şükela:  tümü | bugün
  • muhteviyatı sebebiyle "bu ne biçim çocuk bu ne biçim anne/baba" dedirten diyaloglardır. bazen insanın kanını donduracak boyutlara varabilir. faydası okullarda birbirini kesen çocukların menşeinin bulunmasıdır.

    örnek:

    x 6 yaşında dünya tatlısı bir çocuktur (küçüklüğünde öyleydi en azından artık psikopata bağlamıştır, az sonra görüleceği gibi). doktor olan annesi(bu bilgiye dikkat) zencefil ve beraberlerindeki iki kişi daha arabadadırlar. anne doktorlukla iligili bir konferansa katılmış çocuk da bir yerlerde oynamıştır. akşam olduğunda arabada annesine bütün neşesiyle olanları anlatmakta annesi de suratına bakmadan hııı yaaa hımm demektedir. daha sonra tamamen gerçek olan şöyle bir diyalog gelişir:

    a:(çantasından küçük bir oyuncak çıkartır) üff x senin bu oyuncaklarını taşımaktan bıktım artık. bunun parçası nerde?
    x: ...
    a: almayacağım bundan sonra sana oyuncak
    x: alacaksın
    a: almayacağım
    x: bak bunu görüyor* musun? patlatırım sana bi tane.
    a: seninle konuşmuyorum. cezalısın oyuncak da yok sana.
    x: var
    a: yok
    x: benim hayatıma karışamazsın, kendi paramla alırım ben de.
    a: ....
    x: yaaa, affet beni
    a: affetmiyorum
    x: affedeceksin işte (uzunca müddet bu devam eder. çocuk arada çıldırır filan)
    a: sen de bana öyle davranmayacaksın
    x: davranacağım işte
    a: ben de affetmeyeceğim
    x: affedeceksin...
    a: tamam affettim.

    akşamına dışarıya çıkılıp çocuğa oyuncak alındığını söylememe gerek yok herhalde....
  • bazen, diyaloğu başlatan çocuk kadar olamayan, hayatı onun kadar bile sökememiş büyüklerin halini gösteren diyaloglardır.
    vehametleri bundandır.
  • çocuk kafasının bambaşka olmasından kaynaklanan diyoglardır.

    - kulağımın içinde birşey mi var, bakar mısın zeynep?
    - evet, içinde küçük beyaz bir örümcek var...
  • cocuğun zekasından şüphe etmenize yol açabilen diyaloglardır belki de...

    misal ;

    mert 6 yaşında inanılmaz şeker bi çocuk olup arada sırada bi iki laf edip ortamı güldürme yeteneğine sahip acaip bi velettir. bi gün annesiyle oturmuş laflarken

    a * : mertcim hector'un* suyu bitmişti, dediğimi yapıp su koydun mu hayvancağıza
    m * : susuz kalırsa nolur ki?
    a : annecim, sen susuz kalınca noluyosun?
    m : 'anne su alabilir miyim' diyorum
    a : tamam işte sen onun sahibisin, o da senden istiyor suyu, senin de ona su vermen gerek
    m : vermiştim zaten ben ona suyunu

    1-2 saat sonra yanımıza gelip

    m : anne, balığım su istiyor! sarık* ölücek, ona hiç su vermedim ben...
  • - ...sigaranın içinde yaklaşık 4000 adet zehirli madde var...
    - öğretmenim! küçücük sigaranın içine o kadar zehiri nasıl sığdırıyorlar?
    - (off...)
  • üniversite yıllarımda bir aile dostumuzun evine bayram ziyaretine gitmiştik. evin küçük çocuğunun televizyonu 30 cm. uzaklıktan izlediğini ve merkezleri aynı değilmiş gibi hareket eden gözlerini görünce çocuğa acıyıp yanına gittim. televizyonu yakından seyretmemesi gerektiğini söyledim. tabi o zamanlar üniversitenin ilk yıllarında hemen her öğrencinin girdiği tribe ben de girerek; "olgunlaşıyorum artık. ailemle bir eve ziyarete gittiğimde evin çocuğunun bilgisayarıyla oynamak yerine büyüklerin sohbetlerine katılmam lazım. böylece büyüdüğümü ve üniversitede gerek kültürel gerek analitik gerekse sosyal olma yolunda çok şey öğrendiğimi insanlara hissettirebilirim" dediğim zamanlar yani. hikayemize geri dönelim. çocuk bana neden televizyonu yakından izlememesi gerektiğini sorduğunda büyüklerimizin bize küçükken dediği gibi "zararlı, ilerde gözlerin bozulur" demem gerekli ve yeterliydi. fakat ben "şimdi bu tüplü televizyonlar ekranın arkasına yerleştirilmiş olan elektron tabancasıyla çalışır, bu elektron tabancası da baştan aşağı tarama hareketi yaparak elektronları ekrana çarptırır ve görüntünün bize gelmesini sağlar. uzaktan izlediğinde bir şey olmaz fakat yakından izlersen bu tarama işlemini takip etmek zorunda kalır gibi olursun ve gözlerini gereğinden fazla yorar. bundan dolayı da zararlıdır" dedim. bunları dedikten sonra, benim nerdeyse üçte biri yaşımda olan çocuğun bana "bi s.kti git senle mi uğraşacam akşam akşam" bakışı vardı ki, odur budur ya ailemle bayram bile olsa misafirliğe gitmem ya da gittiğimde evin çocuğunun bilgisayarıyla oynarım.
  • nisa, ilkokul 5. sınıf öğrencisi:

    - püstüklü mama abla , biliyor musun biz her hapşurduğumuzda öbür tarafa gidip geliyormuşuz?
    - nasıl yani?
    - ya işte ölüp geliyormuşuz.
    - olur mu öyle şey nisa'cım. sen nereden duydun bunu?
    - yan sınıfın öğretmeni söylemiş.
  • yeğen. cimcime. 4 yaşında. okuma yazması yok. ama elinde bi kitapla yanımda uzanırken;

    +tatlım içinden okur musun, dikkatim dağılıyor.
    -(kitabı evirir çevirir) e içinden okuyoyum zaten.
    +!'^+%&

    + sessiz oku yani.
    - o zaman nasıl duyabiliyim teyse?
    +!'^^+%&
  • kılığı kıyafeti gayet sıradan 4 arkadaş gece saat 10 civarı karnımızı doyurmuş,muhabbet eşliğinde çayımızı içmiş sakin sakin eve gitmek üzere şehrin göbeğinde yürümekteyizdir. birden yanımıza 10 yaşlarında sakız satan bir çocuk yanaşır. abla sakız alsanıza diye diretir. yok istemiyoruz desek de peşimizden gelir velet. çocuğu başımızdan savmak için

    ben : gece sakız çiğnemiyorum
    çocuk :niye abla söylesene
    cevap vermem. aynı bilindik ısrarından sonra cevap verirsem gideceğini söyler.
    ben de günah derim gülerek
    ve aldığım cevap şudur.

    "sen günah nedir biliyor musun? bi bismillah desene"

    hayatım boyunca din hiçbir zaman yumuşak karnım olmadı ne olumlu ne de olumsuz yönde. günün birinde böyle bir entry gireceğim de aklıma gelmezdi ama biliyorum ki eğer baş örtülü olsaydık o an o cevapla karşılaşmayacaktık.
    şu da var; ufacık bir çocuğun beynine hastalıklı fikirlerini zerk eden zihniyet, benden çok inandığı dinin gereklerinin birçoğunu yerine getiren başı açık arkadaşıma çok büyük ayıp etti.