şükela:  tümü | bugün soru sor
  • pencereden insanları seyrediyordum. bir kedinin ağzına doğru pis ayakkabısını uzatıp, çenesini ayağıyla okşuyor biri. kedi umarsız, bilinçsiz bir şekilde o pis ayakkabıya teslim oluyor. aynı şeyi ben yapsam bu kişioğluna, tepkisi ne olurdu diye merak ediyorum.

    başım çatlayacak gibi oluyor bazen, iki elimin arasına alıyorum. içi boşlukla doldurulmuş kutu gibi. ellerimin hissettiği şey başım bedenime bitişik değil de benden ayrı bir şey, herhangi katı ve hissiz bir nesne. çoğu geceler yatak odasının tavanında küçük bir noktaya odaklanıyorum. ay ışığı o noktayı özellikle belertiyor. nokta bir süre sonra hareket ediyor hissine kapılıyorum. dönüp dolaşıyor kendi etrafında. bazen büyüyor, genişliyor. sonra bir iğne ucu kadar ufalıyor. yine o hareketsiz, ölü durumuna dönüyor.

    yaklaşık 7-8 yaşından itibaren hep bir şeyler çizdim. hiçbir zaman hayal gücüme dayalı olmadı bu resimler. her defasında hoşuma giden, ilgimi uyandıran şeylere bakarak, onları adeta kopyalıyordum kâğıda. çizdikten hemen sonra annem uyumamışsa ona gösteriyor, çok güzel olduğunu düşündüğüm için, resmime övgüler yağdırmasını bekliyordum. o da "çok güzel, çok iyi, aferin" gibi otomatik cevaplar veriyor, duymak istediklerim bunlar olduğu için koltuk altlarım kabarıp, neşeleniyordum. babam o gece eve gelmemişti. iyi hatırlıyorum. annemle ben uyanıktık. bulaşıklara dalmıştı. evin direğini bekliyorduk. yine bir kalem kâğıt elimde, mizah dergisindeki karikatürleri çiziyordum. dizlerimi yere sabitlemiş, kâğıdın üzerine iyice eğilmiştim. yaptığım resim, dergidekinin ikinci nüshasıydı adeta. karikatüristin verememiş ya da vermek istememiş olduğu yüz ifadeleri, bir eksiklik oluşturuyormuşçasına onları yeniden ele alıyor, bakışlarına bambaşka anlamlar kazandırıyordum. mizah dergisinde ilk defa duyduğum “flört” kelimesi üzerine düşünmüş, en sonunda anneme sormuştum. saat gece yarısını çoktan geçmiş, annem hala bulaşıklarla boğuşuyordu. annemin bugüne kadar boş boş oturup düşündüğünü, otursa bile hiçbir şeyle oyalanmadan öylece durduğunu görmüş müydüm, hatırlamıyorum. elini önlüğüne silip, resmimi eline aldı. başını hafifçe yana eğdi. yüzüne, özellikle ağzına odaklanmıştım. ağzının iki ucu hafifçe yukarı kalktı. gözleri yine ağır ağır kapandı. "çok güzel, çok güzel çizmişsin," dedi. sonra koşup dergideki çizimi gösterdim. karşılaştırmasını istiyordum. bu kez çizimime olan hayranlığı iyice artmıştı ki “baban gelsin, ona da göster,” dedi.

    bu sevinçle orada yazan flörtün anlamını sordum anneme. flört etmek diye geçiyordu yazıda. annem, erkek ile kadının beraber yaşadıkları bir şey olarak açıkladı. yani annemle benim aramda da şu an bir şey geçmişti, ona sık eleyip ince dokuyarak yaptığım resmi göstermek, hatta salt annem için yaptığımı, belki o yanımda olmasa veya ilgilenmeyeceğini bilsem yapmaktan vazgeçeceğim bu resim ile annem arasında geçen bir şey vardı. bunun adına flört denmesine şaşırmıştım.

    çocukluğumda beni etkilemiş çoğu şey, ya da şu an düşündükçe beni hala etkileyen her şey çocukken onları tam kavrayamamaktan, anlamsızlığına bir anlam katamamaktan ileri geliyor. minareden yankılanan ezanı allah okuyor, diye belleyip, artık büyümüş olan bir insanın her ezan sesinden etkilenmesi de bu yüzdendir. sadece siyah-beyaz renkli televizyonların olduğu bir dönemde, televizyondaki insanların gerçekten siyah-beyaz olduklarını düşünmem, büyüdükçe bu yargımın değişmiş olmasına karşın, şu an siyah-beyaz bir film izlediğimde film sanatsal bir şey olmasa bile ondan etkilenmem hep bu yüzden. çocukluk nasıl geçiyor, neleri anlıyor, benimsiyorsak, büyüdüğümüzde de o hal üzerine oluyoruz. benim çocukluğum hep bir soru işaretiydi. onu doğru yaşadım mı, bilmiyorum. eksik yaşadım mı, onu da bilmiyorum. o zamanlara ait bildiğim tek şey hiçbir şeyi tam olarak algılayamadığım, anlamlandıramadığımdır. işte bu yüzden hayatı anlamsız görüyor, bu yaşamda mutluluğu anlamlandırmanın ne kadar zor olduğunu fark ediyorum. bizi ne mutlu kılıyor? yüzümüzü değil, içimizi güldüren, gıdıklayan, heyecanlandıran şey ne? her şeyi; acıyı, derdi, kuruntuyu, vesveseyi unutturabilecek kadar kuvvetli olan şey ne? hala bilmiyorum.