şükela:  tümü | bugün
  • çocuklar duymasın adlı diziyi ev halkı baya izlerdik ilk zamanlariydi o zaman ben anaokuluna gidiyordum. izleyenler bilir çaycı hüseyin çayları getirirken çaylaaaar diye geliyor. yine bir bölüm izleniyor evde ben de anaokulundaki bir olayı anlatacağım bizimkilere olayı hatırlamıyorum ama her ne anlatacaksam baya bir heyecanlıyım. annemle babamda konuşuyorlar hararetli bir şekilde gittim önlerine anne bir şey anlatacağım ses yok. baba bir şey oldu bak bir dinle beni ne diyeceğim ses yok. kuduruyorum iki saat zırıldadım kimse beni takmadı. bir ara gözüm televizyona kaydı, bu hüseyin çay getiriyor ama kulaklarına pamuk tıkamış milleti sallamıyor falan sonra çıktım gittim odadan. ben her canım darlandığında kendi başıma kalmak istediğimde çocukluğumdan beri kendimi tuvalete atan saatlerce orada vakit geçiren biriyimdir. gittim tuvalete oturdum tuvaletimi yaptım. tuvalet ve oturduğumuz oda yakın olduğu için annemlerin sesi tuvalete geliyor duymak istemedim başladım tuvalette bağırmaya susun diye. sonra aklıma dizide gördüğüm o pamuk tıkadığı sahne geldi hüseyin'in. otururken tuvalette aldım tuvalet kağıdını yuvarlayıp pit pit kulaklarıma soktum. tuvalette işim bitmişti gittim yine yanlarına geçtim önlerine yine bıkmadım he anlatacağım cırlayarak sizi duymuyorum şimdi de ben sizi dinlemeyeceğim dedim sallamadılar yine beni bozularak beşiğime yollandım. sabah okula gittim her zaman ki gibi ama okulda hiçbir şey anlamıyorum insanların dediklerine odaklanmak o kadar zor ki. böyle bir iki gün geçti. o zamanlar yakın arkadaşım vardı bir kız hande ( hande beni bul o zamanları telafi edebilirim) . hande bana bir şey söylüyor ben anlamıyorum kulağımın dibinde ama ne diyip duruyorum kıza. hande bana küstü başladım eve gelip ağlamaya nasıl bağırıyorum ama annemler anlatıyor o hafta evde deli gibi bağırarak konuşuyormuşum çünkü kendi sesimi de duymuyordum. sonra öğretmenim annemi çağırdı okula lejinah derslerde artık katılmıyor hiç dersi dinlemiyor diye bir sorun mu var evde neden boyle davranıyor falan bizimkiler de evde de aynı olduğumu asabi sürekli bağırdığımı söylüyorlar. o gece ben fenalaştım. ateşim çıktı, etrafı tırmalıyorum kudurmuş bir vaziyette. beni gece apar topar hastaneye götürüyorlar. doktor ateş düşürücü ağrı kesici verip geri yollluyor. biraz sakinleşiyorum ama yine evdekilerle iletişim yok okula gitmiyorum herkes bana küstü. ben bir gün sonra yine deliriyorum bu sefer beni hastaneye götürüyorlar kbb' e bir bakılayım diyorlar doktor kulağıma bakıp bu kulakta mantar oluşmuş biz bunu burda alamayız. kulağı çok kötü diyip beni trabzon'a sevk ediyorlar. gidiyoruz. yolda yine fenalaşıp nereye gidiyoruz bura ankara yolu değil mi diyip arabaya kusuyorum. berbat bir vaziyette annem ağlayarak beni hastaneye yetiştiriyorlar. doktoru çok net hatırlıyorum öyle çirkin bir adamdı ki vallahi. bana iki alet gösterdi hangisini istersin diye. biri cımbızımsı diğeri makasımsı. cımbızımsı daha az ürkütücü geldi onu seçtim. kulağıma soktu pit diye çıkardı iki tuvalet kağıdını da masaya koydu. annem birden aaaa bizim tuvalet kağıdı diye deseninden tanıdı (o kadar kirle bir bütün olmuş olsa da tanıdı ) masanın üstüne atladı. doktor güldü neden boyle bir şey yaptın küçük hanım dedi ben de anlattım bizimkilere kızdı. daha sonra nereden gördüğümü sordular ben de hüseyin'den bahsettim. sonra bir hafta bana izletmediler, bir daha da tuvalet kağıdını unutmadım kulağımda.