şükela:  tümü | bugün soru sor
194 entry daha
  • ne kadar güzel ve özel birşeydi, keşke geri dönebilsem o günlere. dükkanın bulunduğu sokağın köşesinden dönüp de adını yazarken bile gözlerimi dolduran, herşey gibi birini gerçekten özlemenin de ne demek olduğunu bana ilk öğreten, hayatımdaki en önemli ve özel adamı, babamı gördüğümde içimde kopan o sevinç çığlıklarını anlatabilsem keşke, kelimeler yetebilse de... dünyanın en önemli insanı, çok değerli bir misafirmişim gibi davranırdı o çok özel adam her adım atışımda o dükkana, arkadaki geniş masaya kurulan sofralar, çevreden nereden istenirse söylenebilecek envai çeşit yemek, abur cubur, marka çekmesinin bulunduğu ofis masasına oturabileceğim ve gönül rahatlığıyla istediğim kadar markaya sahip olup istediğim kadar oralet içebileceğim yegane yerdi o yazıhane. en önemlisi ben küçüktüm, dünyam küçüktü, hayatım acımasız değildi hiç o zamanlar, babam yanımdaydı, evden çıktığımda 15 dakika sonra yanına varabileceğimi biliyordum, şimdi... belki 15 gün, belki hafta, belki yıl... burdaki sayılı günleri doldurmayı beklemek zorundayım ona kavuşmak için.
    babanın işyerine gitmek hep gayet olağan, günlük bir olay olarak kalsaydı, ne kadar değerli birşey olduğunun farkına böyle bir acıyla varmasaydım keşke.
  • bundan yaklaşık 20 sene önceydi, küçük bir çocuğum daha, babamın kızılay kumrular sokak'taki işyerine gittim. bayılırım annemin de babamın da işyerine gitmeye. o masadaki ufak not kağıtlarını ikiye katlayıp kenarlarını zımbalamayı, açıkta kalan kısımlarını da delgeçle delmeyi, delgeçten çıkan kağıt parçalarını banta yapıştırmayı dünyanın en eğlenceli şeyi sanırdım. o windows 3.0'daki paint programı benim için dünyanın en mucizevi şeyi gibiydi. özenle doldururdum o çizdiğim yuvarlakların içini dolgu fonksiyonuyla. hele o sprey yok mu sprey... allahım nasıl bişeydi bu? çok severdim, çok...
    günlerden bir gün, sabahtan gitmişim niyeyse, babamın işyerindeyim. babam odasında meşgul. sekreter gül abla da baya yoğun görünüyor. diğer çalışanlar da kendi odalarında, herkes kendi aleminde takılıyor. bir yandan da temizlik var o gün şirkette. gül ablanın yanında oturuyorum, resim falan çiziyorum fosforlu kalemlerle. çocuk gelince ofise, ona bir ilgi alaka çok olur ya, sabahtan beri bir sürü meyve suyu, kola, gazoz vs. vermişler de vermişler bana. çişim geliyor. tuvalete gitmek için yelteniyorum koridora doğru. bi bakıyorum tuvalette temizlik var, ama böyle baya enikonu. teyzeyi tanımadığım için bişey diyemiyorum, biter heralde birazdan diyip gül ablanın yanına dönüyorum. neyse bi huzursuzluk hakim bende tabi. ama normalde çok anlayışlı ve sevecen olan gül abla, yazık çok yoğun olduğundan hiç bana bakamıyor. ben birkaç kez daha gidip geliyorum tuvalete, ama hep temizlik hep temizlik. bitmiyor, bitmiyor. dakikalar geçmiyor. ve sonra olan oluyor... tuvaletin önünde beklerken artık tutamıyorum. önce gözyaşlarım geliyor içli içli, sonra aşağıdan çişim sıcak sıcak. orda 10 dakika öylece duruyorum. yerler gri hali kaplı, halıda kocaman bir ıslaklık, pantolonda boydan boya bir ıslaklık, babamın odasına gidiyorum. "baba" diyorum, boynum bükük. "noldu kızım" diyor. "gelsene bi" diyorum. ıslaklığa doğru yürüyoruz. gösteriyorum. babam bana bakıyor, kafamı okşuyor, "dur sana bişeyler alalım" diyor. gül ablayı çağırıyor hemen. aşağıdaki mağazalardan birinden sarı bir tayt alıyor gül abla bana. koşarak getiriyor. şansa bak ki o arada tuvaletteki temizlik bitmiş. giriyoruz, bana şefkatle üstümü giydiriyor. yüzümü yıkıyor. yanına oturtuyor. birlikte paintte resim çiziyoruz.

    o gün aklıma geldikçe düşünürüm, çocuğum olursa şayet ilerde, insanın tuvaletini söylemesinin utanılacak bir şey olmadığını öğreteceğim kesin. utangaçlık uğruna rezil olmak ne kadar ironik.

    ps: lakin o sarı taytı 2-3 sene keyifle giydiğimi bilirim.*
  • çalıştığı ilaç firmasının kobay tavşan ve farelerini görüp geceleri uyuyamamaktı.
  • babanın çalıştığı yer sebebiyle bazen mümkün olmayan hadise. içimde ukte kalan anlamsız, çocuksu isteklerden sadece biri.
  • "aslı gibidir" mührü ile tüm a4 ü düzenli bir şekilde doldurmaktır.
  • bir sabah kalktığında aniden başına geçeceğin iş yerinde yapılan stajdır bir nevi.
  • çay ocağının diafonuna basıp oralet istemektir.
  • gidip de babanın iş arkadaşları tarafından sevgi seline uğramak da vardır işin içinde. ama bi başkadır. devlet dairesi ise bambaşkadır. odalar insanlar masalar. benim için uçsuz bucaksız koca merdivenli geniş lobili büyük salonlardır; derya denizdir babanın iş yeri. özlemdir. oturup sessizce etrafı izlemektir. babanın yanında güvende hissetmektir. belki bilgisayarı açar diye heyecanla beklemektir. takım elbiseli adamlardır babanın iş yeri. bi sürü kağıt bir sürü belgedir babanın iş yeri.
    ve diğer taraftan da bazen burnundan salyalar akıtan koşa koşa gelen ineklerdir babanın iş yeri. yeni doğan kuzulardır babanın iş yeri.

    edit: kendisi veteriner olunca çift taraflıydı tabi.
  • pasajın içindeki çay ocağında öğle yemeğinde menemene ekmek banmaktı,başka bir gün masanın üzerine serilen gazete kağıdı üstünde karpuz,peynir,üzüm,ekmek yemekti babanın dükkanına gitmek.
  • babam ineğe kolunu soktuktan sonra bütün büyüsünü kaybeden eylemdir.
1034 entry daha