şükela:  tümü | bugün
  • bakıcı baba, bakılan kızı ise çok zevklidir.
  • keyifli, yorucu ve sadece çocuğa bakıp kendinizi her şartta ötelediğiniz, ertelediğiniz için inanılmaz bir fedakârlık ve kendine boş vermişlik gerektiren, aynı zamanda da yüksek sabır isteyen bir iş.

    tabii bunlar ilk sözde insanın kendi yavrusu için geçerli. on altı tane yeğeni olan bir insan evladı olarak şahsım, bu yeğenlerimi çok sevmeme rağmen 15-20 dakika oyalayıp ondan sonra gözlerimle ortalığı yeğeni satacak birini aramakla geçirirken iş kendi yavruma gelince, pek tabii birisi alsa yardım etse iyi olacak ama kimse bu işe yanaşmasa da bırakın 15-20 dakikayı, 115-120 sene bile aralıksız bakmaya, onunla ilgilenmeye, kendimi bırakıp tamamen ona odaklanmaya hazırım, nazırım, zerre kadar da gocunmam, pişmanlık duymam bundan.

    derlerdi ki ebeveynlerimiz "ana-baba olunca anlarsınız." evet, ana-baba olduk da anladık.
  • en zor iştir. hep bunu söylerim. o sorumluluk başka bir şeye benzemez. kağıt kürek işlerindeki risk bu işin yanında az kalır; bir can size emanettir. herkesin harcı değildir.
  • anlatamadık gitti. çocuk bakmak değil, çocuk büyütmek değil çocuk yetiştirmek.

    edit: (bkz: ben cevabımı aldım, teşekkürler). işbu entry silinmeyecek; küpe olacaktır. teşekkürler rita levi montalcini. #41443944
    ayrıca; konu hassas efendim. mantık filan dinlemiyor.
  • çocuk yetiştirmek uzun süreli ve genelde belli kişiler tarafından verilen tüm emeği karşılayan bir bileşik fiil. çocuk bakmak yanlış bir kullanım değil. örneğin birkaç saatliğine çocuğa göz kulak olan bir kişi o çocuğu yetiştiriyor değildir, çocuğa bakıyordur. o yüzden, mesela, çocukların ebeveynleri yanlarında değilken çocukla ilgilenen kişiye bakıcı deniyor.

    tabii anlatamazsınız, anlamamışsanız demek ki.
  • pazar sabahi icinden baby tv rakamlarin sarkisi esliginde gecilen durum.
    anasi afedersin osura osura uyuyor yatsin keyif yapsin dedik bakalim karni acikana kadar devam.

    bir tek kotu yonu var bu isin..surekli yapmiyorsaniz cocuk bakarken "e tamam iste o takilsin bende burdan bakiom" gibi mal degnegi yanilgilara gark olmaniz.tropikal kertenkele gibi oldum gozumun biri sabit digeri hareket edebilio falan.evrime 5 kaladan bahsediyorum.kicim basim ayri oynuyo.
  • kendi çocuğuna bakmakla başkasının çocuğuna bakmak olmak üzere iki ayrı başlıkta incelenesi.

    sevimli karşı komşumuzun iki buçuk yaşındaki sevimli veledi gününün büyük kısmını bizim evde kitaplığımı dağıtarak, elini nutella'ya daldırarak, ardından o ellerle boy aynalarında sevimli izler bırakarak geçirir. evin kapısını eline aldığı sert bir cisimle kendisi çalar ve anneme cici anne diye hitap eder.

    annemin bir süredir şehir dışında olduğu şu günlerde bizim veledi görmez olduk. bugün markette aklıma geldi, zeynep'e üfleyip içinden balon çıkardığımız ve asla adını öğrenemediğim zımbırtılardan aldım. iki tane aldım ki bitince öbürünü kullansın. tamam tamam diğerini kendime aldım.

    akşamüstü kapı çaldı. daha doğrusu çelik kapıya tangur tungur vurdu birileri. hah, dedim, zamanlama süper. aldım veledi içeri, başladık üfürmeye. bir kutu onda, bir kutu bende. benim baloncuklarım daha parlak diye çirkefe bile bağladım. tüm bu süre zarfında sadece ve sadece iki mili saniye yağmur mu yağıyor acep diye camdan dışarı baktım. bizim velede döndüğümde başımdan aşağı kaynar sular mı desem, kızgın yağlar mı desem, her bir şeyler döküldü. gerizekalıcık köpüklü suyu hangi yetenek ve iman gücüyle bilmiyorum, tüm suratına boca etmiş, gözler kan çanağı kıpkırmızı, bir yandan da ağzıyla yalana yalana suyu yutmakta. çocuğu nasıl aldım, banyoda iki damacanayı rahat dolduracak miktarda suyla ağzını gözünü nasıl yıkadım hatırlamıyorum. veletçiğin cildi de hassas mıdır nedir, ben böyle kızarma görmedim. bir yandan üzerini başını kuruluyorum, bir yandan annesine ne diyeceğim diye soğuk terler döküyorum. lanet olsun yunus market, lanet olsun köpüklü zımbırtı. keşke çikolata alsaydım falan diye söyleniyorum. gözünü açamıyor çocuk. internete falan yazıyorum bir yandan ne yapmak lazım diye. lan diyorum dışarı çıkaramam ama eve doktor mu çağırsam, tıpçı arkadaşlara resmini mi atsam, annesine ne diceeğm vs.

    dur, dedim, bir deney yapayım. allah'ım yazarken bile muhteşem zekama hayret ediyorum. aldım diğer şişeyi gözüme adeta, bakın tekrar ediyorum, adeta boca ettim. sonra da bol suyla yıkadım. bakayım geçiyor mu diye. kendi çocuğum olsa vallahi yapmam. neyse ikimiz ikişer koca kırmızı gözlerle koltuğun iki kenarında oturduk bir süre. kıza ömrümde yapmadığım ikramı yapıyorum. cupcake'ler, baby tv izlemeler, hadise'nin nerdesin aşkım şarkısına bile üç kez katlandım. bir yandan da ellerimizde mendil, kızarmış gözlerimizi siliyoruz. şeytan diyor al veledi bırak komşunun kapısına kaç. ya da dilendirsem mi. ikimizin de amansız bir göz hastalığı olduğunu söylesem kesin köşeyi dönerim. neyse bu düşünceler eşliğinde hungry henry izledikten sonra baktım gözlerimiz normalleşmiş. götürdüm evine, bırakıp kaçtım. şaka şaka anlattım tabi annesine. kadın önce bir kanepede, sonra da gazını alamayıp diğer kanepede güldü "niyi bi kidir ibirttin" diye. hıı, dedim içimden, sen olsan acep napcaktın.

    köpüklü suyu kendi gözüme boca edişimi ise ablama bile söyleyemedim. şu an derin derin "kriz anlarında başka ne gibi gerizekalılıklar yaparım acaba" diye düşünüyorum. umarım kimse yanımda yanlışlıkla kendini falan bıçaklamaz.

    elveda.
  • hayatı hissetmektir çocuk bakmak.
  • çocuk yetiştirmeye göre oldukça eğşenceli bir durumdur.
    parka görüt oyna yemeğimi istersen yedir öp kokla ver annesine babasına..
  • * genellikle, yaşlanınca eskiden baktığımız çocuk tarafından bakılmak istiyoruz.
    * bazen, iyi bakmadığımız*, yani kör baktığımız* çocuk bize bakıyor, hayattan uğurlamayı ve yüzleştirmeyi üstleniyor.
    * anne çocuğu terk etmeyi başarıncaya kadar, büyük olasılıkla bakmayı da başarır. annelik içgüdüsü değil, kadın eğitimi.

    (bkz: yaşlanınca bana kim bakacak sorunsalı)