün gazoz kapağı oynuyorduk. aynı misket gibi dikip bu sefer taşla vurmaya çalışıyorduk. kızılaydan tut, pepsiye kadar bir sürü kapak vardı. babası yine gördü oynarken. oktay kaçtı, babası kovaladı. oktay okulun bahçesine girdi, babası peşinden atladı ve oktayı yakaladı köşede. diz çöküp sindi yere oktay. biz de diğer arkadaşlarla izliyoruz. babası saçından tutup vurmaya başladı '' ben sana demedim mi kumar yok heh '' diye vuruyordu. tokat yedikçe ağlıyordu oktay. gazoz kapağı ile suratını çizdi.

    bunu hangi baba niye yapar ki? donduk. korkudan ölecek gibi olduk ve hemen kaçtık oradan.

    1 hafta oktayı göremedik. oktay oktay oktayyy diye kapısının önünde bağırdık. hani çocuğuz işte, çıksın da oyun oynayalım diye bağırdık ama çıkmadı hiç. cama bile çıkıp bakmadı. annesi çıktı, yok oktay gidin buradan deyip kovdu bizi.

    sonra oktay'ı gördük bir gün. okul merdivenlerine oturup konuşurken ağlamaya başladı yine.

    ölürse cenazesine gitmem diyordu. onu öyle bir döveceğim ki, inim inim inleyecek yapma derken diyordu. sıkıyordu yumruğunu. dişlerini sıkıyordu konuşurken. o zamanlar garibime gidiyordu bu laflar ama işte tüm anne ve babalar bir değil ki.

    babası ölmüş bazı kişiler '' seni çok özledim babacım , keşke yanımda olsan babacım, keşke ölmeseydin '' falan deyince, bu tür eziyetlere uğrayan evlatlar o ağlayan çocuklara acıdığı için değil de imrendiği için duygulanıyorlar. hatta belki küfür bile ediyorlar.

    zaman geçti geçti oktay 20 yaşına girdi. e tabi babası da yaşlandı, oktay dalyan gibi biri oldu. bir gece babası sarhoş eve geldi ve annesini dövmeye başladı. ''' lannnnnnnnnnn ''' diye bir ses duyduk. o sese tüm mahalle sokağa çıktı. oktaymış bağıran, tuttu gırtlağını babasının ' siktir git lan bu evden '' diye tokatı yapıştırdı.

    babası düştü bahçeye. düştüğü yerden oktay'a bakıyor. vurdun sen bana, vurdun diyor.

    sen her gün vuruyordun o..pu çocuğu diye cevap verdi oktay.

    ne acı tablo?

    girdim araya oktay yapma dedim. nasıl yapmayayım kardeş, çocukluğumuzdaki yeminlerimi ne çabuk unuttun dedi. ağlıyordu. bak yüzüme dedi. gazoz kapağının izi halen duruyor.

    tam sırası bugün işte dedi. siktir git lan bu evden diye bağırdı babasına. etrafta bir sürü insan var, babası sarhoş. kalkamıyor yerden, öylece yattı oraya. sabaha doğru acıyıp almışlar eve. oktay 1 ay sonra askere gitti ve gittiği memlekette iş bulup kaldı. babası 3 sene sonra kanserden öldü ve oktay yine de cenazesine geldi ama gözünden bir damla bile yaş akmadı oktayın.

    işte dedi şimdi benim ve anamın bayramıdır.

    hülasa, her baba ve her anne bir değil işte. kimisi böyle hortumla dövüp, gazoz kapaklarıyla suratını soyuyor. kimisi de pamuklara sarıp, elleriyle ona mandalina soyuyor. hayat işte herkese gülmüyor. kimi niye öldü diye üzülüyor. kimisi canı cehenneme diye seviniyor.

    o yüzden evlatlarımıza iyi davranalım derim. '' senden bir şey olmaz, sen boşuna okuyorsun, kardeşin bile senden daha akıllı'' gibi şeyler bile söylemeyelim. insan kendi yetiştirdiği evladına niye böyle desin ki? suç anne ve babanın sonuçta. siz yetiştiriyorsunuz onu. kendi yetiştirdiğiniz bir domatese bile '' bu hiç iyi değil, tadı bile yok bunun '' diyor musunuz? denmez. denilemez.

    şükür ki oktay hiç kötü yola düşmedi ve hiç kötü alışkanlığı olmadı. evlendi sonra orda oktay ve 2 tane kızı var. hiç görmedim adıyaman'da oturuyorlar, sadece facebooktan paylaşımlarıyla biliyorum. çok güzel aile pozları var ve eminim ki dünyanın en güzel babalarından biri oldu oktay.