şükela:  tümü | bugün
  • cocuk'un cogulu..
  • kinderin turkce'si..
  • kanserojen maddeler...
  • garez duyulan veletler sürüsü.
    yalnız tombul yanaklıları dayanılmaz olur
  • -cocuklar uzerine-

    ve kucaginda bebek tutan bir kadin "bize cocuklar hakkinda konu$" dedi.

    dedi ki:

    sizin degildir, cocuklariniz,
    ya$amin kendi akintisinin ogullari ve kizlaridir onlar.
    araciliginizla gelirler, ama sizden degil,
    bu yuzdendir, sizinle ama yine de aidiyet'siz olmalari.

    sevginizi verebilirsiniz onlara, ama du$uncelerinizi degil.
    kendi du$unceleri vardir cunku onlarin da.
    bedenlerini barindirirsiniz, oz'lerini degil,
    ruyalarinizda bile giremeyeceginiz yarinin evinde ya$ar cunku
    oz'leri.

    zorlayabilirsiniz kendinizi belki onlar gibi olmak icin,
    sizin gibi olmalarini ama, aklinizdan dahi gecirmeyin.
    ya$am, ne dunle geriye gider cunku,
    ne de dunle gecikir.

    yaysiniz herbiriniz, ki cocuklariniz:
    ya$ayan oklar sanki, firlayan sizden,
    goruyor okcu sonsuzun yolundaki hedefi
    ve geriyor tum kudretiyle sizleri
    gidebilsin hizla ve uzaga diye oklari.

    birakin sevincle olsun gerili$iniz
    okcunun elinde,
    ki, ucu$unu sevdigi kadar okun,
    sever saglamligini da yayin.

    halil cibran *

    (ingilizce aslindan, fransizca cevirisi ile de kar$ila$tirarak turkceye ceviren: reha yunluel/$iirhane)

    ***

    -on children-

    and a woman who held a babe against her bosom said, "speak to us of children."

    and he said:

    your children are not your children.
    they are the sons and daughters of life's longing for itself.
    they come through you but not from you,
    and though they are with you, yet they belong not to you.
    you may give them your love but not your thoughts.
    for they have their own thoughts.
    you may house their bodies but not their souls,
    for their souls dwell in the house of tomorrow, which you cannot visit, not even in your dreams.
    you may strive to be like them, but seek not to make them like you.
    for life goes not backward nor tarries with yesterday.
    you are the bows from which your children as living arrows are sent forth.
    the archer sees the mark upon the path of the infinite, and he bends you with his might that his arrows may go swift and far.
    let your bending in the archer's hand be for gladness;
    for even as he loves the arrow that flies, so he loves also the bow that is stable.

    khalil gibran

    ***

    -des enfants-

    et une femme qui portait un enfant dans les bras dit, parlez-nous des enfants.

    et il dit :

    vos enfants ne sont pas vos enfants.
    ils sont les fils et les filles de l'appel de la vie à elle-même,
    ils viennent à travers vous mais non de vous.
    et bien qu'ils soient avec vous, ils ne vous appartiennent pas. vous pouvez leur donner votre amour mais non point vos pensées,
    car ils ont leurs propres pensées.
    vous pouvez accueillir leurs corps mais pas leurs âmes,
    car leurs âmes habitent la maison de demain, que vous ne pouvez visiter,
    pas même dans vos rêves.
    vous pouvez vous efforcer d'être comme eux,
    mais ne tentez pas de les faire comme vous.
    car la vie ne va pas en arrière, ni ne s'attarde avec hier. vous êtes les arcs par qui vos enfants, comme des flèches vivantes, sont projetés.
    l'archer voit le but sur le chemin de l'infini, et il vous tend de sa puissance
    pour que ses flèches puissent voler vite et loin.
    que votre tension par la main de l'archer soit pour la joie;
    car de même qu'il aime la flèche qui vole, il aime l'arc qui est stable.

    khalil gibran

    http://iquebec.ifrance.com/jisca/gibran.htm
    http://www.livresse.com/…aterfield-khalilgibran.htm
  • bir oktay rifat siiri;

    " kapışıyorlardı yaz gök
    güneş ne varsa, içimize
    sıcakla gireni durgun,
    mavi giyerek, saçları rüzgarda
    koşarak çığlıklarla deniz aşırı,
    avuçluyorlardı ot
    ağaç ne varsa, altlarına alarak
    üstte duranı ve büyüyeni kendi kendine"
  • "dünyaya gelen her 100 çocuktan 55'i asya'da, 19'u hindistan'da, 18'i çin'de, sekizi latin amerika'da, yedisi ortadoğu ve kuzey afrika'da, 16'sı afrika'nın sahra bölgesinde, altısı doğu avrupa'da ve sekizi sanayileşimiş ülkelerde gözünü açıyor. bu çocukların yaklaşık 32'si beş yaşına gelmeden beslenme sorunları yaşıyor. 27'si ise herhangi bir hastalığa karşı aşılanmıyor (yani 30 milyon çocuk). dokuzu beş yaşına gelmeden yaşamını yitiriyor. geriye kalan 91 çocuktan 18'i (bunun 11'i kız çocuğu) hiç okula gidemiyor. 18'i sağlıklı içme suyuna ve 39'u sağlık hizmetlerine sahip olmadan büyüyor. çocukların yüzde 25'in fazlası, yetersiz beslenme nedeniyle asgari kilonun altında bir ağırlığa sahip. dünyada 5 ve 14 yaş arası toplam 228,5 milyon çocuk (asya'da 127 milyon, latin amerika'da 17,5 ve afrika'da 48 milyon), ailelerinin asgari geçimine katkıda bulunabilmek için çalışmak zorunda bırakılıyor. tüm dünyada, 60 milyonu kız çocuğu olmak üzere 100 milyondan fazla çocuk ilkokula dahi gidemiyor. bu çocukların büyük bir çoğunluğu yoksul ailelerin çalışan çocukları veya sakat, hiv/aids kapmış, etnik azınlıklardan ya da çatışma bölgelerinden çocuklar. botsvana'da beş yaşın altındaki çocukların ölüm nedenleri içinde aids'in payı yüzde 64'ü, zimbabve'de ve güney afrika'da yüzde 50'yi ve namibya'da ise yüzde 48'i buluyor. dünyada 15 yaşın altında 1,4 milyon çocuğun hi-virüsü taşıdığı tahmin ediliyor. bu çocukların yüzde 80'i ise afrika'da yaşıyor. bu hastalığın ortaya çıktıığı günden bu yana 15 yaşın altında 4,3 milyon çocuk aids'ten dolayı öldü."

    anti-kapitalist hareket için kılavuzlar, metis.
  • nazim'in cocuklarla ilgili siiri:

    dünyayı verelim çocuklara hiç değilse bir günlüğüne
    allı pullu bir balon gibi verelim oynasınlar
    oynasınlar türküler söyliyerek yıldızların arasında
    dünyayı çocuklara verelim
    kocaman bir elma gibi verelim sıcacık bir ekmek somunu gibi
    hiç değilse bir günlüğüne doysunlar
    bir günlük de olsa öğrensin dünya arkadaşlığı
    çocuklar dünyayı alacak elimizden
    ölümsüz ağaçlar dikecekler

    nazım hikmet
  • " çarşılarda bir şey
    biz pek aramazdık olmasaydı.

    kasaplarda manavlarda bazı yorgun kadınlar
    hep de tenha saatleri seçerler
    sonra yavaş bir sesle
    çocuk için hasta kaç gündür yemiyor
    biraz et biraz meyva isterler.

    sevdiği bir reçeli gün aşırı yalnız ona
    kaşıklarla beraber büyür bir üzüntü
    yağların şekerlerin çayların
    uykularda bile bitiyorsa
    annelere düşündürdüğü,

    insanlara tezgâhlara kâğıtlara kolaydı
    biz bu kadar eğilmezdik çocuklar olmasaydı. " *
  • istanbulda okullarda,diyarbakırda sokaklardaki olaylarin maşalari..(bkz: yazik bu cocuklara)