şükela:  tümü | bugün
  • bir kısır döngü olan hayatın, bir anlamda yaşlılığın getirdiği olgu. (bkz: yaşlandıkca çocuklaşmak)
  • aslında çocuklaşmak fiili şımarmayla alakalı gibi zikredilir. kimi insana çok yakışır, kimisinde ise sırıtır bariz biçimde. hareketleri yapaydır, yakışık almaz o hali.

    palyaçoların çocukları güldürebilmek için giydiği kostümler, makyajları, jest ve mimikleri, ses tonları, kelime seçimleri, hece vurgularında hep bu durum gizlidir. palyaço; bedenen büyümüş ama akılca çocuk olan kişi rolüdür. dolayısıyla çocuklar o kendilerinden büyük, dev gibi bir çocukla oynarken çekinmeden güler eğlenirler. ama büyükler palyaçoların gülen yüzlerini, abartılı hareketlerini bir süre sonra nezaketen izlerler. çünkü kocaman adamdır karşılarındaki. rolünü oynayan bir insan, der ve geçerler. ama bir palyaçonun ağlaması` :gerçekten ağlaması` dokunur bu büyüklere ? sahi neden dokunur ? halbuki çocuklar için gülmek kadar ağlamak da olağandır.

    palyaçonun yüzündeki makyaj gibidir, büyümenin verdiği hırslar. gözyaşları akarken makyajı alıp götürür. insan anlar ki, aslında hep aynı çocuktur.
  • senin ki orospu çocuklaşmak.

    bazen bedeli çok ağır olabiliyor. bende düşünmeden giriştiğim bir eylemle çocuklaştım ardından sevgilimin ettiği laflara aniden büyüdüm o ayrı.

    ne yesek diye düşünüp dururken kumpirci çarptı gözümüze, iki saat yer aramakla uğraşmayalım kumpir yiyelim hadi dedim. kumpirleri alıp oturduk masaya her şey çok güzeldi çokta açtım bir yandan kumpiri yerken diğer yandan muhabbet akıp gidiyodu. zaten benim hayatımda eğer bir şeyin sonu çok kötü olacaksa öncesinde her şey çok güzel olur. bazen hayat sorunsuz akıp gidiyosa ölücek miyim lan? diye düşünürüm mesela. neyse konudan kopmayalım. kumpirin hepsini yiyemedim. sevgilim kumpirini yerken bende elimde ki plastik kaşıkla oynuyordum. bir ara çocuklaşıp bir kaşık kumpiri alıp sevgilimin üzerine attım. ilk başta gülmeye başladık. ters giden tek şey sevgilimin sinirden gülmesiymiş bunu sonradan farkettim. nasıl mı tam da şöyle;

    -sevgilim
    +çocuklaşmış insan

    -oha
    +ehehehehe
    -ağzına siçim var ya
    +tamam tamam dur temizliyim eheheheh
    -ya bırak ne şimdi bu?
    +aşkım sinirlenme alt tarafı gülelim diye çocukca bir şey yaptım
    -üstüne sıçim gülelim o zaman
    +aşkım alt tarafı çocuklaştım büyütme bu kadar
    -ne çocuklaşması sen orospu çocuklaştın. gidiyorum ben ya.

    ayrıldık. hiç böyle bir ayrılık yaşamamıştım. olayın kötü yanı ayrılığa üzülüp üzüntünü kimseye de anlatamıyorsun. ne diyicen ki? üzerinde kumpir attım, ayrıldık abi çok dertliyim mi diyiceksin?

    kıssadan hisse: çocuklaşmanın da bir dengesi olmalı dengeyi kaçırınca tekmeyi yiyosun böyle. o günden sonra kumpir yemedim artık. şimdi gülüceksiniz ama ayrıldık lan biz.
  • gelişmişlik,anti-gelişmişlik çizgisini çocukluk-yetişkinlik olarak görmenin bir bakıma dogru lakin yetişkinlik' kavramının çogu zaman rol veya yaratıcılıktan yoksun insanların bir şey olma kaygısı olması tarafını bir kenara bırakırsak;çocuklaşma' ,her insanın içindeki çocukluktan beri gelen temel ilerleme itkisinin sekteye ugramasıyla tetiklenebilir.
    nasıl ki çocuklar fiziksel olarak duragan olamayıp gelişimi arıyorsa her kişinin içindeki yetişkin çocuk* da mental anlamda bunu yapamadıgında bir kaç adım* geri gidip baştan almak veya farklı yollara yönelmek istemesi dogal bir savunma mekanizmasıdır denilebilir.
    onun dışındaki kullanımları zaten malumunuz uzre irili ufaklı travma sonrası çocuklugun disosiyatifliginin,dolaylı olarak ana rahmi huzurunun aranması falandır.
  • kar yağması neden heyecanlandırıyor? neandertal bir tepki mi? kaçıncı buzul veya buzulöncesi çağdan kalma miras? kar ayrıntıları azaltıp öze yaklaştırıyor ve yüzleşmeye çağırıyor bir de. bilerek bilmeyerek, böyle. iki büyük sonucu çocuklaştırma* ve ölüme (düğüme) yaklaştırma. zıt ama aynı kaynaktan beslenen sonuçları. çocukluk da öz evladımız , ölüm de öz evladımız.

    (bkz: çocuksu)