şükela:  tümü | bugün
  • 1930'lu yıllarda çıkan bir çocuk dergisi.
  • "kokuların şarkısı başlar
    ne çocuk sesi ne kent uğultusu gelir
    mişli geçmişde sorunlar saklanır
    aya dokunmanın tam zamanıdır"

    (bkz: bozburun)
  • faruk gürtunca'nın çıkartmış olduğu dergidir.
  • evimizin arka tarafında, renkli çiçekler ve ilginç bir iki ağacın yer aldığı, yeşil bahçeli bir ev var. bu renk çeşitliliğinden olsa gerek, gün boyunca minik ve harika sesler çıkartan kuşlar da bu bahçeden eksik olmuyor. bazen onları iki evin sınırını belirleyen duvarın üzerinde sohbet ederlerken görüyorum. bazen de ev sahibinin depo olarak kullandığı konteynerin üzerinde, yağmurdan kalma su birikintilerinde yıkanırlarken izliyorum. yeşil bahçeli evin sahipleri henüz karar kılamadığım sayıda çocuğa sahip. bazen sarı kafalı bir ufaklık tek başına yalın ayak çimlerde takılırken, bazen bu sayı 4 sarı kafalı oluyor. bahçe duvarının bitişiğinde bir çok çocuğun hayallerini süsleyen kocaman bir trambolin var. sabahları erken saatlerde (ki bu genelde uyuduğumuz zamana denk geliyor ) hoplayıp zıpılayıp, bir yandan da çığlıklar atıyorlar. pencereden baktığımda havada uçuşan bir sürü sarı kafa görüyorum. bir yandan beni uyandırdıkları için sinir oluyorum ama bir yandan da o mutlu çığlıkları hoşuma gidiyor. trambolinin boyu biraz yüksek. içlerinden kısa boylu olanlar üzerine çıkmayı başaramıyorlar. onlardan bir karış uzun olup da tramboline çıkmış olan diğer sarı kafalıların insafına kalmaları çok komik bir görüntü oluyor. o yaştaki bir çocuğun kendinden bir karış kısa olana eziyet çektirerek eğlenmesi, insan geninde olan bir şeyle açıklanabilir belki. tramboline çıkamayanın ağlamasının yarattığı o tarif edilemez sesi bir kenara bırakırsak, diğerlerinin eğlenirken çıkardığı heyacanlı ve enerjik sesler bazen bana da enerji veriyor. işte o zaman, bir zamanlar çocuk olduğumu hatırlıyorum. elimde bir çiviyle karıncaların peşinden onları ameliyat etmek için koşturduğumu ( genelde hemen ezilip, otopsilik duruma geçiyorlardı)( ve hayır büyüyünce doktor falan olmadım) , iki bölümlü kırmızı plastik seleden dublex ev yaptığımızı, çarşafları sandalyelerin üzerine örtüp çadırlar kurduğumuzu, geceleri göz yaşımız akana kadar esneme yarışı yaptığımızı, bakkaldan leblebi tozu alıp boğulurcasına içimize çektiğimizi, renkli istopta bok rengini söyleyene uyuz olduğumu... daha neler neler...çocuk sesi insanın hayatta olduğunu yüzüne vuran acımasız ve bir o kadar da rahatlatıcı bir şey. içimizdeki çocuk diye bir klişe laf var. içimizde gizli saklı bir yerlerde değil o. bizler bir karış büyümüş, o tramboline çıkamayan diğerleriyle alay eden çocuklarız.
  • çocuktan çıktıgında sıkıntı degil de koca koca genç kızlarımız/kadınlarımız yapıyor ya o agızlarına kürekle vurasım geliyor.
  • migren sebebim
  • ortaokul yıllarında taşındığımız evin etrafında hiç olmayan sesti. bir-iki sokak aşağıda kendi yaşıtım arkadaşlarımı bulmuştum ancak akşam saatlerinde bağıra çağıra saklambaç oynadığımız için sürekli kovarlardı bizi sokaktan. o zamanlar bizi kovan amcalara bile "çocuk sesinden mahrum kalın" diye beddua edemiyorum şu an düşününce, çünkü çocuk hayattır, çocuk sesi hayatın hayalidir.
  • grange'ın koloni adlı kitabında bolca işlenir. kitapsa önerilir.
  • şu an ani bir hareketle boyunlarını kırmak istiyorum o kadar sinirlendim.oysa ki gayet de insan canlısı hümanist sevgi pıtırcığı bir insanım(bkz: sesli güldüm lan) çocuk sesine ve çocuk ağlamasına tahammülüm yok maalesef
  • kafa şişiren ses. bazı zamanlar küçük yeğenlerim ziyarete gelir. "ziyaretin kısası makbul" diyerek hemen gönderirim. gittikleri zaman resmen rahatlamış oluyorum. aman, aman bana uzak olsun bu ses.