şükela:  tümü | bugün
  • buruk bir gülümseme koyuverir insanın yüzüne, herşeyin tozpembe olduğu, dünyanın ebeveyn ve anneanne-büyükbaba 4lüsünden oluştuğu zamanları hatırlatır. babam işten gelirken hangi sakızı, hangi gofreti getirir acaba diye heyecanlandığını hatırlarsın ve şimdi neler için heyecanlamadığını, sevinemediğini. annenin işten dönmesini beklediğin zamanları hatırlamak, pencerede sokaktan geçenleri izlediğin zamanları hatırlamak garip bir etki yapar insanda. anneannenin daha genç olduğu cevizli, beyaz peynirli makarna yaptığı zamanlar, heidi nin dedesinin keçi sütünden içmeyi hayal ettiğin zamanlar, salıncaklara poponun sığdığı, eğreti durmadığın zamanlar. çocukluğu hatırlamak iç burkar, özletir . çünkü çocuk olmak insanların belkide dünyada değerli vakit geçirdiği tek dönemdir. dünyaya 70 cmlik bi yükseklikten baktığı zamanları hatırlamak, dünyayı hırstan, stresten, trafikten, kavgalardan, çirkinliklerden uzak bir gözle keşfettiğin zamanları hatırlamaktır.
  • hayatın kendi etrafında döndüğünü sandığın zamanların ve sadece senin için figüranlarla renklendirilmiş sandığın dünyanın; başka insanlar için de senin figüran olduğunu anlamandan önceki zaman dilimine için giderek bakmaktır.
  • "eski sen"'i "simdiki sen"'in cok ozlemesidir.
  • acı bazen; tatlı anıların içindeki büyük boşlukla dolu olduğu için.

    mesela ben; bir çift şıpıdık terlikle geçirirdim tüm yazı, oradan hatırlıyorum bazen çok eskiden çocuk olduğumu. sonra, eve ulaşmak için arnavut kaldırımlı dar sokaklardan birinden muhakkak geçmem gerektiğini.. kızmadığımı hatırlıyorum hiçbir şeye; kızmak nedir, bilmediğimi. tüylerini yoldukları tavukları güzelce pişirip, çöp bidonlarının yanına tüylerini gelişigüzel atıverdiklerini hatırlıyorum bir de gamsız ege insanı'nın. uzun sohbetler hatırlıyorum, içki masasında keyifle demlenen babama kaçamak bakışlar attığımı hatırlıyorum sonra, sırf eve nasıl gideceğimizi tahmin edemediğim için. arı kovanları hatırlıyorum sonra, bir gün o kovandaki arıları kızdırdığımı. annemin güzelliğini hatırlıyorum sonra, gözleriyle beni nasıl tatlı tatlı sevdiğini. yaz boyu üstümden hiç çıkarmadığım puantiyeli şortumu hatırlıyorum sonra, bisiklete binerken arkamdan kovalayan köpekleri. komşularımızı hatırlıyorum hep; nohutlu kerevizin tadını, sonra. ağladığımı hatırlıyorum, matematikten 5 alamadığımda içimdeki isyanı. aslanağızlarını hatırlıyorum hep, akşamüstleri içlerindeki balı emip, akşam yemeğine kadar ağzımda bıraktığı güzel tatla sofraya oturuşumu. yalnızlığımı hatırlıyorum hep; yalnız, özgür ve mutlu oluşumu. güvendiğimi hatırlıyorum hep, güvenmemenin ne olduğunu hiç bilmediğimi.

    fotoğraflarımı hatırlıyorum sonra, hiç çekilmemiş anları tablo gibi yaşadığımı.

    yazları daha çok hatırlıyorum çocukluğumu. hep gitmek duygusu içinde. bir gitsem, sanki orada minik bir ayrıkotu bekliyormuş beni gibi.. o yüzden belki, hep çağırıyor beni ege: ''gel ve hep burada kal'' der gibi. tüm diriliği ve dün gibi kalakalmışlığıyla.
  • iyi ki büyüdüm denilen hafızanızın size oynadığı oyun.

    bir travma sahibi çocukluğa sahip olan kişilerce acı veren durum.

    bilinçaltınızda bıraktığı hasar yüzünden daha çok hırslanır ve travmaya sebep olan kişiye, her çocukluğunuz aklınıza geldikçe zarar vermenize sebep olur. sonra da o kişi durur durur bu kız şimdi niye böyle yaptı manyak psikopat diye arkanızdan konuşur.

    bir de yazlığa gittiğiniz o koca 3 ay ile mutlu olabilmektir. zira artık çalışan kocaman insanlar olarak sadece 2 haftacık yıllık izniniz vardır.
  • masal prensesi gibi bir annenin ve cocukluk kahramani bir babanin seni anaokulundan almaya geldikleri aksam saatidir...
    karsiyaka'da, yazin anneanneyle gecirilen ögleden sonralaridir...anneannenin uydurdugu oyunlardir, anlattigi hikayelerdir, gecmisidir, sevgisidir, ilgisidir.
    geceleri sen yattiktan sonra kontrole gelen kedidir, kücük prens'in tilkisidir.
    kapiyi acip pamuk gibi, bulut gibi yumus yumus bir köpegi kucaklamaktir, ona aile olmaktir...onunla büyümektir...onu kaybetmektir.
    bazen de yillar sonra babanin büyüdügü eve gitmektir. esikte durmak, eski sokaga bakmak, kapiyi acmak ve iceri girmek...babanin babasini görmektir, onun hic degismemis oldugunu düsünmek, ama aslinda ölümlerle yaslanmis oldugunu kabullenmek bir yandan...ölümden önce, ölümden sonra... ya da iste böyle bir pazartesi gecesi hem hüzünlenmek hem gülümsemektir.
  • kimi zaman hüzünlenmenize kimi zaman keyiflenmenize neden olur. ne kadar saf olduğunuzu, dünyaya bakış açınızın ne kadar da farklı olduğunu fark ettiğiniz an büyüdüğünüze lanet eder ve hep çocuk kalmak istersiniz. her çocukluk anısı ayrıntısıyla hatırlanmaz zaten, ya sizde derin bir yara bırakmıştır ya da derin duygular. hatırlayabildiğiniz o mutlu anılara sıkıcı sarılın ve hiç unutmamak için arada sırada tekrar tekrar hatırlamaya özen gösterin. o anılar ki sizi bugünkü hayatın bunalmışlığından, dertlerinden ve yorgunluğundan kurtaracak, birkaç saniyeliğine bile olsa çocukmuşçasına hür ve neşeli hissetmenize sebep olacaktır.
  • 30 sene sonra oluyormuş.
    unutuyormuş insan çocukluk huylarını. öyle bir anda çıkıyorki karşına öyle bir tanıdıklık, kendi içinde bir yerde buluyorsun kendini.

    ağlardım ben, çok sevdiğim yeğenlerimin yanına gittiğimde, dönüş vakti ağlardım ben, gitmek istemezdim evime, hep onların yanında kalmak isterdim. merdiven trabzanlarına yapışırdım, gitmek istemiyorum diye. ağla ağla helak olurdum.

    hatırladım vallahı hatırladım, dün dönmek istemediğim yerden dönmek zorunda olduğumda hatırladım.
    30 yılda hıc bır yerde kalmak ıstemedıgımı farkederken hatırladım. yine ağladım.
  • acaba elime karahindiba aldığımda ona üflemeden önce bir dilek tutar mıydım?

    bu sabah uyandığımdan beri düşünüyorum bunu. bir türlü hatırlayamadım. sonra birden o kadar net bir şekilde çocukluktan fersah fersah uzak kaldığımı ayrımsadım ki, oturduğum yerde geri çekildim. şaşırdım, inanmak istemedim, inkâr ettim. öyle ya, ben hâlâ içinde çocuk saklayan koca bir çocuktum.

    değilmişim, değilmiş işte.
    artık fersah fersah uzakta kalan silik hatıralardan ibaret çocukluğum. geçen sene net hatırladığım şeyler, bu sene havaya karıştılar. ben mi uzaklaşıyorum o mutlu anlardan, onlar mı benden kaçıyor şu an emin olamadım. tek emin olduğum, zaman denen noktanın içinde ve korkunç bir hızla en sevdiğim anılardan uzaklaşıyor olduğum.

    anılar benden uzaklaşıyor ya da...

    çocukluğu yitirmek,* tutkuyu yitirmek galiba. artık bir şarkıyı bile tutkuyla sevemeyeceğim sanırım.

    bu entry, böyle yarım kalsın bakalım.

    ekleme: çocukluğu yitirmek adlı güzide eseri gidip çocukluğu hatırlamak başlığına yazmak; işte bütün olayın özeti bu.