şükela:  tümü | bugün
  • dünyaya henüz yalnızca o minicik beynin içerisinden bakılabilen, tüm enerjinin çevrede olup biteni anlamak için harcandığı yıllarda anlam veremediğim bir ruh durumuydu. bizden nefret edebiliyorlardı. biz sadece çocuktuk ve çocukluk yapmaktan başka bir şey bilmiyorduk. hayvanları korkutuyor, insanları bezdiriyor, olmadık işlere kalkışıp her şeyi birbirine katabiliyorduk. umursadığımız tek şey çevremizde olup bitenleri daha çok anlamaktı. bize ters ters bakıp söylenmekten balkonundan üzerimize bıçaklar fırlatmaya kadar geniş bir çocuk nefreti skalası içinde şaşkınlıkla çocukluğumuzu yaşıyorduk. o yıllarda aklım bir çocuğun nasıl olup da sevilemeyeceğine kesmiyordu. zaten sevgi, nefret, tahammül gibi duygular anlamaya çalıştığım çevrenin içinde çok soyut kavramlardı ve bu yüzden fazla kafa da yoramıyordum. buna rağmen çocukken her şey daha berraktı. zihin pırıl pırıldı. vicdan, vefa gibi duygular yoktu. en önemlisi de vicdan. vicdan diye bir şey bilmiyorduk. düşündüğümüz bir şey yüzünden vicdan azabı çekmiyorduk, söylediğimiz sözler geceleri bizi sıkıştırmıyordu. canımız ne isterse söyler, bir şeyi sevmek istemiyorsak sevmezdik.

    büyüyünce işler haliyle karmaşıklaştı. hayatımıza gündelik politika girdi. amcamızdan nefret ettiğimiz an yüzüne tükürüp kaçmak olmuyordu, komşumuzla görüşmek istemediğimizde "bana ne! istemiyorum, git evimden" diyemiyorduk yüzüne karşı. her şey daha politik, her şey daha bir tartılarak yapılmaya başlandı. kendi adıma konuşursam çocukluktan kopmam epey uzun sürdü. bu yüzden benden küçük arkadaşlarımın çoğu bana abilik / ablalık tasladılar. yaşımı duyduklarında en az üç yaş küçük zannedildiğimi fark ediyordum. ne miniminnacık bir tiptim ne de bebek suratlıydım olduğumdan küçük sanılmamın nedeni hinlik duygusu, imalardan anlama gibi yetişkinliğe özgü durumlara olan yabancılığımdı. bu zamanlar boyunca çocukları kendimden farklı görmüyordum. onlar da tıpkı yetişkinler gibi geliyordu bana. dolayısıyla onların sevilmesi gereken, özel ilgi gösterilmesi gereken canlılar olduklarını anlamıyordum. akraba ziyaretlerinde bakayım diye bana emanet edilen çocuklarla bir oluyor, onların oyunlarına karıştığım için annelerinden "bu çocuklar bu kadar terlemiş de niye haber vermiyorsun" diye azar işitiyordum. ben de terliydim, ne var ki!

    biraz daha büyüyüp yetişkinlik yılları başlayınca her şey değişti. şartlar uygun olsa benim bile çocuğum olabilirdi artık. sokakta benden küçük kızların ellerinde, bellerinde ve peşlerinde çocuklarla gezdiğini fark etmek ilk dumurdu. ikinci dumur daha vahimdi, çocuklu kadınların her yerde tartışılmaz bir önceliği vardı. kalabalık otobüslerde elbette öncelik onlarındı ama mesela sık sık üç beş kişiden oluşan kısa kuyruklarda bile kaşlarını ters v yaparak "çocuk var da ben en öne geçsem" diyen kadınlarla karşılaşır olmuştum. markette kozmetik reyonuna dalmış, çocuğunu o an için unutmuş bir kadın bile yanından azıcık hızlı geçen birine "görmüyor musun hayvan, çoluklu çocuklu kadınım, ya bizi devirseydin" diye kükrüyordu. izin bile almaksızın dakikalarca beklenen siparişe konup neresinden uydurduğu belli olmayan sikindirik bir isim koyduğu çocuğuna seslenerek oradan uzaklaşabiliyordu, o çocuklu bir kadındı. doğurganlığı onaylanmış, o yaşında çocuksuz falan olmadığı artık belli, seçilmiş, toplumda imzalı mühürlü yeri olan bir kadındı.

    tüm bunların ötesinde herkesin 'annelik içgüdüsü' olarak adlandırdığı, "anne olmadan bilemezsin" kalıbıyla desteklediği, "herkes böyle diyorsa vardır bir bildikleri" diyerek beni sus pus eden bir durumları da vardı çocuklu kadınların. bu durum, genellikle kadınların korkunç bir olay karşısında kendi tercihlerini belirtmek istedikleri durumda ortaya çıkan ana fikirdi; "çocuğum tehlikede olsun gözüm dünyayı görmez. bütün insanların öleceğini bilsem yine de çocuğumu kurtarırım." burada benim sözlerim tükeniyor işte. herhalde bu annelik içgüdüsü ama bir açıdan bakınca insan aklının alamayacağı kadar bencilce değil mi. çocuk yapmak bile bir açıdan dünyanın en büyük bencilliği sayılabilir. elbette bu düşünceyle yapılmıyor ama çocuk yapanların gözündeki "soyumu devam ettirmeliyim, devam ettirilmesi zorunlu derecede iyi genlere sahibim" bakışını nadir de olsa bir tek ben mi görüyorum? kimse çıkıp da "hadi ordan düdük makarnası" ile başlayan bir nutuk atmıyor mesela. ben bu düşüncenin ve toplumsal gazlamanın, annelik kutsaldır argümanıyla desteklenen dandik kızlardan kutsal anneler icat edebilmenin altında bu düşünceye çok sık rastlıyorum. herkeste değil elbet ama bir önceki paragrafta bahsettiğim kadınlar bu düşünce ile çocuk sahibi oluyorlar ya da çocukları olduktan sonra böyle bir fikre kapılıyorlar sanki.

    konumuza dönersek çocukları sevmemek diyince bir durup düşünüyorum. çocuk kutsal kadın annesinden, tosun babasından, güvenli evinden alınıp tek başına düşünüldüğünde yine de sevilmeyecek bir canlı mı? merak içinde, dünyaya karşı hala çokça saf düşüncelere sahip, çoğu zaman da iyi niyetli bir küçük yaratık neden sevilmesin? çocuk sevmemek olmuyor demek ki. bazen damarlarımı ateşleyecek kadar beni kızdırabilen, dünyada olması bile yıllarca sürecek bir zaman kaybının başlangıcı gibi gözüme görünen çocukları ailelerinden ayrı düşünmek istiyorum. o zaman onları sevmediğimi düşünerek vicdan azabı çekmek zorunda kalmıyorum. çocuklar masum doğuyor ama aileleri, yetişkinler, vicdan sahibi olan ve bunu istediği zaman reddedebilen yetişkinler onları şekillendiriyor.
  • insan sevgisiyle yakından uzaktan alakası olmayan durum. şimdi efendim bu çocuk dediğimiz varlıların erkek kısmısı, hiç durmadan hareket eder. evet hiç durmaz koşar, kırar döker, zıplar, kırar döker, takla atar, kırar döker. ama daha kötüsü kız kısmısı dünyanın en bilge kişisi oymuşcasına sabahtan akşama kadar konuşur, sinir eder, bağırır, sinir eder, tespitte bulunur, sinir eder, çemkirir, sinir eder. şimdi durum böyle olunca 4-12 yaş çocuk dünyanın en sevilmeyesi en uzak durulası şeyidir. bence anneleri bile ya sabır diyerek hareket ediyorlar bu dönemde.

    tabi ilk olarak bunların istisnaları var, böyle aklı başında normal insan gibi davranan. onlardan kaçmaya gerek yok.
    ikinci olarak da 4 yaşın altı var ki eneeem onlar yenir be. *
  • insanlığın geleceğinden umudu kesmektir. ki bu da oldukça makuldur.
  • mutlaka çok geçerli bir sebebi vardır.

    bir kere sürekli saçma sapan konuşan, gerekli gereksiz sorular sorup cevaplarını anlayamayan, oraya buraya parmağını sokup kendine ve çevresine türlü zararlar veren, ayak altında dolaşan, pis birşey neden sevilir ki?
  • küfür gibi düşüncedir

    baba olunca...
  • yakın zamana kadar bendim.biyolojik yaşmı geldi nedir hafiften çocuklara karşı sempati duymaya başlamadım ama hala sevmiyorum.ne yapacakları hiç belli olmuyo bi' kediler bi' de bunlar.
  • dışarıdan bakıldığında gayet ciddi gözüken arkadaşlarıyla bile konuşurken sanki bakanlar kuruluna rapor veriyormuş gibi resmi konuşan soğuk mizaçlı bazı abiler bile bir çocuk gördüğünde hanimiş hanimiş abucuk gubucuk yirim ben bunun kolunu bacağını moduna girebiliyorken bir tür insan vardır ki çocuklardan hiç hazzedemez, niyedir bilinmez ama bir türlü sevemezler çocukları sanki kendileri zamanında o cıvıl cıvıl veletlerden biri olmamış gibi.

    iyi güzel bu arkadaş çocukları sevmiyor ama bir soralım niye sevmiyorsun arkadaşım? herşeyden önce emin olun ki bu çocuk sevmeyen çocukla çocuk olmaktan hazzetmeyen arkadaşta sizin bu aşırı çocuk sevginize bu abucuk gubucuk yapma şevkinize hayret ediyor. nasıl ki çocuk seven bir insan lan çocuk bu sevilmez mi diye kendi içinde düşünüp biri çıkıpta ben çocuk sevmiyorum deyince hasiktir ordan lan çocuk sevilmez mi diyorsa çocuk sevmeyen insanda çocuğun neyini seviyolar anuna koyım anlamıyorum diyor kendi kendine.

    çocukların hareketlerine katlanamamak başta gelen sebeplerden biridir. bildiğiniz gibi çocukların yaptığı hiçbir harekette mantık aranmamalıdır her an herşeyi yapabilirler. ancak bu davranışlar her insana gelmez. şahsen hayatta en nefret ettiğim şey bir çocuğun aptalca bir sebepten ötürü kıçını yırtarcasına çığlık atmasıdır. ben ki sakinliğin kitabını yazmış adam o sesi duyunca kan beynime çıkar cinnet getiririm. hatta o an öyle bir yaratık olurum ki her ne şekilde olursa olsun o sesin kaynağını yok etmeye programlanmış bir terminatöre dönüşebilirim o yüzden gazetelerin 3. sayfalarına girmemek için kendimi bu çığırtkan tip çocuklardan olabildiğince uzak tutarım.

    hadi onu geçtim bide bir tip çocuk vardır ki ağzına geleni söyler küfür kıyamet gelir size vurmaya çalışır filan bir de yeni nesil veletlerinin hepsi smackdown hayranı bildiğiniz gibi gelir üstünüze atlar orda gördüğü hareketleri yapmaya çalışır, yok şöyle bir el ense çekip tuş pozisyonuna getirip birdaha yapıcan mı len dersiniz tamam abi bokunu yiyim der daha bırakır bırakmaz yine vur kaçlara başlar. arkadaş ben bunun neyini seveyim bildiğin kımıl zararlısı. ne laftan anlar ne sözden dövsen dövülmez sevsen sevilmez en ufak kılına dokunmaya gelmez hemen anneaeaeaeae diye çığırmaya başlar.

    ama çocuk adam olsun canımı yesin arkadaş. şimdi hakkını yememek gerek bir de büyümüş de küçülmüş diye tabir edilen çocuklar vardır ki onları severim sayarım karşıma alır muhabbet ederim, çocuk dediğin böyle olmalı. öyle anadan babadan şımarıklığı görmüş bi çığırdımı istediğini yaptırabileceğini sanan 50 yaşındaki adama küfür eden veletler nerde bu çocuk nerde şimdi. çocuk var çocuk var önce böyle düşünmek gerek. tamam çocuk sevmemek ama hangi çocuğu sevmemek..

    şimdi derseniz ki senin o bahsettiğin akıllı uslu, oturan, laf dinleyen çocuğuda sevmeyen tipler de var. onlar hiçbir çocuğu sevmiyor senin gibi seçici değil onlara ne diyeceksin. derim ki hassiktir lan ordan böyle çocuk sevilmez mi
  • aslında bence çocuk sevememek olabilir. hamile kalmaya karar verene kadar, sevemedim çocukları. evet tamam küçücükler, herşeyden habersizler ama aguguu, yerim seni, bıcıbıcı falan diyemedim hiç bir bebeğe. annesine ayıp olmasın diye en fazla, ay pek sevimliymiş, allah bağışlasın dedim o kadar.

    anne olduktan sonra herşey değişti, sanırım kızımla öğrendim çocuk sevmeyi, çocuklarla oyun oynamayı.

    ama ne yalan söyleyeyim, hala da böyle şımarık, herşeye ağlayan, etrafındaki çocuklara hırçınlık yapan çocukları sevemem.
  • anne olmadığım için sevecek birşey bulamadığım durum. köpekler de gayet saf gözlerle bakıyorlar mesela. köpekleri çok ama çok seviyorum. nedensiz, koşulsuz seviyorum köpekleri. ama çocuk arkanı dönersin taş atar, bakma diye bağırır, ansızın çığlık çığlığa ağlar. dediğim gibi anne olmadan sevemem.

    yillar sonra gelen edit: kizim oldu ve en basta o olmak uzere tum cocuklari cok seviyorum, beni kaybettiniz cocuk sevmeyenler, uzgunum.