şükela:  tümü | bugün
  • çocuk büyütmede bilinç konusunda eşşeğin bir tarafına suyu kaçıran, her şeylerini çocuğa göre ayarlayan aileler. genellikle yeni nesil evliler bu tanıma uymaktadırlar. bunlar, kimi zaman eve giren misafirlere çocuğu sevmeden önce ellerini iyice yıkamalarını tembihleyecek, çocuğa hediye edilen oyuncakları kaynar suda haşlamadan çocuğa vermeyecek kadar hijyen sapığı haline gelirler.
  • her seylerini çocuğa göre ayarlayan, çocuklarının doğum günlerini onlarla geçirmemesinden ötürü tafra yaparak çocukları yalnızlığa sürükleyen, kesinlikle problemli insanlar yetiştiren, hafif arıza tiplerse, çocuklarının resmini dovme yaptıran sahsiyetler. doyumsuz ve ne istediğini bilmez nesiller, sayelerinde oluşur. oysa çocuk bir insandır, başlı başına bir hayattır, marifetleri kendine özgüdür ve kendine yarar sağlar.
  • bunlar yeni dönemde çoğaldı, nedendir bilinmez. çocuk her şeyin merkezi oluveriyor bu tür ailelerde. yalnız, burada tabii kast edilen, çocuğuna çok düşkün olmak, ona en büyük özeni göstermek gibi yaygın ebeveyn tutumları değil.

    bir hocamız nakletmişti. böyle bir ailenin evine yemeğe gidiyor. evin içinde 4 yaşında bir çocuk da var. anne ve baba, sürekli çocukla ilgileniyor, gözlerinin biri daima onun üzerinde. çocuk da kendi başına köşede oyuncakla oynuyor, arasıra şımarıp bağırıyor. ebeveynlerle sohbet etmeye çalışan misafirlerin sözü ikide bir bu çocuk tarafından kesiliyor. daha doğrusu, belki çocuğun öyle bir niyeti yok da, anne ve babası, çocuk "heau" dese ikisi birden dönüp onu dinliyor. neden? çünkü şunu öğrenmişler;

    "çocuğa ilgi göstermek lazım, onun söylediklerini dinlemek lazım. ebeveyn çocuk arasındaki iletişimsizliğin en önemli sebebi, ebeveynlerin dinlemeyi bilmemesidir."

    evet, öyledir de, bu şekilde değildir sanırım. çocuk duyduklarıyla ilgili bir şey söylüyor, hemen sohbeti kesip hep beraber onu dinliyorlar. "hmmm, bak sen, öyle miymiş, evet, tabii, doğru" gibi dinlediğini belli eden ifadeler ve kafa sallamalar da cabası. bunların ana kaynağı, manual ile hareket eden insanların peydah olması.

    manual, eskiden elektronik icatlar için çok faydalıydı. çamaşır makinasının alındığı ilk gece, kullanım kılavuzundan bakarak çalıştırıp sonuna kadar seyrederdik. kişisel gelişim kitaplarıyla birlikte, insan deneyimi üzerine yoğunlaşan bir akım oldu. önceleri pek kibardı bunlar: "yüzde yüz düşünce gücü", "sınırsız güç", "içindeki devi uyandır" gibi isimleri olan kitaplar, insanda büyük bir potansiyel olduğunu ve bunu harekete geçirmek için bu mütevazı tavsiyelerin faydalı olabileceğini söylüyorlardı. sonrasında mehmet özcülük'te de görebildiğimiz üzere, daha açık konuşmaya başladılar. "siz kullanım kılavuzunuz" diye başlık atmaya cüret edebildiler. buna, "siz kim oluyorsunuz, bi saniye?" demek yerine, herkes koşarak "acaba ne tavsiye ediyor, hemen alayım da güzel görüneyim/uzun yaşayayım/iyi sevişeyim/mutlu olayım/güzel söz söyleyeyim" diye akın ettiği için; bu tür kılavuzlar sağlık, psikoloji, cinsellik, beslenme gibi deneyimleri yönlendirmeye başladılar.

    aristoteles, binlerce yıl önce meseleyi çözmüş, ki bence hayatın anlamını da bulmuş bir insandır: ölçü.

    bu tür kılavuzlar, normalde gayet faydalıdır, çünkü cehaleti alır. hani, çocuk büyütenler beslenme konusunda iki seçenek arasında kalır: annesinden öğrendiği mamayı yapıp yedirmek, bir de hazır mamalardan yedirmek. bazıları "doğal değil" diye hazır almazken, bazıları da "annenin hazırladığı mamanın içinde bilmem ne besinleri yok" diye hazır mama yedirir. ikisi de bir şekilde haklıdır. ama mesela, ishal olan çocuğa, iyi gelmez diye su içirmeyerek ölümüne sebep olan anneler de vardır, tamamen cehaletten kaynaklanır, kullanım kılavuzlarını oku(ya)mamasından.

    işte, iki tür yaklaşım arasında bir denge bulmak gerekir, yani ölçü. kullanım kılavuzlarını hiçe sayarak, sağlık konusunda bilgisiz kalmak da iyi değil, bunları kutsal kitap olarak benimseyip her söyleneni yapmak da... okan bayülgen, son zamanlarda yaygınlaşan beslenme tavsiyeleriyle çok güzel dalga geçmişti geçen gün. orada yazanlara göre, sağlık için her gün tüketilmesi gereken her şeyi yersek, hakikaten bir günlük ihtiyaçtan çok daha fazla yemek yemiş oluyoruz.

    çocukerkil aileler de (nasıl bağlasam, çok uzadı)... "çocuk nasıl yetiştirilir?" tarzında kitaplar, gazete yazıları, tv programları izleyerek bunları harfiyen uygulamaya çalışan aklı bir karış havada insanlardır. bu tavsiyeler zinciri, insan deneyimini araçsallaştıran zamazingolardır. hadi diyelim tıbbi tavsiyelerin iyice bokunu çıkardınız, bir yere kadar anlaşılabilir, psikolojik yönlendirmeler de neyin nesi oluyor? çocuğumu nasıl yetiştireceğimi neden bu kadar net tarif ediyorsun? senin dediğin gibi yetiştireyim de, o da sana mı benzesin?

    bu tür ailelerde çocuklar, kullanım kılavuzuyla birlikte gelen yeni bir ürün gibidir. çocuğun sağlığı, gelişimi, psikolojisi vs hakkında bilgi edinmek iyidir, ama hayatın kullanım kılavuzu olmadığı için, çocuk da bir hayat olduğu için -aristo mantığına göre- onun da kullanım kılavuzu olamaz.

    entry'nin alkollü açılımı:
    kedi mi lan çocuk? manyak mısınız nesiniz.. biz dayak yiyerek büyüdük, kötü mü oldu? babaannemin yumurta-pekmez falan bir sürü şeyi karıştırıp yaptığı iğrenç mamayı yedik, öldük mü? demir de varsın eksik olsun, g78 ve b6 vitaminleri de sizin olsun.
  • bu tarz ailelerin evinde sarelle çeşmesi vardır, olmalıdır.
  • "o doğmadan önce biz yaşayacağımızı yaşadık artık herşey çocuğumuz için" diyen ebeveynlerin, kendi ilişkilerindeki problemler nedeniyle ortak bir hayat kuramayan ve çocuklarının üzerinden evliliklerini sürdüren eşlerin yada mutlu çocuk yetiştirmenin tek yolunun onun her istediğini yapmak zanneden ailelerin yanılgıları sonucunda ortaya çıkan ailedir.
    çocuk merkezli ailede çocuğun hayırı kabul etme, paylaşma, empati gibi becerilerinin gelişmesi zordur ayrıca tehlikede olan sadece çocuğun yaşam becerileri değildir. çocuk merkezli yaşam uzun vadede eşler arasında problemlere yol açabileceği gibi çiftlerin birey olarak kendi hayatlarını sürdürmelerine de engel olacaktır. ilk kez anne baba olan kişilerden mükemmel bir ebeveyn olmalarını beklemek haksızlıkdır aslında anne babanın kendilerine böyle bir hedef secmeleri onları yıpratmakta ve çocuğun merkezde olmasına yol açmaktadır. herşeyin mükemmel olması şart değildir ve unutulmamalıdır ki çocuğu bir birey olarak görüp kararlara ortak etmek, onun istek ve ihtiyaçlarına duyarlı olmak başka birşeydir, dizginleri onun eline vermek başka birşey.
  • dediğim dedik çaldığım düdük, ahan da buraları hep benim zihniyetinde çocukların etrafı sarmasına neden olan ailelerdir. son dönemlerin modası "demokratik tutum" la çocuk yetiştirmeyi kendilerine şiar edinen * *, çocuğun çocuk olduğunu unutup her bi haltı uzuuuuuun uzuuuuuuun açıklayarak çocuğun "hmm evet hakikaten de böyle olsa herkes için daha iyi olur. tuh ben bunu nasıl düşünemedim" demelerini beklerler. ayaklı birer ego olarak yetişen çocuklar okula başlar, beyliklerini burada sürdürmeye çalışırlar. aileleri çağırıp uyarırsınız, anlatırsınız ama ı ııııh biricik yavruularına hayır demek, isteklerini ertelemeyi, etraflarında kendileri gibi başkalarının da olduğunu, bahsi geçen başkalarının kendilerine hizmet etmek için var olmadıklarını, kural-kaideyi öğretmek dunyanın en korkunç işidir, zira çocukları üzülür. "e ama böyle giderse ilerde daha çok üzülecek" diye beyhude konuşursunuz.

    gel zaman git zaman çocuk büyür hafiften ergenliğe girmeye başlar ve ayaklı egonun yaratıcısı aile feryat etmeye başlar; zira çocuk odasını toplamıyordur, hiç bir işini kendisi yapmıyordur, herşey çevresindekilerden bekliyordur, hiç bir şeyden mutlu olmuyordur, arkadaşlarıyla sorun yaşıyordur vs. vs. vs. dinler, dinlerken de "ah be hanım ben sana demedim mi" diye düşünürsünüz.

    vakti zamanında incinmelerine dayanamadıkları çocukları ya kırıla döküle, duvarlara çarpa çarpa öğrenir 5 yaşında öğrenmesi gerekenleri; ya da hiç öğrenmeden mutsuz, bencil bir hayat sürer.
  • 9 yasina gelene kadar cocugun kral gibi yasadigi, her isteginin yerine getirildigi ailedir. ve fakaaat arsizligi, kaprisleri tavana cikan bu yavrucaga daha fazla tahammul edemeyen ebeveynler birgun hic umulmadik bir sekilde bu zavalliyi tahtindan indirip, onu devrik kral ilan ederler. is onunla da kalmaz anne ve baba bir de cocuklugun akil almaz dayak yeme araclarini ortaya getirir ki, egemenlik falan yerle yeksan olur.
  • "yemedim yedirdim, içmedim içirdim" ekolünden gelen ailelerdir.

    edit: içmedim içirdim değil, giymedim giydirdim olacakmış o; sağlık olsun. tosantosun'a teşekkürler uyarı için...
    hatta
    (bkz: yemedim yedirdim giymedim giydirdim)
  • yalnızca maddi imkanlara bağlı değil, asıl tutumlara, geçmiş yaşantılara bağlı ortaya çıkıyor bence. çok varlıklıların çocukları, ezelden beri toplumdaki bu ayrıcalıklı durumlarının farkındaydılar da sanki, türkiye'deki orta gelirli ailelerin çocukları da bir terbiyesiz, izansız, kuralsız, hak tanımaz oluverdiler. refah ülkelerindeki durumu bilemem de, bizde, kıymet görmemiş ana babanın çocuk sahibi olup adeta kendi kendisini severken ölçüyü kaçırmasıyla ortaya çıktı bu aileler. söz hakkı tanınmamış ebeveynler biriktirdikleri hınçla çocuklarının ağzına bakmaya, içlerinde kalıp alamadıklarını çocuklarına almaya, yemediklerini (kendilerine vaktinde yedirilmeyeni) yedirmeye, giy(e)mediklerini giydirmeye başladı. çocuğun kişiliğini ezmeden sınır koyma diye bir şey görmüş olsalar, uygulayacaklar ama, öyle bir deneyimleri yok.
    bu da bir dönem. önce çocuklarını baştacı edecekler, bir sonraki nesilde sarkaç ortada, makul bir yerde duracak.