şükela:  tümü | bugün
  • çocukken hep futbol oynadığımız boş bir arsa vardı. 6 yaşındayken büyük taşlarla kaleler yapardık. 8 yaşına geldiğimizde çukur kazıp direkler dikebilir hale gelmiştik. ilkokul 4. sınıfa geldiğimizde o direklerin daha kalınlarını inşaatlardan çalarak yapmaya başladık. beton bile döktük. sıra üst direği çakmaya gelmişti. evden çaldığımız sandalyeden merdivene dönüşen şeyle zor bela onu da çaktık. artık iki tane kalemiz vardı. oynadığımız top da zaman içerisinde gelişmiş ve mikasa olmuştu.

    ardından halısahaya transfer olmak zorunda kaldık çünkü top oynadığımız arsaya iş makinaları girdi. bundan tam 12 yıl sonra ben makina mühendisi oldum. artık o eşsiz top sahalarına iş makinalarını ben yönlendirir oldum...
  • ışıkları kısıp kanepeye uzandıktan sonra anlatmanızı istediğim şeyler bunlar.
  • hatırladıkça hala insanın içini cız ettirebilen detaylardır.

    yan yana oturduğum burak diye bir arkadaşım vardı benim. 2. sınıftaydık. burak aynı zamanda bizim yan apartmanımızda oturuyordu. 3 kardeştiler. maddi durumları pek iyi değildi. benim annem babam da çalışıyordu o dönemde. ben burakların evine giderdim, annemler gelene kadar orda oynardık. okul kursları vardır ya haftasonları, ben o kurslara giderdim. burak gidemezdi parası olmadığı için. ben de kurstan sonra burak'ın yanına gider, kurs defterimi ona verirdim. o da bizim kursta öğrendiğimiz şeyleri, çözdüğümüz problemleri kendi defterine yazar çalışırdı.

    daha sonra nasıl oldu da öğrendi hiç bilmiyorum ama sınıf öğretmenimiz bunu öğrendi ve birgün kursta beni ayağa kaldırıp dakikalarca azarladı böyle bir şey yaptığım için. ben azarlanmıştım, burak ise sınıfın önünde, bunu enine boyuna tartışamayacak, bunu anlayamayacak 9 yaşındaki çocukların önünde küçük düşürülmüş, yerin dibine sokulmuştu. ben bunu ona nasıl söylerdim? hayır kimsenin parasını çalmıyordum, arkadaşıma yardım ediyordum ben. ama o adamın gözünde onun parasını çalıyordum ben. o çürümüş yüreği ve kör olmuş gözleriyle hepimizi para olarak görüyordu çünkü ve ben onun bir tane para kaynağını elinden almıştım. anlam veremedim tabi o zamanlar buna. ağladım sadece. ne vardı ki çünkü bunda. arkadaşımla ders çalışıyordum ben. niye kızmıştı bu adam bu kadar bana?

    o zamanlar anlam verememiştim de ben buna hala anlam veremiyorum. bu kadar mı parayla çalışır olmuştu kafası, böylesine ölmüş müydü insanlık? ölmüştü. ve 9 yaşındaki çocuklar buna anlam veremiyordu.
  • sopa cetveli. elleri açarak attığı dayaktan tatmin olmayan hocalar, sonra parmakları birleştirip vururdu. kar diz boyu okula geç kalınırdı haliyle, geç kaldınız diye daha eller ısınmadan vuran vicdansızlar vardı. o cetvelin tadına bakmayan insan evladı tanımıyorum. tebeşirle iyi nişan alamayıp ıskalayınca bir de sinir yapanlar ayrı bir panel konusu.
  • iki ablam bi ben ankara'da öğrenciyiz, onlar üniversite ben ilkokul. 100. yıl'dan cebeci'ye taşınıyoruz. bir pikapın arkasına eşyaları doluşturmuş üstüne de kendimizi açmışız ankara'nın buz gibi havasında, trafikte kırmızı ışıkta durunca arkamızda bir mercedes araba durdu. arabayı süren adam eşiyle beraber bizimle gözgöze geldiğinde içi parçalandı. sıkıntı bastı adamı bizi öyle görünce. ben de ibneliğine ablama daha bi sokuldum, elimi hohlayıp kulaklarımı kapattım. çocukluğuma ait iç burkan detay bu adamın içinin burkulmasıydı. türk filmi iyi zengini gibi adamdı adeta hulusi kentmen'di.
  • biz daha çocuktuk 17 ağustos 1999 depreminde.
    tüm çocukluğumuz sarsılmıştı ve içimiz burkulmuştu "deprem çocukları oyuncak arıyor" haberleri yapıldığında.

    salıncak çocukları bizim kaldığımız yerden devam ettiler yaşamaya, oynamaya hatta gülmeye.

    ben çocukluk ve buruntu kelimelerini yan yana getirince bu olayı anımsıyorum, geriye kalan her şey birinci anlamıyla hikaye oluyor.
  • sene 1990, yaz tatilindeyiz insanların arabalarına atlayarak güney sahillerine konaklaya konaklaya gittikleri zamanlar öyle tatil köyü falan daha yok varsa da çok revaçta olmadığı seneler..

    o zamanlar kullandığımız emektar murat 124 ile edirnenin enez ilçesinden antalyaya gitmek gibi çılgın bir plan yapmış aile bireylerim benim haberim yok (nasıl bir cesaretse bizimkilerde artık allahın yanar yangınında) yaşta epey küçük o zamanlar ablamla ikimiz arka koltukta kalan boş bir yere sıkıştırılmış vaziyette (piknik tüpüdür, su bidonudur mangaldır ne isterseniz arabanın içinde gece yorulduğumuz yerde kuruyoruz çadırı öyle bir tatil yani) annem ile babam ön koltuklarda tıngır mıngır yolculuğa başladık emektar murat 124 bir kaç kere su kaynattı bir kaç kere tekledi ama antalyaya çok ta büyük bir arıza çıkarmadan geldik...

    bilen bilir 90'lı yıllar enez tam bir mahrumiyet merkezi sınır bölgesi diye yabancı turistlere kapalı 2500 nüfuslu çok affedersiniz bülbül büzüğü kadar bir yer ne bir yayın yapan radyo, ne bir kasetçi ne de bir kaset var müzik olarak komple kör bir durumdayım yani müzik zevki muhteşem olan babamın bir iki kibariye bir kaç tanede deli selim kasedinden başka kaset görmemişim..

    antalya da dolaşırken her kasetçinin önünden geçerken "bir gün olur her yer sen olur" diye bir şarkı çalmakta duydukça da kesiyorum dükkanları aşkın nur yengi isimli birinin kasedi çıkmış böyle sezen aksu gibi birşey ama müzikte çok hoşuma gidiyor bu arada..
    arabadan indiğimiz gibi ilk hareketimi yaptım hemen "ben kaset almak istiyorum" dedim anneme..

    annem ayıptır söylemesi biraz haindir benim belli bir yaşa gelene kadar her isteğimin önüne bir takoz koymayı becermiştir klasik "paramız yok oğlum" dedi ama bu bana engel oldumu hayır tabiki "benim param var" dedim cebimden biriktirdiğim paralarımı çıkardım öyledir böyledir derken babamın desteğinide arkama alınca annem pes etti tamam dedi girdik kasetçiye babam aşkın nur yenginin posterini göstererek "bu kızın kasedini almak istiyoruz" dedi aldık çıktık ama dünyalar benim o anda arabanın arka koltuğuna gömüldüm o an arabanın içindeki sıcak falan hiç bir şey kalmadı jelatinini açtım yazılarını falan okudum arabanın teybine koymadım ön taraf dolu çünkü bir yerde mola verdiğimizde ön koltuğa kendim oturup müzik ziyafeti çekeceğim kendime niyetim o...

    bizim murat 124'te de böyle garip bir teyp var yanlış hatırlamıyorsam markası sanyo olması lazım hani iki tane büyük çevirmeli düğmesi olup birinden sesin açılıp kapatıldığı diğer düğmeden de radyo frekanslarının ayarlandığı eskilik bir şey ki hatırladığım üzere babam bunu enezdeki aygaz bayiinden almıştı benim bile o zamanki mantığıma ters gelmişti "baba tüpçü teyipmi satıyor niye teyp aldın oradan" diye sormuştum

    bir yerde durduk bizimkiler arabadan malzemeleri indiriyorlar ben büyük bir hızla annemin koltuğuna kuruldum kaseti teybine sokayım mı sokmayım mı düşünüyorum cesaretimi topladım kasedi teybe kaktım çalmaya başladı sevindim hatta şimdi bile hatırlıyorum sevincimi ilk şarkının ortalarında falanız "işte o zaman var ölouöourm beööen" gibi sesler eşliğinde "brulooup" dedi kaset sardı başımdan aşağı kaynar sular döküldü teybi kapattım hemen çıkarma düğmesine bastım ama çıkaramadı kasedi hain teyb, ağlamaklı oldum içerdeki çırpınmalarımı gören babam "kafasını uzattı ne oldu ulan üç kağıtçı " dedi benim çakmak çakmak gözlerimi görünce "çekil bakayım kenara" dedi bir iki zorlamadan sonra kaseti vermeye razı oldu adi teyp tabi sardığı kısımlar içeride olmak suretiyle bağırsak gibi uzanmış kısımları ile babam bana baktı "olmaz bu kopar oğlum" dedi iyice büktüm dudaklarımı adam öyle uğraştı böyle uğraştı olmadı en sonunda "çıt" diye koptu o zamanki mutsuzluğumu da hatırlarım öyle kopuk kaset elimde boynumu büktüm oturuyorum gözlerim bir yaşarıyor bir sakinliyorum falan annem "bak çarçur ettin paranı boktan boktan bir şeye " dedi (demiştim annem haindir biraz diye) bu benim için son damla oldu başladım ağlamaya ağlıyorum burnum akıyor burnumu siliyom elimin tersiyle falan babam şöyle sertçene baktı bir anneme, çadır kuruyor o anda işi bitince "kambercan22 gel bakalım seninle bir yere gidip gelelim" dedi bindik 124'e antalya ya döndük geri, babam bir kasetçinin önünde durdu arabadan indi kasetçiye girdi iki dakikada geri geldi "al bakalım" dedi baktım yeni bir aşkın nur yengi kasedi sevinçten havalara uçtum tabi geri döndük annem bir şey demedi bu sefer ama gel gör ki az önce yaşadığım acı tecrübeden sonra bir daha kasedi teyb'e koyamadım antalya yı gezdik geri dönüş yoluna çıktık kaset hep cebimde arada çıkarıp albüm kapağına bakıyorum şarkı sözlerine falan bakıyorum hiç okumadıysam 50 kere okumuşumdur ancak enez'e vardığımızda evdeki teyp te dinleyebildim zaten 1-2 sene de başka kasedim olmadı bunca sene geçti kaset hala bende durur gördükçe hep aklıma kasetin nasıl koptuğu ve babamın bana kıyamayıp yenisini aldığı aklıma gelir arar hatırını sorarım babamın hey gidi..
  • fuar'a gidildiğinde anne ve babaya zar zor aldırılabilen balon, bir orospu çocuğunun sana çarpması ve balonun gök yüzüne doğru ilerlemesi; alınmayacağını bildiğin için bir balon daha isteyememek, milletin her gün üçer beşer götürdüğü tadelle'lere bakarak babanın her gün getirdiği bir adet gofy gofret, baba'nın alamadım yerine sık sık "unuttum" demesi, ucuz ve plastik oyuncaklar, ve en önemlisi bunları hiç eziklik hissetmeden önemsememek ve çok mutlu olmak. şimdi bok gibi paran olmasına rağmen o çikolataları, aromalı cipsleri alerjilerden ötürü yiyememek, diğer sağlık sorunlarından ötürü istediğin gibi hoplayıp zıplayamamak ve renk renk balonları sadece akrabanın ve arkadaşların küçük çocuklarına hediye edebilmek çok koyuyor insana.
  • street fighter. benim hatırladıkça ne ezikmişim, şimdi o çocuklara erişebilsem bi çuval bozukluk verirdim diye düşünüyorum. bana ilk serseriliklerimi yaptıran, masumiyetimi kaybettiren dönemin en meşhur temsilcisiydi o oyun.

    30 yaşa dayamış biri olarak bu oyunla tanışmamın ne kadar eski olduğunu tahmin edebilirsiniz. anadoluda bir ilçede kurulan o zamanki bizim koyduğumuz adıyla ilk ateri salonunda tanıştık bununla ve daha niceleriyle. o zaman fakirlik diz boyu tabi. anne baba öğretmen. başka gelir de yok. kısaca lüksümüz yok ama karnımız tok olduğu için ve çocukluktan mutlu olmanın bir yolunu bulabiliyoruz. bazen pek beceremesek de.

    salonun kapısından girdik. tüm paramızla bir jeton aldık. büyük bi merakla makineye yaklaştık. abimle beraberiz. bi boktan haberimiz yok. iki sefil çocuğuz. jetonu attık makineye ya bismillah. adamlara bakıyoruz sırayla. yönetim abimde ama ben atladım şu iri olanı al diye. kesin döveriz herkesi. abimin de bir boktan haberdar olmadığından ve benim de hevesimden olacak seçiyor zangief'i. ilk raund abim ikinci raund ben dayak yiyoruz. jeton tek oyunda bitiveriyor. hevesimiz kursağımızda tek jeton parasıyla geldiğimiz gibi geri dönüyoruz. sonra zamanla öğrensem de ken ile ryu ile oynanacağını, otuz yaşıma geldim hala unutamam o anı. elimden gelse o iki çocuğu bulur bir çuval jeton verir hava kararana kadar oynamalarını sağlardım. sonra çıkarıp dondurma falan ısmarlardım. yine üzüldüm o çocuklara lan. ne zaman çocukluğum aklıma gelse zaten bu tarz anılar canlanır bende. kodum bozuk galiba.
  • turbo sakızda araçların bütün özelliklerini ezbere bilmeyi bişey sanardım. yok de tomaso pantera, yok isdera veya vector gibi uçuk arabaların her bir detayına bakıp hayranlıkla ve ağıza atılmış 3-4 tane turbo sakızı homş şomş diye çiğneyerek bakarken, bu turbo sakız serilerine sahip olmayı ne kadar çok istediğimi hatırlıyorum.
    anne yapımı,dumanı tüten üzümlü kek, yanında çay ve birazdan başlayacak kara şimşeğin heyecanıyla turbo sakız serilerimin hepsine yeniden göz atar, kara şimşek neden yok diye hayıflanırdım içlerinde.
    hangi ara başladı anlayamadım şahin diye bir dizi başladı sonra. bu kez kahramanımız motorsikletli ve yine mücadele ediyor kötü adamlarla her bölüm.
    çok sarmadı.
    önce keklerin tadı bozuldu sanki.
    ya anneler artık beceremiyordu ya da bakkaldakiler daha güzledi. sonra diziler bitti gitti. turbo sakızlar da yalan oldu.
    bir süre devam etti park halindeki arabaların camından hız göstergesine bakmak. en son 240 ı gördüğümde heyecanlanmış ve hemen bunu birilerine anlatmam lazım diye koşmuştum.

    sonra bir ara need for speed oyununu gördüm bir oyun satan dikkanda. lotus oynuyoruz o zamanlar pcde. lotus another world vs oynarken bu oyun ne manyak bişey gelmişti. ferrariler corvetteler filan.
    tıpkı turbo sakızlardaki gibi.
    şimdi altımda ferrari var ama ayn heyecan yok malesef (bkz: yalan)